Kırmızı “boxer”ı, beyaz fanilası, pofuduk terlikleri,
bornozu ve kışlık şapkasıyla İstiklal Caddesi’nde deliren genç adam bu defa bir
kumsalda açıyor gözlerini. Deniz, kum, güneş, dondurma, tekne, yel değirmeni, dünya
güzeli bir kız… Alabildiğine yazlık bir rüya bu. Şarkı da öyle. “İmkânı Olan
Delirsin”, nefis bir Türkçe “reggae”.
Akustikadam, “Neden?” adlı şarkısını bu yılın ilk aylarında
yayımlamıştı. Kendi hesabına yayımladığı yeni şarkısı “İmkânı Olan Delirsin” de
yukarıda bahsi geçen devam klibiyle servis edildi.
Bir önceki şarkının hem eğlenceli
ve pop, hem de alternatif “sound”u, yapısı ve kurgusu, yâni Akustikadam’ın
akustik olmayan müziğe bakış açısı bu kez bambaşka bir türün sularında kendini gösteriyor.
Şarkının söz ve müziği Akustikadam’a ait, düzenleme ise Mehmet Tan tarafından
yapılmış.
Yine hınzır sözler (“Kalbinde yokmuş yerim, ben ayakta da
giderdim”e bayıldım mesela), yine dinleyeni zapt eden bir melodik yapı, bir
miktar “auto-tune” ve “reggae”nin kışkırtıcı ritmi… Klibin sonunda dünya güzeli
kızın bir zabıta amcaya dönüşmesi biraz can sıksa da “devam edecek” ibaresi bir
sonraki şarkıyı ve klibi merak ettiriyor.
Akustikadam’ın (yâni Mert Erşahin’in)
senaryosunu da kendi yazıp yönettiği klip işin eğlencesi tabii. Aslolan müziğiyle
sunduğu öneri ve samimiyet ki o da müziğin bunca kir pas içinde kaldığı bir
dönemde ferahlık ve temizlik hissi veriyor dinleyene.
Keşke onu ilk tanıdığımızdaki o fişek gibi dans edip şarkı
söyleyen yıldız adayı haliyle kalabilseydi. Keşke bir parça “cool” durabilseydi,
kendini koruyabilseydi. Keşke malum televizyon şovunda bu kadar fazla süredir
jüri üyeliği yapıp yüzünü bu kadar eskitmeseydi. Keşke kariyerini daha doğru
yönetebilseydi…
Söz konusu Hadise ise “keşke”ler uzar gider… Evet, tüm
yanlışlarına ve hatalarına karşın bir dönemin çocuklarını yakalayıp şimdinin
gençlerinin gözdelerinden biri olabildi belki; seveni, takip edeni hiç az değil
ama ben kendi adıma onun hep potansiyelinin ve aslında konumlanabileceği yerin
altında kaldığını düşünüyorum. Tabii hayatta hiçbir şey için hiçbir zaman geç
değildir, o ayrı.
Hadise’nin 2017 çıkışlı son albümü “Şampiyon”, birden fazla “hit”
çıkararak misyonunu yerine getirdi. O günlerin Türk popu standartlarını fazla
zorlamayan, kendi meşrebince eli yüzü düzgün, derli toplu bir albümdü. Hadise, o
albümün en büyük “hit”i olan “Sıfır Tolerans”ın ekmeğini uzun süre yedi,
yetmedi 2018’de şarkının bir de akustik versiyonunu yayımladı. Yeni Hadise
şarkısı “Geliyorum Yanına” ise geçtiğimiz günlerde Fanta Music etiketiyle servis
edildi.
Firma isminden de anlaşılacağı üzere bir reklam şarkısı
aslında bu. Hadise daha önce de işbirliği yaptığı meşrubat markası Fanta ile bir
reklam kampanyasının parçası olarak seslendirmiş bu şarkıyı. “Geliyorum Yanına”nın
söz ve müziği Gülşen’in elinden çıkmış, düzenleme ise Ozan Çolakoğlu tarafından
yapılmış.
