İki şarkıdan oluşan ilk teklisi “Saat Oniki” 2016 yılında
piyasaya çıkmıştı. Aynı yıl Gökhan Türkmen’le düeti “Korkak” büyük ses getirdi.
Sonrasında “Dünyanın En Aşk Yeri” gibi “Madem” gibi şarkılarla yerini
sağlamlaştırdı. Aslı Demirer’in yeni teklisi “Sana Sakladım” ise geçtiğimiz
günlerde GTR Müzik etiketiyle piyasaya çıktı.
Şarkının söz ve müziği Aslı Demirer ve Mert Carim’in ortak
imzasını taşıyor. Düzenleme ise Serkan Ölçer tarafından yapılmış. Alaturka
esintiler de taşıyan, buruk bir şarap tadında, hoş bir pop şarkısı “Sana
Sakladım”.
Aslı Demirer her zamanki gibi net ve temiz şarkıcılığı ile şarkıyı
parlatıyor. Akustik enstrümanlarsa kulak dolduruyor. Elektronik müziği de
sevmiyor değilim ama böyle şarkılar duydukça akustik müziğin tada da başka diye
düşünmüyor değilim.
1993 yılında ilk albümü “Aşkın Yetmez”le hayatımıza giren
Ferda Anıl Yarkın, konservatuar keman bölümünden mezun olmuş genç bir enstrümanist
ve şarkıcıydı o günlerde. Ancak soyadı tanıdık gelmişti. Bir Türk müziği bestecisi
ve tanbur ustası olan Kamuran Yarkın’ın oğlu, ritim sanatçıları Ferruh Yarkın
ve Fahrettin Yarkın’ın kardeşiydi çünkü. Nitekim aileden gelen yeteneğin
üzerine aldığı eğitimle o da alaturkaya yatkındı, hatta bazı bestelerini Cengiz
Kurtoğlu seslendirmişti ama iş albüm yapmaya gelince o da dönemin modası pop
müziği seçmişti.
Ferda Anıl Yarkın’ın ikinci albümü “Sonuna Kadar” 1995 yılında
Şahin Özer Plak etiketiyle piyasaya çıktı. Albüme adını veren şarkının sözleri
Mustafa Sandal ve Ferda Anıl Yarkın tarafından yazılmış, beste ve düzenleme ise
Mustafa Sandal tarafından yapılmıştı. Albümden birden fazla “hit” şarkı çıksa
da yıllar sonra bile Ferda Anıl Yarkın denince ilk akla gelen şarkı bu şarkı
olacaktı.
Şarkıyı sonraki yıllarda Müslüm Gürses, Ebru Gündeş ve Sadece
Sen adlı film için Şebnem Keskin seslendirdi. Hatta Ferda Anıl Yarkın da Volga
Tamöz’ün “Tam 90’dan” adlı proje albümü için bir kez daha söyledi ama bu ilk
versiyonun yeri başkaydı. “Sonuna Kadar” ‘90’larda yapılmış en güzel aşk
şarkılarından biri olarak hafızalarımıza kazındı.
Güney Marlen’i Eski Bando’nun bir elemanı ve şarkı yazarı
olarak tanıdık. Grup 2014’de ilk solo albümünü çıkardı ama öncesinde de sahne
programlarıyla ile tanınıyordu. 2016’da Güney Marlen solo bir albüm yaptı, aynı
yıl Eski Bando’nun ikinci albümü de piyasaya çıktı. 2017’de ise Eski Bando’nun
dağıldığı haberini duyduk. Güney Marlen ise 2019’u yeni bir solo tekliyle
karşıladı.
Garaj Müzik etiketiyle yayımlanan bu yeni şarkı, Marlen’in "Boş Lunapark" adını taşıyacak ikinci albümünün de habercisi. “Nasıl Düştüm Bu Derde?” adını taşıyan şarkının
söz, müzik ve düzenlemesinde Güney Marlen’in imzası var.
