Yeter ki Müzik Olsun
  • Seninle Üç Dakika
  • _Giriş
  • _1975
  • _1976
  • _1977
  • _1978
  • _1979
  • _1980
  • _1981
  • Röportajlar
  • Konser Yazıları
  • _2019 Konserleri
  • _2018 Konserleri
  • _2017 Konserleri
  • _2015 Konserleri
  • _2016 Konserleri
  • _2014 Konserleri
  • Günün Şarkısı
  • Albüm / Şarkı Eleştirileri
  • Güncel
  • Yıldızlar
  • Klasikler
  • Ses Dergisi
  • Günlükler
  • _Eurovision 2011 Günlüğü
  • _Eurovision 2010 Günlüğü
  • _Nasıl TV Programı Yaptık?
Lütfiye Özipek – “Bir Bilene Sor”


O Ses Türkiye 2018 birincisi Lütfiye Özipek, geçtiğimiz günlerde Zoom Müzik etiketiyle yayımlanan ilk teklisiyle Türkiye’deki profesyonel müzik pazarına ilk adımını attı.
Lütfiye yarışma sürecinde çok sevilmiş ve özellikle de memleketi Kıbrıs’tan büyük destek görmüştü. Böylesi yarışmaların yıllardır şaşmayan kuralını da Lütfiye bozmuş ve O Ses Türkiye ilk kez bir kadın birinci çıkarmıştı.


Kıbrıs’ta doğan ve müzik eğitimini de orada alan Lütfiye Özipek, bir dönem de İngiltere’de pop müzik ve söz yazarlığı üzerine eğitim görmüş. Tırnaklı ve yırtıcı bir sesi var (ki bayılırım öyle seslere) ve aldığı caz eğitiminin de etkisiyle olsa gerek sesini iyi kullanıyor. Üstüne üstlük Mabel Matiz, Kalben, Ufuk Beydemir gibi isimleri müzik dünyasına kazandıran Ekin Akıncı’nın kanatları altında çıktı yolculuğuna. Haliyle yakın gelecekte adını sık sık duymamız kuvvetle muhtemel.


Lütfie Özipek'in ilk teklisi “Bir Bilene Sor”, söz ve müziği Fatih Ahıskalı’ya ait bir şarkı. Düzenleme ise Toga Görsev tarafından yapılmış. Bildiğim kadarıyla Lütfiye Özipek’in kendi yazdığı şarkılar da var ama çıkış için bu şarkı tercih edilmiş. Ne var ki şarkının bir kusuru var; nakarat melodisi Sezen Aksu’nun söylediği Attila Özdemiroğlu bestesi “Yeter”in nakaratının bir hayli yakınından geçiyor. İşi notaya dökersek benzerlik ne kadardır ne kadar değildir, orasını bilemem ama şahsen dinlerken benim tadımı kaçıracak kadar kulağıma çalındı.


Lütfiye Özipek zaten yarışmanın getirdiği tanınırlık ve edinilmiş hayran kitlesiyle işe bir sıfır önde başladı. Haliyle daha ağır ve emin adımlarla ilerleyebilme şansı var. Bu şarkı da bu işe yarar kuşkusuz. Ancak asıl çıkışını sesinin kendine haslığını müziğinde de hissettirebildiği noktada yapmaya başlayacağını düşünüyorum. 

0
Share
Ümit Besen – “Müzeyyen”


Söz konusu olan popüler müzikse neyin ne zaman, ne kadar sevileceğini, neyin ne zaman tü kaka edilip sonra ne vakit başlara taç yapılacağını kestirmek hiç kolay değildir. Tıpkı moda gibi, popüler müzikte de siz, günün eğilimlerini, size dayatılanı kendi zevkiniz zannedersiniz bazen, sonra onlar değişir, siz de bir bakarsınız bir zaman hiç beğenmediğiniz bir şeye bayılmaya başlamışsınız ya da tam tersi. Sözün özü müziği çok da ayrıştırmamak, müzikle aranıza etiketlere göre mesafe koymamak lazım.


Kim derdi ki Ümit Besen ‘80’lerde etiketlenip konulduğu yerden, tavernalardan çıkıp bugünün en popüler canlı müzik mekânlarında çalar hale gelecek ve bugünün gençleri ona bayıla bayıla eşlik edecek. Ama oldu ve Besen’i yeniden keşfetmemize bir tek şarkı yetti.


Şunu da söylemem lazım ki Allah’ın her gecesi, saatlerce, sadece bir tek klavyeyle, her türden şarkı söylemek, insan eğlendirmek gibi bir ağır işçiliğin yıllarca mesaini yapmış bir müzisyen Ümit Besen. Bu hiç hafife alınacak, “piyanist şantör” üst başlığıyla gülünüp geçilecek bir şey değil.


