Hayrettin Taşkaya, müzik sektörünün alternatif kanadında
farklı işler yapmaya devam ediyor. 2019 yılında Kalben’le yaptığı düetin yanı
sıra iki de tekli yayımlamıştı, bir üçüncüsü de geçtiğimiz günlerde piyasaya
sürüldü. Radyotör etiketiyle yayımlanan şarkı, “Kal Yanımda” adını taşıyor.
“Sevgilim” sakin bir şarkıydı, Cem Kıyak’la ortak çalışması “Yol”
epeyce yüksek tempolu. Söz ve müziği Hayrettin Taşkaya tarafından yazılan “Kal
Yanımda” ise içinden oryantal ezgilerin geçtiği “trip hop” bir şarkı. Şarkının
düzenlemesi Hayrettin Taşkaya ve Bilge Kağan Etil ortak imzasını taşıyor.
“Kal Yanımda” ateşi yüksek bir aşk şarkısı. Çöl, kum, ayak
izleri, serap gibi kelimeler belli ki özellikle seçilmiş ve oryantal hava
sadece melodik bir renk olmaktan öteye geçmiş böylece. Nitekim klip de şarkıyı
bu anlamda bütünlüyor. Hayrettin’in önceki klipleri gibi bu şarkının klibi de kışkırtıcı,
çarpıcı ve cesur. Emre Küçükosman’ın çektiği klibin sanat yönetmenliğini de
Hayrettin Taşkaya yapmış.
Müzikte sıradanın, olağanın, ortalamanın dışında bir şeyler
arıyorsanız Hayrettin Taşkaya’nın müziğiyle tanışmalısınız.
Kötülüğe uzaktan bakıyorum. Küçücük akıllarına sığdırdıkları
kocaman karanlığa bir ışık sızacak diye nasıl korktuklarını görüyorum. Aydınlığa
öfkelerinin bitmeyecek olmasına üzülüyorum. İyi olana, güzel olana, umutlu, ışıklı,
parlak, neşeli olana duydukları kine acıyorum.
Dünyalar güzeli, gencecik bir kız ölümle pençeleşir, hayata tırnaklarıyla
tutunurken gösterdiği cesareti, direnci, sarıldığı yaşama sevincini, onunla
aynı kaderi yaşayanlara verdiği gücü mutlak, saf, katıksız bir kötülükle
tüketme çabasına düşenlerin kalplerine er ya da geç şefkat, merhamet, vicdan ve
azıcık da olsa ışık düşmesini diliyorum.
Ne güzel yazmış Mete Özgencil… Ne güzel söylemiş Nükhet Duru…
“Biz her birimiz tek kanatlı yarım melekleriz
Ve biz ancak birbirimizi kucaklayıp ayakta kalabiliriz.”
Cemil Demirbakan 2019 yılbaşından bu yana “Oldum Sanma” ve “Beş
Harf” adlarını taşıyan iki tekli yayımlamıştı, sonbaharı da geçtiğimiz günlerde
yayımlanan “Yazgı”yla karşıladı. ACDB Yapım etiketiyle piyasaya sürülen
şarkının söz ve müziği Noyan Öztürk’e ait, düzenleme, kayıt ve miks ise Tarkan
Gözbüyük ve Ozan Tügen tarafından yapılmış.
Memleketin sağlam müzisyenleri bir araya gelince ortaya
çıkacak işten kuşku duymanıza gerek kalmıyor. Nitekim her şeyden önce nefis bir
kayıt dinliyoruz; tertemiz, pırıl pırıl. Şarkı ne kadar güzelse düzenleme, hele
ki Cenk Erdoğan’ın perdesiz gitarla kattığı lezzet de o kadar güzel. Daha duyduğunuz
ilk notalardan itibaren kapılıp gidiyorsunuz müziğin tadına. Ve Cemil Demirbakan’ın
artık eski bir dostumuz olmuş sesiyle tamamlıyor şahanelik.
Cemil, sosyal medyada şarkıyı paylaşırken “Valla yine
piyasaya yapmadık, hareketli de değil,” diye not düşmüş. Bilakis böylesi
şarkıların tam yeri, tam zamanı bence.
Biliyorum şu şartlar altında çok zor, maddi ve manevi
karşılığı olmayan bir çaba, bir deli işi artık albüm yapmak ama bu ekibin
elinden çıkmış bir albüm nasıl keyifle dinlenirdi diye düşünmedim değil.
