Bu Blogda Ara

Yükleniyor...

5 Ocak 2015 Pazartesi

Ses Dergisi Yazıları (Aralık 2014)

Ben Ses dergisinin en çok kokusunu severdim. Zamanın dergilerinden farklı bir baskı tekniği ve kağıdı vardı çünkü değişik bir koku gelirdi sayfaları çevirdikçe. Okumayı öğrendikten sonra ise içeriğini de sevdim haliyle; sinema, tiyatro ve müzikten bahsediyordu çünkü. Sevmemek mümkün mü? Ta ilk sayısından 90’lara dek sayısız nüshası hala evimde, arşiv çalışmalarında baş kaynaklarımdan biri olan Ses’te bir gün benim de yazacağımı söyleseler, güler geçerdim. Ama oldu işte. Bundan böyle her ay, hem gündeme dair müzik haberleri, dedikoduları, hem de eski Ses nüshalarından nostaljik haberlerle bu köşedeyim.

50 YIL ÖNCE SES


NEBAHAT ÇEHRE


Nebahat Çehre, o günlerde adını yeni yeni duyurmakta olan genç bir film yıldızı. Dergide belli ki sadece fotoğraf çekimi maksatlı bir haber yapılmış. Üsküdar sahilinde bale kostümüyle objektife poz veren Nebahat Çehre için kaleme alınmış “Balerin mi Oldu?” başlıklı haberden birkaç cümle:


“Nebahat Çehre’yi yıllardır uzaktan tanırız. Onu, yarışmalara katılıp güzellik kraliçesi olmuş, sadece vücudu ve yüzü güzel bir kız olarak bilirdik. Oysa ne değerleri varmış, yeni öğrendik. Tatlı yumuşaklık, zarafet, etrafına uymak arzusu, tevazu, tabiatın cümbüşüne katılma çabası; güneşin, suyun, havanın sihrine, manzaranın harikuladeliğine ermek ve erişmek meyli… Nebahat Çehre o gün her günden daha güzel, daha zarif ve daha başkaydı.”   


KIRK DOUGLAS


Hollywood’un o günlerde pek popüler yıldızı Kirk Douglas, bir vesileyle İstanbul’a gelmiş. Haberde Douglas için şöyle deniliyor:
“Pürüzsüz, gergin bir yüz. Açık kumral, gür kaşların altında muzip bakışlı yemyeşil gözler. Kirk Douglas, yüzüne bakınca 30-35’inden fazla göstermeyen, orta boylu, ince yapılı, yakışıklı bir erkek.”


Bir Hollywood yıldızı İstanbul’a gelir de, bizim Yeşilçam yıldızları durur mu? Türk film prodüktörlerinin Douglas onuruna düzenlediği yemekli toplantıda Fatma Girik, ünlü yıldızdan imza istemiş. Hem de göğsüne! Neyse ki Douglas imzayı Girik’in koluna atmakla yetinmiş. Neriman Köksal ise Douglas’ı görür görmez yanağına öpücüğü konduruvermiş. Bu beklenmedik öpücük karşısında adamın şaşkınlığı yüzünden okunuyor.


GÖNÜL YAZAR


Haberin başlığı “Hanım Kaptan”. Özeti ise şöyle: “Stella Solaris isimli İtalyan gemisinin özel bir seferinde kısa bir süre şantöz olarak çalışan Gönül Yazar, gemiye biner binmez ilk iş olarak kaptan köşküne fırladı. Orada gördüğü aletlerin hepsine bir defa el sürmeden edemedi. Gönül, bu seyahatinden gecede tam 250 dolar aldı.”



O günlerde Ses dergisinin 125 kuruşa satıldığını hesap edersek, 250 dolar iyi para olsa gerek.


MÜZİK GÜNDEMİ ARALIK 2014


En son 2007 yılında “Eğlenilecek Kızlar Evlenilecek Kızlar” adını taşıyan mini bir albüm çıkaran Emel Müftüoğlu, artık albüm yapmayacağını, şarkıcılığını bıraktığını söylüyordu yakın çevresine. Ne ki geçen yıl bir röportajında bir “best of” albüme sıcak bakmaya başladığını söylemişti. Duydum ki şimdilerde böylesi bir albüm albüm için stüdyodaymış. Eski şarkılarının yeni düzenlemeleri ise yıllarca birlikte çalıştığı Murat Yeter yapıyormuş. Hayatlarımızın bir dönemine eşlik etmiş Emel şarkılarını yeni düzenlemelerle dinlemek fikri kulağa hiç fena gelmiyor doğrusu.


Türkiye gündeminin sürekli değişmesi, kazaların, ölümlerin üst üste gelmesi ve siyasi tansiyonun bir türlü düşmemesi müzik piyasasını fena vurdu. Aylardır hazır olduğu halde bekletilen ve piyasaya sürülmeyen bir dolu albüm var. Zuhal Olcay’ın, Funda Arar’ın, Göksel’in yeni albümleri bunların arasında. Ama galiba en merakla bekleneni de Kayahan’a saygı albümü. Önümüzdeki günlerde yine olağanüstü bir gündem değişikliği olmazsa, müzik sektörü, bu yeni albümlerle yeni yılda bir hayli hareketlenecek gibi gözüküyor. Bunlara şarkı seçimi ve kayıt aşamaları bir türlü bitemeyen Nilüfer, Ayşegül Aldinç ve Aşkın Nur Yengi albümlerini de dâhil edebiliriz ama 2015’e yetişirler mi, onu bilemem.


