Bir süre önce “Cihangir Kedileri” teklisini yayımlayan Teneke
Trampet, geçtiğimiz günlerde de “Kaç Kurtul”la çıktı karşımıza. SMM etiketiyle
yayımlanan şarkının söz, müzik ve düzenlemesi grubun ortak imzasını taşıyor.
Hayatlarımızın bizi kıstırdığı yerlerden, dar alanlardan, rutinden,
ezberden, birbirinin aynısı günlerden, aylardan, yıllardan kaçıp kurtulmak
mümkün mü? Bunu bize kim söyler? Söyleseler duyar mıyız? Ya da farkında mıyız
kıstırılmışlığımızın? Tüm bunlara dair bir şarkı “Kaç Kurtul”. Belki oracıkta,
ha deyince kaçıp kurtulmak hiç kolay değil ama şarkı bir kıvılcım çaktırsa, bir
soru sordursa o bile yeter ki haydi haydi yapıyor. Müzik en çok bu işe yaramaz
mı zaten?
Ne iyi ki Teneke Trampet gibi saf, katışıksız ve temiz “rock”
yapan gruplar var hâlâ memlekette. “Rock” müziğin felsefesini, özünü, gerçeğini
Türkçe ama “alla turca” (Türk usulü) olmadan bize hatırlattıkları için gelecekte
bugünlerin müzik tarihi yazılırken onların yeri ayrı olacak.
1993 ve 2007 yılları arasında 5 albüm yayımlayan Reyhan Karaca,
o zamandan beri teklilerle ilerlemeye devam ediyor. 2019’da “Roma” ve “Umarsız”
adlarını taşıyan 2 tekli yayımlamıştı. Geçtiğimiz günlerde ise “Laga Luga” ile
çıktı karşımıza.
Ossi Müzik etiketiyle yayımlanan Laga Luga sözleri Saadettin
Dayıoğlu’na ait bir şarkı. Bestesi Saadettin Dayıoğlu ve Reyhan Karaca ortak
imzasını taşıyor, düzenleme ise Emre Gören tarafından yapılmış.
“Sevdik Sevdalandık” ve “Gidesim Gelmiyor” gibi ‘90’lar pop
müziği denilince mutlaka akla gelen iki şarkının yanı sıra bir dolu başka
şarkıyla da ara vermeden bugünlere kadar gelmeyi ve adını korumayı başarmış
Reyhan Karaca’nın tam da bu nedenle gözümüzde kredisi baki. Nitekim bu şarkı da
onun hem kendi çizgisini koruyup hem de “demode” kalmamanın sırrını çözebildiğini
bir kere daha gösteriyor.
Saadettin Dayıoğlu’nun kişiye göre şarkı yazma ve bir hikâye
yaratma konusundaki becerisi ve yaratıcılığı ile Reyhan Karaca’nın bu istikrarlı tavrının bir
araya gelmesi de parlak bir sonuç doğurmuş. “Laga Luga” ‘90’lı yılların
renklerini de içinden geçiren, esprili, eğlenceli bir şarkı. Dozunda Karadeniz sosu
ile bu yazlık pop şarkısı, Isaac Angel tarafından çekilmiş klibiyle de ferahlık
veriyor.
21 Temmuz 1990 gecesi… Altın Güvercin Müzik Yarışması
dördüncü kez yapılıyor ve TV 1’den naklen yayınlanıyor. Finalde 15 şarkı
yarışıyor. Jüride Timur Selçuk, Selmi Andak, Erol Evgin, Nükhet Duru, Esin
Engin, İzzet Öz gibi önemli isimler, halktan üç kişi ve yarışmanın organizatörü
Jüri Düzenleme Kurulu Başkanı Ali Rıza Türker var. Sahnede ise kimisi tanıdık,
kimisi ilk defa ekrana çıkan bir dolu müzisyen, koca bir orkestra. Şarkılar
canlı çalınıyor, canlı söyleniyor.
Suavi de o gece finalistlerden biri. Henüz onu hiç
tanımıyoruz. Söz ve müziği Özer Şenay!a ait “İki Gözüm İki Çeşme” adlı şarkısıyla
ve Suavi Andaç adıyla yarışmaya katılmış. Gecenin sonunda kazanan “Kâhya Yahya”
adlı şarkısıyla Cem Karaca oluyor. Yılların Cem Karaca’sı sonuçta. Suavi
dereceye giremiyor ama yarışma şarkısını 1991’de Hamle Müzik etiketiyle
yayımlanan ilk albümü “Deli Gönlüm”de yeniden seslendiriyor. Ve bu şarkı “Kâhya
Yahya”dan da yarışmadaki diğer şarkılardan da daha fazla ses getiriyor, bir “hit”e
dönüşüyor.