İşin içine reklam girdiği zaman durum hep biraz tatsızlaşır,
şarkıya zoraki yerleştirilmiş sloganlar filan sırıtır ya hani, neyse ki bu
şarkıda öyle olmamış. Şarkı bir reklam şarkısı gibi değil ama duyar duymaz tereddüt
etmeden “Bunu Gülşen yazmış,” diyebileceğimiz tipik bir Gülşen şarkısı. Ne var
ki bir 6-7 sene önce yazılmış gibi. "Sabahlara kadar kopmak, geceleri yakmak" filan biraz o dönemin jargonu sanki.
Herkesin bu yaz “hit” pop şarkısı çıkmadı diye dert yandığı
bir dönemde “hit” olabilmesi için bütün kriterler göz önüne alınarak yazılmış
bu şarkı o boşluğu doldurur mu bilmem. Evet, Hadise’nin doğru taşıyabileceği
bir şarkı. Evet, içine çok kolay giriyor, kolayca ezbere alıp eşlik
edebiliyorsunuz. Düzenleme gayet usta işi, gayet modern, klipteki parti havası
da şarkıyı ateşleyen bir başka unsur olmuş. Ama tüm bunların toplamında “pop
müzik kurtuldu” gibi bir sonuç çıkmıyor bence ortaya. Zaten Hadise de o cümleyi
şaka olsun diye söylemiştir muhtemelen. Öyledir, değil mi?
Gülşah Tütüncü adını ilk kez 2009 yılında Mustafa Ceceli’nin
seslendirdiği “Hastalıkta Sağlıkta” adlı şarkının söz yazarı ve bestecisi
olarak duyduk. Dakika bir gol bir bu şarkının ardından 2010 yılında bu defa
Tarlan’ın albümünde “Usta Çırak” adlı şarkıda rastladık ona bir kez daha.
Konservatuar mezunu idi, keman performans sanatçısı idi, şarkı yazıyor ve aynı
zamanda söylüyordu da. Sesini duyduğumuz ilk şarkı “Hiç Gitmesin” ise 2011’de
yayımlanan ENBE albümünde yer aldı. Derken 2012 yılında ilk teklisi “Dua
Ediyorum” geldi.
Sonrasında Sana Bir Sır vereceğim dizisi için seslendirdiği “Hazan
Vakti” adlı şarkı, Tarkan’a verdiği “Çay ve Simit”, Ayşe Hatun Önal’a verdiği “Beyaz
Atletli”, Gülşah Tütüncü cephesinden gelen diğer şarkılar oldu. Gülşah Tütüncü’nün
yeni teklisi “Sen de mi Brütüs?” ise geçtiğimiz günlerde Bemol9 Müzik
etiketiyle yayımlandı. Şarkının söz ve müziği Gülşah Tütüncü’ye ait, düzenleme
ise Gülşah Tütüncü ve Tolga Kılıç imzası taşıyor.
Bugüne kadar yayımlanmış şarkılarına baktığınız zaman ilk dikkatinizi
çeken şey Gülşah Tütüncü’nün pop yelpazesi içinde farklı tür ve eğilimlerde
şarkılar yazabiliyor oluşu. Ağır romantik de olabiliyor, çok eğlenceli de, orta
yaşlı da olabiliyor, çok genç de… Bu büyük bir avantaj. “Sen de mi Brütüs?” hem
genç hem de eğlenceli bir şarkı mesela. Hem akışkan, kıvrak ve oylumlu melodik
yapısı, hem atarlı ama aynı zamanda cilveli sözleriyle şarkı Gülşah’ın teatral
şarkıcılık biçimi ve adeta ikinci bir solist gibi tınlayan kemanıyla da şenleniyor.
Tek başına 4 dakikalık bir romantik komedi filmi gibi. Keza klip de öyle. Hatta
klibi biraz ağır akıtsanız, birkaç bölümlük bir dizi çıkar sanki.
Müzik, müziği sadece para ve şöhret ve tıklanma ve beğenilme
maksadıyla yapanların eline kalmak üzereyken gerçek müzisyenlere daha çok iş
düşüyor. Gülşah Tütüncü onlardan biri. Üstelik isterse böyle hafif ve
eğlencelik, isterse gayet ağır ve oturaklı şarkılar yazabilecek bir müzisyen. Bu
yüzden daha çok sahalarda, oyunun içinde olmalı. Dilerim bu şarkı bunun
başlangıcı olur.