2014 yılını Timur Selçuk’la birlikte verdiği konserlerle geçiren Nükhet Duru, bu konserler sayesinde ülkenin en iyi performans şarkıcılarından biri olduğunu bilenlere hatırlattı, bilmeyenlere de ispatladı. Bunun üzerine bir de performans albümü gelmeli diye düşünüyordum ki, beklentim boşa çıkmadı. Nükhet Duru tamamen akustik ve canlı olarak kaydedilen yeni albümünde kendi sevdiği şarkıları söylüyor bu defa. Cem Adrian’dan “Ben Seni Çok Sevdim”, Dario Moreno’dan “Her Akşam Votka Rakı ve Şarap”, Nilüfer’den “Söyleyemedim”, Zuhal Olcay’dan “Yalnızlığım” bu şarkılardan sadece bir kaçı. Tam da Nükhet Duru kıdemi ve yetkinliğindeki bir şarkıcıya yakışacak türden bir albüm geliyor anlayacağınız.

YAZIN HİTLERİ


Kim ne derse desin, pop müzikte 2014 yılı hatırlandığında akla gelecek ilk iki şarkı Hande Yener’den “Alt Dudak” ve İrem Derici’den “Kalbimin Tek Sahibine” oldu. Bu ikisinin ardı sıra bir dolu şarkı sıralanabilir elbette ama en fazla bu iki şarkının ezber edildiği, dile düştüğü bir gerçek. İrem Derici kariyerinin başından beri tekliler ve mini albümlerle ilerliyordu ama 2015 için bir albüm hazırlığındaymış nihayet. 


Hande Yener ise “Alt Dudak”tan sonra nedense “N’aber” adlı şarkısına klip çekti. Oysa albümde çok daha etkili başka şarkılar var. 2015’te onların üzerine de oynar mı, yoksa Berksan’la yaptığı “Haberi Var mı?” şarkısı gibi yeni düetlerle mi ilerler, onu zaman gösterecek.

10 YIL SONRA VEDA


Demet Akalın, Seyhan Müzik’le yollarını ayırdığını Twitter hesabından duyurdu; daha doğrusu ima etti. Zaten bir süredir Gökhan Özen imzalı yeni bir şarkı kaydettiğini de biliyorduk. 10 yıldan fazladır süren Demet Akalın – Seyhan Müzik işbirliğinin sona erişi, Akalın kariyerini nasıl etkileyecek orasını bilmiyoruz şimdilik ama Demet, sektördeki üç majör firmadan birine transfer olacağının sinyallerini de yine sosyal medyadan verdi.


Müzik sektörünün ana akım firmalarından biri olan Sony Müzik atağa geçmiş gibi gözüküyor. Sıla, Gökhan Tepe ve Mehmet Erdem gibi üç çoksatar starı bünyesinde barındıran Sony Müzik, son olarak Rober Hatemo’yu transfer etti. Alternatif müziğin yükselen isimleri arasında sayılabilecek Ceylan Ertem’in yeni albümü “Amansız Gücenik” de Sony Müzik etiketiyle piyasaya çıktı. Sony Müzik’in tıpkı Ceylan Ertem gibi Ada Müzik’ten transfer ettiği bir başka alternatif müzisyen de Çiğdem Erken olmuş. Erken’in 2015 yılında piyasaya çıkacak yeni albümü Sony Müzik etiketiyle yayımlanacakmış. Üstelik düzenlemeler de İskender Paydaş imzası taşıyacakmış.

KARADENİZ MÜZİĞİ


Karadeniz müziğinin modası geçmiyor. Kazım Koyuncu ve Volkan Konak’la zirve yapan Karadeniz müziği kendi yıldızlarını çoktan yarattı ve bu türdeki albümler birçok pop albümünden fazla satıyor. 2013’de ilk albümünü yayımlayan Resul Dindar’ın ikinci albümü “Dalgalan Karadeniz”, Esen Müzik etiketiyle piyasaya çıktı. Kalan Müzik ise yakın tarihte “Karadeniz’e Mektup” adlı ilk albümüyle Gökhan Uzunali’yi lanse etti. 


Kalan Müzik’in Karadeniz müziğine bir başka katkısı ise “Karadeniz’e Kalan 2” albümü oldu. İlk albümün büyük satış başarısı yakalaması üzerine hazırlanan bu ikinci karma albümde de yine Selçuk Balcı’dan Koliva’ya, Volkan Arslan’dan Volkan Konak’a, Karadeniz müziğinin yakın dönem popüler isimleri ve daha önce adını duymadığımız yeni isimler var.

ROCK'IN DÜŞÜŞÜ


Türkçe “rock” müzik, 2000’lerde yakaladığı ivmeyi yavaş yavaş kaybetmeye başladı. Müzik kanalları ve radyoların yoğun baskısı “rock” müziği olmaması gerektiği kadar evcilleştirdi, yumuşattı. Üstüne bir de “arabesk-rock” diye bir kavram doğdu ve ortalıkta adamakıllı “rock” yapan pek az grup/şarkıcı kaldı. 2010 yılından bu yana albüm yapmayan Athena’nın yeni albümü “Altüst” bu boşluğu doldurmaya aday görünüyor. Bu türde bir parça daha “retro” stili sevenler ise Flört’ün yeni albümü “Hücum Kayıtlar”ı baş tacı edebilirler.


Alaturka müziğin en büyük eksiği yeni bestelerin üretilememesi… Bunun yanı sıra, Zeki Müren gibi, Emel Sayın gibi, Muazzez Abacı gibi karakteristik sesler de çıkmıyor artık. Alaturka türünde albüm yapmak konusunda inatla direnen bir iki firma kaldı. Bunlar arasında yer alan Elenor Müzik, son olarak Pınar Altınok’un “Doruktaki Şarkılar” albümünü, Yavuz Plak ise Aylin Şengün Taşçı’nın “Âşina” adlı albümünü piyasaya sürdü. Her iki albüm de yine eskiden beri bildiğimiz alaturka şarkılardan oluşuyor. 