“Of Of” bombasıyla makyaj tazeleyip popun birinci ligine
demir atan Gülşen, yarattığı rüzgârı 2006 yılında da “Yurtta Aşk Cihanda Aşk”
albümüyle sürdürmüş ve o albüm de birden fazla “hit”le uzunca bir süre
gündemden düşmemişti.
Söz, müzik ve düzenlemesi Altan Çetin’e ait “Ya Tutarsa”, o
albümün açılış şarkısıydı ve albüm piyasaya çıkar çıkmaz dillere düşmüş, Gülşen’i
bir kez daha müzik listelerinin başına oturtmuştu.
Şarkıyı uzun zaman sonra bu yazı vesilesiyle yeniden
dinlerken elimde olmadan gülümsedim. Bugün herhangi bir pop şarkıcısı böyle bir
şarkı söylese, böyle bir klip çekse, YouTube videosunun altına yazılacakları tahmin
edebiliyordum çünkü:
“Hoca Nasrettin ne yaaa, böyle şarkı mı olur?”
“Ya tutarsa, ya tutarsa, çok boş bir şarkı, nakaratı olmamış!”
“Gülşen neden böyle açık saçık giyiniyor?”
Vesaire vesaire…
O zamanlar hiçbir şey şimdiki gibi değildi, evet ama en çok
da biz şimdiki biz değildik. Şarkıların tadını çıkarıyor, onları bir gecede,
bir saatte harcamak için pusuda beklemiyorduk. Eğleniyorduk ve galiba bu kadar
kötü kalpli de değildik. Her şeyden önce iyi ya da kötü, yapılan işe saygı
duymayı biliyorduk. Eleştirmek ondan sonra geliyordu. Karalamaksa aklımıza bile
gelmiyordu. Şarkıcıdan, aranjörden, besteciden daha bilgili, daha akıllı, daha
zeki, daha duyarlı, daha ileri görüşlü olduğunu gösterme derdiyle şarkıları klipleri
didiklemekten bir hâl olan, onlarla mutlu olmayı, onlardan keyif almayı,
onlarla eğlenmeyi öğrenememişler sonradan türedi.
‘90’lar furyasının bittiği yerde 2000’ler furyası
başlayacak, orası kesin. 2000’ler furyası başladığında da bu şarkı o partilerde
bir ağızdan söylenen şarkılardan biri olacak, 2000’li yılların çocuklarını
mutlu edecek. 2010’lu yıllar furyası başladığında ne olur bilemem ama şarkılarla
mutlu olmayı bilenler her zaman kazanacak, onu bilir onu söylerim.
Geçtiğimiz mayıs ayında ilk teklisi “Defter”i piyasaya
çıkaran Merve Çalkan’ın yeni teklisi “Gözlerin”, geçtiğimiz günlerde Sony Müzik
etiketiyle piyasaya sürüldü. Şarkının söz ve müziği Merve Çalkan’a ait,
düzenleme ise Mabel Matiz ve Efe Demiral tarafından yapılmış. Mabel Matiz bu
tekliye aynı zamanda prodüktör olarak da imzasını atmış.
Merve Çalkan’ı “Defter”
şarkısından önce tanıyanlar için “Gözlerin” hiç de yeni bir şarkı değil
aslında. Çalkan’ın tanınırlığını sağlayan Sofar videolarından birinde
seslendirdiği bir şarkı bu. Sofar gibi hilesiz hurdasız bir kanalda 800 000’in
üzerinde tık aldığına bakılırsa da şarkıyı bilenlerin sayısı pek de az değil.
2016’da yayınlanan o videodan üç yıl sonra aynı şarkı bu
defa profesyonel bir kayıtla çıkıyor karşımıza. Doğrusu da bu. Kaldı ki o
videoda Çalkan’ın pek ustalıklı gitar çaldığı da söylenemez. Nitekim Mabel
Matiz ve Efe Demiral’ın düzenlemesi şarkıya müthiş renkler, tatlar katmış. Daha
“intro” kısmından itibaren başka bir dünyaya giriyor, tek gitarlı akustik
modasının müzisyenleri sıradanlaştıran, kimliksizleştiren basitliğinden kaçıp
kurtuluyorsunuz.