Güney Marlen küçük hikâyeleri olan, yer yer esprili, kendine
özel bir dille yazılmış şarkılarıyla zaten şarkı yazarlığı konusunda rüştünü
ispat etmişti. Bu şarkı da bu genellemenin içine konulabilir. Bir derdi
anlatıyor, içinde “cenaze” ve “ölüm” gibi ağır kelimeler geçiyor ama hüzünlü
bir şarkı değil; hatta yine bir espri kokusu alıyorsunuz. Retro gitar tonları,
oyuncaklı düzenleme, kolay eşlik edilebilir bir melodi ve gayet düzgün şarkı
söyleyen bir şarkıcı ile şarkı tekrar tekrar kendini dinlettiriyor.
İzmir kökenli bir müzisyen olan Reha Hendem, İzmir’de yerel
kulüplerde sahne alarak müzik macerasına başlamış. İstanbul’a geldikten sonra
Özlem Tekin, Kargo, Yakup, Jabbar, Bedük, Sugarfree, Ankara Kent Orkestrası
gibi birçok müzisyen ve müzik grubuyla çalışmış. Onu bas gitar çaldığı Soul
Stuff’tan ve Yakup’tan tanıyanlar çoğunlukta. Reha Hendem bugünlerde ilk solo
teklisiyle çıktı karşımıza.
Garaj Müzik etiketiyle yayımlanan “Sonunda” söz ve müziği
Reha Hendem’e ait bir şarkı. Şarkının düzenlemesinde ise Reha Hendem ve Sefa
Hendem’in imzaları var. Hemdem şarkıyı “Yıllardır biriktirdiğim sözleri, müzikleri,
duyguları bir araya getirip yazdığım şarkılardan ilki,” diyerek sunmuş
dinleyiciye.
Nitekim bir ilk iş gibi değil dinlediğimiz şarkı. Her
bakımdan demlenmiş olduğu çok belli. Söz ve müziğin niteliğinden Hendem’in
yorumuna, çalan enstrümanistlerden “sound”a kadar her şey yerli yerinde. Epeyce
sulanmış, arabeske fazlaca bulanmış, yolunu kaybetmiş Türkçe “rock” kulvarında
bir süredir arayıp da bulamadığımız türden bir şarkı.
‘60 yıllarda kendi adını taşıyan orkestrasıyla adını
duyurdu, 1977’de ise “Ferdi Özbeğen’le 45 Dakika” adı verilmiş ilk solo
albümüyle hem tüm ülkenin tanıdığı bir isim haline geldi, hem de yeni bir müzik
türünün öncüsü oldu. Sonraları taverna müziği diye adlandırılacak türün en eli
yüzü düzgün, en müzikal niteliği yüksek işlerini o yaptı.
1977’den itibaren hemen her sene, bazen senede iki tane
albüm yaptı. Buna karşın kendine ait çok az şarkısı oldu. Çünkü ağırlıklı
olarak başkaları tarafından daha önce seslendirilmiş şarkıları seslendirdi, o
şarkılara kendi ruhunu kattı, kendi stili ve kendine has ses rengiyle o şarkıları
başka türlü dinlememizi sağladı.
Ferdi Özbeğen denince ilk akla gelen şarkılardan biri “Dilek
Taşı”dır ki aslında bir Gülden Karaböcek şarkısıdır mesela. “Gülmek İçin
Yaratılmış (Yok Yok Yalan Deme)” de bir Semiha Yankı şarkısı olmadına rağmen en
çok Ferdi Özbeğen’den bilinir. Buna benzer sayısız örnek var. Bu çok sık olan
bir şey de değildir.
Söz yazarı Ülkü Aker, Özbeğen’in ömürlük dostuydu ve en çok
onun yazdığı şarkıları seslendirdi. Bunlar arasında sadece Ferdi Özbeğen için
yazılmış bazı şarkılar da vardı. “Giden Sensin” bunlardan biriydi. İlk kez
Ferdi Özbeğen söyledi, ondan sonra da söyleyen olmadı.