KASIM 2014

25 Aralık 2014 Perşembe

Yazmadıklarım 2014 - 2

ASYA – “AŞK İZ BIRAKIR”


Uzun süredir albüm yapmayan Asya, 2014 Mart ayında DMC etiketiyle piyasaya sürülen yeni albümü “Aşk İz Bırakır”la çıktı karşımıza. 2007’de yayımlanan son albümü “Aşktır Beni Güzel Yapan”ın üzerinden 7 yıl geçtiği düşünülürse, epeyce uzun bir ara verdiği söylenebilir. Ama o, 2000’lere girdiğimizde ‘90’lardaki hızını kesmiş, sektördeki yarıştan çekilmişti zaten. Öyle de devam ediyor. Hemen hiç ortalarda gözükmüyor ve sadece ara sıra albüm yapıyor.

Sekiz şarkı ve bir “remix”ten oluşan bu yeni albüm çok fazla ses getirmedi. Zira Asya da albümün çok üzerine gitmedi sanki. İlk iki üç ay promosyon turları yaptı, iki de klip çekti ve sonra bir kenara koydu albümü.  


Tabii ‘90’lardan bu yana köprünün altından çok sular aktı. Asya ise 2000’lerde yayımlanmış iki albümünde olduğu gibi, bu albümünde de ağırlıklı olarak kendi yazdığı şarkıları söylüyor. Zarif, naif, iddiasız şarkılar bunlar. Belki ‘90’larda çalınıp söylense çok daha fazla ses getirecek bu şarkıların günümüz popunda ne çare, pek de alıcısı yok artık. Hal böyle olunca da, iyi bir şarkıcıdan, ılık bir bahar meltemi etkisi yaratan hoş ve hafif şarkılar dinlediğinizde kalıyorsunuz albüm bittiğinde. İyi aranjörlerle, iyi müzisyenlerle, iyi stüdyolarda, iyi kayıtlar yapılmış olması da kulağınıza kâr kalıyor.

Asya daha fazlasını yapamaz mı? Elbette yapabilir. Buna her bakımdan imkânı var. Ama böylesini tercih ediyor olsa gerek. Yine de ben olsam kendi yazdığım şarkılarda ısrar etmek yerine, başka bestecilerin yeni şarkılarını da sorar soruştururdum. Asya kalibresinde bir şarkıcının en azından bir parça daha iddialı ve güçlü şarkılar söylediğini görmek/duymak istiyor insan.

YILDIZ TİLBE – “ŞİVESİ SENSİN AŞKIN”


Yıldız Tilbe uzun yıllardır ‘90’lardaki o pop halinden sıyrılmış, düpedüz arabeske soyunmuştu. Hem “kitsch” görüntüsü, hem duruşu, tavrı, şarkı söyleme biçimi, hem de yazdığı şarkılar bu minvaldeydi. Hatta son olarak “Yeniden Eskiler” adı verilmiş iki disklik bir arabesk albüm yayımlayarak, bir dönemin arabesk şarkılarını yeniden seslendirerek abartmıştı da bu durumu. 2014 yılı Nisan ayında Özdemir Plak etiketiyle piyasaya süren yeni albümünde ise yıllar sonra tekrar pop tavrı ve tınısında bir şarkılarla çıktı karşımıza.


Müzikte yirminci yılını kutlamak maksadıyla hazırladığını söyledi Tilbe bu albümü. 12 şarkılık albümde 3 tane daha önce duyulmamış Tilbe şarkısı vardı. Diğerleri ise farklı şarkıcılar tarafından seslendirilmiş Yıldız Tilbe şarkılarının sahibinin sesinden yorumları idi. Bir Yunan şarkısına Tilbe’nin yazdığı Türkçe sözlerle Emir’in söylediği “Eline Düştüm”, Tarkan’dan dinlediğimiz ve bestesi de Tarkan’a ait olan “İşim Olmaz”, Ebru Gündeş’in seslendirdiği “Seninle Çok İşim Var”, Fatih Erkoç’un sesinden tanıdığımız “Kardelen”, Deniz Seki’nin söylediği “Destur Çek” bunlardan bazılarıydı.


Yıldız Tilbe artık bir klasik. Sırtını kimseye dayamadan, plan program, strateji yapmadan, oyunu kuralına göre oynamadan, sadece şarkılarıyla kendini sevdirmiş, bütün o delimserek hallerine, başına buyrukluğuna rağmen kocaman bir hayran kitlesi edinmiş bir nevi şahsına münhasır ikon. Haliyle, öyle de yapsa böyle de yapsa, onu da söylese bunu da söylese dinleyecek, sevecek, hazır bir kitlesi var.


Bana kalsa, şarkı söylerken (en azından stüdyoda) bu derece dağıtmasa, biraz daha ilk zamanlarındaki gibi derli toplu söylese çok daha iyi olacak ama bu da artık onun alamet-i farikası oldu; yapacak bir şey yok. Albümün aranjörü Selim Çaldıran’ın da Tilbe’nin bu delibozuk şarkı söyleme biçimini gizlemek yerine büsbütün ortaya çıkaran bir biçimde düzenlediği “Sana Şarkı Söylerim”in albümün açılışında dinleyiciyi sersem etmesi boşuna değil. Yıldız Tilbe bu… Olduğu gibi sevdiklerimizden...

SİBEL CAN – “GALATA”


Sibel Can da tıpkı Yıldız Tilbe gibi ne söylese dinleyecek birilerini bulabilen isimlerden. Bütün o ‘80’li yıllar assolist geleneğinin gösterişini, abartısını, buna mukabil yapaylığını, plastikliğini bir şekilde 2010’lu yıllar popüler müziğine adapte edebiliyor işte; bu da az maharet değil. Ama evet, kendi türünde iyi şarkı söylüyor ve bu da ona zaten çok az ismin uzun soluklu koşabildiği bir kulvarda ona epeyce avantaj sağlıyor.


