Bu Blogda Ara

2 Mayıs 2016 Pazartesi

Müziğin Kanatları

19. VODAFONE FREEZONE LİSELERARASI MÜZİK YARIŞMASI FİNALİ 
(30 NİSAN 2016 VOLSWAGEN ARENA İSTANBUL)


Vodafone Freezone Liselerarası Müzik Yarışması on dokuzuncu kez yapıldı bu yıl. Lise çağlarında müzikle ilgilenen gençler için ne heyecandır bu, tahmin etmek zor değil. Ben de lise son sınıfta bizim orkestranın solistiydim, oradan biliyorum. Hayır, biz yarışmaya filan katılmadık ama okul bazında verdiğimiz konserlerde yaşadığım heyecanı bu yaşıma kadar yaşamadım. Hele ki sahneye ilk çıktığım gün… Heyecandan bacakların nasıl titrer ve sen nasıl durduramazsını o gün deneyimlemiştim ilk kez. Şimdiki çocukların yetişme tarzları ve içinde var oldukları zamanın ruhu onları çok daha özgüvenli, gözü gönlü açık yapıyor olsa da, benzer heyecanlarla titrediklerini biliyorum; hatta bazılarını çok net görüyorum da.


Bu yıl ikinci kez jüri üyeliği yaptım bu yarışmada. Jüride Özkan Uğur, Olcayto Ahmet Tuğsuz, Teoman, Tarkan Gözübüyük, Harun Tekin, Mine Mucur, Figen Çakmak, Melis Sökmen, Aşkın Nur Yengi ve Meltem Taşkıran vardı müzisyen olarak. Basından ise Ali Eyüpoğlu, Yüksel Aytuğ, Mehmet Çalışkan, Ömür Gedik, İlker Gezici, Ceren Çıplak, Edda Sönmez, Elif Aktuğ, Hazan Aköz, İpek Koşan, Çağlan Tekil, Uygar Taylan ve ben var idim.


Yarışmanın organizasyonunu üstlenen END Productions’ın başı olarak Serhat Hacıpaşalıoğlu vardı bir de elbette jüri başkanı sıfatıyla. Serhat, San Marino’yu temsil edeceği Eurovision Şarkı Yarışması finali için Stockholm’e uçmadan bir gün önce, bir günlüğüne İstanbul’a gelip işinin başında olmak istemişti. 


Doğrusu hem geçen sene ve hem de bu sene yakından gözlemlediğim kusursuz organizasyonlarda Serhat’ın bu titizliğinin payı olduğunu düşünmeden edemedim. Bugüne dek sayısız organizasyonda bulundum; kiminde seyirci, kiminde görevli oldum ama bu kadar tıkır tıkır işleyenine neredeyse hiç şahit olmadım desem yeridir (Türkiye sınırları içinden bahsediyorum tabii.)


Düşünün ki Türkiye’nin dört bir yanından gelmiş onlarca lise grubu, onları desteklemeye gelen arkadaşları, öğretmenleri, aileleri filan derken çok ciddi sayıda ve enerjisi çok yüksek, büyük kısmının yaş ortalamaları nedeniyle hizada durması çok zor bir kalabalıktan bahsediyorum. Ve saatler süren bir yarışmadan. Yani ortam kargaşaya ve kaosa çok müsait. Gelin görün ki başından sonuna gayet sorunsuz yürüyor her şey. Bize de tadını çıkarmak kalıyor. Birbirinden heyecanlı, hevesli, yaratıcı, müzik tutkunu gencin resmigeçidini izlemek ve izlerken de diğerlerinden bir adım öne çıkanları kimsenin hakkını geçirmeden tespit edebilmek. Jüri için işin en zor kısmı da bu zaten. Mümkün olsa da hepsi ödülle ayrılsa oradan diye geçiriyorsunuz içinizden. Değil mi ki oraya kadar geldiler, ellerine o enstrümanları alıp o mikrofonlarının karşısına geçtiler, bunun tek başına hayatın onlara verdiği ya da daha doğrusu onların hayattan söke söke aldığı bir armağan olduğunu henüz anlayamayacak yaştalar çünkü. Anlasalar ödül alamayanlar hiç üzülmeyecek oysa.


Hiç hafife almamak lazım bu yarışmaları. Şu an profesyonel müzisyen olan sayısız isim ilk kez bu yarışmalarda çalarak/söyleyerek adım attı sahneye. Nilüfer’den Seden Gürel’e dünya kadar örnek var. Birçoğu da başka başka mesleklerle hayata atıldıklarında, unutulmaz bir anı olarak sakladılar bugünleri ceplerinde. Yarışmadan önce canlı yayın için röportaj verdiğimde bunu sordular bana. “Müziğe devam etmeyenler de oluyor, ne diyorsunuz bu duruma?” “Müzikle bir kez temas etmişseniz devam etmemek gibi bir şey söz konusu değildir ki. Müzik hayatın her alanında, içinde çünkü. Yaptığınız iş ne olursa olsun, o size yol gösterir, sizi donatır, eğitir, toparlar, büyütür, yaşatır.”