Ümit Besen kendi kulvarındaki birçok isimden ayrı olarak, kendi bestelerini de yaptığından, yıllar içerisinde hiç uzun aralar vermeksizin, piyanist şantör modası geçtikten çok sonra bile albüm yayımlamaya devam etti. En son 2016’da, içinde düetlerin de olduğu “Başka” ismi verilmiş bir albüm yaptı. Besen’in yeni teklisi “Müzeyyen” ise geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle yayımlandı.


Söz ve müziği Selahattin Erhan’a ait şarkının düzenlemesi Sezgin Gezgin tarafından yapılmış. Adından da anlaşıldığı üzere Müzeyyen Senar’a selam gönderen bir şarkı bu. Senar’ın sesine, söylediği şarkılara bugün özlem duyanlara, o hazzı bugünün şarkılarından alamayanlara slogan olacak sözleri var şarkının. Ancak bu nostaljiyi çok da ağdalandırmayan, dinleyeni hicranlara boğmayan bir müzikal yapısı, bir enerjisi hatta neşesi var şarkının; misal, elektro gitarla başlaması, sonra alabildiğine kıvrak darbukanın girmesi…


Ümit Besen’e yakışan bir şarkı olmuş “Müzeyyen”. Keşke daha sert, daha “rocker” ve bir de daha ‘80’ler tavernası tarzı versiyonlar da yapılsaymış şarkıya, hoş olabilirmiş. Bu versiyon ikisinin orta yollu bir karışımı zira.  

0
Share

Can Baydar – “Ömür Dedikleri”


Yakın geçmişte Türkçe “rock” müziğin kazandığı en iyi gruplardan biriydi Gece. 2008’de yayımlanan ilk albümü “İçinde saklı” ile tanıdığımız gece, sonrasında 3 albüm daha yaptı ve son olarak 2017’de “Tik Tak” 45’liğini yayımladı. Bir süre önce ise Gece’nin çalışmalarına ara verdiğini öğrendik. Daha doğrusu grubun solisti Can Baydar şöyle bir açıklama yaptı: “Gece’ye ne oldu derseniz, aramız gayet iyi, kimsenin aklına kırgınlıklar ve üzücü şeyler gelmesin. Ama bir süre daha aktif olmayacağını söylemek mümkün.”


Bu cümleler Gece’nin dağılıp dağılmadığı konusunu havada bıraksa da aynı açıklamada Can Baydar’ın ilk solo çalışmalarının hazırlıkları içinde olduğu bilgisi de vardı. Nitekim Baydar’ın ilk solo teklisi de geçtiğimiz günlerde Avrupa Müzik etiketiyle yayımlandı. “Ömür Dedikleri” ismini taşıyan şarkının söz ve müziği Can Baydar’a ait, düzenleme ise Harun Tekin ve Efe Demiral tarafından yapılmış. Şarkıda ayrıca Fatma Turgut’un vokali de var ki özellikle düzenlemeye ve o eski stil bir tat veren vokallere ilk dinleyişte tav olduğumu söylemeliyim.  


Can Baydar Gece’nin C’si olmasının yanı sıra, solistiydi evet ama aynı zamanda da şarkı yazarıydı. Haliyle “Ne değişti?” diye sorulabilir. Baydar’ın en azından bu şarkısında duyduğumuz “sound”, Gece’nin özellikle son albümünde duyduğumuz “sound”dan daha “soft”, onu söyleyebilirim. Yine de bu şarkıdan yola çıkarak Can Baydar’ın solo kariyerinde nasıl bir yoldan gideceğine dair tespitte bulunmak doğru olmaz. “Ömür Dedikleri”, iyi yazılmış, çalınmış ve söylenmiş bir şarkı. Zaten Can Baydar cephesinden gelecek herhangi bir şarkının bizi hayal kırıklığına uğratmayacağına dair, Gece kariyeriyle tescillenmiş bir ön kabul var cebimizde, onu da söylemem lazım.

0
Share

Erkin Arslan – “Zaman Olur”


Yakın zamanda tekli olarak yayımlanan enstrümantal bestesi “Mesapotamia” ile müzisyen kimliğinin başka bir rengiyle karşımıza çıkan Erkin Arslan, hemen ardından da yeni teklisi “Zaman Olur”u piyasaya sürdü. Studio Jingle House etiketiyle yayımlanan şarkının söz ve müziği Erkin Arslan’a ait, düzenlemeyi ise Uğurcan Sezen, Sarp Özdemiroğlu ve Erkin Arslan birlikte yapmışlar.


“Mesopotamia”nın etnik formunun tam aksine, tamamen Batı formunda bir şarkı “Zaman Olur”. Şarkının daha ilk saniyelerinde akustik gitarın yol verdiği “groove” içine çekiyor sizi. Sonrası müzikalitesi çok yüksek, su gibi akan bir 4 dakika ve başa dönüp tekrar dinleme isteği. Bir “playlist” yapmak isteseniz, böylesi bir şarkının arkasına başka kaç şarkı koyabilirsiniz ki bugünün Türkçe müziğinde?