Ferdi Özbeğen’in 1984 yılında Yaşar Plak etiketiyle yayımlanmış “Piyanist” adlı
albümünde yer alan “Giden Sensin” aslında dünya çapında popüler olmuş bir
Fransızca şarkıydı. Charles Aznavour ve Jackques Plante tarafından yazılmış
şarkı ilk kez 1965 yılında Aznavour tarafından plak yapılmış ve Fransızca
müziğin klasiklerinden biri haline gelmişti. Şarkının ilk Türkçe versiyonu ise
1969 yılında Sezen Cumhur Önal’ın yazdığı sözlerle ve “Ayrılık Şarkısı” adıyla
Özdemir Erdoğan tarafından seslendirilmişti.
O versiyon mu bu versiyon mu diye sorarsanız kesinlikle Ülkü
Aker sözleri ve Osman İşmen düzenlemesiyle Ferdi Özbeğen versiyonu derim. Çünkü
her zaman yaptığı gibi bu şarkıda da Özbeğen kendi sakin sularında alabildiğine
sade bir biçimde ama bir o kadar da derin bir içtenlik ve duyguyla kendine ait
kılıyor şarkıyı. Ferdi Özbeğen’i oldum olası çok severim ama bu şarkıyı ayrı
severim. Kendine ait az sayıdaki şarkıdan biri olduğu için de ayrıca kıymetli
bulurum.
Bugün Ferdi Özbeğen’in ölüm yıldönümü. 28 Ocak 2013’de
kaybettiğimiz Özbeğen’in anısına saygıyla…
Yeni bir şarkı yapmalarını merak ve heyecanla beklediğim,
her gördüğüm yeni şarkı haberinde sevindiğim, sektirmeden dinlediğim bir grup
Daniska. Yeni yılı da yeni bir şarkıyla karşıladı ki değmeyin keyfime.
Daniska’nın Garaj Müzik etiketiyle yayımlanan yeni teklisi “Sevda
Karası” adını taşıyor. Şarkının sözleri Gökhan Tümkaya, müziği Hüseyin Çebişci
ve Gökhan Tümkaya imzası taşıyor. Düzenlemesi grup tarafından yapılan şarkıda
solist Hüseyin Çebişçi.
Yine şahane bir şarkı. Yine gündelik konuşma dilinin dışına
çıkabilmiş, edebi bir dil ve sıcak, yumuşak bir melodi, sakin, akustik bir düzenleme.
Ve yine Kadıköy ilçe (yoksa il mi demeliyim?) sınırlarında çekilmiş bir klip.
2017’den bu yana yayımlanan yedinci tekli bu. Artık bir
Daniska albümü beklemeli miyiz, onu bilemedim.
Ufuk Beydemir, ‘70’li yılların “rock” yıldızlarını anımsatan
“kirli” sesi ve şarkı söyleme biçimi ve kendine has şarkılarıyla son dönemin
parlayan genç isimlerinden biri oldu. Spor Akademisinde okurken bir yandan da
müzikle ilgilenen Beydemir, 2016 yılında yayınlanan Sofar videosu ile
dikkatleri üzerine çekmiş, kendi bestesi olan “Ay Tenli Kadın” adlı şarkı bu
video sayesinde kısa sürede bir fenomene dönüşmüştü. Bu şarkı Mabel Matiz’in
menajeri Engin Akıncı’nın Ufuk Beydemir’e bir mesaj göndermesine neden oldu ve
olaylar gelişti. Beydemir ilk albümü “Sevda Gibi”yi Zoom Müzik etiketiyle 2018 Mart’ında yayımladı.
Albümün üçüncü klibi ise geçtiğimiz günlerde servis edildi.
Albüm çıktığından bu yana aralıksız konserlere çıkan ve
kendi kitlesini çok kısa sürede yaratan Ufuk Beydemir, kendi şarkıları kadar “cover”
şarkılar seslendirdiği videolarla da ilgi görüyor. Albümde ise tamamen kendi
bestelerine yer vermişti. Albümün isim şarkısı olan “Sevda Gibi” de onlardan
biri. Eğitimli değil ama kendi kendini eğitmiş, alaylı bir müzisyen Ufuk
Beydemir. “Sevda Gibi”nin düzenlemesinde de onun imzası var nitekim.