Nitekim yarışmanın sunucusu Ataman Erkul, bir kız öğrenciye sahnede şunu sordu: “Müzik, tek kelimeyle ne ifade ediyor senin için?” Cevap hakikaten tek kelimeydi: “Özgürlük”. Öğrencinin ismini bilmiyorum, beni bağışlasın ama benim şu yaşıma dek arayıp da bulamadığım cevabı oracıkta, o heyecanla bulup çıkardığı ve hayatımı yeniden tanımladığı için onu alnından öpmek istedim. Yatılı okulda yasak olduğu halde yün yatağını yan tarafından keserek içinde “walkman”ini saklayan, geceleri yorganı başına kadar çekip gizli gizli müzik dinleyen çocuk, ondan çalınan özgürlüğünün peşindeymiş meğerse. Bütün o bitip tükenmek bilmez, insanı evine göndermez, kendine bırakmaz, hayat hırsızı mesailerin içinde artık el radyosundan mı olur, bilgisayardan mı, yoksa kasetli teypten mi hangisi mümkünse, fonda müziği hiç susturmayan genç adam da öyle. Şehrin sokaklarında kulağında kulaklıklarıyla saatlerce başıboş gezmelere doymayan orta yaşlı adamı hiç anlatmıyorum bile.


Yaş aldıkça ota böceğe duygulanan insanlara mı dönüşüyorum bilmiyorum ama yarışma boyunca benzer başka hezeyanlardan da geçtim. Grupların bazıları Barış Manço şarkıları söylediler mesela. Yahu bu çocuklar doğduğunda Barış Manço ölmüştü. Bu nasıl bir iz bırakmaktır? Kaç insana nasip olmuştur dünya üzerinde? Bilmem kaç milyarda kaç? Gel de müziğin gücüne, büyüsüne, doğuştan kalbine müzik bahşedilmiş insanların ölümsüzlüğüne inanma şimdi. Sonra ben şok, ben iptal, ben salya sümük.


Neyse… Gelelim meselenin özüne. Aslında bu yazıyı yazma maksadım, bundan sonra bu ve benzeri yarışmalara katılacak gençlere birkaç ağabey nasihati vermek. Nasihat kelimesi bile kendi başına itici; kaldı ki zamane gençleri bu kadar uzun yazıları hayatta tahammül gösterip okumaz. 140 karakterlik Twiter cümleleri bile uzun geliyor artık. Düşüncelerimi ya “snap” olarak atmam ya da on beşer saniyelik videolar çekmem lazım. Aman ne yapayım? Ben iyilik yapıp denize atmalara pek teşneyimdir evvel ezel. Balık bilmese de Halik’in bildiğine ya da bileceğine dair umudum baki.


Şimdi çocuklar bakın… Müziğe yeni başlarken taklit etmek, yapılmışı yinelemek doğaldır. Böyle böyle öğrenir, kendinizi bulursunuz. Mesela bir orkestra kurduğunuzda ilk amacınız çalmak istediğini parçaları orijinallerine en yakın biçimde çalmaktır. O bas gitarcı, o davulcu, o klavyeci ne yapmışsa şarkıyı kaydederken, aynısını yapmaya çalışır, böylece o profesyonel “level”a kısa yoldan atlamayı hayal edersiniz. Elbette atlayamazsınız ama bu arada bir sürü şey öğrenirsiniz.


Bu çok doğal ve dahi yaşanması gereken bir süreç. Ancak yarışmanın final sahnesine çıkmak artık sizin bir farkınız, bir iddianız olduğu anlamına gelir. Gelin görün ki o farkı göstermek için, seçtiğiniz şarkıyı orijinaliyle birebir aynı çalmak pek akılcı bir yol değil. Mesela ben kendi adıma duyduğum bütün farklı düzenlemelere daha fazla dikkat kesildim. Özel Moda Mimar Sinan Güzel Sanatlar Lisesi (ki yarışma sonunda icra dalında birinci, sahne performansı ve erkek solist kategorilerinde ikinci oldu) mesela Bruno Mars’ın “Uptown Funk”ına çok başka bir yorum getirmişti; hem düzenleme hem de solistlerin icrası anlamında.