En mühimi de bu “sound”, bu melodik yapı ve düzenleme ile de doğru düzgün bir Türkçe’yle şarkı söylenebileceğini görmemiz bence. Genç nesil bin türlü müzik tarzını deniyor ve Allah için güzel şeyler de yapıyorlar ama Türkçe’yi bir türlü doğru oturtamıyorlar yaptıkları o işlerde. İşte bu yüzden bu şarkıyı ders niteliğinde çalışmalılar bana kalırsa.

0
Share
Saadet Sun – “Mükâfat”


O Aysel’di, Nazan’dı, Dansöz Kamelya’ydı, Kerkenez Raziye’ydi… Filmlerin siyah beyaz olduğu yıllarda başlamıştı sinemaya. Öncesinde ise tiyatro vardı. Rol aldığı bir operet ona şarkı söylemenin yolunu açtı. 1967 yılında şarkıcılığa başladı. İlk plaklarından birinde “Cilveli” diye bir şarkı seslendirmişti. Aslında hiç cilveli bir kadın değildi; aksine, kendine has güzelliğiyle gayet “cool”, hatta mesafeli bir kadın gibi görünürdü. Yeşilçam’da oynadığı filmlerde genellikle “femme fatale” rollerine seçilmesi de bundandı belki.


Sahne ve sinema arasında geçti yıllar. İşin plak kısmına çok fazla eğilmedi. 1978’de yayımlanan “Sıfıra Sıfır / Yeter ki” 45’liği en çok ilgi gören plağı oldu. O günlerde henüz büyük bir isim olmamış Sezen Aksu’nun bestesi “Yeter ki”, onun sesinden dönemin “hit” şarkılarından biri haline geldi. İlk ve tek albümü “Sevdam Dudaklarında” ise 1991 yılında yayımlandı.


Saadet Sun tam 28 yıl aradan sonra yeni bir şarkıyla çıktı karşımıza. Söz ve müziği Murat Güneş’e ait olan ve düzenlemesi Ödül Erdoğan tarafından yapılan “Mükâfat”, geçtiğimiz günlerde Ossi Müzik etiketiyle yayımlandı.


Kendine ait bir çizgide, kendi halinde yoluna devam ederken adını hep iyi işlere yazdırmış, hiçbir vakit işinden başka şeylerle anılmamış, bundandır ki yıllar geçse de hatırı bâki kalmışlardandır Saadet Sun. Doğrusu ondan yeni bir şarkı duymak beni hem mutlu etti hem de duygulandırdı. Üstelik de en az Yeşilçam filmlerindeki kadar naif bir aşkı anlatan sözleri, Ege havası estiren coşkulu melodisi ve ritmiyle nefis bir şarkı “Mükâfat”. Saadet Sun, demini almış sesi ve yorumuyla taçlandırıyor bu güzel şarkıyı.


Bu teklinin yapımcısı olan ve her şeye, tüm zorluklara rağmen bir dönemin önemli isimlerini bugünün müzik piyasasında var etmek için yıllardır insanüstü bir çaba sarf eden Hakan Eren’i, bu projenin gerçekleşmesi için emek veren Murat Güneş’i, Ödül Erdoğan’ı ve klip yönetmeni Efe Cansoy’u tebrik etmemiz lazım. Ve Saadet Sun’a da gönülden bir “Hoş Geldiniz” dememiz…

1
Share
DELİ KIZIN ŞARKILARI


İrem’i ilk 3 gün ben de destekliyordum ama…

Yok, bu kalıp buraya tam oturmadı, şöyle diyeyim: İrem’i ilk çıktığı zamanlar ben de destekliyordum… Niye? Çünkü o günlerde popta şöyle genç ve parlak bir fenomene çok ihtiyacımız vardı ve İrem o ihtiyacın tam karşılığı olabilirdi. Kızda ses, görüntü, azim, çalışkanlık, delilik, o “freak” hava, yani star kumaşı dokunurken ne lazımsa hepsi vardı.


0
Share

Aşkın Nur Yengi & Mehmet Erdem – “Allah’tan Kork”


Aşkın Nur Yengi’yle 2016’da röportaj yaptığımız zaman, bir şarkının oluşum sürecinde yan yana bile gelmeye gerek görmeyen besteci – aranjör ya da besteci – şarkıcı üretimlerine alışamadığını, ‘90’larda içinde büyüdüğü ekip çalışmalarını aradığını ve özlediğini söylemişti. Haksız sayılmazdı ancak bugün ekip çalışmalarının tamamen bittiği de söylenemez. Bu biraz da kendinizi bir ekibe teslim edebilmekle ilgili ki Aşkın’ın bu konuda pek müşkülpesent olduğu ama buna mukabil kendi başına şarkı seçimi konusunda da pek başarılı olamadığı bir gerçek.