2012’de yayımlanan “Meşk” albümü bir “cover” albümdü ve pek fazla ses getirmemişti. Sibel Can 2014’ün ilk ayında piyasaya çıkan “Galata” adlı yeni albümüyle bu açığı kapatmaya niyetli görünüyordu. Son dönemin internet fenomeni şarkısı “Kış Masalı”nı kapmıştı bir kere her şeyden önce. Halil Sezai’den iki şarkı almış, bu şarkılardan birini de onunla düet yaparak söylemişti. Sezen Aksu, Serdar Ortaç, Fettah Can, Cansu Kurtçu, Berksan, Volga Tamöz... Yani “hit” şarkı üretme ihtimali yüksek kim varsa albüme dokunmuştu bir yerinden. Daha ne olsundu?


Tabii en önemli değişiklik de Can’ın yaklaşık 14 yıldır birlikte çalıştığı Emre Plak’tan ayrılıp, DMC’ye geçmesiydi. DMC – Sibel Can ortaklığının bu ilk albümü de içi poz poz Sibel Can kartpostallarıyla dolu, açılır kapaklı, havalı bir ambalajla satışa sunuldu.


Ne var ki hazır hit “Kış Masalı”nı bir kenara koyarsak, Sibel Can’ın bu albümünün, albüme adını veren “Galata” da dahil olmak üzere, ikinci bir “hit” çıkarabildiğini söyleyebilir miyiz, bilmiyorum. Çok amatör, çok kusurlu bir beste olan “Kış Masalı”nı hale yola koyabilmek için ters yüz etmek, bestenin sahibinin sesinden bu kadar dile düşmüş bir şarkıyı başka bir trafikle söylemek iyi bir fikir miydi, ona da emin değilim. Şarkının yaz aylarında dijital platformlarda servis edilen “remix” versiyonu ise suyunun suyunu çıkarma çabasından başka bir şey değildi sanki.


Bana kalırsa albümün en iyi şarkılarından biri “Şükran”. Ama bir “Lâle Devri” olur mu; olmaz elbette. Fettah Can ve Cansu Kurtçu’nun ortak şarkısı olan ve Sibel Can’ın Fettah Can’la (duble Can yani) düet yaparak söylediği “Erkek Erkeğe”, tam bir Sibel Can şarkısı aslına bakarsanız ama ben onun yerinde olsam, “e” harflerini bu derece arızalı telaffuz ediyorken adı  “Erkek Erkeğe” olan bir şarkıyı söylemekten çekinirdim.

Bana kalırsa Sibel Can, daha fazla poplaşmak yerine, alaturka ve arabeske biraz daha yakın dursa, dinleyenlerini daha çok mutlu edecek. Herkes, her şey pop zaten bu aralar. Ne popun Sibel Can’a, ne de Sibel Can’ın popa ihtiyacı var. 

SERDAR ORTAÇ – “BANA GÖRE AŞK”


2014 yılı Türk popüler müziğinde gördüğümüz en enteresan şeylerden biri, ilk kez bir Serdar Ortaç albümünün kıyamet koparmaması oldu. Herkes harıl harıl “hit” şarkı peşindeyken, kulüpler, radyolar, plajlar çalacak şarkı bulamıyorken, yaz başı piyasaya çıkan Serdar Ortaç albümünün dertlere deva olacağı düşünülmüştü. Hep öyle olurdu çünkü. Hatta bir Serdar Ortaç albümü çıkmadan yaz gelmez, tatil başlamazdı. Öyle denirdi. Bütün o “Heyecan”lar, “Poşet”ler, “Şeytan”lar nasıl bunca dile düştü sanıyorsunuz?


Gelin görün ki bu defa olmadı. Serdar Ortaç’ın “20.Yıl” üst başlığıyla yayımlanan Emre Plak etiketli yeni albümü “Bana Göre Aşk”, bu defa yaprak kıpırdatmadı. Acaba yıllardır sarakaya alınan, dalga geçilen şarkı sözlerine bu defa nispeten çeki düzen vermesiydi sebep? Öyle ya “aşk bu kızılötesi, yaralı müzesi,” gibi bir cümle yoktu mesela bu yeni albümde. “ Sen habire poz verme, önce söz ver,” gibi, “sana bir kaç eziyet sundum, seni bu aralar oyalar,” gibi inciler yoktu.

Melodiler, ritimler, yürüyüşler, Serdar Ortaç’ın şarkı söyleme biçimi, hatta klipleri bile yıllardır aynıydı çünkü. Tek fark olsa olsa şarkı sözleri olabilirdi.


Şaka bir yana, Serdar Ortaç bir hastalık geçirdi ve pek de albümünün arkasında duramadı ama o olmasaydı bile Ortaç’ın artık bir değişime ihtiyacı olduğu aşikârdı. “Papaz her gün pilav yemez,” derler çünkü. Galiba en çok sevenleri bile bıktı artık bu fabrikasyon ve haliyle endüstriyel, “bak nasıl kendimi ezberleteceğim, bak nasıl seni dans ettireceğim” şarkılarını duymaktan. Tamam, yıllarca bu işi en iyi yapanlardan biri oldu Ortaç, bunun da hakkını vermek lazım. Ama işte, “yıllarca” dedim.

ÇEŞİTLİ SANATÇILAR – “BABA ŞARKILAR 2”


2012 yılında yayımlanan Orhan Gencebay’a saygı albümünün yarattığı rüzgâr bir çok yapımcıya ilham oldu ve iyi niyetlileri kadar rant kokusuna kapılanlarının da çabalarıyla saygı albümleri furyası 2014’e kadar geldi. 2013 yılında Müslüm Gürses anısına yapıldığı söylenen “Baba Şarkılar” albümünün devamı da 2014’te yayımlanan saygı albümlerinden biri oldu. Tabii buna ne kadar saygı albümü diyebilirsek.