Suavi’den sonra şarkıyı Zeki Müren, Bülent Ersoy, Kibariye,
Ümit Besen, Nuray Hafiftaş gibi bir dolu isim seslendiriyor. Suavi ise 2011’de Seyhan
Müzik etiketiyle yayımlanan bir nevi “best of” çalışması “Gülle Diken Arasında”
adlı albümde şarkıyı yıllar sonra yeniden söylüyor. Yıllardır bilinen ve
sevilen bir şarkı olarak “İki Gözüm İki Çeşme” adeta bir türkü gibi, bugünlere
kadar geliyor.
Şarkının yarışma versiyonu o yıl yarışma şarkılarını içeren ve Miks Ltd. etiketiyle sadece kaset formatında yayımlanan albümde
yer almıştı. Ne yazık ki o albüm ve Suavi’nin ilk albümü şu an dijital platformlarda
bulunmuyor.
Kuşadası Altın Güvercin Beste Yarışması nihayet bu sene yeniden
yapılıyor. Şartname yayımlandı. Besteciler eserlerini, 5-9 Ağustos tarihleri
arasında gönderebilecekler. Ön jüri 16 Ağustos’ta toplanıp finale kalacak 10
besteyi seçecek. Büyük final ise 7 Eylül Cumartesi gecesi Kuşadası Stadyumu’nda
yapılacak.
Beş Yıl Önce On Yıl
Sonra – “Yağmur & Bana Yalan Söylediler”
Meraklısı dışında pek bilen yoktur ama en iyi ürünlerini ‘60
ve ‘70’lerde vermiş, bugün hâlâ bayılarak dinlediğimiz Anadolu pop türünün temellerini
atanlardan biri Doruk Onatkut’tur. Onatkut’un 1962 yılında “Kara Tren” türküsüne
yaptığı düzenleme bir devrin başlangıcı olmuş, bu düzenleme yine onun kurduğu
Kentet Dogo Orkestrası ve solist Alpay tarafından Ankara Radyosu emisyonlarında
seslendirilince çok geniş bir dinleyici kitlesinin ilgisini çekmiş, arkası
gelmiştir. Türün ilk örneklerinden ve klasiklerinden biri de Tülay German
tarafından seslendirilen “Burçak Tarlası” düzenlemesidir.
Doruk Onatkut, yıllar boyu kendi orkestrasıyla, sonrasında tek
başına, hem sahne hem stüdyo müzisyenliği yaptı. İşin mutfak tarafını da iyi
biliyordu; ses kayıt ve “mix”ine imza attığı sayısız plak var.
Aranjör olarak
da bir dönemin önemli işlerinde Doruk Onatkut imzasına rastlamak mümkün.
Gündoğarken’in ilk albümü tamamen onun elinden çıkmıştır mesela. Zerrin Özer’in
ilk iki albümünde ama özellikle de “Her Şey Seninle Güzel” şarkısındaki muazzam
düzenlemeleri de unutulmazlar arasında.
Doruk Onatkut’un Türk pop tarihine yazılmış en önemli işlerinden
biri de hiç kuşkusuz Beş Yıl Önce On Yıl Sonra projesi oldu. Onatkut, 1979
yılında, birkaç yıl öncesinin popüler olmuş şarkılarının “medley”ler şeklinde
ardı ardına söylediği bir albüm hazırladı. O dönemde Türkiye’de pop-fasıl
modası vardı. “Karışık Disko” adı verilmiş bu albüm ise Türkçe pop
şarkılarından oluşuyordu. Kendisinin de dâhil olduğu 10 kişilik Doruk Onatkut
Orkestrası’nda eşi Nilgün Onatkut da şarkı söyleyenlerden biriydi ve albümün
tamamı bu orkestra tarafından çalınmıştı.
Bu albümün fikri 1981 yılında Beş Yıl Önce On Yıl Sonra projesine
dönüşecek ve Nilgün Onatkut ile yine birlikte yine “Karışık Disko” albümünde
hem bas gitar çalıp hem şarkı söylemiş Mehmet Horoz, Beş Yıl Önce On Yıl Sonra’nın
birer elemanı olacaktı. Grubun diğer üyeleri ise Atakan Ünüvar ve Şengün Tansel’di.