Onun durduğu yerden bakınca zaten konumlandığı yer açısından sektörel bir rekabetin içinde olmasına ihtiyacı yok. Amenna, yok ama her şeye rağmen bizim onun sesinden yeni ve fakat iyi şarkılar dinlemeyi talep etmeye hakkımız var. Yıllardır ediyoruz da nitekim.


Bir süre önce geminin dümenine Sezen Aksu geçti. Tıpkı yıllar önce olduğu gibi. Bir Sezen Aksu prodüksiyonu olacak yeni albüm ne zaman piyasaya çıkar, onu bilmiyoruz ama bu kadim işbirliğinin 2019’a aksetmiş ilk ürünü geçtiğimiz günlerde dinleyici karşısına çıktı.


Sony Müzik etiketi ile yayımlanan “Allah’tan Kork”, söz ve müziği Sezen Aksu’ya ait bir şarkı. Aşkın Nur Yengi şarkıyı Mehmet Erdem ile birlikte seslendiriyor. Düzenleme ise İlker Bayaraktar ve Onno Tunç’un kızı Ayda Tunçboyacı tarafından yapılmış.


“Allah’tan Kork” Sezen Aksu inceliğinin ve bilgeliğinin imbikten geçirilip bugünün hızına, telaşına uydurulmuş hali adeta. Daha az söz, daha kolay akılda kalıcı melodi ve güncel “sound” anlayışı tam da bu yüzden tasarlanmış gibi. Hiç itirazım yok, zamana ayak uydurmak lazım. Kaldı ki Aşkın Nur Yengi’nin en ihtiyacı olan şey de bu.


Üstelik şarkı hem Mehmet Erdem hem de Aşkın Nur Yengi için bir dönüm noktası olmuş. Zira Mehmet Erdem başından beri söylediği şarkılarda dolaştığı tonların dışına çıkmış ilk kez. Aşkın da son yıllarda kötü bir alışkanlıkla sesini oturttuğu o yanlış yerden çekip kurtarmış. Biraz da düet söylemenin gereği olsa gerek, daha orta tonlarda, daha kulağa hoş gelen bir yerde ve de daha genç bir şarkıcılık tekniğiyle söylüyor şarkıyı.


Belki büyük bir “hit” değil ama parlak, hoş, ferah bir şarkı “Allah’tan Kork”. Bu arada yazmadan edemeyeceğim; düet yapan iki şarkıcı neden sadece bir tek kare fotoğraf çektirir ya da basına sadece bir tek kare servis edilir, onu da asla anlamış değilim. 

0
Share

Nur Yoldaş – “Sâdâbâd”


Geçenlerde jüri üyesi olduğum Liselerarası Müzik Yarışması’nda finalist orkestralardan biri “Sultan-ı Yegâh”ı seslendirdi. Yarışmanın kitapçığına mor ve ötesi – “Sultan-ı Yegâh” yazılmıştı haliyle. Çünkü yeni nesil bu şarkıyı mor ve ötesi sayesinde tanıdı, her ne kadar Harun her yerde, her zaman şiirin Attila İlhan’a, bestenin Ergüder Yoldaş’a ait olduğunu üstüne basa basa söylüyor olsa da.


Ergüder Yoldaş’ın ismi hiç unutulmamalı, her daim gündemde tutulmalı. Çünkü sadece bir besteci değildi o; dört dörtlük bir müzisyen, bir müzik dâhisiydi. ‘80’lerde yaptığı işlere birazcık kulak vermek yeterli bunu görmek, anlamak için. Kaldı ki bir de popüler müzik sınırları dışında kalan eserleri var.


“Sâdâbâd” Ergüder Yoldaş tarafından Nedim’in meşhur şiirinden bestelenmiş ve Nur Yoldaş tarafından plağa okunmuştu ("meşhur" dedim çünkü bizim zamanımızda okul ders kitaplarında geçen, incelenen bir şiirdi, şimdi de var mı bilmem.) “Sultan-ı Yegâh” kısa sürede büyük bir “hit”e dönüşmüş, Nur ve Ergüder Yoldaş çiftinin her bir şarkısı en az “Sultan-ı Yegâh” kadar göz kamaştırıcı ilk 33’lük plağı bu 45’liği takiben, 1981 yılında Öncü Plak etiketiyle piyasaya çıkmıştı. Bu şarkı da o albümde yer alıyordu.


Bu albüm 1998 yılında Metropol Müzik etiketiyle CD formatında yayımlandı ve böylece bugünlere ulaştı. Çiftin 1983 yılında yayımlanan diğer 33’lüğü “Elde Var Hüzün” ise çözülemeyen telif problemleri yüzünden hâlâ gün ışığına çıkabilmiş değil.  