Mesela Müslüm Gürses “Karanfil”i ya da “Bu Gece Son”u ne zaman söylemişti hatırlayanınız var mı? Söylememişti değil mi? Ama bu albümde var bu şarkılar. Aslında bir zamanlar yapılmış Uzay Hepari’ye saygı albümü için kaydedilmiş ve o albümde kullanılmıştı her ikisi de ama her nasılsa bir şekilde sızıp bu albüme de girmişler.


“Tanrı İstemezse”yi Müslüm Gürses çok güzel söylerdi değil mi? Hah, işte tam da bu yüzden olsa gerek şarkı bu albümde üç farklı şarkıcının sesinden, üç kere çıkıyor karşımıza. Yeşim Salkım söylüyor, Orhan Ölmez söylüyor, sonra da Sezen Aksu söylüyor. Hani üçünü toplasak bir Müslüm Gürses yorumu eder mi düşüncesi mi acaba?.. Bilmiyoruz.

Sadece bu kadarını yazıyorum zira “Baba Şarkılar 2” albümündeki tuhaflıklar yazmakla bitmez. Tamamen ticari kaygılarla, Müslüm Gürses adı üzerinden rant sağlama çabasıyla yapılmış, saygı ne kelime, aksine Gürses’in hatırasına saygısızlık eden bir albüm bu. Yazık ki ne yazık!

ÇEŞİTLİ SANATÇILAR – “BİR EKSİĞİZ”


2014 yılında anısına ikinci kez saygı albümü yapılan bir diğer isim de Ahmet Kaya oldu. İlk saygı albümü “Dinle Sevgili Ülkem” 2002 yılında yapılmıştı ve o günün şartlarında böyle bir albüm yapmak hiç de kolay değildi. Mesela her şarkıcıyı ikna edemezdiniz bir Ahmet Kaya şarkısı söylemeye. Sonra tabii devir değişti, anlayışlar, bakışlar değişti ve bu değişim ikinci albüme de ziyadesiyle yansıdı. Çok değil, sadece birkaç ay sonra iktidarın sevip kolladığı isimlerden biri oluverecek Yavuz Bingöl’ün bu albüme Gülten Kaya ile birlikte prodüktör olarak imza atmış olması bu değişimin en net göstergelerinden biri oldu mesela.

Tabii konu saygı duyduğumuz biri olunca, adının yanına yakıştırdıklarımız kadar yakıştıramadıklarımız da oluyor. Kişiden kişiye de değişiyor bu yakıştırmalar/yakıştıramamalar. Nitekim Gam Müzik etiketiyle 2014 Mart ayında yayımlanan “Bir Eksiğiz” adlı albüm de epeyce tartışıldı, konuşuldu.


Bence albümün en büyük “gafı”, şarkıların şarkıcıların isimlerine göre alfabetik sıraya dizilmesiydi. Bir saygı albümü düşünün ki, Ahmet Kaya’nın içini kanata kanata söylediği  “İçimde Ölen Biri Var” gibi bir şarkının, Aylin Aslım’ın o içinden tüm duygusu şırıngayla çekilmiş gibi söylediği versiyonuyla dinlemeye başlayalım. Olacak şey değildi; ama oldu!

Albümde Redd’in “Sorgucular”ı, Harun Tekin’in “Beni Vur”u, Leman Sam’ın “Korkarım”ı bence nispeten iyi olanlardı ama yine de Ahmet Kaya şarkılarını Ahmet Kaya’dan dinlemekten daha iyisi olmuyordu işte. Bunu bir kez daha anladık bu albüm sayesinde.

Bir de tabii saygı albümlerinin öyle şarkıları ona buna dağıtıp, hadi düzenleyin, söyleyin demekle olamadığını, bu işin uzun ve titiz bir çalışma, belki bir kamuoyu yoklaması, işi derleyip toparlayacak bir müzik yönetmeninin, birkaç ciddi danışmanın koçluğunda yapılması gerektiğini de bir kez daha anlamış olduğumuzu umuyorum.

KİBARİYE – “GÜLÜ SOLDURMAM”


Kibariye’yi nasıl biliyorsak hâlâ öyle. 2014’te de değişmedi. Ha pardon, yeni albümü çıktıktan bir süre sonra saçlarını koyu renge boyattı; bunu bir değişiklik kabul edersek.

Aslen bir yorumcu Kibariye. Haliyle de başından beri albümlerinde ağırlıklı olarak daha önce başkalarının da söylediği şarkılar söyledi ama her defasında her şarkıyı başkalaştırdı, kendine ait kıldı. Yıllardır arabeskin yanı sıra yeri geldi pop da, türkü de söyledi ve o bildik şarkıları onun sesinden dinlemek hep ilgi çekici oldu.


2010 yılında “Dört Mevsim” adlı albümü yayımlanmıştı. 2014 Şubat’ında Avrupa Müzik etiketiyle yayımlanan yeni albümü ise “Gülü Soldurmam” adını taşıyordu. İçinde Sertab Erener’den, Şebnem Ferah’tan, Fettah Can’dan dinleyip sevdiğimiz şarkılar da vardı, “Esengül’den, Müslüm Gürses’den bildiklerimiz de. ‘80’lerin başında Kibariye’yi meşhur eden “Kimbilir”in “remix” versiyonunu ve Kibariye albümlerinin vazgeçilmezlerinden roman havalarının popüler bir örneği “Hap Koydum”u da unutmamak lazım.