İnternet üzerinden bir şarkıyla popülerlik kazananların
karşılaştığı handikaplar oluyor. Bir taraftan aynı güçte bir başka şarkılarının
olmaması gibi bir risk, bir taraftan da onları keşfettiğine inanan dinleyicinin,
takipçinin popüler olmalarına gösterdiği olumsuz yaklaşım. Ufuk Beydemir bunları
aşıp kendini kabul ettirebilenlerden biri olarak yolculuğunun uzun vadeli
olacağını şimdiden kanıtlamış görünüyor.
Tuna Kiremitçi &
Yıldız Tilbe – “Gelse de Ayrılık”
“Tuna Kiremitçi ve Arkadaşları” projesi ile 2016 ve 2017’yi
gayet verimli geçirdi Tuna. Uzun zamana yayılan albüm süreci, her ay yeni bir
şarkı ve her bir şarkıda bir başka kadın şarkıcı ile düet, minimalist klipler,
akustik “sound” gibi formüller hepsi birden işe yaradı. Tabii her şeyden önce
bir kısmı Kumdan Kaleler döneminden hatırlanan ya da yeniden keşfedilen, bir kısmı
ise sahiden yeni olan Kiremitçi şarkılarının bu başarıdaki payından bahsetmek
lazım. Çok net, temiz, dolambaçsız, basit, bir o kadar da samimi şarkılar
yazıyor Tuna Kiremitçi. Dinleyicide de karşılığını kolay buluyor bu yüzden.
Tuna Kiremitçi 2018’de önce “İstanbul Köleleri” adlı solo
teklisini yayımladı, sonrasında ise “Tuna Kiremitçi ve Arakadaşları” projesinin
ikincisi için start verdi. Yine aynı yöntemle her ay bir düet şarkı
yayımlanıyor ve şarkılar önce Garaj Stüdyo’nun YouTube kanalından servis
ediliyor, diğer dijital platformlara ise bir ay gecikmeli olarak düşüyor. Geçtiğimiz
günlerde dijital platformlarda yayımlanan son şarkı Tuna Kiremitçi ve Yıldız
Tilbe düeti “Gelse de Ayrılık” oldu. Yeni projenin dördüncü şarkısı bu. Söz ve
müziği Tuna Kiremitçi’ye ait şarkının düzenlemesi Hüseyin Çebişçi tarafından
yapılmış.
Tilbe ve Kiremitçi’nin tam olarak ne olduğunu bulamadığım
bir ortak paydaları, kesişme noktaları var. Tilbe’nin İspanyol, Kiremitçi’nin
İtalyan gırtlağı, haliyle de Akdeniz paydası desem doğru teşhis olur mu
bilmiyorum. Fakat o her ne ise, ikisinin birlikte söylediği ilk şarkı gibi bu
şarkı da daha ilk dinleyişte dinleyenin kulağını dolduruyor. Akılda kalıcı bir
melodi ve kolay dile düşecek sözler de cabası. Albüm çıktıktan sonra Yıldız,
Tuna’nın konserlerine konuk olur mu, birlikte sahnede canlı da söyleyebilirler
mi bilmiyorum ama bu şarkının seyirci tarafından hep bir ağızdan nasıl bir
coşkuyla söylendiğini şimdiden duyar gibiyim.
Aslında Garaj Stüdyo’da projenin beşinci şarkısı da
yayımlandı ve hatta albüm iTunes’da ön satışa bile çıktı ama ben tüketici çoğunluğunu
teşkil eden platformlara yeni düşmesi münasebetiyle bu şarkıyı gündeme almayı
tercih ettim. Gerisi bir yirmi-otuz yıl sonra bu şarkıların ve albümlerin çıkış
tarihlerinin dökümünü yapmaya çalışırken tepe sersemi olacak arşivcilerin
sorunu.