Son olarak şarkının ismini hem tekli kapağında hem de dijital
platformlarda doğru imlayla yazabildikleri için ve bu kadar kapsamlı, bol
fotoğraflı bir basın bülteni hazırladıkları için kimler özen ve hassasiyet gösterdiyse
onları tebrik etmek boynumun borcu. Sahiden bravo!
İzmir’de Rezzan Birol adıyla orkestra şarkıcılığı yaparken Ali
Kocatepe tarafından keşfedildi. Tıpkı filmlerdeki gibiydi her şey. Önce adını
değiştirdiler. O artık Aylin Urgal’dı. Sonra ilk 45’liği “Paran Pulun Senin
Olsun / Nerelerdeydin?” piyasaya çıktı. Takvimler 1975 yılını gösteriyordu ve özellikle
45’liğin B yüzündeki şarkı ile Aylin Urgal, adını tüm ülkeye duyurmuştu.
Farklı bir ses rengi vardı ve sağlam bir şarkıcıydı. Ali
Kocatepe gibi usta bir prodüktörle yola çıkmış olması ise büyük bir avantajdı.
Nitekim 1976 yılında “Sen Yarattın Beni / Nedir Bu Halin?” 45’liği ve “Sen
Yarattın Beni” 33’lüğü ile ilk plaktaki başarısını perçinlemişti. Bir yıldızdı
artık. Sevilen ve beğenilen bir yıldız.
Son 45’liği “Sevgili Dostum / Sakın Ağlama Ardından” 1978
yılında yayımlandı. Ali Kocatepe’den ayrılmış, Ronnex Plak’la anlaşmıştı ve bu
yeni 45’likteki şarkılar Selami Şahin imzası taşıyordu. Düzenlemeler ise Norayr Demirci tarafından yapılmıştı.
Sonrasında bir daha plak yapmadı. 1979 yılında İkiz bebek
sahibi olmuş, bir süre müzikten uzaklaştıktan sonra tekrar sahneye çıkmaya başlamıştı.
Bu dönemde eşiyle gel gitli ilişkisi onu intihar teşebbüsüne kadar
sürükleyecek, özel hayatındaki sıkıntılar kariyerini de etkileyecekti. 1985
yılında Ankara’da bir gece kulübünde çalışıyordu. Programını bitirdiği 29 Nisan
günü İstanbul’a dönmek için bindiği otobüs Bolu Dağı’nda uçuruma yuvarlandı. Kazada
hayatını kaybeden 21 kişiden biri de Aylin Urgal’dı.
Aylin Urgal’ın ölümünden sonra “Sakın Ağlama Ardından”
şarkısı bir müddet onun anısına çalındı, söylendi. Plağa kaydedilmiş şarkısı
adeta bir vasiyet olmuştu. O günleri yaşayanlar ve onu tanıyanlar için bu şarkı
artık nerede, ne zaman çalınsa Aylin Urgal’ı hatırlatacaktı.
Aşağıdaki video TRT tarafından yapılmış bir çekim. Şarkının
plak versiyonu ise Fono Müzik tarafından bir süre önce dijital platformlara
yüklenmişti. İkisini arka arkaya dinlediğinizde aradaki fark çok net gözüküyor.
Plak versiyonunda tamamen kendi gibi söyleyen Aylin Urgal, TRT versiyonunda bu
defa son derece edepli, gırtlak nağmesi yapmadan, dümdüz söylüyor. Bilenler
bilir, şayet şarkıcı azıcık nağme yaparsa şarkı denetimden geçmez, radyo ve
televizyonlarda yayınlanmazdı. Belli ki Aylin Urgal da plak versiyonu denetimden
geçmeyince şarkıyı TRT için böyle seslendirmiş, hatta bir cümlesini de
değiştirmiş.
Şimdilerde de envayı çeşit tuhaflıklar oluyor müzik dünyasında; o
zamanlar da böyle şeyler olurdu işte. Buna benzer örnekler çoktur o yıllarda. Bugün
1978 yılına giderken hem bu mevzudan bahsetmek hem de Aylin Urgal’ı anmak
istedim. Ruhu şâd olsun.