Şarkıdaki bas yürüyüşünü, ritim yürüyüşünü, nefeslileri, yaylıları ayrı ayrı dinleyin. Müzikte neyi duymak istediğinize, neyi sevdiğinize bağlı olarak o zenginliğin, o ihtişamın ve o inceliğin içinde kaybolmanız kuvvetle muhtemel. Ben hâlâ ara ara çiftin iki albümünü de açar, dinlerim. Tıpkı klasik romanların yaptığı etkiyi yapar; her dinleyişimde o güne dek yaşayıp gördüklerime bağlı olarak bende, birikimimde, değişenlerle birlikte dinlediğim şarkılar başka şeyler söylemeye başlarlar bana. Popüler müzikte bu etkiyi yaratabilecek değil albüm, şarkı bile kolay bulunmaz oysa.   


Bir de yorumculuğu koyun bir kenara, şarkıcılığın bile mumla aranır olduğu, dört bir yanımızın şarkı söyleyen ama şarkıcı olmayan insanlarla çevrildiği bu dönemde Nur Yoldaş gibi mükemmel bir şarkıcıyı dinlemek neresinden baksanız kâr. Mesela bu şarkıda ve “Mihrimah”da, “Nedir Yarabbi Derdim”de de görüldüğü üzere, i ve ı gibi şarkı dilinin belki de en zor harflerinin üzerine bu kadar sağlam ve temiz basabilen, o harfleri şu notadan bu notaya zerre zorlanmadan dolaştırabilen kaç babayiğit şarkıcı çıktı/çıkar/çıkacak ki? Geçmişte, bugünde ve gelecekte…


“Sâdâbâd”, Ergüder Yoldaş dehasının, Nur Yoldaş fevkaladeliğinin çok güzel bir örneği ama tek örneği değil. Bilmeyenlerin mutlaka daha fazlasını da dinlemesi ve keşfetmesini öneririm.

Bugün Ergüder Yoldaş’ın doğum günü. 6 Haziran 1939’da doğmuş. 25 Ocak 2016’da da onu kaybetmiştik. Bu vesileyle ismini bir kez daha yad etmek istedim. Huzurla uyusun.

0
Share

Emre Özgünsür – “Uyanmadan Önce”


“Her gün yeni bir şarkıcı çıkıyor yeaaa,” diyoruz ya hani, tanımadığımız bir şarkıcının bir şarkısını duyduğumuz ya da videosunu gördüğümüzde… İşte o işler öyle kolay olmuyor. O şarkıcıyı tanımak için basit bir arama yaptığınızda çıkan bilgiler bazen sizi utandırabilir. Tıpkı Emre Özgünsür’de olduğu gibi.

Bakın şöyle bir geçmişi Özgünsür’ün…


Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı keman bölümünde konservatuar eğitimini tamamlamış, sonra Pera Güzel Sanatlar Akademisinde klasik gitar eğitimine başlamış, oradan İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı vurmalı sazlar bölümüne geçip, Opera Ana sanat Dalı / Müzikal Tiyatro Bölümünde eğitimini sürdürmüş, mezun olmuş, ilaveten de Işık Üniversitesi Uluslararası Ticaret Bölümünü bitirmiş.

Dahası da var, merak eden açar, bakar, bulur.


Emre Özgünsür’ün ilk teklisi “Aramamak İçin”, 2018 Eylül ayında piyasaya çıkmıştı. Yeni teklisi “Uyanmadan Önce” ise geçtiğimiz günlerde Avrupa Müzik etiketiyle yayımlandı. Şarkının söz ve müziği Emre Özgünsür’e ait, düzenlemesi ise Alper Yazıcı’ya ait.


Hem donanımlı, eğitimli, hem de tecrübeli bir müzisyen Emre Özsüngür. Biyografisi de bunu gösteriyor. Bu yeni şarkısı da tıpkı yayımlanan ilk şarkısı gibi, Emre’nin popüler müzik içerisinde yürümek istediği yolu gösteriyor. Ana akıma paralel ilerlemekle birlikte, totale hitap eden popun üzerinde bir çizgiden, şu sıralar giderek kalabalıklaşan bir kulvardan ses veriyor şarkıları. Elektronik altyapının içinden küçük küçük geçen caz akorları, şarkının sözü ve melodisinin sahip olduğu “cool” havayı bütünlüyor. Emre Özgünsür’ün sesi ve şarkıcılık tekniği de şarkıyı sevmek için bir başka sebep olabilir.


“Peki ne eksik?” diye sorarsanız, bu iki şarkıdan gözlemlediğim kadarıyla Emre’nin kendini onunla aynı kulvardakilerden bir adım öne çıkaracak o fark her neyse, onun eksik olduğunu söyleyebilirim. Belki daha vurucu, etkili, donanımını daha fazla gösterebileceği bir şarkı… Evet, galiba o.

0
Share

Belkıs Akkale – “Bayram Gelir Elimize”


Bayramlar hep çocukluğa dair bir şeymiş gibi gelir bana. “Nerede o eski bayramlar?” lafının çıkış noktası tam da budur sanki. Ben kendimi bildim bileli bu laf dolanır ortalıkta; her kuşağın diline düşer illa ki. Muhtemelen hepimiz çocukluğumuzdaki bayramları aradığımız için… Bayramlar en çok çocuklukta tat verdiği, güzel geldiği için.


Herkesin çocukluğu kendine… Ama benim çocuklukla yeni yetmelik arası yıllarında bayramlar, tatlılar, şekerler, kavurmalar, bez mendil arası harçlıklar, yeni kıyafetler, pabuçlar, aile ve konu komşu arası ev gezmeleri, kalabalık ve şölenli sofralar, lunaparklar ya da bayram yerleri ve de tek kanallı siyah beyaz televizyondaki bayram özel eğlence programlarıydı. Hani hafif batı müzikçilerin, halk müzikçilerin, alaturkacıların, seyirciye saygıdan kırım kırım kırılan sunucuların, illa ki komedyenlerin ve de dans gruplarının birer birer arz-ı endam ettiği o şahane eğlencelikler…


Bayramların sevinci ve neşesine dair şarkımız yok denecek kadar azdır. Buna karşın “bayram gelmiş neyime kan damlar yüreğime,” ya da “bugün bayram günü derler âlem eğlenir,” gibi dramatik şarkı türkümüz vardır mebzul miktarda. Neşeli gibi görünen “Hayat Bayram Olsa” bile dramatiktir aslına bakarsanız, olanı değil, olması istenileni anlatır. Barış Manço’nun çok mutlu gibi görünen “Bugün Bayram”ı da ölmüş bir anneye ve onun öksüz çocuklarına seslenir.  


Buna karşın az önce bahsettiğim bayram özel eğlence programlarında kim bilir kaç kez Belkıs Akkale’yi bu türküyle dinlemişliğim, izlemişliğim vardır bilmiyorum. Az sayıdaki neşeli bayram türkümüzden biri. Kars yöresinden derlenmiş Sami Yılmaztürk tarafından derlenmiş bu türkünün kaynak kişisi ise Hüseyin Muratoğlu imiş, bu vesileyle baktım öğrendim. Tabii Belkıs Akkale dışında da söyleyen çok kişi oldu bu türküyü, Nuray Hafiftaş, Nursaç Doğanışık, İzzet Altınmeşe… Ama bende Akkale’nin sesiyle yer etmiş nedense…


Belkıs Akkale’nin televizyonda kim bilir kaç kez söylediği bu türkü 1985 yılında Sembol Plak etiketiyle yayımlanan “Türkü Türkü Türkiyem 2” adlı 33’lük plağında da yer almıştı. Çocukluğumdan beri radyo ve televizyon sayesinde kulağıma yer etmiş türkülere ilk kez dikkatle kulak vermeme neden olan seslerden biridir Belkıs Akkale ve onun iki plaklık “Türkü Türkü Türkiyem” albümleri. Çünkü sesini ayrı severim onun, yeri gelmişken söyleyeyim.  


Bugün bayram. Değerlerimizin, adetlerimizin, geleneklerimizin ve ahlâk anlayışımızın hızla deforme olduğu bu dönemde “Nerede o eski bayramlar?” lafının içi hiç olmadığı kadar dolu artık. Yine de içimizde bir yerlerde kalmış o çocuğun saflığı ve neşesi hürmetine mutlu olmak için güzel bir gün. İyi bayramlar!

0
Share

İpek Açar – “Mazi”


İpek Açar, Kayahan’ın ölümünden yaklaşık bir yıl sonra “Sevgiliye” adını taşıyan iki şarkılık bir tekli yayımlamıştı. Sonrasında onu ağırlıklı olarak Kayahan şarkıları seslendirdiği konserlerde gördük sıklıkla. Geçtiğimiz 23 Nisan’da Kayahan’ın kızı Beste Açar ve torunu Rüzgar Havaron’la birlikte “Haydi” isimli bir şarkı seslendirdi. Bir yandan da uzun süredir konserlerde de birlikte çalıştığı Alper Kömürcü ile birtakım hazırlıklar içerisindeydi. İşte o hazırlıkların ilk kısmı geçtiğimiz günlerde Elma Şekeri Production etiketiyle dinleyici karşısına çıktı.


“Nesilden Nesile” adını taşıyan bir proje albüm bu ve bu albümde İpek Açar, eskinin Türkçe tangolarını Alper Kömürcü düzenlemeleriyle seslendiriyor. Elma Şekeri Prodüksiyon da zaten İpek Açar ve Alper Kömürcü’nün ortak kurdukları bir prodüksiyon şirketi.