Bununla birlikte şarkı bir yerden sonra tıkanıyor,
zorlanıyor gibi. Hani şiirden bestelenen şarkılarda olur genellikle; sözü
eksiltmemek için melodiyi zorlarlar. Tam da ona benzer bir durum olmuş. Ben
olsam “doğrusu şöyle” diye başlayan kısmı tamamen çıkarırdım şarkıdan; çok daha
akışkan hale gelir, melodi doğru yerde karara varırdı böylece.
Yok eğer bundan rahatsız olmaz iseniz, şu sonbahar günlerine
çok yakışacak bu şarkının tadını çıkarmamanız için hiçbir sebep yok.
2014 yılında Türkçe müzikte alternatif çizginin bu kadar popüler
olmadığı bir dönemde, “Hayal Edemezsin” gibi bir “hit” yakalayarak dikkatleri
üzerine çeken Fikri Karayel, 2018’de “Yol” ve “Yorgunum Çok”la epeyce konuşuldu.
2019’da Deeprise’la “Yağmur” adlı şarkıyı yaptı, yakın zamanda da Murat Boz’a
verdiği “Aşk Bu” adlı şarkıyla adından bir kez daha söz ettirdi.
Fikri Karayel’in yeni teklisi “Bir Şey Var” ise geçtiğimiz
günlerde Dokuz Sekiz Müzik etiketiyle yayımlandı. Şarkının söz ve müziği Fikri
Karayel’e ait, düzenleme ise Ufuk Kevser tarafından yapılmış.
Murat Boz’a verdiği şarkı bir sinyal miydi bilmiyorum ama Fikri
Karayel bu şarkıyla ana akım popa biraz daha yaklaşmış görünüyor. Hani bunu da
Mustafa Sandal söylese olabilirmiş gibi ya da bu tarz şarkıları Mustafa Sandal
zaten yıllar boyu yapmış gibi.
Bununla birlikte şarkının düzenlemesi yukarıdaki son cümleyi
kendiliğinden haksız çıkarıyor çünkü çok güncel, çok bugüne ait bir “sound” çarpıyor
kulağımıza. Şarkı asıl gücünü buradan almış sanki ve bu nedenle de elektronik
pop sularında yüzmeyi sevenler için türün afili bir örneği olarak bağırlara
basılabilir.
Fransa’da doğup büyüyen Derya Yıldırım, müziğin eğitimini
almakla kalmamış, Fransa’da The Voice yarışmasına katılarak şansını denemiş ve
dört jüri üyesini de döndürmeyi başarmış. O Ses Türkiye’nin sıkı takipçileri
hatırlayacaktır, bizim burada hiçbir jüri üyesi dönmemiş, sonra da epey pişman
olmuşlar (ben de YouTube’da izledim.)
Gelgelelim Derya Fransa’da olduğu kadar Türkiye’de de adından
söz ettirecek hamleler yapmaya devam etmiş. Yakın geçmişte gerek YouTube için
yaptığı “cover” kayıtlar, gerekse de popüler diziler için seslendirdiği
şarkılarla kendine ait bir kitle oluşturmayı başarmış bile. Özellikle Feridun
Düzağaç “cover”ı “Alev Alev” bir hayli ilgi toplamış.
Derya Yıldırım’ın ilk teklisi “Bu Gece”, geçtiğimiz günlerde
Sony Müzik etiketiyle yayımlandı. Söz ve müziği kendisine ait bir şarkı
seslendiriyor Derya bu kez. Düzenleme ise Zeki Bilir tarafından yapılmış.
Derya’nın çok temiz, rengi güzel, hoş bir sesi var. Türkiye’de
doğup büyümüş nice genç şarkıcıdan düzgün bir diksiyonla söylüyor şarkıyı. Modern,
batılı bir “sound” anlayışıyla yapılmış düzenleme de şarkıyı parlatıyor. Belki
bir anda “hit” olup milyonların diline düşmeyecektir ama Derya’nın adını daha
geniş kitlelere duyurması için attığı sağlam ve dikkatli bir ilk adım bu. Hem
şarkı yazarı hem de şarkıcı olarak umut vaat ediyor bu şarkıyla.
Aslına bakarsanız Okay Barış yılın en iyi pop albümlerinden
birine imza attı ama bunu büyük iddialarla ortaya bırakmaktansa, uzun vadede
fark edilmesini tercih ediyor olmalı. İlk kliple ikinci klibin arasına yedi ay
koymanın başka nasıl bir açıklaması olabilir bilmiyorum. Albümde çok daha kolay
dikkat çekecek başka şarkılar varken ikinci klip şarkısı için “Zaten Yaz Üç Aydı”yı
seçmek de bu tercihin bir sonucu olabilir mi?
“Artık Sevilmiyor Böyle” adını taşıyan ve SN Müzik etiketiyle yayımlanan ikinci Okay Barış
albümü baştan ayağa Sezen Aksu şarkılarıyla dolu, bilen biliyor. Geçtiğimiz
günlerde klibi servis edilen “Zaten Yaz Üç Aydı” da söz ve müziği Sezen Aksu’ya
ait, düzenlemesi Okay Barış tarafından yapılmış bir şarkı.
Aslında zamanlama çok doğru. Sonbahar kapıya gelmiş
dayanmış. Biten yazın ardında bıraktıklarımız, artık bir yaz aşkı mıdır, şahane
tatil anıları mıdır, her neyse anı olmuş, şehrin tek tük ağaçları yaprak dökmeye
başlamış. Mevsim normallerinde bünyeler buruk bir hüzne kesmiş zaten. Öte
yandan Mazhar Alanson’un 40 yıl önce yazılmış şarkısında anlattığı Bodrum, o
Bodrum olmaktan çok evvel çıkmış. Ateş başında, kumlarla gitar eşliğinde
söylenen şarkıları harlayan aşklar var mı peki hâlâ? Var ya da yok, ne gam…
Tasviri bile güzel.
Şarkı şahane, düzenleme buram buram sahici müzik kokuyor. Okay’ın
sakin vokali tıpkı şarkı sözlerinin yaptığı gibi Mazhar Alanson’u şöyle bir
anımsatıveriyor. Klipte birkaç saniyeliğine Alanson’un bizzat görünüyor olması
da hoş bir sürpriz.
Tek itirazım bu şarkının bu albümden çıkan ikinci klip
şarkısı olmasına. Şarkıların bir günde tüketildiği bu devirde bir albümün bu
kadar uzun vadeye yayılmasına… Bir bildikleri var(mı)dır elbet.
Hani eskiden bir kasette bir şarkıyı diğerlerinden çok severdik
de, arabada ya da “walkman” de dinlerken o şarkı bittikçe başa sardırırdık her defasında.
Daha ilk dinlediğimizde içimizde bir kıpırdanma olurdu çünkü ve onu sürekli
hissetmek isterdik.
Uzun zamandır bir şarkıyı tekrar tekrar dinlediğim, “Şunu
açayım da keyfim yerine gelsin,” dediğim olmuyordu. Müzikteki yaratıcılık
sorunu bir yana, biraz da mesleki deformasyona bağlıyordum bu durumu. Ama
değilmiş ki “Nalan” tam da o hissi yaratabildi bende.
Emir Can İğrek’in yeni teklisi “Nalan”, geçtiğimiz günlerde ILS
Vision etiketiyle yayımlandı. Şarkının söz ve müziği Emir Can İğrek’e ait,
düzenlemesi ise Yiğit Avcı tarafından yapılmış.
Daha önce de birkaç şarkısını yazdım. Emir Can İğrek yeni
neslin sağlam adımlarla ilerleyen isimlerinden. Gücünü en çok yazdığı
şarkılardan alıyor. Etkili melodiler, güne ait, yaşayan, genç bir dil var çünkü
şarkılarında. “Nalan” da böylesi bir şarkı. Son derece sade, hatta basit ama
bir o kadar da güçlü bir melodik yapısı var şarkının ve daha ilk dinleyişte
kulağınıza yer ediyor. “Ben karşının taksisiyim, ömrünün hay aksisiyim,” gibi mizahi
sloganlar da bugünün gençliğinin duyarlılıklarına tam karşılık geliyor.
Düzenleme derseniz, “loop” teknolojisinin nimetlerinden istifadeyle yine yeni
neslin kulak alışkanlığı ve “sound” anlayışıyla birebir örtüşüyor.
Bu anlamda klip de enteresan. Tek planda sadece kamera
önünde duran, ara sıra bakış atan, ama şarkıyı söylemeyen bir Emir Can İğrek
görüyoruz. Minimalist desem o da değil ama bir şekilde işe yarıyor işte. Büyük
büyük, pahalı klip prodüksiyonlarına adeta kafa tutuyor ve Emir Can İğrek,
kitlesini böyle de etkilemeyi başarıyor.
Popüler müzikte 2019’un “hit”lerinden biri sessiz sedasız
çıkıp geldi. “Söylemişti,” dersiniz.
Şimdi ben nasıl tarafsız olayım, siz söyleyin. Seninle Başım
Dertte müzikalin başrolünü oynaması için toplantı yaptığımız ilk günden
itibaren Lider’le 2018 yılının neredeyse yarısında Allah’ın her günü bir
aradaymışız. Aynı ekipte çalışmış, ter dökmüş, yorulmuş, gülmüş, eğlenmiş,
yemiş, içmiş, kimi zaman dertleşmiş, kimi zaman gerilmiş, birbirimize kızmış,
sonra yine anlaşmış, birer abi – kardeş olmuşuz. Ki Lider’i ondan bir on sene evvelinden
beri tanıdığımı da bir yana bırakıyorum.
Aslında en çok da bu yüzden, Lider’in ilk teklisinde şayet
umduğum gibi bir şeyle karşılaşmasaydım herkesten önce sopayı eline alan ben
olurdum, emin olun; tarafsızlık meselesi işin şakası. Neyse ki buna gerek
kalmadı.
Lider Şahin’in ilk teklisi “Mesela”, geçtiğimiz günlerde
Lider Entertaintment etiketiyle yayımlandı. Şarkının söz ve müziği Lider
Şahin’e ait, düzenleme ise Okan Akı tarafından yapılmış. Çok güçlü, etkili,
akılda kalıcı bir melodisi olan, sözleri de incelikle yazılmış bir pop şarkısı
“Mesela”. Hem modern hem klasik unsurların, elektronik seslerin, yaylıların,
nefeslilerin ustaca kullanıldığı düzenleme şarkının ruhunu ve meselesini çok
doğru yansıtmış. Lider ise çok açık ve parlak bir biçimde seslendiriyor
şarkıyı. Diksiyonu, duygusu, vurguları, her şey yerli yerinde. “Mesela” son dönemde
pop müzik kategorisinde yapılmış en özenli iş olabilir.
Müzikte başarı kazanmış anne ve babaların çocukları aynı işi
yapmaya kalkıştıklarında sonuç her zaman verimli olmayabiliyor. Lider bu eşiği
aşabilmişlerden. Yıllarca babasının sahnesinde vokal yapması gibi çok sağlam
bir okuldan yetişmişliği bir kenara, nasıl iyi şarkı söylediğini, şarkı
söylerken dinleyenleri nasıl etki altına aldığını bizim müzikal sürecinde zaten
bizzat görmüştüm. İşine nasıl titizlendiğini, hakkını vermek için nasıl
çalıştığını da. Bu kadar özgüvenli ve disiplinli bir biçimde kendini yaptığı
işe adaması, Şahin soyadının getirdiği ya da getireceği konfor alanının (hatta
bazen de dezavantajın) dışına çıkabilecek gücü veriyor ona. Nitekim bu ilk
şarkısı da bunun ispatı oluyor.
Ne Lider babasına benzer bir biçimde şarkı söylüyor ne de
şarkı bir Selami Şahin şarkısını andırıyor. Başka bir kimlik, başka bir iklim
ama kendine has bir tat, bir renk. Dahası günün popüler müziğinin kısır döngüsü
içinde dikkat çekecek, fark yaratacak bir şarkı. Çok iyi bir başlangıç sözün
özü. Bakalım arkası nasıl gelecek?
Hayallerim Aşkım ve Sen’i sinemada ilk izlediğim gün nasıl
çarpıldığımı dün gibi hatırlıyorum. Sonrasında birden fazla kez daha sinemada, televizyonda
yayınlandığında video kasete kaydedip defalarca ekranda izlemişliğim vardır. Şüphesiz
filmi bunca sevmemde birçok başka etkenin yanında müziklerinin de etkisi çok
büyük. O kadar ki filmde tema müziğinin uzun uzun çalındığı “Bir Beyoğlu Düşü”
kısmını televizyondan kasete kaydedip “walkman”de başa sarıp sarıp dinlemelere
doyamadığımı da hatırlıyorum.
Hayallerim Aşkım ve Sen filminin müziği Esin Engin tarafından
yapılmıştı. Bizim kuşak onu kelimenin tam tabiriyle “kadife” sesi ve son derece
beyefendi görünümüyle televizyonda sakin sakin Türkçe tangolar söylerken
hatırlıyordu en çok ama biraz daha müzikle haşır neşir olanlar Esin Engin’in
aslında besteci ve aranjör olarak da ülke popüler müziğinin en önemli
isimlerinden biri olduğunu iyi biliyordu.
Zerrin Özer için Orhan Gencebay şarkısı “Gönül”e yaptığı
düzenleme ile pop müzikte yeni bir dönemi başlatmıştı mesela. Ondan öncesinde
Tülay Özer’e yaptığı “İkimiz Bir Fidanız” düzenlemesi ile de başka bir akımın
öncüsü olmuştu. Hisseli Harikalar Kumpanyası müzikalinin, Türkiye’nin gerçek
anlamda müzikal filmlerinden biri olan Renkli Dünya’nın Çiğdem Talu ve Melih
Kibar tarafından yapılmış müziklerinin düzenlemeleri de Esin Engin’e aitti. Bir
dönem oyun havaları ve tango düzenlemelerini kendi adıyla plak haline getirmiş,
müzikal yaratıcılığını her defasında, imzası olan en “piyasa” işte bile ortaya
koymuştu. ‘80’lerin arabesk “hit”i “Kim Bilir”in Tülay Özer versiyonuna yaptığı
düzenlemeyi bulursanız, dinleyin; şaşkınlığa uğrarsınız.
Esin Engin bir dönem çeşitli televizyon dizilerinin
müziklerine de imza attı. Bunların en bilineni kuşkusuz Çalıkuşu dizisi oldu ve
bir klasik olarak hafızalara yer etti. 1995 yılında ise Engin’in film ve dizi
müziklerinden oluşan bir derleme, kaset ve CD formatında yayımlandı.
Çalıkuşu, Yol
Palas Cinayeti, İki Kadın, Behiye, İki Kız Kardeş, Hayatın İçinden, Tatlı Betüş
ve Gurur adlı film ve dizi müziklerinin yer aldığı bu albümde Hayallerim Aşkım
ve Sen filminin müziği de bulunuyordu. Albüm yayımlandığında yıllar sonra bu
film müziğini temiz bir kayıtla dinlemek beni çok mutlu etmişti.
Aynı albüm geçtiğimiz günlerde EMI – Universal etiketiyle bu
defa plak olarak yayımlandı. ‘80’l ve ‘90’lı yıllarda bir şekilde akıllarımızda
kalmış, sinema salonlarında ya da televizyon ekranlarında yankılanmış bu şahane
Esin Engin bestelerini artık plaktan da dinlemek mümkün. Kapak tasarımı
maalesef çok kötü olsa da içeriği şahane bu plak arşivlerde yer almayı hak
ediyor.
“Nazdrave”, Ediz Hafızoğlu’nun 2014 yılında yayımlanan ilk
albümünün adıydı. Caz davulcusu Hafızoğlu, çok farklı türlerde müzik yapan
müzisyenlerin arkasında davul çalıyor olmakla birlikte bu ilk solo projesinde Cem
Tuncer, Cenk Erdoğan, Engin Recepoğulları ve Barış Doğukan Yazıcı ile beraber Ceylan
Ertem, Elif Çağlar Muslu ve Eylem Aktaş’ın da solist olarak yer aldığı nefis
bir caz albümüne imza atmıştı.
Sonrasında Nazdrave bir proje ismi olarak kalıcı hale geldi
ve 2015 yılında İstanbul Caz Festivali kapsamında verdikleri konserin kaydı 2017
yılında “Nazdrave Live” adı verilmiş bir albüm olarak yayımlandı.
2018 yılında piyasaya çıkan “Nazdrave 13” albümü ile devam
eden serinin son halkası “3 Türkü” geçtiğimiz günlerde Lin Records etiketiyle
piyasaya sürüldü. Adında da anlaşıldığı üzere 3 türkü düzenlemesinin yer aldığı
bir kısaçalar bu. Projenin diğer albümlerinde daha ziyade özgün parçalar vardı;
bu defa ise anonim türküler, cazın içinden geçiyor.
Atakan Akdaş’ın seslendirdiği “Kerpiç Kerpiç Üstüne” ve Taylan
Özgür Ölmez’in seslendirdiği “Çay Benim Çeşme Benim”in düzenlemeleri Serhan
Erkol tarafından yapılmış. Jülide Özçelik’in seslendirdiği “Uzun İnce Bir
Yoldayım” ise Ediz Hafızoğlu, Cem Tuncer ve Ercüment Orkut tarafından
düzenlenmiş. Bu üç kayıtta Ediz Hafızoğlu ile birlikte çalanlar ise Barış
Doğukan Yazıcı, Serhan Erkol, Ercüment Orkut, Cem Tuncer, Cenk Erdoğan ve Volkan
Hürsever.
Özellikle Âşık Veysel’in konuşmaları ve elektronik seslerin de
yer aldığı “Uzun İnce Bir Yoldayım” şaşırtıcı, etkileyici bir kayıt. Fakat ben
sesini çok sevdiğim Taylan Özgür Ölmez’in vokalde ve Serhan Erkol’un saksafonda
harikalar yarattığı “Çay Benim Çeşme Benim” kaydını paylaşmak istedim.
Ediz Hafızoğlu Gazete Duvar’dan Işıl Çalışkan’a verdiği
röportajda “Türküler bizim caz standartlarımız,” demiş. Ne kadar hak versek az.
Müzikte türler arası (kerameti kendinden menkul) sınırları ne kadar silersek o
kadar rahat edeceğiz aslında. Evet, Okay Temiz’den Özdemir Erdoğan’a, benzer
işler yıllardır pek çok kez yapıldıysa da bu dönemde kendi kulvarında popülerlik
yakalamış caz müzisyenlerinin önümüze koyduğu bu işin ayrı bir değeri, önemi
var.
2018’de “Tutuşmuş Beraber” teklisiyle kendi kitlesinin
dışına da çıkarak daha fazla dinleyicinin ilgisini çeken Melike Şahin, yükselişini
2019’da yayımladığı “Kimin Izdırabı” ile sürdürdü. Peşi sıra şarkının “Levni
Remix” versiyonu da tekli olarak piyasaya sürüldü. Geçtiğimiz günlerde ise
Melike Şahin’in yeni teklisi “Kara Orman” Sony Müzik etiketiyle yayımlandı.
Söz ve müziği Melike Şahin’e ait “Kara Orman”, Şahin’in daha
kayıt altına alınmadan yayılan, ezber edilen şarkılarından biriymiş. Şarkı ilk
kez 2018 yılında Kitapçı YouTube kanalı için kaydedilmiş, ardından da Melike
Şahin’in kendi YouTube kanalı için bir başka kayıt daha yapılmış. Bu iki kaydın
ilkinde Şahin şarkıyı bir tek kanun, diğerinde ise ud ve gitar eşliğinde söylüyor.
Bu yeni kayıt ise tıpkı ilk kayıt gibi yine Fotini’nin çaldığı kanun eşliğinde
yapılmış. Buradaki fark şarkının ikinci dönüşünde A kısmına yazılan yeni
sözler.
Daha önce de yazmıştım, Melike Şahin’in müziğinin yeni nesil
alaturka olduğunu söyleyebilmek gayet mümkün. Bu şarkı da bunu bir kez daha
gösteriyor. Bence bir mahsuru yok. Alaturkanın, makamlı müziğin kulak dolgunluğundan
payını alan ama anne babalarının zamanında dinlediği şarkı ve şarkıcıları
dinlemek istemeyen bir kuşak için pekâlâ hoş bir alternatif. En azından şarkı
sözleri yârin kara kaşından, selvi boyundan filan bahsetmiyor; bugünün dilinden,
duyarlılıklarından geçiyor.
Ne var ki Melike Şahin nedense şarkıyı yeni öğrenmiş ve
henüz kelimelerini oturtamamış bir şarkıcı üslubu ile söylüyor. Tabii ki böyle
bir şey söz konusu değil ama bu denli hece hece ve prozodi hatalarıyla dolu bir
halde söylemesine ben başka bir açıklama getiremiyorum. Şarkı çok daha etkili
olabilecekken bütün duygusunu ve inandırıcılığını kaybediyor ve geriye sadece
güzel tınılı bir ses tarafından yorumsuz bir biçimde; sözlerine değil, sadece
notalarına uygun seslendirilmiş güzel nağmeli, güzel sözlü bir şarkı kalıyor. Yazık
oluyor. Keşke olmasa.
Yavuz Hakan Tok Müzik Yazarı / Eleştirmen / Arşivci
2001 yılında Bir Zamanlar adlı internet sitesinde müzik yazıları yazmaya başladı. Yanı sıra yazıları, Zip İstanbul, Koara, İkinci Kanal, Caretta, Mezun Life, Popüler Tarih dergilerinde, Bugün gazetesi ve Milliyet gazetesinde yayımlandı.