Bir süre Şebgün Tansel’in yerini Esma Erdem aldı ve Doruk Onatkut’un düzenlemeleriyle
Beş Yıl Önce On Yıl Sonra ‘80’lere damgasını vurdu.
Bu kapak, albümün 2010 yılında Ossi Müzik tarafından yapılan CD baskısının kapağı.
Orijinal kapağın görseli beyaz fon üzerine albüm adının yazılmasından ibaret olduğu için bunu
kullanmayı tercih ettim.
“Yağmur & Bana Yalan Söylediler”, her ikisi de Jose
Feliciano tarafından bestelenmiş, Türkçe sözleri ise Fikret Şeneş tarafından
yazılmış iki şarkı. Birini Ajda Pekkan, diğerini Semiramis Pekkan söylüyor
zamanında ve Doruk Onatkut bu iki şarkıyı bir araya getirerek bir anlamda “mash
up” yapıyor. Ve bu düzenleme Beş Yıl Önce On Yıl Sonra’nın 1983 yılında Balet
Plak etiketiyle yayımlanan ikinci albümü “Beş Vals On Tango” da yer alıyor.
Grubun zirvede olduğu dönem, plak çok ilgi görüyor, çok satıyor, özellikle de
bu şarkıların bu yeni düzenlemesi çok seviliyor.
Bugün Doruk Onatkut’un ölüm yıldönümü. Onu 31 Temmuz 2013’de
kaybetmiştik. Son günlerine kadar sahnede kalmış, müziğe kelimenin tam
anlamıyla bir ömür adamıştı. Türk pop müziğinin bu çok önemli ismini onun
düzenlemesini yaptığı bu şarkıyla anmak istedim. Doruk Onatkut’un teslim ettiği
bayrağı şimdilerde oğlu Uğur Onatkut taşımaya devam ediyor. Yüksek Sadakat’in
elemanlarından biri olan Uğur Onatkut, aktif müzik hayatına devam ederken, Nilgün
Onatkut da zaman zaman sahneye çıkıyor, şarkı söylüyor.
Ekranda ömrü çok uzun olmayan X Factor yetenek yarışması
bizi İlyas Yalçıntaş’la tanıştırmış ve İlyas’ın o yarışmada seslendirdiği “İncir”
adlı şarkı bir anda “hit” olmuştu. O hızla yapılan ilk albüm “İçimdeki Duman”
İlyas’ın ilk profesyonel adımıydı. O gün bu gündür de müzik sektöründe var
olmaya devam ediyor. Albüm 2016’da çıktı, üzerine 2017’de “Gel Be Gökyüzüm”
başarısını ekledi. 2018’de ise Feride Hilal Akın’la yaptığı “Şehrin Yolu”,
Aytaç Kart’la yaptığı “Yağmur”un yanı sıra “Bilmece” teklisi de Yalçıntaş
cephesinde ses getiren işler oldu.
2019’da ise bir sinema filmi için seslendirdiği Neşet Ertaş
türküsü “Neredesin Sen?”in yanı sıra bilinen ve sevilen şarkılarından dördünün akustik
kayıtlarını tekli olarak yayımladı İlyas. Geçtiğimiz günlerde ise yeni teklisi “Kirli
Kadeh”, Alfa7 etiketiyle piyasaya sürüldü.
Ayırt edilebilir, kendine has ses rengi kadar kendi yazdığı
şarkılarının karakteristiği ile de İlyas Yalçıntaş’ın pop dünyası içinde bir
alan açtığı rahatlıkla söylenebilir. İlk albümden sonra tercih etmeye başladığı
elektronik altyapılar da aslında gayet romantik şarkılarının o dar kalıba sıkışıp
kalmasını engelledi.
Söz ve müziğini yazdığı “Kirli Kadeh” de bu tavrı sürdürdüğü
bir şarkı. Tıpkı İlyas’ın diğer şarkıları gibi bu şarkı da bir üniversite
kantininde ya da gençlerin ateş yaktığı bir kumsalda tek bir gitarla çalınıp
söylenmeye çok müsait iken, Aytaç Kart’ın bu düzenlemesiyle güncel popun
eğilimlerini de yakalamayı başarıyor. Hoş bir “groove”, akılda kalıcı bir melodi
ve sözlerle İlyaş Yalçıntaş ve müziğini sevenleri memnun edecek bir şarkı “Kirli
Kadeh”.
2009 yılında yayımlanan ilk albümü “Ben Sen Olamam”la
tanımıştık Emir’i. Daha yolun başında Tarkan, Ozan Çolakoğlu, Nazan Öncel, Yıldız
Tilbe, Aysel Gürel, Harun Kolçak gibi isimleri bir araya getiren bir albümle
iddialı bir giriş yapmıştı müzik piyasasına. Sonrasında bir albüm daha yapmadı
ama o zaman bu zaman kimi kez tek şarkı, kimi kez iki şarkı, öyle devam etti
yoluna. Pek ortalarda görünmedi, arada bir kendini hatırlatıyor gibiydi sadece.
Yol üzerinden de Gülşen’den de destek aldı ve hatta geçtiğimiz yıl yayımlanan “N’aptın
Sevgilim” adlı iki şarkılık teklisinde yine bir Gülşen şarkısı seslendirmişti.
Emir’in bu sessiz sedasız tavrına rağmen çok sayıda akılda
kalan şarkı söylediği bir gerçek. Geçtiğimiz günlerde Sony Müzik etiketiyle
piyasaya çıkan yeni şarkısı “Aynen Devam” da onlardan biri olmaya aday. Yabancı
bir şarkıdan adapte edilmiş “Aynen Devam”ın Türkçe sözlerini Emir yazmış, düzenlemeyi
ise Celil Yavuz yapmış.
Müziğini “world punk” olarak tanımlayan Firewaters, 1995
yılında Todd Ashley tarafından kurulmuş Amerika menşeli bir grup. Orijinal ismi
“Electric City” olan bu şarkı da Firewaters’ın 2008 yılında yayımlanmış “The
Golden Hour” adlı albümünde yer alan şarkılardan biri ve şarkının bestesi de
Todd Ashley tarafından yapılmış.
Doğrusu kim bulmuş, nereden, nasıl bulmuş bilmiyorum ama
Türkçe pop müzikte bu kadar yerli tınlayacak bir yabancı şarkı bulmak hiç kolay
değil. Şarkının “gypsy” havası, ritmi, melodisi filan bizim buralardan ses
veriyor adeta. Hâl böyle olunca da düzenlemeyi yapan Celil Yavuz’a pek fazla iş
düşmemiş; orijinaline çok benzer bir düzenleme şarkıyı Türkçe popa kazandırmaya
yetmiş çünkü.
Eğlenceli, neşeli, sıcak bir şarkı “Aynen Devam”. Dinlerken
oracıkta ritim tutasınız, omuzlarınızı oynatasınız filan geliyor. Sözler derli
toplu, Emir de şarkıyı kendine çok yakıştırmış. Beklemedik bir şarkı, kabul ama
popun genel seyri içinde taze bir nefes gibi. Ayvalık’ta çekilen ve Emir’e
Çağrı Müftüoğlu ile Rober Hatemo’nun eşlik ettiği klip de şarkının eğlenceli ve
neşeli havasını “aynen devam” ettiriyor.
Sertab Erener Harbiye Açık Hava Konseri 6 Temmuz 2019
Sertab’ın Müzikali’ni 2018 Aralık ayında izlemişim. Tadı hâlâ damağımda. Bir daha izleyesim de var ama bu gece konsept farklı. Sertab’ın Müzikali tutmuş oturmuş bir gösteri olsa da Sertab yaz için başka bir konsept planlamış: Elektrik Akustik. Zaten ben bildim bileli Sertab konserleri hep konsept, hep konsept. Daha Türkiye’de konsept kelimesi yokken Sertab konsept konser yapardı; öyle de konsept sevdalısı bir insan. Kötü mü? Elbette değil. Bir paragrafta yedi kere konsept (bu sekizinci) kelimesini kullanmak zorunda kalmamdan gayri bir şikâyetim yok. Aksine parmakla gösterilmesi gereken bir durum ki memlekette bu işi böyle yapanları parmakla göstermeye kalksanız parmaklarınızın çoğu boşta kalır.
Daha ilk albümüyle dikkat çekmiş, tüm Türkiye’nin tanıdığı
bir isim haline gelmişti Kalben. İkinci albüm bunu pekiştirdi, büyüttü. Buna
karşın aslında son bir-bir buçuk senedir kendini bulmaya başladı. Her şeyden önce
yazdığı şarkılardaki gibi biri olduğunu daha açık görmeye başladık ki bu bizi
onun samimiyetine daha çok inandırdı. (Her şarkı yazanla aynı güveni tesis
edemiyoruz, takdir edersiniz ki.) Daha cesur, daha özgür, daha güçlüydü artık,
daha fazla güveniyordu kendine.
