Yeter ki Müzik Olsun
  • Seninle Üç Dakika
  • _Giriş
  • _1975
  • _1976
  • _1977
  • _1978
  • _1979
  • _1980
  • _1981
  • Röportajlar
  • Konser Yazıları
  • _2019 Konserleri
  • _2018 Konserleri
  • _2017 Konserleri
  • _2015 Konserleri
  • _2016 Konserleri
  • _2014 Konserleri
  • Günün Şarkısı
  • Albüm / Şarkı Eleştirileri
  • Güncel
  • Yıldızlar
  • Klasikler
  • Ses Dergisi
  • Günlükler
  • _Eurovision 2011 Günlüğü
  • _Eurovision 2010 Günlüğü
  • _Nasıl TV Programı Yaptık?

Kerim Tekin – “Kar Beyaz”


Popüler müzikte ‘90’ların en parlak günleriydi. Kerim Tekin alabros traş edilmiş saçları, hafif tıknaz beden ölçüleri ve sempatik tavırları, gülüşüyle tam bir beyefendi, bir o kadar ideal bir damat adayı gibi çıkmıştı karşımıza ama sevdiği kızın “cici baba”sına inat pencereden eve girip sabahlara dek sevişmeyi teklif edecek kadar da yere bakan yürek yakandı aslında. Ben şahsen bir kız babası (ki Ege daha 1 yaşındaydı) olarak bir miktar sinir olmuştum kendisine “Hele bir gir o pencereden bak neler geliyor başına!” diyerek.


Şaka bir yana ilk albümüne adını veren “Kara Gözlüm” şarkı da en az “Cici Baba” kadar ses getirince Türk popunun sağlam bir ses ve parlak bir genç yıldız daha kazandığı konusunda hemen herkes hemfikir olmuştu. Nitekim ikinci albümü “Haykırsam Dünyaya” böyle düşünenleri haklı çıkarıyordu. Hele bir “Kar Beyaz” vardı ki, klasik olmaya adaydı. Kerim Tekin “cici çocuk” imajını da değiştirmiş, uzun saçlarıyla daha havalı olmuş, büyümüştü.


“Kar beyazdır ölüm,” diyordu şarkıda. Sözleri Kayahan’ın kızı Beste ve Tayfun Duygulu’ya, bestesi Tayfun Duygulu’ya ait bir şarkıydı bu ya da en azından kartonette öyle yazıyordu. Beste ve Tayfun o günlerde evliydi ve Kayahan’la Tayfun’un arası henüz bozulmamıştı. Kayahan kızına ve damadına çok destek veriyordu. Tayfun da kayınpederinin müzikal yeteneğinden, özellikle de bestecilik stilinden çok etkileniyordu belki de, bilemiyorum.


“Kar Beyaz” büyük patlamış, kıyametler koparmış ve Kerim Tekin’i genç popçular arasında başka bir yere konumlandırmıştı. Konserler, film ve dizi teklifleri gırla gidiyordu. 1998 yılı haziran ayıydı. Bir grup müzisyenle birlikte Afyon Sandıklı’da düzenlenen Sandıklı Termal ’98 Fuarı’na gitmiş, bir gece önce sahneye çıkmıştı. 


Fuar bir gün sonra bitiyordu ama o, bir arkadaşının nişan törenine katılmak için erken yola çıkmıştı. Yanında menajeri, onu keşfedip müziğe kazandıran müzisyen Halis Bütünley vardı. Arabayla İstanbul’a dönüyorlardı ve arabayı Kerim kullanıyordu. Henüz Sandıklı’dan yola çıkalı 20 kilometre olmuştu ki kömür yüklü bir kamyon ve bir süt tankeri yolda çarpıştı, kamyon Kerim’in kullandığı aracın üzerine çıktı. Kazadan Halis Bütünley yaralı olarak kurtulurken, Kerim Tekin oracıkta can verdi.


Bugün Kerim Tekin’in ölüm yıldönümü. 23 yaşında hayata veda etti, sesi şarkılarında, gencecik yüzü hafızalarımızda kaldı. Ruhu şâd olsun.  

1
Share

Bilge Su – “Yaralı”


Bursa doğumlu Bilge Su, küçük yaşlardan itibaren piyano ve şan eğitimi almış, yakın dönemde Süheyla Yengi’den aldığı şan dersleri ile de eğitimini pekiştirmiş. Bilge Su’nın ilk teklisi “Yaralı”, geçtiğimiz günlerde Run Ltd. ve SMM ortaklığı ile yayımlandı.


Şarkının sözleri Suat Kavukluoğlu’na, beste ve düzenlemesi ise Oğuz Çetiner’e ait. Birbirlerini yaralarından tanımış iki insanın Türkçe pop şarkılarında pek fazla kullanılmamış cümlelerle anlatıldığı, şiir dolgunluğunda şarkı sözleri ve hem serin hem de yakıcı bir melodisi var şarkının. Oğuz Çetiner’in elektronik pop sularında yüzdürdüğü bestesi Bilge Su’nun kendine has sesiyle doğru yerde buluşmuş. Henüz çok yetkin bir şarkıcı dinlemediğinizi hissediyorsunuz ilk dinleyişte ama ayırt edilebilir ses rengi şimdiden bir avantaj olarak kendini gösteriyor.