‘70’leri çok parlak bir şekilde geçirmişti Nilüfer. İlk plağı
1972 yılında yayımlanmış, 1974’den itibarense her yaptığı plakla popülerliğini
biraz daha arttırmıştı. Onu müzik piyasasına kazandıran Nino Varon ve Odeon
Müzik’ten ayrılışı ve Burç Plak’a transfer oluşu ile birlikte 1979 yılında yeni
bir dönemece girmişti. 1979’da bir yüzü alaturka, 1980’de bir yüzü arabesk
şarkılardan oluşan albümler yaptı, 1982’de ise bu defa Yaşar Plak’a transfer
olup içinde alaturka ve arabesk şarkıların da olduğu “Sensiz Olmaz” adlı
albümünü çıkardı.
Nilüfer için 1984 yılı ise yeni bir dönemeç olacaktı. Şimdi yanında
Onno Tunç vardı ve yeni albümü alaturka-arabesk etkilerinden tamamen uzak
olacak, Nilüfer hiç olmadığı kadar batılı bir yüzle karşımıza çıkacaktı.
Ne var ki bir süre önce, 1983 Eurovision Şarkı Yarışması
için genç bir bestecinin iki şarkısını onunla birlikte seslendirmiş, başka bir işbirliği
denemesi daha yapmıştı Nilüfer. Bu genç bestecinin adı Kayahan’dı. Şarkılar ilk
elemeyi geçip yarı finale kalamasa da Nilüfer ve Kayahan o günlerde pek çok
televizyon programında boy göstermişti. Kayahan’ın çok güzel besteleri vardı ve
Nilüfer onunla da çalışmak niyetindeydi.
Öyle böyle derken Onno Tunç’un müzik direktörlüğünü yaptığı yeni
Nilüfer albümüne bir de Kayahan bestesi giriverdi. Albümün bütünü içerisinde
daha “yerel” tınlayacak bu şarkı Onno Tunç’un pek hoşuna gitmemiş ama Nilüfer
şarkıyı çok sevmişti. Oysa albüm o günlerde aynı adlı filmiyle de fırtınalar
estiren ve tüm gençlerin dilinde dolaşan sıkı bir dans şarkısı ile, “Flashdance”in
Türkçe versiyonu “Varsa Söyle” ile açılıyordu. Plağın kapak resminde bile
Nilüfer tayt kostümüyle kapaktan fırlayıp hemen dans etmeye başlayıverecekmiş
gibi gözüküyordu. Kayahan’ın bestesi “Kar Taneleri” ise çok naif, çok dokunaklı
ve bir parça da türküleri anımsatan bir melodik örgüye sahipti.
Velhasıl “Kar Taneleri” albüm sıralamasında A yüzünün son
şarkısı olarak yer alacak, sonraki yıllarda Kayahan çok ama pek çok popüler
olunca buna ne kadar içerlediğini anlatmaktan çekinmeyecekti. Haksız da
sayılmazdı. Albüm çıktıktan sonra içindeki ona iddialı şarkıyı geride bırakarak
öne çıkan şarkı “Kar Taneleri” olacaktı.
“Kar Taneleri” hem Kayahan’ın ondan sonra yapacağı şahane
şarkıların ilk habercisi oldu (ki öncesinde yaptıkları tam olarak o ipucunu
vermiyordu) hem de Nilüfer – Kayahan işbirliğinin kalıcı olmasına vesile oldu.
“Nilüfer ‘84” 33’lüğünde yer alan “Kar Taneleri”nin
düzenlemesi Onno Tunç tarafından yapılmıştı. Şarkı daha sonra Kayahan’ın ikinci
albümü “Benim Şarkılarım”da da Kayahan yorumuyla yer aldı. 2015’de yayımlanan “Kayahan’ın
En İyileri 1” albümünde ise şarkıyı Azerbaycanlı şarkıcı Lale Memmedova seslendirmişti.
Ben hâlâ en çok Nilüfer versiyonunu severim.
Mabel Matiz 2018’de piyasaya çıkan “Maya” albümünün tadını
çıkarmaya devam ediyor. Yazı konserlerle geçirdi, hâlâ devam ediyor, bir yandan
da şarkılarını kliplerle dolaşıma sokuyor. Bugün itibariyle de albümdeki favori
şarkılarımdan biri olan “Mendilimde Kırmızım Var” yayına verildi.