Bu teklide “Mazi” ve “Kıskanıyorum” tangoları yer alıyor. Bilinen ilk Türkçe sözlü tango olan “Mazi”, Necip Celal Andel’in bir bestesi ve taş plaklar döneminde ilk olarak Seyyan Hanım tarafından seslendirilmişti. Türkçe tango denilince ilk akla gelenlerden ve tam bir klasik. “Kıskanıyorum” ise bir Fehmi Ege bestesi ve Celal İnce’nin sesinden bir dönemin en sevilen tangolarından biri olmuştu. Bizim kuşak, yani taş plaklara yetişememiş kuşak ise bu tangoları ve daha başka birçok Türkçe tangoyu Esin Engin’in sesinden tanıdı, öğrendi.


Tango bugün sınırlı bir kitlenin ilgi alanına giriyor. Tango dansıyla ilgilenen nispeten genç kitle ise Türk tangolarıyla pek haşır neşir değil çünkü Türk tango bestecileri dünyada bilinen tango müziğinden biraz farklı bir yol izlemiş, alaturka makamları da kullanmış, Arjantin’de doğan bu müziği bizden bir biçime dönüştürmüş.


Alper Kömürcü’nün düzenlemeleri ise bu tangoları senfonik bir biçimde çıkarıyor karşımıza. Özellikle tangoların orijinallerinde yer almayan, yeni yazılmış ara nağmeler ve bütüne hâkim olan yaylı kompozisyonları bu eserleri adeta birer klasik müzik parçasına dönüştürürken bir yanda da yenilemiş. İpek Açar’ın içtenlikli ve tertemiz yorumu da tangolara çok yakışmış. 


Bununla birlikte Açar’ın şarkıcılığında bu şarkılarda da kendini gösteren bir iç ritim, tamperaman düşüklüğü, bir ağırlık var ki onu sahnede izlerken de bu durumu fark etmişliğim var. Bu bir tercih olabilir tabii ama bir alışkanlıksa bundan bir şekilde kurtulmak eminim ki onun zaten yetkin şarkıcılığını daha fazla parlatacaktır.

0
Share
Cansu – “Artık Anlıyorum” 


Son teklisini 2016 Aralık ayında yayımlamıştı Cansu. Berkay’la birlikte seslendirdiği “Deligül” den bu yana şarkı yazmaya devam etse de kendi sesinden bir şarkısı piyasaya çıkmamıştı. Cansu’nun yeni teklisi “Artık Anlıyorum, geçtiğimiz günlerde CF etiketiyle yayımlandı. 


Onu tanıdığımızdan beri hep derli toplu, eli yüzü düzgün şarkılara imza atmış bir şarkı yazarı Cansu her şeyden önce. Şarkı yazarlığı da hep şarkıcılığından önde geldi. Sözleri Cansu, bestesi Cansu ve Volga Tamöz imzası taşıyan, düzenlemesi de Volga Tamöz tarafından yapılan “Artık Anlıyorum” da nefis bir pop şarkısı. Batı armonisinde, melodik, “cool”, hani ‘80’lerde olsa belki Ajda Pekkan’dan, ‘90’larda olsa belki İzel’den dinleyeceğimiz türden ama öte yandan bugünün ritim ve “sound” anlayışının da tam ortasından geçen bir şarkı. 


Dahası bu şarkıda Cansu daha önceki çalışmalarına kıyasla çok daha fazla şarkıcı. Farklı bir teknik kullanmış bu defa sanki ve bu teknik onu hem bugünün müzikal anlayışına daha çok yaklaştırmış, hem de sesinin rengini çok daha fark edilebilir kılmış. Böylece şarkı yazarlığı ile şarkıcılığı arasındaki denge de doğru bir yere oturmuş. 


Evet, bu aralar çok az “iyi” pop şarkısı çıkıyor ve neredeyse hiç “hit” çıkmıyor. Bu kalabalıkta ve karmaşada paniğe kapılmayıp kendini koruyarak adımlarını sağlam atanların bir sonraki aşamada kazançlı çıkacağı çok net. Oradan baktığınızda “Artık Anlıyorum”un Cansu kariyerinde bir kilometre taşı olacağını söylemek yanlış olmaz. 

0
Share

Cengiz Ateş – “Kıyamadım”


Bursa doğumlu Cengiz Ateş, halen Bursa’da yaşıyormuş. Bursa Belediye Konservatuarından mezun olduktan sonra İTÜ Ses Eğitimi Bölümünde okuyan Ateş, 2008 ve 2010 yılları arasında New York’ta yaşamış ve orada müzik çalışmalarına devam etmiş. 2010 yılında Türkiye’ye döndükten sonra Bursa’da çeşitli mekânlarda sahneye çıkmaya devam eden Cengiz Ateş’in ilk teklisi “Unutturmam”, 2018 yılında yayımlanmıştı. Ateş’in yeni teklisi “Kıyamadım” ise geçtiğimiz günlerde ETL Records etiketiyle piyasaya sürüldü.