“Aaaa bunu mu söylemiş!” diye şaşırası gelmiyor insanın. Söyler işte, Kibariye bu. Sesi eskisine nazaran biraz fazla nodüllenmiş olsa da Kibariye kendini dinletiyor hâlâ. Hatta artık gerçekten cılkı çıkarılmış “Sil Baştan” bile Kibariye’nin hatırına bir kez daha dinlenebiliyor. Ama bence bir “level” atlamalı artık. Mesela Murtahan Mungan’ın Müslüm Gürses’e yaptığı gibi bir albüm yapılmalı Kibariye için. Bir kerecik olsun yapılmalı. Mevcut halinden alan da razı satan da, o ayrı.

ARALIK 2014  

11 Aralık 2014 Perşembe

Yazmadıklarım 2014


Yıl sonu geldi diye şöyle bir masam üzerini temizleyeyim dedim de, bir baktım 2014 yılında yayımlanmış ve benim yazmak üzere ayırdım 100’e yakın CD duruyor. Şaka değil; sayı gerçekten bu. Bir bu kadarını, hatta belki daha fazlasını da yazmıştım oysa. E yaz yaz nereye kadar? Yeni çıkan her albüm elimden geçiyor bir şekilde ama bazıları ister istemez kalemimden geçmiyor. Daha önce de söylemiştim, yine söyleyeyim. Yazamadıklarım beğenmediğim anlamına gelmiyor. Tıpkı yazdıklarımın beğendiğim anlamına gelmemesi gibi. Sadece yazamıyorum; ya fırsat olmuyor o ara, ya elim değmiyor vesaire…

Yine de yıl bitmeden masamda biriken albümlerden kısa kısa da olsa bahsetmek istedim. Bu yazının maksadı da budur.

MANEVRA – “MUCİZE”


2013 yılında yapılan ilk Türkvizyon yarışmasında Türkiye’yi temsil eden Manevra’nın “Mucize” adlı verilmiş ilk albümü 2014’ün Mart ayında Avrupa Müzik etiketiyle çıktı. 4 Yüz grubu dağıldıktan sonra solo bir albüm yapan İlkay Sipahi’nin de içinde yer aldığı Manevra, aslına bakarsanız yeni bir grup değilmiş. 2001 yılında kurulmuş, 2006 yılına kadar da çalışmalarına devam etmiş. Sonra araya 4 Yüz ve İlkay Sipahi’nin solo albümü girmiş. Grup 2012 yılında tekrar bir araya gelmiş ve albüm çalışmalarına başlamış.


İlkay Sipahi’nin yanı sıra Ekrem Yıldırım ve Fatih Konka’nın da yer aldığı grubunun bu ilk albümünde şarkılar da ağırlıklı olarak grup üyeleri tarafından yazılmış ve düzenlenmiş. Yanı sıra Hayati Molinas, İbrahim Halil Karakuş ve Cengiz Erdem imzalarını da görüyoruz bazı şarkılarda.

Son derece eli yüzü düzgün, derli toplu, temiz işçilikle hazırlanmış bir “pop-rock” albümü bu. İlkay Sipahi vokal perfomansı olarak 4 Yüz’ü de kendi solo çalışmasını da aşıyor. Düzenlemeler iyi, icralar da öyle. Tek eksik, albümde grubun müziğini geniş kitlelere duyuracak, “hit” potansiyeli yüksek bir şarkının olmayışı. Onu da bir sonraki albümde yakalarlar umarım.

NARDA AFRİKA – “NARDA AFRİKA”


Narda Afrika, 2011 yılına Barış Başarol tarafından kurulmuş. Grupta Başarol’un yanı sıra Onur Erdem Erdur, Görkem Atakul ve Şahcihan İngin yer alıyor. Grubun kendi adını taşıyan ilk albümleri 2014 Şubat ayında Esen Müzik etiketiyle piyasaya sürüldü. Albümün prodüktörlüğünü Hakan Kurşun yapmış. Düzenlemeler ise grubun yanı sıra, Korhan Koray ve Hakan Kurşun’un ortak çalışmasıyla ortaya çıkmış. Albümdeki 12 şarkının tamamının söz ve müzikleri Barış Başarol’a ait.


Grubun müziğinde “retro” bir hava hâkim. Bu hem müzikal tavır olarak kendini gösteriyor, hem de şarkı sözlerinde. Eskiye, özellikle de ’70 ve ‘80’li yıllara ait göndermelerle dolu birden fazla şarkı var nitekim albümde. “Çatapat”, “Benim Adım Ağustos”, “Mavi Ay” bunların arasında. Bir parça Flört havasını, özellikle de Flört’ün “Dün TRT’de İzledim” şarkısının havasını solumak mümkün bu şarkılarda.


Bu bir tarafa ama özellikle “Ben Efsaneyim”, “Çaki” ve “Zorba” şarkıları, grubun eğlenceli ve farklı yönünü ortaya koyarak albümü ilgi çekici kılıyor. Popun içinden geçen eski stil “rock” şarkılarını ve hınzır şarkı sözlerini sevenlerin es geçmemesi gereken, enteresan bir albüm bu. En azından bir dinlemek lazım.

MEKANİK – “DİKTATÖR”


2011 yılında kurulan Mekanik’in 2012 yılında “Kitlesel Depresyon” adını verilmiş ilk albümü yayımlanmıştı. Ancak o albüm ana akım dağıtım kanallarına girememiş bir albümdü. Malum, metal müzik yapan bir grup için oyunu sektörün kurallarıyla oynamak hiç kolay değildir. Sektör de oynamak istemez zaten. Oysa adım başı metal çalan gruba da rastlamıyoruz Türkiye’de. Var olanların albüm yapma şansı olduğunda işleri çok zor. Öncelikle türün meraklıları tarafından hırpalanıyorlar çünkü. Bu türün müptelaları dünya üzerindeki en iyileri dinlemeye alışık oldukları için bizim yerli grupları kıyasıya eleştirmeye hazır bekliyorlar.