Veys Çolak Malatya’da doğmuş, küçük yaşlarda önce org, sonra
gitar çalarak müzikle haşır neşir olunca Kocaeli Üniversitesi’nde Müzikoloji Bölümünde
müzik eğitimi almış. Okul yıllarında bir yandan fotoğrafçılıkla ilgilenirken, bir
yandan müzik yazarlığı yapmış. Derken kendini müziğin içinde bulmuş. Hem
sahnede hem de stüdyoda birlikte çalıştıkları arasında Peyk, Kesmeşeker ve Funk
Alaturka gibi gruplar da var.
2016 yılında yayımlanan “Ne Haldeyim” adlı ilk teklisiyle
kendi şarkılarını yayımlamaya başlayan Veys Çolak, son olarak 2019’un Mart
ayında 4 şarkılık “Ömür Yetmez” adlı kısaçaları ile dinleyici karşısına çıkmıştı.
Çolak’ın yeni teklisi “Yalansa Söyle”, geçtiğimiz günlerde Independent
etiketiyle yayımlandı.
Veys Çolak’ı şayet kendi şarkılarından tanımıyor iseniz bile,
en azından milyonlar tıklanmış Melek Mosso videolarında gitar çalan genç adam
olarak tanıyor olma ihtimaliniz var. Tesadüf, bu yazıyı kaleme aldığım gün Veys
Çolak ve Melek Mosso’nun sahnede de sürmekte olan ortaklıklarını bitirdiklerini
öğrendim. Müzikte uyumlu ve verimli ortaklıkların sona ermesi, nedenini
çoğunlukla bilmesek bile bizi üzer. Ne ki bazen sonuç bir kayıp değil; her iki
taraf için de kazanç olur, başka yollar, başka kapılar açılır. Mosso ve Çolak
için de böyle olacağını tahmin ediyorum zira her ikisi de yetenekli ve kendi renkleri
olan isimler.
Söz ve müziği Veys Çolak’a ait “Yalansa Söyle”, kemanıyla, cümbüşüyle,
ritmiyle alaturka esintili, hoş, sıcak bir parça. Özellikle Semih Çelikel
tarafından çalınan kemanın şarkıya kattığı teatral havaya bayıldım. Şarkı sonlara
doğru vokallerin de katılmasıyla bir masabaşı şarkısına dönüşüyor ve ister
istemez dinlerken sizin de eşlik edesiniz geliyor.
Albüm geleneği bitme noktasına geldiğinden şimdilerde her
müzisyenin yaptığı her işi takip etmek, o parça parça işlerden bir fikir, bir
beğeni sahibi olmak giderek zorlaşıyor dinleyici için. Belki bir dijital
platformda Veys Çolak şarkılarından bir çalma listesi yapıp, öyle dinlemekte
fayda olabilir. Belki henüz çok şahane, kusursuz bir şarkıcıyla değil ama çok
şahane bir müzisyenle karşı karşıya olduğumuz o zaman daha iyi anlaşılacaktır.
Bir nesil onu Çağan Irmak’ın yönettiği Issız Adam filminde Hakan
Eren’in önerisiyle kullanılan “Anlamazdın” adlı şarkısı ile tanıdı. Filmin
vizyona girdiği 2008 yılı Kasım ayından itibaren her yerde “Anlamazdın” çalınıyor,
şarkı dilden dile dolaşıyor, kıyametler kopuyor, tanımayanlarsa birbirine
soruyordu: Kimdi bu billur sesin sahibi?.. Kimdi bu Ayla Dikmen?..
Ayla Dikmen ölümünden tam 18 yıl sonra yeniden popüler
olmuştu. Bir süre sonra yeğeni Meltem Çelebioğlu’nun da çabalarıyla diğer şarkıları
da yeniden gündeme geldi, CD formatında basıldı ve dahası anısına bir de albüm
yapıldı. Giden geri gelmedi elbette ama en azından yeni nesiller Ayla Dikmen’i böylece
tanımış oldu.