Edirne Süleyman Demirel Fen Lisesi’nin MFÖ şarkısı “Sakın Gelme”ye yaptığı farklı düzenleme, Kuzeykent Anadolu Lisesi ve Güzel Sanatlar Lisesi’nin bir alaturka şarkıyı, “Sonbahar Vurgunu”nu “rock” formunda çalması da enteresan denemelerdi ki bu iki lise gençlik dergileri özel ödüllerini aldılar. Daha doğrusu okullar ilk iki ödülü alırken, üçüncü özel ödül Kastamonu Güzel Sanatlar Lisesi öğrencisi Berna Karagözoğlu’na gitti. (Bu isim tanıdık değil mi? Evet, hafızalarımıza “Fındıkkurdu Berna” olarak kazınmış o mini minnacık Bir Şarkısın Sen yarışmacısı Berna lise öğrencisi olmuş da okulunu temsil ediyordu orkestrasıyla birlikte.)


Giresun Güzel Sanatlar Lisesi orkestrası, bildiğimiz “Derule” türküsünü hem tulumlu, horonlu yani otantik bir biçimde, hem de “rock” formunda harmanlayarak çok güzel bir sentez yakalamış ve bunu bir de görsel şovla, kostümle desteklemişti yine bir başka örnek olarak ki onlar da sahne performansı kategorisinde birinciliği kimseye kaptırmadılar. 


Yine Karadeniz’den bir başka grubun, Rize Türk Telekom Güzel  Sanatlar Lisesi’nin Türkçe ve Lazca türkülerden oluşan potpurisi de hem müzikal açıdan, hem de şov olarak dikkat çekti ve bu lise de sahne performansı dalında üçüncülüğü aldı.


Yine dikkat çekici bir örnek olarak kız solist dalında birinciliği alan Özel Değişim Anadolu Lisesi solisti Arya İkis’in “Arı Maya” gibi zor ve caz emprovizasyonları isteyen bir şarkıyı söylemesi verilebilir.


Burada amacım ödül alanları sıralamak değil, onu yazının sonunda göreceksiniz zaten. Benim anlatmaya çalıştığım şu ki; müzikal açıdan bir fark yarattığınızda hemen dikkat çekiyor oluşunuz. Görüyorsunuz, hemen hepsi ödüllere dokunabilmiş bu sayede. Ya da şöyle söyleyeyim, ödüllere dokunanların büyük kısmı müzikal açıdan fark yaratabilenler olmuş.


Ama tabii iş bu kadarla bitmiyor. Bir de görsel olarak dikkat çekici olmanız lazım. Evet o an yaptığınız müziğe, çaldığınız enstrümana, söylediğiniz şarkıya odaklanmışken, o heyecanla sahnede rahat olmak, rahat gözükmek ve birtakım profesyonel numaralara girişmek hiç kolay değil. Ama sahne bunu ister her zaman. Sahnedeki adam salondaki seyirciden daha güçlü, daha kendinden emin durmalı ve daha da önemlisi, daha çok eğlenmeli ya da en azından eğlendiğini göstermeli. Yoksa sahneyi değil, salonu izleriz. Nitekim bazen sahnedeki olağanüstü durgunluğa rağmen çalınan şarkının enerjisiyle salonda coşan gençlere bakışlarımız dönmedi değil. Oysa sahneden gözümüzü alamamalıydık hiç.


Bu konuda çok basit bir örnek vereyim. Yarışma sonunda orkestra kategorisinde ve bas gitaristi Ata Kuriş ile enstrüman kategorisinde birincilik alan ve de icra kategorisinde üçüncülüğü Galatasaray Lisesi ile paylaşan Oğuz Canpolat Anadolu Lisesi, hem çok havalı hem de iyi çalan bas gitaristi ve de bütün orkestra kadar, gömleğinin açık yakasından göründüğü kadarıyla bağrına ışıltılı pullar sürmüş erkek solist ve o pullarla uyumlu ışıltılı siyah bir kostüm giymiş kız solist nedeniyle de akılda kaldı. 


Benzer bir şekilde, erkek solist dalında üçüncülüğü İzmir Büyükçiğli Özel Türk Anadolu Lisesi ile paylaşan Amasya Güzel Sanatlar Lisesi’nin solisti Onur Enis Polat, her ne kadar üçüncü de olsa, sahneye tamamen hâkim birkaç solistten biri olarak belki şarkıcılığından da çok sempatisiyle ilgiyi üzerinde tutmayı başardı. Sahnede bir “star” vardı; Onur bizi buna inandırdı.   