Sektörel şartlar, Türkiye’deki prova ve kayıt imkânları, müzisyenlerin yetişme ve kendini yetiştirme araç ve gereçleri ile yol ve yöntemleri dünya ile eş düzeye gelmedikçe, bu işi bu şartlarda yapmaya çalışanlara karşı daha toleranslı olmak gerekiyor oysa. Nitekim Mekanik de bu şartlar altında yapılabileceğin en iyisi yapmış.


Mekanik’in Gar Müzik etiketiyle 2014 Temmuz  ayında piyasaya çıkan ikinci albümü “Diktatör” adını taşıyor.  Albümün kaydedildiği dönemde grup Cem Ceyhan, Caner Öner, Ahmet Akyüz ve Erhan Ballıeker’den kurulu imiş. Ancak albüm piyasaya çıktıktan bir süre sonra grupta değişiklikler olmuş. Bugünkü kadroda, eski kadrodan sadece Caner Öner var. Yeni üyeler ise Çağrı Halaçoğlu, Yetkin taşkın ve Erdem Karaman imiş. Bu büyük değişiklik grubun performansına nasıl bir etki yaptı; onu izleyip görmek lazım ama eski kadronun ortaya çıkardığı albüm, kendi klasmanı içerisinde hiç de fena değildi.

Hem müzikal anlamda, hem de şarkı sözleri konusunda epeyce sert ve dikenli bu albüm (adından da anlaşıldığı üzere), yakın dönemde ve günümüzde ülkede yaşananlara göndermelerle dolu şarkılarıyla Türkçe “trash-metal” dinlemek isteyenler için olduğu kadar, bu türe hiç yakınlık duymamışlar için de enteresan bir deneyim olabilir.

MURDER KING – “GÜRÜLTÜ KİRLİLİĞİ”


2014’te albüm yayımlayan bir başka metal grubu da Murder King oldu. Murder King ilk kadrosuyla yola çıktığında takvimler 2002 yılını gösteriyormuş.  Uzun süre sahnede “cover” seslendiren grup, sonrasında kendi şarkılarını da listelerine dâhil etmiş. 2010 yılında “Markla” adı verilmiş bir de mini albüm yayımlayan Murder King’in ilk albümü “Gürültü Kirliliği”, 2014 Mart ayında On Air Müzik etiketiyle piyasaya sürüldü ve siyasi göndermelerle ama en çok da Gezi direnişine göndermelerle dolu klip sosyal medyada epeyce konuşuldu. Haliyle, televizyon kanalları ilgi göstermedi klibe. Grubun klipte Gezi’yi kullanması da tartışıldı. Oysa ne kadar çok dillendirilse, üzerine yazılıp çizilse o kadar yeridir. Tarihe en dürüst şahit sanattır, müziktir, şarkılardır çünkü.


Grubun muhalif tavrı ve sivri dilli albüm boyunca hiç dozajı düşmeksizin sürüyor zaten. Müzikal anlamda çok sağlam bu albüm, şarkı sözlerindeki cesur tavrıyla da alkışı hak ediyor. Albümün ikinci klibi “Kindar” adlı şarkıya çekildi ve bugünlerde servis edildi. Grubun sahne performanslarından görüntülerle kotarılmış bu klip, Murder King’in müziğiyle henüz tanışmamışlar için iyi bir başlangıç olabilir.

DORIAN –“ DORIAN”


2006’da yayımlanan “Yeniden Hayat” adlı ilk Dorian albümü, gruba hatırı sayılır bir çıkış şansı sağlamıştı. “Rock” müziğin parlak bir dönemini yaşadığı o günlerde Dorian, bu türü sevenlerin ilgi odağı olmayı başarmıştı. Açıkçası ben de o albümü sevenlerdendim ama aradan geçen zamanda bir ikinci albüm gelmeyince, Dorian’ın tek albümlük gruplardan biri olarak müzik tarihine yazılacağını düşünmeye başlamıştım. Sonra ne olduysa oldu ve Dorian, 2014 yılının Şubat ayında kendi adını taşıyan yeni albümüyle karşımıza çıktı.


İlkin Kitapçı, Mehmet İncilli, Murat Ötünç, Alex Tintaru, Burak Irmak ve Afşar Yağcıoğlu’ndan kurulu Dorian’ın bu yeni albümünün ilk albümden bir hayli farklı olduğunu söyleyebilmek mümkün. Bir röportajlarında, aradan geçen zamanın değiştirdiği müzikal anlayışlarını yeni albüme yansıttıklarını söylemiş grup üyeleri. Bundan daha doğal bir şey olamaz elbette. Ancak ilk albümü ezber edip ikinci albümü bunca yıl beklemiş dinleyiciler için bu durumu doğal karşılamak pek kolay değil. Ben kendi adıma, bu yeni albüme ısınamadığımı söyleyebilirim. Fazla deneysel ve bu nedenle fazla dağınık buldum çünkü. Dinlerken beni yordu. Yine de bir kulak kabartmak isterseniz ve tabii “progressive” kafasını sevenlerdenseniz, albümden  “Jumanji”yi ve “Geyşa”yı önerebilirim.

NÜKLEER BAŞLIKLI KIZ – “GÖNÜLLÜ KÖLE”


İlk albümünü 2010’da piyasaya sürmüş Nükleer Başlıklı Kız, Ankara kökenli bir grup. İlk albümle adını duyurup kendine bir kitle edinmeyi başaran grubun ikinci albümü “Gönüllü Köle”, 2014’ün hemen başında yayımlandı. Billur Yapıcı ve Tansel Turna’dan kurulu Nükleer Başlıklı Kız’ın şarkılarını da grup elemanları birlikte yazmış.