Özenli ve tertemiz Türkçe telaffuzu, tartımlı ve pürüzsüz
şarkıcılık tekniği ile adeta Zeki Müren’in dişi versiyonuydu Ayla Dikmen. ‘60’larda
halk müziği söyleyerek başladığı şarkıcılık serüveni, Şerif Yüzbaşıoğlu ile tanışması
sayesinde farklı bir dönemece girmiş, bir süre Parla Nur takma adını kullanarak
orkestra şarkıcılığı yapmıştı.
Bu orkestrayla katıldığı Boğaziçi Müzik Festivali’nde
“en başarılı şantöz” ödülünü kazandı. Sonrasında Balkan Melodileri Festivali’ne
Milli Orkestra ile birlikte katılması için seçilen üç solistten biri oldu ve bu
festival ve festivalde seslendirdiği “Niksar’ın Fidanları” türküsü adının ülke
çapında duyulmasını sağladı.
1970 yılından itibaren o artık ülkenin gözde şarkıcılarından
biriydi. ‘80’lere kadar çok parlak bir dönem geçirdi. Bu dönemde hem o günlerin
popüler söz yazarları Fikret Şeneş ve Ülkü Aker’le çalışıp aranjman şarkılar
söyledi hem de Mustafa Alpagut, Ziya Azbazdar gibi yerli bestecilerin
şarkılarını seslendirdi. Statlarda söylenecek kadar popüler olan “Al Yanaklım”
başta olmak üzere, “Olacak Olacak”, “Onu Bunu Bilmem Kararlıyım”, “Anlamazdın”,
“Aşk Defteri” gibi şarkıları dillerde dolaştı. Sesi ve şarkıcılığı kadar zarif
ve naif kişiliği ile de ayrı bir yerde durdu.
Son plağı 1979 yılında yayımlandı, sonrasında daha az
sıklıkla televizyonda ve basında görünür oldu. Hayatı boyunca tek bir adam
sevdi; Enis Erge’yle dillere destan aşkı ölümüne dek devam etti. O kadar ki Enis
Erge o öldükten sonra tek birini bile atmadığı sahne kostümlerini, ona ait her
şeyi İzmir’deki evinde saklamaya devam etti.
Ayla Dikmen’i 20 Ağustos 1990 tarihinde kaybetmiştik. Henüz
46 yaşındaydı. Hastalığını gizlemiş, bu yüzden de ölümü beklenmedik bir haber
olarak basına düşmüş ve hikâyesi sessiz sedasız bitivermişti. Kaderin cilvesinin
ona 18 yıl sonra ikinci kez şöhreti getireceğini ise o günlerde kimse
bilmiyordu.
Bugün onu bence en güzel şarkılarından biriyle anmak
istedim. Yabancı bir şarkıya Ülkü Aker tarafından yazılmış Türkçe sözlerle
oluşturulmuş ve ilk kez 1978 yılında 45’lik plak olarak yayımlanmış “İlk Ve Son
Aşkım Sen Olacaksın” sanki biraz da Ayla Dikmen’i anlatır gibi çünkü. Yarım
kalmış bir aşk hikayesi ve “Bu dünyaya bir daha gelirsem, ilk ve son aşkım sen
olacaksın”, diyen âşık bir kadın. Ruhu şâd olsun.
2014 yılında yayımlanan “Aşk Beni Bulunca” adlı şarkısıyla tanımıştık
Gökçe Kılınçer’i. 2016’da ilk albümü “Kalbimde İzi Var” yayımlandı. Kendi
şarkıları kadar “cover” şarkıları da ses rengi, şarkı söyleme biçimi ve bütün
olarak “sound”u da ’60 ve ‘70’lerden ses veriyordu. Öyle sevildi ve oradan
devam etti. 2018 yılında “Neyleyim / Sev Derim” 45’liği ile karşımıza çıktı.
Geçtiğimiz günlerde ise yeni 45’liği “Bu Son Akşamda / Aşkınla Ben” Hicazplaks
etiketiyle piyasaya sürüldü.
Geçmişin müzikal anlayışından faydalanan çok fazla iş
yapıldı, hâlâ yapılıyor. Fakat bu kadar doğru bir biçimde yapıldığına pek sık şahit
olmuyoruz. Çünkü Kılınçer’in şarkılarında “retro” sadece bir renk, nostaljik
bir unsur değil. Sanki bir zaman makinesi icat edilmiş ve Gökçe Kılınçer o
yıllarda yazdığı ve kaydettiği şarkıları da alıp bugünlere gelivermiş. Şarkı sözlerindeki
duyarlılıklar, melodik yapılar ve düzenlemeler tamamen o geldiği dönemin
sıcaklığını ve müzikal zarafetini taşıyor çünkü.