Türk pop müziğinin kıdemli tayfası büyük yüzdeyle bugünü yakalamakta zorlanırken, yeni isimlerin parlak çıkışlar yapması ve kendi kuşaklarını etki altına almaları hayatın doğal akışı. Buradan bakınca henüz çok genç olmasına karşın Bilge Su’nun onun kuşağının müziğini yakalayabilmiş Kavukluoğlu ve Çetiner’le, yanı sıra da genç müzisyenlere kapılarını sonuna kadar açmış Run Ltd. ile işe başlamış olması büyük şans.     

4
Share

Deniz Toprak & Selda Bağcan – “Gülüşün Kalır Bende”


1992 yılında piyasaya çıkan ve Selda Bağcan’ı ’70 ve ‘80’lerden alıp ‘90’lara taşıyan “Ziller ve İpler” albümü, o dönemin yeni yeni palazlanmaya başlayan pop müziği içerisinde bambaşka bir yerde duruyordu. Her Selda Bağcan albümü gibi derindi, kişilikliydi, nitelikliydi, kıymetliydi. Ama dahası her daim genç o sesin ‘90’larda yankılanması ayrıca iyi gelmişti hepimize. O albümdeki şarkılardan birinin şimdiye taşınması da bugün iyi geldi, ne yalan söyleyeyim. Daha ilk duyduğumda yüzümde bir gülümseme belirdi, mutlu oldum.  


“Gülüşün Kalır Bende”, ilk albümünü 2007 yılında yayımlayan Deniz Toprak’ın dördüncü albümüne adını veren şarkı olmuş. Geçtiğimiz günlerde Majör Müzik etiketiyle yayımlanan albümde Deniz Toprak, daha önceki albümlerinde olduğu gibi yine türküler ve türkü formunda besteler söylüyor.


Halk müziğinin daracık bir alana sıkıştırıldığı günümüzde türküler başka türlere, tarzlara meze ediliyor bolca. Gerçekten adlı adınca türkü söyleyen bir avuç insan kaldı. Deniz Toprak onlardan biri ve başından beri işini büyük bir özen ve sevgiyle yapıyor. Bu yeni albüm de bunu bir kez daha gösteriyor zaten.


Ahmet Telli’nin şiirinden Selda Bağcan’ın bestelediği “Gülüşün Kalır Bende”nin bu yeni versiyonunu Mehmethan Dişbudak düzenlemiş. Gayet sade, temiz bir düzenleme ve Deniz Toprak’ın pırıl pırıl icrasıyla şarkı bir kez daha hayat bulurken, Selda da Deniz Toprak’a sesiyle eşlik ederek el vermiş. Her daim genç müzisyenlerin yanında durmuş Selda ustalığının hakkını bir kere daha vermiş böylece. Nitekim albümü piyasaya süren firmanın da Selda’nın firması olması boşuna değil.


Albüm baştan sona çok güzel ama bu şarkıyla başlaması da ayrı güzel. Hâlâ keşfetmediyseniz Deniz Toprak’ı tanımak için şahane bir fırsat.  

0
Share

Teneke Trampet – “Cihangir Kedileri”


“Ah bir isim bulsaydık şu gruba,” demiş Yıldırım Türker şiirde. Hatta bulmayı da denemiş. “Aç Sınıfın Laneti, Haydut Aşkları, Altmış Dokuz, Sormagir, Pürtelaş, Arka Sokak, Kötülük Çiçekleri, Siyah, Sahtiyan, Çıplak Hayvan, Kadife Yeraltı, Hırsızın Günlüğü”… Şiir 1993’de yayımlanmış, Türker’in ilk ve tek şiir kitabının da adı olmuş. Sonra 2019’da grubun adı kendiliğinden çıkıvermiş ortaya: Teneke Trampet olmuş.


Son olarak 2017’de “Olmaz” adını taşıyan 7 şarkılık bir albüm yayımlamıştı Teneke Trampet. 2018’de ise “Silahsız” adlı parçalarını Sofar videosu olarak yayımladılar. Geçtiğimiz günlerde de Teneke Trampet’in yeni teklisi “Cihangir Kedileri” SMM etiketiyle piyasaya sürüldü. Şarkı aynı zamanda grubun üçüncü albümünün de ilk teklisi imiş.


Teneke Trampet’in müziğine birazcık aşinaysanız neden bu şiirden bir şarkı çıkarmak istediklerini anlamanız zor değil. Yine de altyazı vermek gerekirse, basın bültenine bir göz atalım: “Teneke Trampet, Yıldırım Türker’in aynı adlı hayranlık uyandıran şiirinden uyarladığı ‘Cihangir Kedileri’ şarkısında belki müzik yapmaya yeni başlamış bir grubu anlatıyor, belki de hiç müzik yapmamış kişileri. Ama bir şekilde çoğunluk tarafından farklı bulunan, sevilmeyen, istenmeyen, dışarı itilen insanları...”


Sevilmeyen, istenmeyen, dışarı itilen değil belki ama başından beri çoğunluğun suyuna gitmeyen şarkılar yazan ve söyleyen, onlar çalarken insanların sevdiklerine yalan söyleyemeyeceği bir grup Teneke Trampet. Çoğunlukla esprili, şakacı, bazen sorgucu, hatta rahatsız edici.


Bir şiirden şarkı yapmak hiç kolay değildir. Ya eksik ya fazla kalır bir şeyler, şiirin kendi melodisi, ritmi reddeder başka melodiyi, ritmi çoğu kez. Ama bazen de öyle olur ki şarkı anlamını katlar şiirin, sözünü bileyler. Çok ufak eksiltmelerle şiirin içindeki şarkıyı doğru yerden çekip çıkarmış Teneke Trampet. Şarkı şiire yakışmış, şiir Teneke Trampet’e zaten teşne.


Koyun şiiri, melodiyi, sözü bir kenara, adamlar ne güzel çalmış be kardeşim!    

0
Share

Hüsnü Arkan ve Arkadaşları – “Giderler”


“Nice geldiler gittiler, giderler… Beyler misafir, giderler…”

Çıktığı günden beri kaç kez dinledim bilmiyorum. Son zamanlarda bana bu kadar iyi gelen başka bir şarkı olmadı zira.


Hüsnü Arkan yazmış, Abbas Karacan, Efe Demiryoğuran, Deniz Bayrak, Vehbi Can Uyaroğlu, Mertcan Selçuk, Volkan Kirpik çalmış, Ahmet Ali Arslan, Alper Bakıner, Burhan Şeşen, Defne Bayrak, Erdal Güney, Ezgi Aktan, Gökhan Şeşen, Gözde Öney, Hüseyin Turan, Hüsnü Arkan, Kamucan Yalçın, Mahmut Çınar, Murat Ak, Onur Dilber, Saygın Akbudak ve Tuğba Tezer söylemiş, Tahta Kedi de yayımlamış. Doğa İçin Çal tadında bir iş çıkmış ortaya. Her cümle başka bir sesin rengi, kokusu, tadı, gülüşü, umudu, heyecanıyla bezeli.


Müzik dünyamızda pek sık rastlanmamış türden bir kolektif iş, bir çeşit imece. Ama dahası da var… Müziğin, sanatın aslında ne işe yaradığına dair unuttuklarımızı hatırlatıyor bize. Bir takım kerameti kendinden menkul klişelerin, kalite standartlarının, kategorizasyonların ötesinde… Kelimelerin gücünü hatırlatıyor. “Giderler” demek yetiyor mesela, kimin, niye, ne zaman, nereden nereye gideceğini söylemeye hiç gerek yok. Kalanını hayat tamamlıyor eninde sonunda; tarih şahit.


Bu zamanlara, bu yıllara, bu aylara, bu günlere ya da belki sadece bugüne, evet en çok bugüne bu şarkı yeter. Yazan, çalan, söyleyen herkesin eline sağlık.

0
Share

Güliz Ayla – “Öyle Sev”  


Bugüne dek iki albüm, bir dondurma şarkısı ve bir de “remix” tekli yayımlayan Güliz Ayla, popüler müziğe kendi rengini sürüp, kendi iklimini yaratmayı başaranlardan. Kısa sürede oluşturabildiği bu algı ve dikkat dağıtmayan, hedef saptırmayan duruşu ile kendine açtığı alan, kariyerinin uzun soluklu olacağına dair önemli bir gösterge.


Nitekim geçtiğimiz günlerde Sony Müzik etiketiyle yayımlanan yeni teklisi “Öyle Sev” de Güliz Ayla’nın yerinde saymadığını gösteriyor. Daha ziyade akustik tınılara sırtını yaslamış ve öyle de sevilmiş müziğini bu defa elektronik sulardan geçirir ve güncelin göbeğine demir atarken (ki bunun sinyallerini Ufuk Kevser’le yaptığı “Öldür Beni Remix” versiyonunda vermişti) kendi gibi olmaktan da vazgeçmemiş. Üstüne, gözle görülür, kulakla duyulur bir biçimde ayakları yere daha sağlam basarak şarkı söyleyen bir şarkıcı var bu şarkıda. Şu veya buna benzetemeyiz artık sesini, şarkıcılığını.


Söz ve müziği Güliz Ayla’ya, düzenlemesi Ufuk Kevser’e ait “Öyle Sev”, sıkılmadan dinlenebilecek, uzun yaz günlerinin fonuna rahatlıkla yerleşebilecek, ritmik, akılda kalıcı, sıcak bir pop şarkısı. Büyük harflerle bağırmayan, gürültüsüz, çapaksız, tertemiz…

0
Share
Acil Servis – “Sözlerini Bilmediğim Şarkılar”


Türkiye’de “baba rakçılar” diye bir başlık açıp sıralamaya kalktığınızda yazacağınız isimler aşağı yukarı bellidir. Hem uzun ömürlü hem de etki alanı geniş olmuş bu isimlerin ürettikleri müziğin ne kadarı gerçekten “rock” müziktir meselesi ise tartışmaya açıktır. Bu topraklar “rock star” bir yaşama da, tutun ki bir Amerikan ya da İngiliz stiline türdeş “rock” müziğe de doğma, büyüme ve yaşama şansını pek kolay vermemiştir çünkü. Kültürel dinamikler engeldir her şeyden önce. Hep söylerim, “rock” müzik hiçbir zaman bu ülkenin müziği olmadı, olmayacak. Peki bu, bu ülkede “rock” müzik yapılmasına engel mi? Elbette değil. İyisiyle kötüsüyle yapan yapıyor, yapmaya da devam edecek şüphesiz.


Bugünkü kadrosu Ertan Kızıltan, Arif Deniz Toker, Soner Doğanca, Çetin Güney Ve Orhan Yolsal’dan kurulu Acil Servis yukarıdaki acımasız genellemenin dışına çıkabilmiş ender gruplardan. 1992’de kurulan grup, sadece iki albüm yaptı o zamandan bu zamana a1ma o iki albüm bile Acil Servis’i “baba rakçılar” listesine şüphe duymadan yazabilmemize yeterdi. (Yazıldı mı, yazılıyor mu soruları ayrı bir tartışma konusu tabii.) Bilen biliyordu, zaman zaman ara verseler de konserleri ilgi görüyordu, o ayrı ama popülerlik eleğinin üstünde kalan bir grup oldu hep. İyi mi oldu kötü mü, o da ayrıca tartışılır.


Acil Servis’in ikinci albümü 2010 yılında yayımlanmıştı. Grup cephesinden 9 yıl aradan sonra gelen ilk haber ise yeni bir tekli oldu. Geçtiğimiz günlerde 1306208 Records DK etiketiyle yayımlanan tekli “Sözlerini Bilmediğim Şarkılar” adını taşıyor.


Söz ve müziği grup elemanlarından Orhan Yolsal’a ait bir şarkı bu. Gümbür gümbür, gürül gürül, cayır cayır, su katılmamış bir Türkçe “rock” şarkısı. Söz ve melodisi sağlam çatılmış ve en babasından da çalınmış, söylenmiş. 


Belki de Acil Servis tam zamanında geri dönmüştür ve bu sıfatları arka arkaya sıralayabileceğimiz bir Türkçe “rock” şarkısı hemen hiç düşmezken “timeline”larımıza, derde deva, hastaya çorba olacaktır. Umarım ve dilerim, bir uzun ara daha vermezler bundan kelli.

0
Share

Sibel Alaş – “Fem”


Yıl 1996. Hayatımda ilk kez bir bilgisayarım oluyor. İkinci el mikinci el ama aldığım kişi bu bilgisayar işlerinden o kadar iyi anlıyor ki zamanına göre çok üstün bir donanımı var bilgisayarımın. Düşünebiliyor musunuz, CD-ROM’u bile var!


CD-ROM ne işe yarar? Ne bileyim ben, oyun filan oynanır herhalde. Bir de program filan yüklenir CD’den. Müzik CD’lerini takıp dinleyebilirsin, evde şahane müzik seti olsa da o dandik bilgisayar kolonlarından çıkan ses daha havalı gelir.


İşte tam da o günlerde çıktı Sibel Alaş’ın “Fem” albümü. O zamanlar genelde önce kasetini, almaya değer görürsem de sonradan CD’sini alırdım albümlerin ama “Fem”i doğrudan CD olarak satın aldım paraya kıyıp (CD’ler çok pahalıydı evet.) Neden derseniz, Sony Müzik etiketiyle yayımlanan o CD’nin “multimedia” bir CD olduğu haberi çıkmıştı. 


Yani ilk defa bir müzik CD’sini bilgisayara takmanın fazladan bir anlamı olacaktı. Peki ne vardı bu “multimedia” CD’nin içinde? Bir önceki Sibel Alaş albümü “Adam”dan iki klip, bu albümle ilgili kısa bir röportajlar videosu, bir de şarkı sözleri, fotoğraflar… Hepsi bu kadar. Ama siz bilemezsiniz bir CD’yi bilgisayara taktığınızda kendiliğinden açılan o ekranda Sibel Alaş’ın fotoğrafının belirip şarkısının çalmaya başlaması nasıl bir heyecan yaratır o yılların teknoloji fakiri dünyasında, öyle böyle değil yani.


Neyse… İşte o CD’yi bilgisayara her taktığımda bu şarkı başlardı. Albümün adı olan “Fem”. Albümdeki en sevdiğim şarkı olması da cabası. Söz ve müziği Sibel Alaş’a, düzenlemesi Murat Yeter’e ait bir enfes şarkı. O zaman bu zaman ne vakit bu şarkı çalınsa kulağıma aklıma o Pentium 75 bilgisayarım gelir. İki insanın ortak bir şarkısı olur, aşk şarkısı, düğün şarkısı filan anlarım da bir insanoğlu ile bir bilgisayarın ortak şarkısı olur mu? Benim vardı. O da bu şarkıydı işte.

1
Share

Göksel – “Hiç Yok”


Göksel’in kendi tabiriyle “siyah beyaz dönemden renkli döneme geçişi” gayet şatafatlı bir biçimde devam ediyor. Nitekim “Tam da Şu An” ve “Bu Da Geçecek” den sonra gelen üçüncü tekli de çok renkli.


Geçtiğimiz günlerde Avrupa Müzik etiketiyle yayımlanan şarkının adı “Hiç Yok”. Söz ve müziği Göksel’e ait şarkının düzenlemesi ise Ozan Çolakoğlu tarafından yapılmış. Şarkı zaten muhtemelen Göksel tarafından ilk bestelendiği an “Beni Ozan Çolakoğlu düzenlesin”, diye bağırmıştır; aksi mümkün değil. Çünkü böylesi bir şarkıya bu derece disko topu ışıltısı verebilecek üç aranjör varsa memlekette, biri Ozan Çolakoğlu ve Göksel’le zaten daha önce de bir dolu şarkıya imza attılar.


Depresyondaydı, acıyordu, açık yarası vardı, gidemiyordu filan derken Göksel’in içinden çok frapan bir disko kraliçesi çıkmasın mı? Çıksın vallahi. Ne de güzel olmuş, nasıl da yakışmış. Hem çemkirmeden, atar gider yapmadan da lafını söyler o. Göksel o. Kimselere benzemez. Kendi dilinden söyler. Söylemiş.


Gayet kıpır kıpır, gayet enerjik melodisi, basbayağı da sloganlı sözleriyle bu yazın çalma listelerinde Göksel’e yer açacak bu şarkı, orası kesin. Öte yandan 20 yıldan fazladır ağırlıklı olarak kendi yazdığı şarkıları söyleyen birinin viraj alırken riske girmesi kaçınılmazdır ya; o riski de bir güzel aşıyor bu şarkı. Bu defa acı yokken, gözyaşı yokken, korku yokken görüyoruz Göksel’i ve ne şahane ki gördüğümüzden memnun kalıyoruz. Daha ne olsun?

0
Share

Pinhani & Cihan Mürtezaoğlu – “Değirmenler”



Geçtiğimiz günlerde sessiz sedasız şahane bir mini albüm çıktı. Daha doğrusu bir YouTube projesi daha albüm olarak dijital platformlara servis edildi. Buna alışmamız lazım. Kayıt teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte artık illa ki yalıtılmış stüdyolara ihtiyaç duyulmuyor. Bir evin bir odasında gayet de güzel ses kalitesiyle kayıt yapıp, aynı anda video da çekip müziği ister dinlemek isterse izlemek isteyenlerin derdine derman olabiliyorsunuz.


Pinhani ve Cihan Mürtezaoğlu da öyle yapmış. Bir araya gelmişler ve birlikte beş şarkı kaydetmişler. Yaptıkları işin adını da “Çekirdekten” koymuşlar. İsim manidar. Bilen bilir çünkü; ‘80’lerin ilk yarısında Fikret Kızılok ve Bülent Ortaçgil’in birlikte kurduğu Çekirdek Sanatevi vardı. O avuç içi kadar yerde akustik ve seyircili dinletiler yapılırdı. Sonra o kayıtların bir kısmı kaset olarak piyasaya sürülmüştü. O kasetlerden bir tek “Pencere Önü Çiçeği” isimli Kızılok – Ortaçgil albümü CD formatında basılıp bugünlere ulaştı. Diğerleri ise sadece arşivcilerin elinde var. Buna karşın Çekirdek Sanatevi müzik tarihimizin müstesna bir yerinde duruyor hâlâ.


“Çekirdekten” ismi de Çekirdek Sanatevi’ne bir selam gibi. Dahası o dinletilerde Kızılok ve Ortaçgil’in birlikte söylediği “Değirmenler”, Beğeni Müzik etiketiyle yayımlanan “Çekirdekten” projesinde bu defa Pinhani ve Cihan Mürtezaoğlu tarafından söyleniyor.


Bunun dışında dört şarkı daha var albümde. “İstanbul’da” ve “Bana El Salla”, Pinhani’den, “Bir Beyaz Orkide” ve “Bu Bir Yağmur mu?” ise Cihan Mürtezaoğlu’ndan. Birlikte çalıp söylüyorlar, parmaklarını kesip kanlarını birbirine karıştırır, kan kardeş olur gibi. Bize de mest olarak dinlemek düşüyor.


Güzel şarkılar, güzel müzik, güzel adamlar… Akustik furyasının içinde kalabalığa karışıp gitmemesi gereken bir proje bu. Kulak vermek lazım.  

0
Share

Soner Arıca – “Kaç Kere?”


Mevsim normalleri sebebiyle değil, siyasi sebeplerle gelemeyen, başlayamayan yazı herkes kendi şarkısıyla getirebilme iddiasında bu ara. “Benim şarkım / albümüm çıkmadan yaz gelmez,” kalıbı gırla gidiyor.


Nedir peki “yazı getiren şarkı”? Siz denizde oynaşırken plajdan bangır bangır duyulan şarkı mı? Gece yarısı bir kulüpten öbür kulübe akarken yolda önünden geçtiğiniz kulüplerden ve çıktığınız kulüpte ve dahi gideceğiniz kulüpte kulaklarınızda geçici duyma bozukluğu yaratmaya azmetmiş bir volümle dolan şarkı mı? Ya bütün Türkiye plajlardan ve kulüplerden ibaret değilse ne yapacağız? Mesela küçük bir kasabanın aile çay bahçesinde plastik sandalyelerde oturmuş çekirdek çitlerken de kopmak ister miyiz yazlık şarkılarla? Ya da balkonda pijamayla oturmuş kiraz yerken?..


İşte Soner Arıca da “yazlık şarkı” gündemini tersten okumuş son teklisiyle. Damardan kalbe yürüyen bir şarkı yapmış. Azıcık arabesk nağmeli, dertli, içli bir şarkı. Ama dertli filan dediysem de onun efendiliğini bilirsiniz işte, kendi nezaket sınırları içerisinde bütün kahrı, elemi. Öyle son moda arabesk rap, “trap” ve türdeş şarkılar gibi belden aşağı isyanlarda değil. ‘90’larda nasıl ince, nasıl romantikse yine öyle. Tabii hangi yılda olduğumuzu unutturmayacak kadar da güncel bir düzenlemeyle.


Arıca Müzik etiketiyle yayımlanan şarkının adı “Kaç Kere?” (bana soru işareti koymak gerekirmiş gibi geliyor; üzerinize afiyet, gramer bekçiliğine soyunmak gibi olmayacaksa.) Söz ve müziği Soner Arıca’ya ait şarkının düzenlemesini Miraç Kutlu yapmış. Hiç öyle yazı getirme, kışı götürme, listeleri sallama, tıkları toplama iddiasında bir şarkı değil. Zaten Soner yıllardır işin o tarafına hiç bakmadan dümdüz yürüyor yolunda. Bu şarkı da o yola ektiği bir başka çiçek tohumu. Hem sevenlerini memnun edecek hem de yıllar sonra geriye dönüp baktığında arkasında rengârenk açmış çiçekler görecek. Öte kaygılar boş ve yersiz, gelip geçicidir belki de kim bilir?


Bu arada şarkının klibine de özellikle dikkat çekmek isterim zira Soner bu klibin bazı sahnelerini Konya Karapınar’da yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan Meke Krater Gölü’nde çekmiş. Gökhan Özdemir’in çektiği klip nefis görüntülerle bezeli ama bir yandan da eskiden kuşbakışı görüntüsü bir nazar boncuğuna benzeyen bu doğa harikası gölün şu anki durumunun gündeme gelmesi gibi bir iyi niyet de güdüyormuş.

0
Share

Kenan – “Babalar”


Takip edenler hatırlayacaktır. Anneler Günü’nde şu bizim “Çilli Bom” Kenan’ın “Analar / Babalar” 45’liğinden bahsetmiş ve “Analar” şarkısını günün şarkısı yapmıştım. E bugün de Babalar Günü olduğunu göre, 45’liğin arka yüzünü çevirebiliriz.


Şarkının söz ve müziği Kenan’a ait. Zaten her iki şarkının müziği aynı, sadece sözleri değişik. İşin çarpıcı kısmı da orada başlıyor zaten. Çünkü Kenan “Analar” şarkısında vefakâr, cefakâr, evine, kocasına, ailesine kul köle olan bir anne portresi çiziyordu. Gelin görün ki “Babalar” şarkısında çizdiği baba portresi için aynı şeyi söylemek pek mümkün değil.


“Rakısını yudumlar, meyhanede sabahlar, boş kadehte dostluğu arar durur babalar,” diye başlıyor şarkı mesela. “Futbol senin canındır, açık tribün yuvandır, gol atınca takımın şahlanırsın sen baba,” diye devam ediyor. “Hesabını bilmezsin, parayı pek sevmezsin, olmasa da harcarsın, elin açıktır baba,” da cabası. Arada babasının çiftetelli oynamasından, tatlı kelam etmesinden de bahsediyor neyse ki ama Kenan’ın futbol ve rakı düşkünü babasıyla travmatik bir ilişkisi olduğunu gizlemeye yetmiyor bu övgüler. Yani insan babasını anlatacağı bir şarkıya neden “Rakısını yudumlar,” diye başlar ki?


Yine de eğlenceli mi? Evet, eğlenceli. Sadece “babalar babalar babalar” vokalleri bile yeter günü şenlendirmeye.

Baba olanlar, henüz olmamışlar, babasının elini hâlâ öpebilenler ve “baba” diyecek kimsesi kalmamışlar… Ne fark eder ki? Hepimizin Babalar Günü kutlu olsun.

0
Share

Mart Gibi – “Şizofreni”


Ertuğrul Teber, Batuhan Mangaloğlu, Gökhan Erdoğmuş ve Ege Akkaya’dan oluşan Mart Gibi, 2017’de kurulmuş. Grubun ilk teklisi “Duraklar” 2018’de yayımlanmış. 2019’da ise ilk olarak “Ofsayt Bayrağı” adlı teklilerini piyasaya sürmüşler. Mart Gibi’nin üçüncü teklisi “Şizofreni”, geçtiğimiz günlerde Fono Müzik etiketiyle yayımlandı. Şarkının söz ve müziği Ertuğrul Teber’e ait, düzenleme ise grup tarafından yapılmış.


Esprili, ironik, yer yer absürd şarkı sözleri, akılda kolay kalan, kolay eşlik edilebilen melodiler ve retro tınılar… Son yıllarda alternatif kulvarda çok sayıda böyle grup çıktı. Hepsi de kendi kitlelerini bir şekilde yarattılar ve başlarda hafife alınan hatta “tuhaf isimli gruplar” şeklinde kategorize edilerek bir parça küçümsenen bu grupların büyük kısmı zaman içerisinde müziklerini olgunlaştırarak yollarına devam ettiler.


Mart Gibi’nin de şimdilik benzerlerinden çok fazla ayırt edilemeyecek bir müziği olsa da ilk üç tekliyi arka arkaya dinlediğinizde bile fark edilebilen bir ilerleme yolunda oldukları ortada. Son yayımlanan “Şizofreni” üçü arasında en parlak olanı. Tam bir konser şarkısı; delice eşlik edilebilecek, marş gibi söylenebilecek. Bununla beraber bir derdi olduğu belli şarkı sözlerinin “bu gece gelsen, bir benim olsan, çok güzel olur” noktasına bağlanmasında bir anlam bütünlüğü sorunu var. “Bütün o hezeyanlar bunun için miydi yani?” diye sorasınız geliyor.


Henüz çok profesyonel değil belki ama samimi, sıcak, eğlenceli ve kolay ilişki kurulabilecek bir müziği var Mart Gibi’nin. Bu da benim önemsediğim ve kıymetli bulduğum bir şey. Kendi adıma bundan sonra yapacakları işlerin takipçisi olacağım.  

0
Share

Berksan Feat. Turaç Berkay – “Yeni Biri”


Çok doğru bir yoldan ilerliyor ve çok doğru işler yapıyor Berksan. Onun kuşağından Türkçe popun 2000’li yıllarından sıyrılıp, 2020’li yıllara göz kırpabilen pek fazla isim sayamayacağız bu gidişle. Berksan sayabileceğimiz birkaç isimden biri olabilir.


2018’de yayımladığı “Ben” ve “Yok Öyle Dünyam” ve 2019’da yayımlanan “Sakin” ana akım pop müziğin ritmini, “sound”unu, dilini yakalayabilmiş şarkılardı. Geçtiğimiz günlerde Sony Müzik etiketiyle piyasaya çıkan “Yeni Biri” de öyle.


Berksan zaten bir süredir şarkılarının düzenlemelerini kardeşi Turaç Berkay Özer’e emanet ediyor. Fakat bu teklide “featuring” durumu var. Sözlerini Berksan’ın yazdığı şarkının bestesi ve düzenlemesi Turaç Berkay’a ait. Klipte de görünüyor Turaç Berkay. Sanırım “featuring” durumunun sebebi de bu (bu meseleler çok karışık, tam anlamıyorum bazen.)


Sürükleyici bir pop şarkısı “Yeni Biri”. Akılda kalıcı sözleri, melodisi ve modern düzenlemesiyle pop sevenlerin bütün isteklerine cevap verebilecek türden. Bu yaz sıkça duyacağımız şarkılardan biri olma ihtimali yüksek.

0
Share

Candan Erçetin – “Onlar Yanlış Biliyor”


O zamanlar albümler en çok kasetlerden dinlenirdi. Öyle fırt atlatayım pırt ileri alayım denmez, bir kaset takılır ve başından sonuna kadar çalınırdı. Öyle olunca da en çok seveceğimiz şarkı kasetin neresinden çıkacak bilemezdik, en güvenilen şarkılar kasetin A ve B yüzlerinin başına konulmuş olsa bile…


Nitekim “Onlar Yanlış Biliyor” da albümün dokuzuncu sırasındaydı. Ona gelene kadar çok şarkı vardı. Ama bugün “hit” olma ihtimaline güvenilip tekli olarak piyasaya sürülen birçok şarkıdan daha “hit”ti. Bunu anlamamız için çok fazla zaman geçmesine gerek kalmadı. Bir de üstüne üstlük Candan Erçetin şarkıya sarı sonbahar yapraklı şahane bir klip çekince şarkı önceden fark etmeyenlerin bile radarına girdi.


"Onlar Yanlış Biliyor"un da içinde yer aldığı ve 1997 yılında Topkapı Müzik etiketiyle yayımlanan ikinci Candan Erçetin albümü “Çapkın”, neresinden baksanız “hit” dolu bir albüm olarak müzik tarihine geçti. Erçetin o günün pop müziğine hem yeni öneriler getiriyor hem de kendine has sesi ve şarkılarıyla ismini benzersiz bir yerde konumlandırıyordu.


“Onlar Yanlış Biliyor”un şarkı sözü yazarı Sinan müstear ismiyle Hakan Karahan, bestecisi Candan Erçetin’di. Düzenleme ise Kıvanch K. tarafından yapılmıştı.


Bugün bile, üstünden geçen 22 yılın ardından tekrar dinlediğinizde, hiçbir şeyin eski tınlamadığı bir şarkı bu. Hatta o albümün tamamı için de rahatlıkla söylenebilir aynı şey.

0
Share
Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa

Hakkımda


Photo Profile

Yavuz Hakan Tok
Müzik Yazarı / Eleştirmen / Arşivci

2001 yılında Bir Zamanlar adlı internet sitesinde müzik yazıları yazmaya başladı. Yanı sıra yazıları, Zip İstanbul, Koara, İkinci Kanal, Caretta, Mezun Life, Popüler Tarih dergilerinde, Bugün gazetesi ve Milliyet gazetesinde yayımlandı.

Daha Fazla



Takip Et

  • Instagram
  • YouTube
  • Twitter
  • Facebook

Bu Hafta Çok Okunanlar

  • Tarkan Kurtlar Sofrasında
     TARKAN - "KUANTUM 51" Tarkan'ı öncelikle günün avam tarz ve türlerinden uzak durduğu, "rap"çilerle filan iş birliği...
  • Çeşitli Sanatçılar - "Kayahan'ın En İyileri 1"
    “YOLU SEVGİDEN GEÇEN” ŞARKILAR (1. BÖLÜM)  NTV’de yayınlanan Söz ve Müzik belgeselinin Kayahan özel bölümü için kolları sıvadığımızda 2014...
  • Prestij Müzik'in Film Gibi Hikâyesi
    (Milliyet Sanat dergisi Şubat 2023 sayısında ve 5 Şubat 2023 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanmıştır.)    1997 yılında bir vesileyle Pre...
  • Buray - "Sahiden"
    SICAK VE SAMİMİ (30 Ocak 2017 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.) Yakın dönem pop müziğinin k...
  • Rüya Çağla Röportajı
    Bizim kuşak ergen yaşlarında yetmişleri dolamıştı diline. O ispanyol paça pantolonlar, devasa yakalı, göğüs bağır açık gömlekler, apartma...

Arşivden

  • Suna Yıldızoğlu Röportajı
    Yabancı Gelin Sonia, Türkiye'de nasıl ünlü bir sinema oyuncusu ve şarkıcı oldu?.. Yetmişlerde ona kim, neden açık çek verdi? Dillere...
  • Prestij Müzik'in Film Gibi Hikâyesi
    (Milliyet Sanat dergisi Şubat 2023 sayısında ve 5 Şubat 2023 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanmıştır.)    1997 yılında bir vesileyle Pre...
  • Ne Kadarı Fatih, Ne Kadarı Mabel?
    MABEL MATİZ - "FATİH"  “Yahu bu ne? Bu zamanda 25 şarkılık albüm mü olur? Kim dinleyecek bunu?” “Şarkıların hepsi birbirine benz...
  • İzlediklerim Ocak 2012
    ENBE ORKESTRASI - "SENDEN KIYMETLİ Mİ?" Bütün tartışmalara, eleştirilere rağmen popüler müzik piyasasında ENBE damgası vurulmuş ...
  • Oya Bora Röportajı
    "Hani Peter Pan masalı gibi bir hayal dünyası vardır ya; orada kötülük yoktur, orada ihanet yoktur, orada acı çekilmez. Bizim şarkılar...
Copyright © 2019 Yeter ki Müzik Olsun

Created with by Beauty Templates | Distributed by Gooyaabi Templates