Kalben’in, üç şarkı ve bir farklı versiyondan oluşan yeni
mini albümü “Aşk Çeşmesi” geçtiğimiz günlerde Garaj etiketiyle yayımlandı. “Çek”,
“Kalp Hanım” ve “Aşk Çeşmesi” adlı şarkılar ve bir de “Aşk Çeşmesi”nin Kaan
Düzarat tarafından yapılmış “remix” versiyonu var bu albümde.
Her üç şarkıya da
klip çekilmiş ve bu klipler de “Kızkulesi’nin Anahtarı” üçlemesi olarak albümle
eşzamanlı servis edildi. Videoları YouTube’da bu başlık altında seyrettiğiniz
zaman aralardaki bağlantılarla birlikte hikâyenin bütününe daha fazla vâkıf
oluyorsunuz. Kalben aslında neden ve nasıl daha cesur, daha güçlü ve daha özgür
hâle geldiğini anlatıyor bu hikâyede.
Haliyle de alışageldiğimizden farklı olarak “önce bunu
dinleyin” önermesi yok bu defa. Her şarkıya eşit değer biçilmiş. Tabii ben
konsept gereği tek bir şarkı seçmek durumunda olduğum için size “Çek”i
öneriyorum. Galiba ben onu diğerlerinden bir tık daha fazla sevdim.
Önceki albümlerinden farklı olarak Kalben’in müziği daha dolgun
ve kulak doyurucu artık. Yine onun kendine has sesi ön planda ama bu defa
düzenlemeler daha incelikli daha, detaylı ve demli müzikal lezzetler içeriyor. Düzenlemeleri
Kalben ve Kutsal Kaan Bilgin birlikte yapmışlar. Her üç şarkının söz ve müzikleri
ise Kalben’in imzasını taşıyor.
‘70’ler müziğinin ruhunu taşıyan “Çek”, daha önce “Yara”yı
sevmişlerin, “Sadece”yi sevmişlerin bir çırpıda ısınacağı “Kalp Hanım” ve belki
de ilk kez içinden alaturka geçen bir Kalben şarkısı, “Aşk Çeşmesi”… Üstüne bir
de “Kuşlar Remix”ten sonra Kalben müziğini ikinci kez, fakat bu defa saykodelik
bir biçimde elektronik tınılarla çeşitlendiren “Aşk Çeşmesi Remix”… Kalben’in kendi
kuşağındaki müzisyenler arasında yerini ayrı ve özel kıldığı, değişik şeyler
arayan ayran gönüllü dinleyicinin gelip geçici bir hevesi olmadığı böylece
tescilleniyor.
Doğrusu bu ya, zamanın ruhu üç şarkıyı bile "fazla" kabul
ederken, Kalben’in sizi elinizden tutup götürdüğü dünyasında geçirdiğiniz 12+6 dakika
yetmiyor. Ama el ele tutuşup aştığımız eşikte, hikâyenin bundan sonrası çok daha renkli, coşkulu ve heyecanlı geçecek
(hem Kalben hem de onu dinleyen, sevenler için) orası kesin.
Uzun süredir müzik piyasasının içinde olmasına rağmen,
yıllardır aktif olarak sahne müzisyenliği yapıyor olmasına rağmen ve dahi kendi
yazdığı şarkıları da olmasına rağmen hiç albüm ya da şarkı yayımlamamıştı
Devrim Atvur. Geçtiğimiz günlerde ise ilk teklisi “Kızgının Şarkısı”, CS Müzik
etiketiyle piyasaya sürüldü. Söz ve müziği Devrim Atvur’a ait şarkının
düzenlemesi ise Doğan Kospançalı tarafından yapılmış.
“Kızgının Şarkısı” şarkıların sadece eğlendirmek ya da
sadece duygulandırmak, üzmek için yapılmadığı zamanlara ait bir şarkı. Bir
derdi olan, söyleyecek sözü olan şarkılardan. Her ne kadar Devrim Atvur bu
şarkıyı yıllar önce yazmışsa da bugünleri de harfi harfine anlatan bir şarkı
öte yandan. Her devirde üç beş kuruş, bir karış toprak için rezil olanlar,
kepaze olanlar vardı belki ama hiç bugünkü kadar çok olmamıştı çünkü. “Aklımdan
hiç çıkmadı, yalan dolandı ettikleriniz. Kaktınız, e ittiniz ihanet ettiniz
yine bu alem size kalmadı,” diyor mesela şarkı sözleri. Alın bu sözleri kime
söylerseniz söyleyin bugün.