Söz ve müziği Mabel Matiz’e ait şarkının düzenlemesi Sabi
Saltıel’e ait. Klip ise Erhan Arık tarafından çekilmiş. Adıyaman’da, Nemrut’ta
çekilen klip bir masalı, bir destanı, bir halk öyküsünü anlatıyor adeta. Bir
kısa film gibi. Şarkı da öyle değil mi zaten?
Mabel doğduğu toprakların kokusunu, rengini, tadını
şarkılarına ve kliplerine nakış nakış işliyor. Çok başka şarkı yazarlığının,
çok başka şarkıcılığının ve müzik piyasasında var oluş, ayakta duruş biçiminin
ötesinde onu farklı ve kıymetli kılan şeylerden biri de bu. Unuttuklarımızın
izini sürüyor. Ya da gözümüzün önünde olup da görmediklerimizin.
Aslında uzun zamandan beri adı aklımızın bir köşesinde. Majeste
grubundan, Mabel Matiz’in ilk albümünden, Candan Erçetin, Yalın, Göksel gibi
isimlerin albümlerinden… Daha ziyade aranjör ve prodüktör olarak tanıdık onu.
Bu defa şarkı da söylüyor. Alper Gemici’nin ilk teklisi “Çaresizim”, geçtiğimiz
günlerde Ünlü Mamüller Yapım etiketiyle yayımlandı.
Şarkının söz, müzik ve düzenlemesi Alper Gemici’ye ait. Şarkılarda
pek fazla tercih edilmemiş bir konudan bahsediyor “Çaresizim”. Aldatmış ya da
en azından bunu aklından geçirmiş bir erkeğin pişmanlığını, yaşadığı ikilemi ve
çaresizliğini… O çaresizliğe inanıyor, hikâyenin içine giriyorsunuz dinlerken.
Alper Gemici’nin dramatik anlatıcılığının payı büyük bunda. Bağlamanın devreye girdiği
kısımdan itibarense şarkı başka türlü bir damarı yakalıyor ve melodi aklınıza mıhlanıveriyor.
İmzası yaptığı işin iyiliği konusunda güven veren bir isim
Alper Gemici. Bu cephede de belli ki bizi iyi şeyler bekliyor. Bu ilk şarkı
bunun habercisi gibi.
2017’de yayımlanan “Ben adlı teklisiyle birlikte Sony Müzik’e
transfer olmuştu Berksan. Aynı yıl içinde “Yok Öyle Dünyam” adlı ikinci
teklisini de çıkardı ve her iki şarkı da hatırı sayılır derecede ilgi gördü.
Özellikle “Ben”i yaz boyunca gittiğim her yerde duydum desem abartmış olmam.
Aslında bu teklilerle beraber yeni bir yola da girdi
Berksan. 2000’lerden bu yana süregelen bir Türkçe pop şekli var biliyorsunuz, sözler,
ritimler, melodik yürüyüşler… O aynılıktan sıkılmakla kalmamış, demode de
bulmaya başlamıştık. İşte Berksan oradan kendini sıyırıp dünyadaki güncel ritim
ve düzenleme anlayışına uygun şarkılar yapmaya başladı ve haliyle de bugünün
pop dinleyicisini yakaladı. Tabii bu başarı da düzenlemeleri yapan Turaç Berkay
Özer’in de payı büyük.
Berksan’ın yeni teklisi “Sakin”, geçtiğimiz günlerde yine
Sony Müzik etiketiyle yayımlandı. Şarkının söz ve müziği Berksan’a, düzenlemesi
Turaç Berkay Özer’e ait. İki kardeş yine modern bir “sound” ve ritim
anlayışında, kulağı çabuk yakalayan, hoş bir pop şarkısı yaratmışlar. İkisini
de tebrik etmek lazım.
Berklee Collage of Music performans bölümünden mezun olan
Cem Pilevneli 10 yaşında davul çalarak müziğe başlamış. 2017 yılında kendi
hesabına yayımladığı iki İngilizce tekliyle müzik piyasasına girmişti Pilevneli.