İlk teklisinde Onur Koç’un bir şarkısını seslendiren Cengiz Ateş, bu defa bir “cover” tercih etmiş. 2003 yılında yayımlanmış “Bebek” adlı İzel albümünde yer alan “Kıyamadım”, söz ve müziği Altan Çetin’e ait bir şarkı. Yanlış hatırlamıyorsam o günden bugüne de kimse bir daha seslendirmedi ki o albümde de diğer “hit”lerin bir miktar gölgesinde kalmıştı.


‘90’lardan yavaş yavaş sıkılıp 2000’lere meyletmemiz yakındır. 2000’ler deyince de o periyotta Altan Çetin şarkılarının yeri çok sağlamdır. Bu bakımdan Cengiz Ateş’in “cover” seçimi çok doğru olmuş ki zaten sahnede de sürekli söylediği bir şarkıymış. Batu Çaldıran’ın elektronik düzenlemesi şarkıyı tam da bugünlere taşırken, Cengiz Ateş’in temiz şarkıcılığı da üzerine eklenince “keşke yeniden söylenmeseymiş” demeyeceğimiz bir “cover” çıkmış ortaya. Ayrıca bu şarkının bir önceki şarkısına kıyasla sesine ve şarkıcılık tavrına daha doğru oturduğunu da söylemeliyim.


Hakkında yazılıp çizilenlerden anladığım kadarıyla Cengiz Ateş Bursa’da halihazırda bir star zaten. Ne çare ki İstanbul’dan bakınca il sınırları dışı pek görünmez. Cengiz Ateş şimdi emin adımlarla adını Bursa dışında da duyurma çabasında ve bunu yakın vadede başarması da sürpriz olmayacak, iyi bir şarkıcı ve donanımlı, ne yaptığını bilen bir müzisyen çünkü.  


0
Share
Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa

Hakkımda


Photo Profile

Yavuz Hakan Tok
Müzik Yazarı / Eleştirmen / Arşivci

2001 yılında Bir Zamanlar adlı internet sitesinde müzik yazıları yazmaya başladı. Yanı sıra yazıları, Zip İstanbul, Koara, İkinci Kanal, Caretta, Mezun Life, Popüler Tarih dergilerinde, Bugün gazetesi ve Milliyet gazetesinde yayımlandı.

Daha Fazla



Takip Et

  • Instagram
  • YouTube
  • Twitter
  • Facebook

Bu Hafta Çok Okunanlar

  • Prestij Müzik'in Film Gibi Hikâyesi
    (Milliyet Sanat dergisi Şubat 2023 sayısında ve 5 Şubat 2023 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanmıştır.)    1997 yılında bir vesileyle Pre...
  • Tarkan Kurtlar Sofrasında
     TARKAN - "KUANTUM 51" Tarkan'ı öncelikle günün avam tarz ve türlerinden uzak durduğu, "rap"çilerle filan iş birliği...
  • Çeşitli Sanatçılar - "Kayahan'ın En İyileri 1"
    “YOLU SEVGİDEN GEÇEN” ŞARKILAR (1. BÖLÜM)  NTV’de yayınlanan Söz ve Müzik belgeselinin Kayahan özel bölümü için kolları sıvadığımızda 2014...
  • Rüya Çağla Röportajı
    Bizim kuşak ergen yaşlarında yetmişleri dolamıştı diline. O ispanyol paça pantolonlar, devasa yakalı, göğüs bağır açık gömlekler, apartma...
  • Çeşitli Sanatçılar - "Yıldız Tilbe'nin Yıldızlı Şarkıları"
    BİR “UYUMSUZ”UN ŞARKILARI (30 Temmuz 2018 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.) “Delikanlım”la başlayan şarkı ...

Arşivden

  • Suna Yıldızoğlu Röportajı
    Yabancı Gelin Sonia, Türkiye'de nasıl ünlü bir sinema oyuncusu ve şarkıcı oldu?.. Yetmişlerde ona kim, neden açık çek verdi? Dillere...
  • Prestij Müzik'in Film Gibi Hikâyesi
    (Milliyet Sanat dergisi Şubat 2023 sayısında ve 5 Şubat 2023 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanmıştır.)    1997 yılında bir vesileyle Pre...
  • Ne Kadarı Fatih, Ne Kadarı Mabel?
    MABEL MATİZ - "FATİH"  “Yahu bu ne? Bu zamanda 25 şarkılık albüm mü olur? Kim dinleyecek bunu?” “Şarkıların hepsi birbirine benz...
  • İzlediklerim Ocak 2012
    ENBE ORKESTRASI - "SENDEN KIYMETLİ Mİ?" Bütün tartışmalara, eleştirilere rağmen popüler müzik piyasasında ENBE damgası vurulmuş ...
  • Oya Bora Röportajı
    "Hani Peter Pan masalı gibi bir hayal dünyası vardır ya; orada kötülük yoktur, orada ihanet yoktur, orada acı çekilmez. Bizim şarkılar...
Copyright © 2019 Yeter ki Müzik Olsun

Created with by Beauty Templates | Distributed by Gooyaabi Templates