Evet, şimdilerde her gün piyasaya çıkan onlarca yeni şarkı
arasında ayrıksı, ters, sivri duruyor ilk dinleyişte ama bir yandan da aslında
bu ülkede zamanında var olmuş bir dilin, söylemin, tavrın ve tarzın izlerini
sürüyor. Bu şarkıyı ve Devrim Atvur’u anlamak için en azından biraz Yeni Türkü’yü,
belki biraz Gündoğarken’in ilk zamanlarını ama en çok da Timur Selçuk’u
dinlemiş, tanımış, hazmetmiş olmak lazım. Dahası ironiden anlamak ki sosyal
medya sayesinde ironi denen şeyle bağları tamamen kopmuş bir millet olduk
nicedir.
Şarkının düzenlemesindeki nefis Ege havası, Devrim Atvur’un
teatral şarkı söyleme biçimi, akılda kalıcı melodisi ve taşı gediğine koyan sözleriyle
bugünün müziğinde kategori dışı ama uzun vadede kalıcı olacak, zaman geçse de
eskimeyecek bir şarkı “Kızgının Şarkısı”… Ne olsa kızgınlığımız hiç geçmeyecek,
bizi kızdıran birileri, bir şeyler hep olacak.
Hâlâ var mı bilmiyorum ama eskiden müzik yarışmalarında
rumuz kullanılırdı. Herkesin birbirini tanıdığı müzik piyasasında jüri de
müzisyenlerden oluştuğu için gönderilen şarkıların kime ait olduğu anlaşılmasın
diye şarkılara besteciler tarafından rumuz verilir, jüri değerlendirme yaparken
şarkıların sadece rumuzlarını bilir, kim yazmış, kim bestelemiş, kim söylemiş
bilmezdi.
Hah işte benimki de o hesap. Atıyorum “playlist”e yeni çıkan
şarkıları, sonra kulaklığı takıyorum ve ne çıkacağını bilmeden dinliyorum.
Tanıdıklarım oluyor, tanımadıklarım oluyor, merak edersem ekranı açıp
bakıyorum. Bu bana şarkıları daha objektif dinleme şansı veriyor.
Geçenlerde yine öyle dinlerken takıldım bir şarkıya. Şarkı
tanıdık, ona eminim ama o an hatırlayamadım. Yalnız ses hiç tanıdık değil. Tertemiz,
pırıl pırıl söyleyen, belli ki genç birinin sesi. Bir genç kız. Açtım baktım. Ekranda
Ece Mumay ismini görünce de şaşırdım.
Daha önce bir teklisini yazdığım, sonrasında yaptığı albümü
ve yakın bir geçmişte tekli olarak yayımlanan Ahmet Kaya “cover”ı “Söyle”yi
dinlediğim ve dinlerken hep aynı şeye, şarkı söyleme biçimine takıldığım Ece
Mumay beni şaşırtmıştı ve sesini tanıyamamıştım.
Ece Mumay’ın Pasaj & Garaj etiketiyle yayımlanan yeni teklisi “Hırka”, 2018’de çok genç yaşta, çok
talihsiz bir tekne kazasında kaybettiğimiz Onur Can Özcan’ın bir şarkısı. Onun
sesinden internet üzerinden yayılıp sevilmiş, ölümünden sonra yayımlanan
albümünde de yer almış bir şarkı. Mumay, YouTube videosunun altına şu notu
yazarak paylaşmış bu şarkıyı: “Onu yaşatmak, onu unutturmamak için okumadım bu
şarkıyı. Zira sizler en karanlığınızda size eşlik eden bu adamı zaten
unutmazsınız. Onur için söyledim ben bu şarkıyı. Siz de O'nun için dinleyin.” Ve
tıpkı Onur Can’ın videosuna benzer bir ortamda çekilmiş bir videoyla göndermiş
selamını.
Genç yaşından beklenmeyecek bir olgunlukla, bugüne dek
kaydettiği şarkılarda beni rahatsız eden bozuk telaffuzundan tamamen kurtulmuş
bir biçimde, sesinin asıl rengini ve tadını ortaya çıkaran, etkili bir yorumla
seslendirmiş bu şarkıyı Ece Mumay. Böylece kendi kuşağındaki benzerleri
arasından fark edilebilir bir biçimde sıyrılmış. Ece’nin (her ne kadar bir
albüm çıkarmış olsa da) profesyonellik yolunda attığı ilk adım, YouTube akustikçisi
olmaktan, dikkate değer bir şarkıcı olmaya evrildiği kırılma noktası bu şarkı
olmuş bence. Umarım böyle devam eder.