45’likte yer alan her iki şarkının da söz ve müzikleri Gökçe
Kılınçer tarafından yazılmış, prodüktörlüğü ise Bobina üstlenmiş.
“Aşkınla Ben”, yer yer “Misirlou”yu andıran melodisiyle Doğu
Akdeniz etkisinde bir parça. “Bu Son Akşamda” ise özellikle yaylı partisyonlarıyla
‘70’ler disko müziğinin izlerini taşıyor. Şayet bu tarzı seviyorsanız, her iki
şarkının da kısa sürede aklınıza kazınacağını ve sizi etkisi altına alacağını
rahatlıkla söyleyebilirim.
Yazının başından beri 45’lik tabirini boşuna kullanmadım
çünkü bu iki şarkı sahiden 45’lik plak formatında da yayımlandı. Dilerseniz
dijital platformlardan dinlemek de mümkün elbette ama Gökçe Kılınçer
şarkılarını plaktan dinlemenin de ayrı bir keyfi var; mümkünse tercih etmenizi
öneririm.
İkiye On Kala – “Bazı
Şeyler Telefonda Eksik Anlatılır (Akustik)”
2014’de İzmir Bornova’da, Uğur Uras’ın önderliğinde 6 kişi
olarak kurulan İkiye On Kala, şarkılarını internet üzerinden yayımlayarak kendi
dinleyici kitlesini yavaş yavaş oluşturmuş. “Eski Yeşil Araba” isimli ilk kısaçalarını
2018’de yayımlayan grup, bu süreçte yoluna 4 kişi olarak devam etmeye başlamış.
Yine aynı yıl önce “Merak Ediyorum Kadın” isimli tekli, sonra internette
yayımlanan şarkıları bir araya getiren “Ev Kayıtları” albümü ve nihayet ilk
stüdyo albümü “Yaka Paça” piyasaya sürülmüş.
Temmuz 2019’da albümdeki şarkılardan biri olan “Koptu İpim
Düşüyorum”un akustik versiyonu yayımlanmıştı. Geçtiğimiz günlerde ise grubun
hem ilk kısaçalarında hem de “Ev Kayıtları” albümünde yer alan “Bazı Şeyler
Telefonda Eksik Anlatılır”ın akustik versiyonu CES Yapım etiketiyle yayımlandı.
Başından bu yana uzun ve dikkat çekici şarkı isimleri kadar gündelik
hayatın içinden hikâyeler anlatan şarkı sözleri ve melodik besteleriyle Uğur Uras’ın
şarkı yazarlığı İkiye On Kala’nın belkemiğini oluşturuyor. Bir parça Teoman ikliminde dolaşan, yer yer depresif, çoğunlukla çapkın, şehirli genç adam şarkıları bunlar. Çatıları sağlam, hikâyeleri çekici, melodik
örgüleri güçlü.
Bu akustik versiyonlarla günün akustik furyasına ayak uydurmalarının
onlara yeni dinleyiciler kazandırması mümkün. Ancak uzun vadede daha çarpıcı
düzenlemeler, daha profesyonel kayıtlar ve daha güçlü bir tanıtımla grubun mevcut
potansiyelini daha fazla gösterebileceğini düşünüyorum.
Bu arada internette grubun dağıldığına dair birtakım
yorumlar takıldı gözüme ve sordum öğrendim ki grup dağılmamış. Uğur Uras solo
işler de yapacakmış önümüzdeki dönemde ama İkiye On Kala da devam edecekmiş.
Meraklısına duyurulur.
O gece sarsılarak korkuyla uykusundan sıçramış ya da sarsıntıyı
duymamış olsa bile o gecenin sabahına korkunç bir felaket haberiyle uyanmış
herkes eminim ki 17 Ağustos tarihini hiç unutmadı. Ama en çok da depremde
sevdiklerini, yakınlarını kaybedenler, hayatları saniyeler içinde değişenler
unutmadı. Çok ağırdı. Bırakın deprem sırasında içinde olmayı, yerle bir olmuş binlerce
evi, o uçsuz bucaksız enkazı televizyonlardan, gazetelerdeki fotoğraflardan görmek
bile dayanılmazdı.
17 Ağustos 1999 depremi, ardında sayısız acı hikâye bıraktı.
Yarası hâlâ kapanmamış sayısız acı hikâye…
Enkaz büyük oranda kaldırılmış, ölenlerin, yaralananların
muhasebesi yapılmış, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaksa da hayat olağan
akışına dönmeye başlamıştı yavaş yavaş. Tam da o günlerde yeni milenyuma
girmiştik. Umut tazelemeye, hayata tutunmaya ihtiyacımız vardı. Candan Erçetin’in
“Elbette” adı verilmiş albümü 2000 yılının ilk günlerinde yayımlandı.
Müzik yaraları iyileştirir, acılara merhem olur mu?.. Yoksa yaraları
dağlar mı?.. Müzik sadece eğlendirir mi yoksa?.. Unutturur mu, daha çok mu hatırlatır?.. Cevapları bilmiyorduk, hâlâ bilmiyoruz. Ama ben şuna şahit oldum: O günlerde
her yerde ama her yerde “Elbette” çalınıyordu. Aslına bakarsanız “hit” olmaya
müsait bir pop şarkısı değildi. Candan Erçetin’in o albümünde kolayca “hit”
olabilecek başka şarkılar vardı. Ama “Elbette” o günlerde bize iyi gelmişti. “İnanmadım,
asla inanamam, her şeyin bir sonu olduğuna,” diyordu çünkü. “Elbette bugün
ağlıyorsam, yarın güleceğim,” diyordu.
Şarkılar böyledir. Hiç o maksatla yapılmamış, yazılmamış bir
şarkı, bir gün gelir bir günün, bir olayın, bir anının, bir zamanın şarkısı
oluverir. 17 Ağustos’un ardından yazılmış hiçbir şey bu şarkı kadar o güne, o
âna ait değil bence. Bir ağıt, bir isyan, bir anma değil ama bir umut şarkısı çünkü
“Elbette”. Her şeye rağmen hayata tutunabilmenin, gücünü toplayabilmenin, devam
edebilmenin şarkısı.
2000 yılında Topkapı Müzik etiketiyle yayımlanan albüme
adını vermiş “Elbette”nin bir Akın Ertübey bestesi olduğunu, sözlerininse
Candan Erçetin tarafından yazıldığını ilave edeyim son olarak. Düzenleme ise
Alper Erinç’in imzasını taşıyordu.
2010 yılında İngilizcenin dünya çapında klasik sayılabilecek
şarkılarından oluşan ve “Yesterday” adı verilmiş ilk albümüyle müzik dünyasına
ilk resmi girişini yapan Gökcan Sanlıman, 2012 ve 2016 yıllarında da birer
albüm yayımlayarak sektörde tanınırlığını artırdı. 2018’de “Akşam Güneşi” adlı
teklisi piyasaya sürüldü, aynı yıl içerisinde aynı şarkının Emrah Göktaş
tarafından yapılmış “remix” versiyonları yayımlandı. Gökcan Sanlıman’ın yeni
teklisi “Aramızda” ise geçtiğimiz günlerde Avrupa Müzik etiketiyle dinleyici
karşına çıktı.
Şarkının söz ve müziği Gökcan Sanlıman’a ait, düzenleme ise
Gökcan Sanlıman, Sefa Hendem ve Mehmet Cem Ünal’ın ortak imzasını taşıyor.
Gökcan Sanlıman diskografisini şöyle bir baştan sona
dinlediğinizde kendi müziğini bulmaya doğru yavaş yavaş ilerlediğini fark etmek
mümkün. “Cover” bir albüm olan ilk albümü bir kenara koyarsak, Sanlıman’ın
şarkıları ve şarkıcılığındaki Teoman etkisi giderek azalmış. “Akşam Güneşi”nden
sonra bu şarkı da bunu bir kez daha gösteriyor.