2018’de Taruk Savul’la birlikte kaydettiği “Kendimi Gecelere Veremem” Türkiye’de
yükselişe geçen bir müzikal türün popüler örneklerinden biri olarak yılın özetine
girecek şarkılardan biri oldu. Şarkının İngilizce versiyonu da Türkçe
versiyonuyla eşzamanlı olarak Sony Müzik etiketiyle yayımlanmıştı.
2018 yaz aylarında ise “Serseri” adlı yeni bir şarkıyla
dinleyici karşına çıktı Cem Pilevneli. Söz, müzik ve düzenlemesi kendisine ait
bu şarkının VALNTN tarafından yapılmış “remix”i “club edit” ve “radio edit” olarak
iki versiyonla yayımlandı geçtiğimiz günlerde.
“Serseri” ile Cem Pilevneli dünya üzerindeki güncel müziğin eğilimlerinden
yola çıkarak bu topraklara doğru ilerliyor. Vokal tekniği, sesini kullanma
biçimi ziyadesiyle yerel. Şarkı sözlerinde anlattıklarıda çok “bizden”. Bununla
birlikte “sound” olarak türün yurt dışında yapılan örneklerinden hiç de geride
değil.
Cem Pilevneli ismini bir kenara yazmakta fayda var. İleride
sıklıkla duyacağımızı tahmin ediyorum.
Kutay Soyocak ve Taner Yücel’in projesi Jakuzi, ilk albümü “Fantezi
Müzik”i Domuz Records etiketi ile 2016’da piyasaya çıkarmıştı. Sonrasında Alman
plak firması City Slang ile yapılan anlaşma neticesinde aynı albüm yeni eklenen
şarkılarla birlikte 2017 yılında uluslararası pazarda satışa sunuldu ve epeyce
de ilgi gördü.
Adının verdiği ipucundan da tahmin edileceği üzere ‘80’lerin
“synth” furyasının izlerini süren, sürerken içine aynı dönemin “kitsch” kültürünü
de boca eden, sözgelimi kliplerinde video kaset estetiğini kullanan, Türkiye’de
bir benzeri pek yapılmamış bir proje olarak karşımıza çıkmıştı Jakuzi.
Deneysel, karmaşık, yer yer anlaması zor, yer yer çok içeriden, çok tanıdık…
Jakuzi’nin “Hata Payı” adı verilmiş yeni albümü 5 Nisan 2019
tarihinde piyasaya çıkacakmış. Geçtiğimiz günlerde duyurulan bu habere bir de
tekli eşlik ediyordu. Albümün ilk teklisi “Şüphe” City Slang etiketiyle dijital
platformlara servis edildi.
Bu kadar önceden albüm çıkış tarihini duyurmak yabancı bir
plak firması ile çalışıyor olmanın farkı olsa gerek. Beklenti yaratmak adına gayet
sıkı bir pazarlama taktiği. Bu arada Jakuzi’nin ilk albümünü kayda değer bulan,
sevenler için zaten doğmuş bir beklenti var; ona şüphe yok. Onlardan biri de benim.
Çünkü Jakuzi’nin müziğinin benim beğeni skalamda ‘80’ler çağrışımları ile dolu
bir yeri var. Duran Duran mı desem Depeche Mode mu desem, The Cure mu desem…
Nitekim “Şüphe”yi ilk dinlediğim anda, zamanında her
şarkısını ezber ettiğim bir albümün içinde buldum kendimi. Alphaville’in “Afternoons
In Utopia” albümünün. Bir benzerlikten, replikadan söz etmiyorum. Çağrışımlardan,
aklın oyunlarından söz ediyorum.
Jakuzi bu albümle internet kuşağının Türkiye’den çıkıp dünyayı
yakalayacak isimlerinden biri olmaya biraz daha yaklaşacak gibi görünüyor. Albümü
bilmem ama bu şarkı bu beklentiyi kaşıdı bende.
Bu zamanda en mühim şey “benzersiz” olabilmek galiba. Taklit,
öykünme, “mış gibi” yapma durumları hemen çakılıyor çünkü; dünya elimizin
altında, duyargalarımız hiç olmadığı kadar açık.
