Bu Blogda Ara

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Bir "Single", İki "Single, "Üç Single"...


O meşhur ve meşum şarkıya bir gönderme yaparak diyebilirim ki, “single”lar sardı dört bir yanımızı bu aralar. Kimsenin albüm yapacak/alacak gücü kalmadı. Talep de arz da bitti bitecek. Tek şarkıya bel bağlayanların sayısı giderek artıyor. Bizim payımıza da haliyle zaman zaman albümleri değil, “single”ları yorumlamak düşüyor. İşte Dokuz Sekiz Müzik tarafından yakın zamanda piyasaya sürülmüş birkaç dijital “single”.

GÜLŞAH TÜTÜNCÜ – “DUA EDİYORUM”


Gülşah Tütüncü müzik piyasasında uzun zamandır bilinen bir isimdi zaten. Ancak dinleyiciye adını ezber ettirmesi, popüler isimlere verdiği besteler sayesinde oldu. Yoksa hem solo olarak sayısız konserde ve albümde kemanı ve sesiyle birçok şarkıcı ve orkestraya eşlik etmiş, hem de kendi grubu Şahmaran’la çok kez sahneye çıkmışlığı vardı.

Memlekette adı şu veya bu şekilde büyümüş isimlerin, adı henüz hiç duyulmamış bestecilere itibar etmesi pek görülmüş şey değilken, Tütüncü’nün Tarkan, Murat Boz, Sibel Can, Emre Altuğ gibi birinci lig şarkıcılarının albümlerine besteleriyle girmesi kuşkusuz ki az şey değildi. Şarkı da söylediğini bilen herkes ondan kendi seslendirdiği şarkılar bekliyordu artık. Bunlardan biri de bendim.

Gülşah’ın yayımlanan ilk resmi kaydı, 2011 çıkışlı ENBE albümü “Collection”da yer alan “Hiç Gitmesin” oldu. Şarkı bir parmak bal çalmıştı kulaklarımıza. Çok iddialı değildi ama çok sıcak, çok samimi ve çok içten şarkılar yazan bu genç kadının şarkılarını da aynı sıcaklık, samimiyet ve içtenlikle söylediğinin/söyleyeceğinin göstergesi gibiydi.


Biz hâlâ albümü bekleyeduralım, Gülşah Tütüncü tam da yaz sezonunun orta yerine albümün habercisi yepyeni şarkısını bırakıverdi. Buradaki “yaz sezonu” vurgusu önemli. Zira son zamanlarda bir yazlık şarkı, yaz şarkısı teranesidir gidiyor. Öyle bitmek tükenmek bilmez bir yaza damga vurmak ihtirası, plajları, “beach”leri çın çın çınlatmak gayretkeşliği ki, önünü alabilene aşk olsun. Hele ki yaz başlamaya görsün… Sanırsınız ki bütün memleket evi köyü bırakıp güneye göç etmiş, o “beach” senin, bu “club” benim, “blush”un dibine vuruyor, “mojito”nun gözünü çıkarıyor, bir eli de sürekli havada, ha babam de babam “dım tıs tak dım tıs tak” sallanıp duruyor.

Bu yaz şarkısı denilen şey bana biraz yazlıkları hatırlatıyor aslına bakarsanız. Evdir ama ev gibi de değildir. Mesela kumlu terliklerinizle içeride dolaşabilirsiniz. Kapı baca hep açık durur; “aman da toz toprak olur” endişesi güdülmez. Az eşya vardır. Evlerde komşular içeriyi görmesin diye sıkı sıkı kapatılan perdeler yazlıklarda fora edilir ve hatta mayoyla, şortla balkonda, bahçede oturmak ayıp kaçmaz. Başka bir adabı vardır yazlıkların ya hani, hah işte yazlık şarkılar da tam öyle. Hafif, uçucu, gelip geçici, sezon geçince kolayca vazgeçeceğinizi bildiğiniz ve hatta bir süre sonra sıkılacağınız türden. Olmasın mı? Elbette olsun. Ama yaz başı çıkan her şarkı da yaza damgasını vurmak zorunda olmasa ne olur?