Retro tınıların ve ‘70’ler disko müziği havasının hâkim olduğu
ve fakat buna rağmen “genç” bir şarkı “Aramızda”. Eğlenceli, neşeli ve kışkırtıcı.
Bence Sanlıman’ın kendini konumlandırması gereken yer tam da burası.
Sadık Şendil’in Yedi Kocalı Hürmüz adlı tiyatro oyunu ilk
kez 1979’da Attila Özdemiroğlu’nun yaptığı özgün müziklerle bir müzikale
dönüştürülmüş, şarkı sözlerini ise Sevgi Sanlı yazmıştı. Plaklarda ya da takip
ettiğim müzik dergilerinde adını hiç görmediğim bu söz yazarını merak eder
dururdum. Onun bir tiyatro insanı, bir dramaturg, oyun yazarı ve çevirmen
olduğunu ise çok sonra öğrenecektim. Yedi Kocalı Hürmüz gibi Osmanlı döneminde
geçen ve müzikleri de bir hayli komplike olan bir müzikale ancak böyle ustaca sözler
yazılabilirdi. Bu kadar yerli, bu kadar teatral ama bir o kadar sıcak…
Hayat garip tesadüflerle dolu. Aynı oyuna tam 20 yıl sonra
bu defa ben şarkı sözleri yazdım ve onları Cenk Taşkan besteledi. Böylece Yedi Kocalı
Hürmüz müzikalinin 1999 versiyonu versiyonu çıktı ortaya. Eski versiyondan sadece “Yalnız
Kullar” şarkısı kullanılmıştı bu yeni prodüksiyonda. Gala gecesi davetliler
arasında Attila Özdemiroğlu ve Sevgi Sanlı da vardı. Sanki bizim oyunun değil
de onların oyununun galasıydı benim için o gece. Tebrik edilmesi gereken önce
onlardı. Onca çekingenliğime rağmen yanlarına gitmem bu yüzdendi. Sevgi Hanım’a
yeni versiyonun sözlerini yazarken ondan ilham aldığımı söylemek şansına da böylece
erişmiştim. Mütevazı bir teşekkürle karşılık vermişti gülümseyerek. Bu onu ilk ve son görüşüm oldu ama hiç unutmadım o ânı.
Yedi Kocalı Hürmüz müzikalinde Ayten Gökçer’in sesiyle kulaklara
yer eden “Yalnız Kullar”, o dönem çok popüler olunca ilk olarak Nilüfer’in Burç
Plak etiketiyle yayımlanan “Nilüfer ‘80” adlı albümünde yer aldı. Bir yıl sonra
bu defa Sezen Aksu’nun albümüne giren şarkı, müzikalin 1999 versiyonunda Nükhet
Duru, 2017 versiyonunda Birce Akalay ve 2009 film versiyonunda ise Şevval Sam tarafından
seslendirildi. Şarkının Nilüfer versiyonunun düzenlemesi Osman İşmen tarafından
yapılmıştı.
Sevgi Sanlı’yı 13 Ağustos 2019 günü kaybettik. Uzun süredir
hasta olan Sanlı, 94 yaşında hayata veda etti. Sayısız tiyatro oyununa dramaturg,
çevirmen ya da yazar olarak imza atmış bu kıymetli insanın ismini çok kişi “Yalnız Kullar” şarkısı sayesinde duydu en çok. Erkut
Taçkın’ın “Beyaz Ev” adlı şarkısının sözlerini de o söz yazmıştı ama o biraz
daha eski kuşağın bildiği bir şarkıydı. Popüler kültür cephesinde hemen hiç boy
göstermedi Sevgi Sanlı ama Türk tiyatro tarihine ölümsüz izler bıraktı. Adı
muhakkak ki yıllar boyu anılmaya devam edecek bu yüzden. Huzur içinde uyusun.
Yavuz Hakan Tok Müzik Yazarı / Eleştirmen / Arşivci
2001 yılında Bir Zamanlar adlı internet sitesinde müzik yazıları yazmaya başladı. Yanı sıra yazıları, Zip İstanbul, Koara, İkinci Kanal, Caretta, Mezun Life, Popüler Tarih dergilerinde, Bugün gazetesi ve Milliyet gazetesinde yayımlandı.