Popun klişelerinden ziyadesiyle istifade eden bir “pop-rock” albümü bu. Albüme adını veren “Gönüllü Köle”, handiyse bir ‘70’li yıllar pop şarkısı gibi tınlıyor mesela. “Anıları bin parçaya böldüm sessizce,” gibi, “Son bir defa sev beni unutmadan,” gibi, “Karaları bağladı, yaraları dağladı,” gibi şarkı sözleri duyuyorsunuz albüm boyunca. Olabilir, elbette böyle şarkılar da yazılabilir, yazılıyor da nitekim ama grubun adını, tavrını ve duruşunu taşıyacak şarkılar bunlar olmamalı sanki.


Hani dinlediğinizde “Bu bir NBK şarkısıdır,” dedirtecek bir özgünlük, bir farklılık ararsanız, o da yok. Ama daha fenası, Billur Yapıcı’nın şarkı söyleme biçimi. Başından sonuna dek prozodi hataları yapan, şarkı sözlerinin ne anlattığından neredeyse tamamen bağımsız bir biçimde şarkılara sesini veren, hissiz ve vurgusuz bir şarkıcı var bu albümde. Açıkçası, ben dinlerken çok zorlandım.

DİNAR BANDOSU – “DİNAR BANDOSU”


Dinar Bandosu, memleketin ’60 ve ‘70’li yıllar müziğinde çok iyi örnekleri yapılmış saykodelik müziğin günümüz temsilcilerinden biri. 2003 yılında bu iddiayla yola çıkan ve ilk albümü “Saykodelikdeşik”i 2007 yılında yayımlayan grup, 2009’da “Aya da Gidelim Osman” adlı ikinci albümüyle dinleyici karşısına çıkmıştı. Sonrasında kadrosunda bir hayli değişiklik oldu. Bu yeni kadroyla kotarılan ve  grubun kendi adını verdiği üçüncü albüm ise 2014 yılı Şubat ayında yayımlandı.

Grubun şu anki kadrosu Asaf Zeki Yüksel, Yılma Karatuna, Ali Asaf Sarıca, Erdem Aydaş ve Douglas Vegas’tan oluşuyor. Albümdeki 13 şarkı, grup üyelerinin ortak imzasını taşıyor.


Tıpkı önceki albümlerinde olduğu gibi, bu albümde de “Batman”, “Ejderha”, “Zati Sungur” gibi tuhaf isimler, üstü epeyce kapalı göndermeler içeren şarkı sözleri, çok tekrarlı melodik yapılar ve değişen ritimlerle bildik şarkı kalıplarını zorlayan denemeler içeriyor grubun şarkıları. Sabreder, anlamaya çalışır, hazmederseniz ne ala. Kolaycı dinleyiciye hitap eden bir müzik değil çünkü. Nitekim yapısal olarak birbirlerinden çok farklı olsalar da benzer tarzda müzik üreten Replikas ve Babazula albümlerinde de benzer izler görüyoruz yıllardır. Adı üzerinde, saykodelik müzik bir parça “sayko” bir ruh halinin dışa vurumu elbette ama bunu vakti zamanında Erkin Koray gibi, Bunalımlar gibi bu derece zor anlaşılır olmadan da hakkıyla yapanları dinlemiştik. Buna karşın, iyi çalınmış, iyi bir “sound” yakalanmış olmasına amenna. Dinar Bandosu bu konuda ilk albümünden bu yana çizgi üstünde kalmayı bilmiş bir grup. Ben bu yeterlilikte bir grubun böylesine zengin malzemesi olan bir müzik türünün içinden daha etkileyici, daha vurucu şeyler çekip çıkarabileceğini düşünenlerdenim galiba.

ROCKA – “101”


2012’de Tarkan’ın “Ölürüm Sana” şarkısını yeniden seslendirerek adını geniş kitlelere duyuran RockA, “101” adını verdiği ilk albümünü 2013 yılı Aralık ayında DMC etiketiyle piyasaya sürdü.

Tıpkı ‘90’lı yıllar sonunda pop müziğe doyduğumuz gibi, son birkaç yıldır da “rock” müziğe doymuş gibiyiz. Bir dönem bu türde yayımlanan her albüm ilgi görürdü; şimdilerde ise çok azı dikkat çekici olabiliyor. Çok fazla sayıda yeni grup ortaya çıkıyor, yeni albüm yapılıyor ama bu arzı talep eden ne kadar dinleyici var; orası tartışılır. Zira dinleyici eğilimleri dijital müziğin yaygınlaşmasıyla beraber önceden kestirilebilir olmaktan giderek uzaklaşıyor.


Bu karmaşa içerisinde RockA, dikkat çekici gruplardan biri olarak, majör bir plak firmasının çatısı altında olmanın da avantajıyla adından söz ettirdi. Elektronik-rock ve “rap” türlerinin iç içe geçtiği müzikal anlayışı ve yer yer sertleşen şarkı sözleriyle bir parça Manga’nın ilk dönemlerini anımsatıyor RockA şarkıları. Daha önce yayımlanan teklide yer alan iki şarkının haricinde 10 da yeni şarkının bulunduğu bu albümdeki en çarpıcı şarkı ise “Koma”.


Halil Özüpek, Barış Ceylan, Ömer Uyanık ve Berkay Ertürk’ten kurulu RockA’nın şarkıları grubun ortak çalışması ile ortaya çıkmış. Düzenlemeleri ise grubun “lead-man”i Halil Özüpek yapmış.

Henüz hala dinlemediyseniz, yıl bitmeden keşfedilmesi gereken albümlerden biri “101”.


DEVAM EDECEK

ARALIK 2014