Yani enstrümanist de olsanız, solist de, sahnede kendinizi fark ettirdikçe, enerjinizi ve yaptığınız işe gösterdiğiniz titizliği hissettirdikçe dikkat çekmemeniz için bir sebep yok. Nitekim bunca jüri üyesinin, hadi basın mensuplarını koyun bir kenara, jürideki müzisyenlerin değerlendirme sırasında aynı isimler üzerinde fikir birliğine varması boşuna değil. Fark yaratan ve bunu fark ettirebilen her zaman kazanıyor.


Bir de bana yine duygu dolu anlar yaşatan bir ayrıntıdan bahsetmeden geçemeyeceğim. Kız solist kategorisinde ikinci olan Diyarbakır İMKB Fen Lisesi orkestrasının solisti İrem Turhan, türbanlı bir genç kızdı. Bursa Anadolu Kız Lisesi’nin bateristi de ona keza. Bir türbanlı genç kızın bateri çalmasının, bir diğerinin içinden “tek ihtiyacım olan biraz sevgi” cümlesi geçen “rock” bir şarkı seslendirmesinin bana düşündürdüğü tek şey, birbirimize önyargıyla bakmaktan kurtulduğumuz zaman şarkıda bahsi geçen sevgiyi hiç ummadığımız kadar kolay bulacağımız oldu. “Türbanlı kızlarla mini etekli kızlar aynı yarışmada” filan gibi siyasi klişeler değil bahsettiğim. Siyasetler üstü ve insani bir şeyden bahsediyorum. Anladınız siz onu.

video

En baba nasihatlerimi (hâlâ okumaya devam edenler için) en sona sakladım. Nasihat verecek yaşa gelmiş olmak da çok havalı ayrıca, “her yaşın ayrı bir güzelliği var” dedikleri şey tam da bu olsa gerek. Özetle:

Müziği sevin. Çalın, söyleyin, müzik yapın; yapamıyorsanız dinleyin ama müziği hayatınızdan hiç çıkarmayın. Bu sert coğrafyada, bu keskin iklimde, bu acıtıcı gündelik hayatın içinde kalpleri yumuşatmanın daha iyi bir yolu varsa onu da yapın tabii. Ama müziğin insanı özgür kılan kanatlarını omzunuzdan hiç çıkarmayın. Beni sinirlendirmeyin!


Yarışmada kazananların tam listesi:

İcra:

1. Özel Moda Mimar Sinan Güzel Sanatlar Lisesi
2. Terakki Vakfı Özel Terakki Lisesi
3. Galatasaray Lisesi ve Oğuz Canpolat Anadolu Lisesi

Kız Solist:

1. Özel Değişim Anadolu Lisesi – Arya İkis
2. Diyarbakır İMKB Fen Lisesi – İrem Turhan
3. Balçova Anadolu Lisesi ve Özel Hatay Koleji – Dila Bahar

Erkek Solist:

1. İstek Bilge Kağan Anadolu Lisesi – Onur Ata Çeliker
2. Özel Moda Mimar Sinan Güzel Sanatlar Lisesi – Burhan Çakılı
3. İzmir Büyükçiğili Özel Türk Anadolu Lisesi – Berke Aydın ve Amasya Güzel Sanatlar Lisesi – Onur Enis Bolat

Enstrüman:

1. Oğuz Canpolat Anadolu Lisesi - Ata Kuris (Bas Gitar)
2. Özel İzmir Amerikan Koleji – Ege Akyıldağ (Elektro Gitar)
3. Tarsus Amerikan Koleji – Defne Talya Boyar

Orkestra:

1. Oğuz Canpolat Anadolu Lisesi
2. Özel Moda Mimar Sinan Güzel Sanatlar Lisesi
3. Özel Saint Benoit Fransız Lisesi

Sahne Performansı:

1. Giresun Güzel Sanatlar Lisesi
2. Özel Moda Mimar Sinan Güzel Sanatlar Lisesi
3. Rize Türk Telekom Güzel Sanatlar Lisesi

İstanbul Bilgi Üniversitesi Üstün Başarı Ödülü

1. Haluk Ündeğer Anadolu Lisesi – Bayramcan Boy
2. Galatasaray Lisesi – Barış Alp Dönmez

Gençlik Dergileri Özel Ödülü:

1. Edirne Süleyman Demirel Fen Lisesi
2. Kuzeykent Anadolu Lisesi
3. Kastamonu Güzel Sanatlar Lisesi – Berna Karagözoğlu

Basın Özel Ödülü:

Diyarbakır İMKB Fen Lisesi

Yarışma Jüri Özel Ödülü:

Malta

En İyi Sahne Performansı

İzlanda – Menntaskolinn Vio Hamrahlio Hamrahlid Koleji


MAYIS 2016 

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder