Bu Blogda Ara

18 Kasım 2018 Pazar

Gökçe Kılınçer Röportajı


"HALK DA MELODİYİ ÖZLEDİ"


2014 yılında yayınlanan “Aşk Beni Bulunca” adlı teklisiyle müzik sektörüne ilk profesyonel adımını atan Gökçe Kılınçer, 2016 yılında ilk albümü “Kalbimde İzi Var”la adından bir hayli söz ettirmişti. Üniversite yıllarında eğitim için gittiği Londra’ya yerleşen ve müziğini orada üreten Kılınçer, bugünlerde Hicazplaks etiketiyle 45’lik plak formatında yayınlanan yeni teklisi “Sev Derim / Neyleyim” ile tekrar gündemde.



Röportajı okumak için bu cümlenin üzerini tıklayabilirsiniz. 

4 Kasım 2018 Pazar

Demirhan Baylan Röportajı


"YAŞLANDIKÇA DAHA CESUR OLMAK GEREKİR"


Bir dönem Bulutsuzluk Özlemi’nin bas gitaristi olarak tanıdığımız, sonrasında hem solo işleri hem de içinde yer aldığı kolektif çalışmalarla adından söz ettiren Demirhan Baylan memleketin nevi şahsına münhasır müzisyenlerinden. İkiz çocuk sahibi olduktan sonra müziğe dört yıllık bir “babalık molası” veren Baylan, geçtiğimiz günlerde kendi hesabına yayınladığı yeni albümü “Yapayanlış Şarkılar”la tekrar sahaya döndü. Demirhan Baylan’la yeni albümünü ve daha fazlasını konuşmak için sonbahara selam duran bir Kuzguncuk öğleden sonrasında bir araya geldik.  



28 Ekim 2018 Pazar

Seyyal Taner Röportajı


"KİMSE KALBİNİN İŞİNE SON VERMESİN"


“Ülkü Aker o şarkıyı yazdığında benim yaşım çok gençti,” diyerek başlıyor anlatmaya. Şarkı birdenbire patladı, plağı çok sattı, Altın Plak aldı. “Hemen peşinden bir şey daha yapmak lazım,” diyorlar. Ülkü de diyor ki “Genç yaşında kalbinin işine son verdirttik kızın, bari bu defa kalbini affettirtelim.” Sonra da oturup “Kalbimi Affettim”i yazıyor. Ama ben sonra anladım ki bu işin yaşı başı yokmuş. Kalbin işine hiç son vermemek lazım.”




Rock Müzikaller

HÂLÂ MÜZİKAL, HÂLÂ ROCK



(Milliyet Sanat dergisi Eylül 2018 sayısında yayımlanmıştır.)

‘80’li yıllarda tek kanaldan yayın yapan siyah beyaz televizyonlarımızda az buz müzikal film izlemedik. İncir çekirdeğini doldurmayacak konuları, durup dururken şarkı söylemeye ve dans etmeye başlayan oyuncuları, neşeli şarkılarıyla o şahane müzikal filmler… Müzikallere tutkuyla bağlanmış bir kuşak varsa bu ülkede, bilin ki televizyon sayesindedir. Zira ne Braodway prodüksiyonlarının Türkiye’ye gelebilmesi ihtimali mümkündü o yıllarda ne de Türkiye’de kısıtlı imkanlarla sahneye konulan yerli ve yabancı müzikallerin Broadway ihtişamını yakalaması. İyisiyle kötüsüyle yapılanları da sevdik, bağrımıza bastık, o ayrı. Ama yurt dışına gidip yerinde izlemek gibi bir lükse sahip değilseniz, müzikalin hasını izlemek ancak filmler sayesinde mümkün oldu memlekette.

Şimdilerde zaman zaman yurt dışından büyük prodüksiyonlar gelip Türkiye’de perde açıyor açmasına ama bizim için o çapta müzikaller sahnelemek hâlâ zor.


Müzikaller tarihinde iz bırakmış müzikallerden temaları bir araya getiren Rock Müzikaller adlı gösteri on bir yıl aradan sonra ikinci kez sahneleniyor. Rock Müzikaller’in 2018 versiyonu 24 Eylül’de Harbiye Açık Hava Tiyatrosunda izleyici karşısına çıkacak.



Türkiye’de pek azı sahnelenebilmiş Hair, We Will Rock You, Rock of Ages, American Idiot, Jesus Christ Superstar, Footloose, Rent ve School of Rock gibi müzikallerden bölümlerin yer alacağı bu gösteri kalabalık bir kadroyla sahneye konuluyor. Aslı Gökyokuş, Ayça Varlıer, Erdem Yener, Evrencan Gündüz, Fatma Turgut, Ferman Akgül, Gripin, Güvenç Dağüstün, Özge Borak, Özge Fışkın, Seran Bilgi ve Şehnaz Sam’ın yanı sıra Zuhal Olcay da konuk sanatçı olarak sahnede olacak o gece. Bu ekibe genç yeteneklerden oluşan bir dans grubu ve koro da eşlik ediyor. Uniq İstanbul’da dansçı seçmelerinin yapıldığı gün gösteri ile ilgili detaylı bilgi almak üzere yapım ekibinin konuğu oldum.


Gösterinin yapımcılığını Nurcan Karaca, yönetmenliğini Onur Turan, müzik direktörlüğünü ise Tuluğ Tırpan üstlenmiş. Koreograf Nur Sonbahar, dekor tasarımı Aslı Varlıer, görsel sanat tasarımı ise Cevdet Canver imzası taşıyor.

“İlk kez 2006’da Broadway’den İstanbul’a Müzikaller projesini yapmıştık. Umulmadığı kadar ilgi görünce bir sonraki sene Rock Müzikaller’i yapmaya karar verdik. Geçtiğimiz yıl Broadway’den İstanbul’a Müzikaller projesini tekrar ettik. Bu sene de Rock Müzikaller’i yeni bir kadro ve güncellenmiş bir içerikle tekrar ediyoruz,” diye anlatıyor projenin mimarı Nurcan Karaca. Daha önce İbrahim Tatlıses ve Şebnem Ferah’ın senfonik konserlerine de imza atan Karaca gerçek bir müzikal tutkunu olduğunu da söylüyor.   


Sözü tam bu noktada yönetmen Onur Turan devralıyor. Onur Turan Haldun Dormen ekolünden yetişmiş genç bir yönetmen. “Aslında bu defa müzikalin bir şov olduğu mantığından bir tık öteye çıkarak, o müzikallerin kendi dönemlerinde anlatmak istediklerini, alt metinlerini çok da ajite etmeksizin seyirciye vermek istedik. Mesela bunlardan bir tanesi çocuk istismarı meselesi. Ayça Varlıer, Aslı Gökyokuş, Özge Borak ve Fatma Turgut, Spring Awakening müzikalinden ‘Mama Who Bore Me’ ve ‘The Dark I Know Well’ adlı şarkıları çocuk istismarına dikkat çekmek ve dur demek için söyleyecekler. Bunun gibi birçok kurgumuz var.”


Onur Turan bu gösterinin müzikal şarkılarından oluşturulmuş bir konser gibi algılanmamasını gerektiğinin altını çiziyor sonra: “Belli müzikallerin belli şarkılarından bloklar oluşturuyoruz evet ama her blokun kendi içinde bir teması var ve bütün bloklar birbirine bağlı. Hem müzikal anlamda hem de reji anlamında. Yani bu bir konser formatı değil. Öyle olsaydı zaten ne bana ne Tuluğ’a ihtiyaç olurdu ne de özel çok fazla prova yapmaya. Bir de şunun altını özellikle çizmek lazım: Biz sadece ‘rock’ müzik dinleyen insanlara hitap eden bir proje yapmıyoruz; müzikal tiyatro izleyicisine yönelik bir iş yapıyoruz. Nitekim kadromuz da geniş bir yelpazede ‘rock’ müzik yapan şarkıcılar ve müzikal tiyatro dünyasının yıldızlarından kurulu. Seçtiğimiz müzikaller arasında ‘hard rock’ türünde olan da var, ‘pop rock’ türünde olan da. Öyle bir denge kurduk. Yani sadece cayır cayır elektronik gitarların çalındığı bangır bangır bir müzik olmayacak o gece.”


Kullanılacak şarkıların nasıl seçildiğini ise müzik direktörü Tuluğ Tırpan anlatıyor: “Bir beyin takımımız var; birlikte seçiyoruz. Her ne kadar bu bir şovsa da kendi içerisinde dinamikleri olan bir iş. Bu işe gönlünü katarak dâhil olmuş arkadaşlarımızın da kendilerini en doğru şekilde prezante edebilecekleri şekilde bir şarkı dağılımı yapmaya çalışıyoruz ki bu çok önemli. Çünkü baştan sonra bir müzikali oynamasalar bile söyledikleri şarkılarda bir karakteri seslendiriyorlar aslında; sadece şarkı söylemiyorlar. Bu yüzden de biraz zorlanıyoruz hem kendimizi hem de onları mutlu etmek adına. Bir sürü şarkı geliyor gidiyor. O olsun, bu olmasın… Ama şimdiye kadar aşağı yukarı hep on ikiden vurduğumuzu düşünüyorum.”  


Tuluğ Tırpan Viyana Konservatuarı ve Viyana Müzik Akademisi’nden mezun bir klasik müzik ve caz piyanisti. Yıllardır Türkiye’de sayısız önemli müzikal işe imza atmış Tırpan, Avusturya’da yaşadığı dönemde de benzer projelerde çalıştığını söylüyor. “2007’de Türkiye’ye yeni dönmüştüm ve Sertab Erener beni Nurcan’la tanıştırınca Rock Müzikaller projesinde birlikte çalışmaya başladık. Bildiğim ve yaptığım bir işti aslında ama uzun yıllar yurt dışında kaldığım için Türkiye’de kimseyi tanımıyordum. Alman, Avusturyalı, İsviçreli müzikal yıldızlarının seslendirdiği şarkıları bir kez de bizimkilerden dinleyince bu beni olumlu anlamda şaşırtan bir deneyim oldu. Bizde de nasıl bir potansiyel olduğunu gördüm. Seyircinin ilgisi de bizi çok sevindirdi işin doğrusu.”


Nurcan Karaca on bir yıl önceki gösteride yaşadıkları bir deneyimi anlatıyor bunun üzerine: “Hayko Cepkin’in ilk müzikal tecrübesiydi. Tuluğ’un onun için seçtiği ve ona yakışacağını düşündüğü şarkıyı söylememek için epeyce direndi. Sonunda kabul edip söyledi ve o şarkı gösterinin en çok alkış alan, en beğenilen bölümlerinden biri oldu. Kimin neyi nasıl yapabileceğini, hangi şarkıyı doğru taşıyabileceğini çok iyi gözlemleyebiliyor Tuluğ. Bu konuda hem yeteneği hem de tecrübesi çok. Mesela o gösteride Hayko’nun söylediği şarkıyı bu defa Ferman Akgül söyleyecek. Parça aynı ama yorumlayacak kişiye göre hem şarkının icrası hem de reji değişiyor. Bambaşka bir şey çıkıyor ortaya.”


Nurcan Karaca “Aslında yola ilk çıktığımızda amacımız yeni bir müzikal yapmaktı,” deyince Tuluğ Tırpan da onaylıyor bunu. “Üçümüzün de hayali bu hâlâ. Gönül istiyor ki böyle bir tek bir gece de değil, Broadway’deki oyunlar gibi ya da Türkiye’deki Lüküs Hayat gibi on – on beş sene devam etsin, insanlar karakterleri tanısınlar, sevsinler, yıllar sonra çocuklarına anlatsınlar.”


Bunun eskiden olduğu gibi bugünkü Türkiye şartlarında da hiç kolay olmadığını, yakın zamanda bir müzikal projesinin içinde yer almış ve hâlâ yer almakta olan biri olarak çok iyi biliyorum. Ama her şeye rağmen yazının başında bahsettiğim o müzikal tutkusuna benim gibi kendini kaptırmışların arasında olmanın verdiği tanıdıklık duygusuyla içten bir “İnşallah”, diyorum. Sonra şeytan dürtüyor tabii ve sormadan edemiyorum: “Yeni bir müzikal yapılsa hem oyunculuk hem şarkıcılık hem de dans performansı açısından bu işin altından kalkabilecek kimler var Türkiye’de?”

“Bu Fatih Terim’e hangi oyuncuyu transfer edeceksin diye sormaya benziyor,” diyor gülerek Tuluğ Tırpan. “İsim vermeyeceğim ama ben şu anda Türkiye’de altmışa yakın ismin böyle bir projede neyi yapıp neyi yapamayacağını biliyorum.”


Sohbeti bitirip hep beraber bir üst kata çıkıyoruz. Seçmelere katılacak genç dansçılar bizi bekliyor. Derken gösteri dünyasında kullanılan tabiriyle “audition” başlıyor. Laf aramızda dansçıların oracıkta verilen koreografiyi nasıl kolayca ezber edip nasıl hatasız tekrar edebildiklerine yine şaşırıyorum. Buna hep şaşıracağım sanırım; zira o başka bir yetenek ve zekâ işi. Günün sonunda dilime takılıp kalansa “audition” sırasında defalarca kez çalınan aynı adlı Abba müzikalinin şahane şarkısı “Mamma Mia” oluyor haliyle. (Ama bu şarkı 24 Eylül’deki gösteride yokmuş, onu da söyleyeyim.)


AĞUSTOS 2018