Kalben benzersiz. Adıyla, sesiyle, şarkıları, sözüyle, görünüşü,
duruşuyla. Şarkılarında şapkadan tavşan çıkarmayan melodiler ve düzenlemeler eşliğinde
bazen dolambaçlı yollardan, bazen de doğrudan doğruya derdini anlatıyor.
Sahnede şarkı aralarında konuşurken bodoslama dalıyor. “Bu şarkı aşkı, sevmeyi
bilmeyenlere, sevgisizlere girsin,” diyor mesela yekten. Kendinden geçiyor
sonra şarkı söylerken, derinlere, diplere iniyor, oradan inciler çıkarıp
salondakilere dağıtıyor. Sahnedeki insan seyirciyle bu derece aşk yaşayabiliyorsa,
ömrü uzundur; örnekleriyle vaki.
Kalben’in ikinci albümü “Sonsuza Kadar” piyasaya çıkalı bir
yıldan fazla zaman oluyor. Bu süre zarfında dört şarkısına klip çekti, albümdeki
“Kuşlar” şarkısının “remix” versiyonunu yayımladı, metastatik meme kanserli
kadınlara destek için “Yaşamak Var Ya” adlı şarkıyı yazdı ve seslendirdi. 2019’un
hemen başında ise önce Hayrettin Taşkaya ile birlikte seslendirdiği “Günaydın”
adlı şarkı yayımlandı, peşi sıra da albümünün beşinci klibi.
Şarkının adı “Derdimin Çiçeği”. Söz ve müziği Kalben’e ait
şarkının sahne arkası ve önü, öncesi ve sonrası konser görüntülerinden oluşan
klibinin yönetmenliğini de Kalben yapmış.
İçinde açılan derdinin çiçeğini güzel
görebilen, sevip, sahiplenebilen genç kadının şarkısına neşeli görüntüler eşlik
ediyor. “Bak hayattayım, hâlâ yanındayım, hep seninleyim,” diyor Kalben. Kime
isterseniz ona söylemeniz için. İster kendinize, ister içinizdeki derde, ister
sevdiğinize, sevdiklerinize.
10 yıl önce 10 yıl sonra furyası bütün hızıyla devam ederken
ben de bugünün şarkısını 10 yıl öncesinden seçeyim bari dedim. 2009’un Mart ayı
başında TMC etiketiyle piyasaya çıkan “Zamanın Eli”, (Kıraç’la yaptığı düet albümü ve alaturka
proje albümü “Rüya”yı ayrı kategorilere koyar isek, Funda Arar’ın beşinci
albümü idi. Artık rüştünü ispat etmiş ve yerini sağlamlaştırmış bir şarkıcı
olarak Funda Arar bu albüme bütün tecrübesini dökmüş, albüm, CD satışlarının
giderek düşmeye başladığı o günlerde hiç de fena olmayan bir satış başarısı da
yakalamıştı.
Bu başarıda ilk klip şarkısı olarak seçilen “Senden Öğrendim”in
payı büyüktü. Albüm sıralamasında onuncu sırada olmasına rağmen çıkış şarkısı
seçilmesi boşuna değildi. Şarkı günün “hit” standartlarında değildi belki ama hem
sözleri hem de bestesi itibariyle her daim sevdiğimiz pop-alaturka şarkıların,
Yeşilçam filmi şarkılarının, Türkçe tango klasiklerinin izlerini taşır gibiydi.
Bu yüzden hem kulağımıza hem de kalbimize çok yakın geldi.
Burcu Tatlıses’in sözlerini yazdığı, Febyo Taşel’in
bestesini ve düzenlemesini yaptığı “Senden Öğrendim” Türk pop müziğin yakın döneminde
yazılmış en güzel şarkılardan biri. Bir kez daha hatırlamakta fayda var.
Yavuz Hakan Tok Müzik Yazarı / Eleştirmen / Arşivci
2001 yılında Bir Zamanlar adlı internet sitesinde müzik yazıları yazmaya başladı. Yanı sıra yazıları, Zip İstanbul, Koara, İkinci Kanal, Caretta, Mezun Life, Popüler Tarih dergilerinde, Bugün gazetesi ve Milliyet gazetesinde yayımlandı.