Sene 1988. Kayahan, Nilüfer, Sezen Aksu ortalığı kasıp
kavuruyor ama pop müzik neredeyse onların açtıkları alandan ibaret. Öyle sıkışmışız.
Yeni şarkıcı çıkmıyor, çıkanlar olmuyor, eskiler eskisi kadar parlak işler
yapamıyor filan, öyle kısır bir dönem… Derken o sıra İzmir’deyim ben bir
sebeple. Alsancak’taki bir plakçıda görüyorum üzerinde “…Ve Ayşegül Aldinç” yazan
kaseti. Hakikaten “…ve”lik bir surum söz konusu çünkü bu güler yüzlü, güzel
sesli genç kızı tanıyalı bir hayli zaman geçmiş ama bir türlü bir plak, kaset
neyin yapmamış o vakte kadar.
Kaseti dinlemeye başlamadan daha, kartonetteki isimleri
görünce şaşalıyorum şöyle bir. Timur Selçuk mu istersiniz Barış Manço mu?..
Attila Özdemiroğlu’su, Fuat Güner’i filan resmen yıldızlar takımı. Hayır bu
kızcağız nasıl toplamış bu ekibi de bu zor zamanda bu kaseti yapmış, inanılamıyor!
Bir de sonra televizyonda şarkılarını söylemeye başlayınca
öyle fişek gibi, “rocker” bir kız çıkmasın mı karşımıza? O Eurovision
zamanlarının ev kızı gitmiş, yerine bir “rockstar” gelmiş. ’88 yılından
bahsediyorum, düşünsenize. TRT’de eğlence programlarına çıkan şarkıcılara
sunucuların “Bu gece seyircilerimiz için hangi şarkıları söyleyeceksiniz acaba,
lütfen siz anons eder misiniz?” filan diye konuştukları zamanlar…
O kaseti kaç zaman evire çevire dinledim bir ben bilirim.
Her bir şarkısını ayrı ayrı nasıl sevdim, nasıl bağrıma bastım… Hâlâ da dinlerim
zaman zaman. Ne çare ki bugün dijital platformlarda o albümü bulmak mümkün
değil. Hatta o dönem az miktarda basılan CD’sini bulmak da neredeyse imkânsız.
Bir zaman makinesi icat olsa ve ben o yıllara dönsem, ilk alacağım CD o olacak
hayırlısıyla, bakalım, hâlâ umudum var.
Ayşegül Aldinç’in ikinci albümü “Benden Söylemesi” ise 1991
yılında yayımlanmıştı. O albüm de ayrı bir yıldızlar takımını bir araya
getiren, yine parmak ısırtan bir albümdü. Çok kimse bilmez ama Sezen Aksu’nun
söz ve müziğini yazdığı “Sorma” ilk kez o albümde Attila Özdemiroğlu’nun
düzenlemesiyle dinleyici karşısına çıkmıştı.
Şarkıyı Ayşegül Aldinç’ten sonra
Zeki Müren’inden Müslüm Gürses’ine, Bülent Ersoy’undan Aydilge’sine yıllar boyu
sayısız şarkıcı yeniden seslendirdi ama ilk kez Ayşegül’den dinleyenler için o
versiyonun yeri hep ayrı kaldı.
O dönem Şan Müzik etiketiyle basılan albüm, daha sonra Esen
Müzik tarafından yeniden basıldı Allah’tan da şu anda en azından dijital
platformlarda dinlenebiliyor. Bu vesileyle EMI Universal Müzik’e buradan bir
kez daha sesleneyim: Artık “…Ve Ayşegül Aldinç” albümünü bekliyoruz. Dijital olur,
plak olur, hepsi kabulümüz.
Levent Yüksel Harbiye Açık Hava Konseri 4 Temmuz 2019
Ne yana dönsem karşıma bir yerden Aşkın, Sertab, Levent çıkıyor. Nereyse 30 yıl olacak; her biri ara sıra yorulmuş, yarıştan kopmuş, bazen önde durmuş, pik yapmış, bazen geri çekilmiş, duralamış ama temeli o kadar sağlam atmışlar ki daha kariyerlerinin başında, onlara bir ömür yetecek krediyi ceplerine koymuşlar. Tabii o temellerin harcında Sezen Aksu – Onno Tunç var, Attila Özdemiroğlu var, Uzay Heparı var, Aysel Gürel var, Fahir Atakoğlu var… Var oğlu var…
Nova Norda (kuzey yıldızı) ya da gerçek ismiyle Ecem Böke, kurumsal
iş dünyasında beyaz yakalı bir çalışanken ani bir kararla tutkuların peşinden
gitmeye karar verip istifa etmiş ve müzik yapmaya başlamış. İlk teklisi “Çıktım
Bi’ Yola”, 2018’de yayımlamış. Geçtiğimiz günlerde Hangar Music etiketiyle piyasaya
çıkan “Kuzeye Kaç!”, Nova Norda’nın tekli olarak servis edilen yedinci şarkısı.
Yanı sıra bu yedi şarkının dördünün akustik versiyonları tekli olarak yayımlanmış.
Tabii YouTube’u karıştırdığınızda bir dolu başka kaydına da ulaşmak mümkün.
İki senelik bir zaman zarfında adını epeyce duyurmuş,
festival “line up”larına filan girmiş, hatta son olarak Sertab Erener’in Açık
Hava konserinde konuk sanatçı olarak boy göstermiş. Seveni çok, dinleyeni,
takip edeni, şarkılarını ezber edeni de… Sebebini anlamak zor değil. Genç
kuşağın istediği her şey var Nova Norda projesinde.
Öncelikle hayat çizgisini değiştirebilmişliğiyle imrendiren,
çok moda kişisel gelişim mottolarına örnek olabilecek bir hikâye (hayallerini
peşinden gitmiş, vaaaavvv şahane!) Sonrasında sokaktan geçen herhangi birinden
bir yıldız yaratmanın olmazsa olmazı, alabildiğine doğal ve bir o kadar da rüküş
bir imaj (çok “cool”!) Afili takma isim zaten baştan büyük avantaj. Reklam
sektöründen müzik sektörüne geçmiş birinin bu kadar kısa süre içinde birden
fazla reklam filmi için (gizli ya da açık) şarkı yazması meselesi hikâyeyi
biraz bulandırıyor ama o kadar olur mu diyelim, ne diyelim?..
Nova Norda’nın şarkıları, oyuncaklı, zeki şarkı sözlerinin elektronik
müziğin (ve dahi "hip hop"ın, "R&B"nin) bir gereği olarak melodiyle değil melodi kırıntılarıyla bestelenmiş şarkılar.
Şarkıların içindeki seyrek melodi cümleleri çoğu kez defalarca tekrar ediliyor;
ona keza kimi kez söz cümleleri de öyle. “Kuzeye Kaç!” da böyle bir şarkı
nitekim. Nova Norda bize kafamızı kaldırıp yıldızlara bakmamızı, sakin olup nefesimizi
tutmamızı, oyunu görüp anlamamızı telkin ederken yanlış saymadıysam tam 53 kez “kuzey”
kelimesini telaffuz ediyor. Şarkıyı dinlerken hiptonize olup kuzeye kaçmaya
karar vermeniz kuvvetle muhtemel yani.
Şaka bir yana, Ufuk Kevser’in prodüksiyonunu yaptığı altyapı
ve “sound” hakikaten yurt dışında yapılan aynı tür işleri aratmayacak kadar iyi
ve güçlü. Dinlerken sizi asıl hipnotize eden de bu oluyor.
Nova Norda’nın şarkıcılığı konusunda bir şey yazamıyorum
çünkü şarkı söylemiyor, mırıldanıyor ve bebeksi bir diksiyonla şarkılara ses
veriyor sadece. Bu yakınlarda çıkmış ve benzer şekilde şarkılara ses veren sayısız
şarkıcı arasından Nova Norda’nın sesini ayırt etmek neredeyse imkânsız. Dilerim
zaman içerisinde gerçek sesini, kendi sesini duyarız.
Yavuz Hakan Tok Müzik Yazarı / Eleştirmen / Arşivci
2001 yılında Bir Zamanlar adlı internet sitesinde müzik yazıları yazmaya başladı. Yanı sıra yazıları, Zip İstanbul, Koara, İkinci Kanal, Caretta, Mezun Life, Popüler Tarih dergilerinde, Bugün gazetesi ve Milliyet gazetesinde yayımlandı.