İşte Gülşah Tütüncü’nün yeni şarkısı “Dua Ediyorum” tam da böyle bir şarkı. “Sen beni çok seviyorsun,” diye söze başlayan genç kadın, şarkı boyunca bütün kalbiyle inandığı bir aşkın varlığına şükrederken, bizi de inandırıyor her kelimesiyle. Bu makamsal şarkıyı “vibrato”lara boğabilecek nice kadın şarkıcımız varken memlekette, Gülşah Tütüncü olanca sadeliğiyle, şarkıcılığını ispat etmenin değil, besteci ve söz yazarı olarak yazdığı şarkının hakkını vermenin peşinde koşuyor ve bunu da sonuna kadar başarıyor. Bu tercihi daha yolun en başında yapabilmiş olmak çok önemli. Umarım bundan sonraki çalışmalarında da bu yoldan yürümeye devam eder.


Şarkının müzikal olarak bir başyapıt olmamakla beraber, hem kulağa kolay yer etmesi, hem de günümüz pop şarkılarında az bulunur yoğunlukta sevgi sözcükleriyle bezenmiş olması nedeniyle banko bir “hit” olduğu kolayca söylenebilir. Twitter’da yazılan bir yorumda, bu şarkının “Hastalıkta Sağlıkta”yı söyleyen erkeğe, kadının verdiği cevap olduğu söylenmişti ki bu yoruma katılmamak mümkün değil. Hatta şarkıyı Mustafa Ceceli’nin, belki biraz da Ferhat Göçer’in sesinden duymaya çalıştığınızda hiç zorlanmıyorsunuz. Çünkü bu tür biraz da o iki sesle özdeşleşti artık kulaklarımızda.

Son dönemde yeni isimlere verdiği destekle  ve attığı cesur adımlarla sektöre ivme kazandıran Dokuz Sekiz Müzik’in Gülşah Tütüncü için de bir avantaj olacağını düşünüyorum. Nitekim şu yaz ortasında böylesi ters köşe bir işle ortaya çıkmak cesaretini her firma göstermezdi.

OĞUZHAN UĞUR – “PANPA” / “TERBİYESİZİM”


Dokuz Sekiz Müzik’in bir başka sürprizi ise Oğuzhan Uğur oldu. Çocukluk yıllarını Ankara’da geçirmiş, sonra Akdeniz Üniversitesi’nde fotoğrafçılık eğitimi almış Oğuzhan Uğur, halen Kemik Yapım’da senarist ve yönetmen olarak çalışıyor. Arkadaşlarıyla birlikte çektiği ve You Tube’da paylaştığı, “absurd” skeçlerle bir süredir ciddi bir hayran kitlesi edinen Oğuzhan Uğur’un ardı ardına paylaştığı iki şarkısı da epeyce yankı uyandırmıştı. Gündelik bir dille yazılan, bildik şarkı klişelerini altüst eden ve hatta bu yüzden de ilk dinleyişte kulağa “şaka gibi” gelen, bununla birlikte mizahın doğası gereği alt metinlerinde ciddi sosyal eleştirileri, anti-tezleri olan şarkılardı bunlar.


İnternette sadece buna benzer keşiflerin peşinde koşmak amacıyla gezinenler kadar, duvardan duvara paylaşımlarla orta halli internet kullanıcılarının da dikkatini çeken Oğuzhan Uğur şarkıları yapımcı Ahmet Çelenk’in de dikkatinden kaçmamış olacak ki, Uğur’un Dokuz Sekiz Müzik’le anlaştığı haberi Çelenk tarafından Twitter’dan duyuruldu bir süre önce. Çok zaman geçmeden de bu iki şarkı ve videoları bu defa resmi olarak ve firma etiketiyle dijital platformlara servis edildi.


Oğuzhan Uğur bir şarkıcı gibi değil, bir oyuncu gibi şarkı söylüyor. Zaten şarkıcı olmak iddiasında biri yok; yazdığı şarkılarla bir şeyler anlatmaya çalışan ve bunun için mizahı kullanan bir genç adam var ortada. Bunu baştan bilerek dinliyorsunuz. Hiç de küçümsenmeyecek bir maharetle kotarıldıkları çok belli düzenlemelerin de Oğuzhan Uğur imzası taşıyor olması, Uğur’un bu yola baş koyduğunun en önemli göstergesi.   

“Panpa”da Bora Öztoprak, “Terbiyesizim”de ise oyuncu Sevgi Biber eşlik ediyor Uğur’a. Her iki şarkı da oryantal melodik yapıları ve kolayca coşup eşlik edilecek, yer yer “ska” sularında dolaşan ritimleriyle kulağı çabuk yakalıyor. Çok sözlü, ezberi zor şarkılar bunlar ama o kadar zamane dertlerinden dem vuruyorlar ki, kolayca dile düşmeleri şaşırtıcı olmayacak.


Oğuzhan Uğur bir şarkıda evlilik, diğerinde aşk/beraberlik/ilişki hallerine açık ya da kapalı göndermeler yaparken, aslında karşı durmakla bir parçası olmak arasındaki ince farkı (kim bilir belki de hiç fark olmamasını) alabildiğine açığa vuruyor. Ve ister istemez “Bundan sonraki şarkıları nasıl olacak acaba?” sorusunu sorduruyor dinleyene. Galiba en tehlikeli yer de tam burası. Bundan sonrası ya daha komiği, daha eğlencelisi, daha sivri dillisiyle alır yürür ya da düpedüz bir hayal kırıklığı, bir “Bu muydu yani?” olur. İyisi mi, bekleyip görene kadar bu şarkılarla eğlenmeye devam etmeli.    


AYDİLGE – “KAÇSAM EGE’YE”


Bugünlerde yayımlanan bir başka Dokuz Sekiz Müzik etiketli dijital “single” ise Aydilge’nin “Kaçsam Ege’ye” adlı yeni şarkısı. Bir süre önce “Sorma”yla beklenmedik bir işe imza atan Aydilge, bu defa o şarkının depresif ruh halini tamamen tersine çeviren dokuz sekizlik, güneşli, denizli, kumlu, Egeli bir şarkıyla yazlık şarkı modasının peşine düşüyor.

Gökçe’nin epeyce iş yapan “Tuttu Fırlattı”sının ardından eğlenceli alternatif şarkıların da para ettiği görüldü ve başta Gökçe’nin kendisi olmak üzere (“Ne Yapardım?”ı hatırlayın) bir takım “rocker” ya da “alternatif popçu” zevat bu furyayı ucundan kıyısından yakalamaya gayret etti. “Kaçsam Ege’ye” belki de bu kaygının yanından bile geçmeksizin yazıldı, orasını bilemem ama ister istemez aynı kulvarda koşuyor.


Şarkının adı, sözleri, ritmi ve de olmadık bir nedenle tartışma konusu olan klibi (You Tube videosunun altına yazılan yorumları ve Aydilge’nin bu konuda Twitter’da yazdıklarını okuyun) dâhil her yeri, her saniyesi ticari. Bunun aksini iddia eden, “Yok ben bu şarkıyı tamamen hislenerek, ilham gelerek yazdım,” diyen taş olur. Olmasın ama. Ticari şarkılara da ihtiyacımız var zira. “Sorma”daki Aydilge mi, yoksa “Kaçsam Ege’ye”deki mi derseniz, bence ikincisi derim. Bugüne kadar gösterdiği duruş, adını hafızlara kazıdığı biçim ve tavır, zihinlerde yarattığı algı tam da bu çünkü. Şarkıyı hiç sevmemiş olmam tamamen kişisel beğeni kriterlerim nedeniyledir. Yoksa pekâlâ dinlenilebilir, eşlik edilebilir, hatta kim bilir belki de sevilebilir bir şarkı.


TEMMUZ 2012

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder