Yazdan kalma bir Ekim gününde, Kanlıca sahilinin şehrin
gürültüsünden fersah fersah uzak sükunetinde, kuş sesleri ve deniz kokusu eşlik
ediyor sohbetimize. Ara ara yanımızdan geçenler duruyor, gülümsüyor, selam
veriyor, hatır soruyorlar. Belli ki Nurcan Eren oyuncu olarak çoktan sevgisini
kazanmış insanların.
“En çok teyzelerle konuşuyorum sokakta. Ben bunu nereden
tanıyorum acaba arka sokaktan komşu mu filan diye düşünüyorlar yüzüme
bakarken,” diyerek açıklıyor bu durumu.
Çocukluğundan beri müziğin içinde olan, yıllardır sahnede
şarkı söyleyen, son on altı yıldır Sezen Aksu konserlerinin vazgeçilmez
figürlerinden biri olan Nurcan Eren’le DMC etiketiyle piyasaya çıkacak ve “Tin”
adı verilmiş ilk albümünü konuşmak için bir araya geldik.
"Sevginin de bir tarifi var aslında. Sevilip
sevilmediğimizden emin olabiliriz. Özgür olup olmadığımızı ya da bir şeyi
yaparken ondan keyif alıp almadığımızı bilebiliriz. Yani biraz emin olmaktan
çekinmeyebiliriz. Hayatta biraz cesur olmaktan… Ben hep ikircikli bir
yerdeydim. Siyah ya da beyaz demekten çekiniyordum belki de. Kendimle çok
uğraşıyordum. O kadar kendiyle uğraşmamalı insan. Dünyaya bakmalı, ağaçlara
bakmalı."
İkinci albümü "Sonsuza Kadar"ı geçtiğimiz günlerde Garaj Müzik etiketiyle yayımlayan Kalben'le yeni albümünü ve daha fazlasını konuşmak için bir araya geldik.
Röportaj bittiğinde saat sabaha karşı 3'ü geçiyordu. Röportaj kariyerimin ilk
'gece yarısından sonra' röportajı olmuştu bu çünkü o tarih aralığında Sibel'in
İstanbul'da bulunacağı tek gündü ve o gün de sahnede olması gerekiyordu.
Haliyle sahnesi bittikten sonra oturup konuşabildik. Ahbaplığımız eskidir; dert
değildi yani. Zaten röportaj gibi değil de kulis sohbeti gibiydi konuşmamız.
En çok kullandığı kelimeler “birazcık” ve “mevzu”. Konuşurken çok heyecanlı, çok içten ve çok gerçekçi. Popüler olmanın getirdiği sözünü sakınma refleksi sıfır ki buna pek ender rastlarım, özellikle de karşımdaki beni bir “röportaja gelmiş gazeteci” yerine koyuyorsa. Kırk yıldır ahbap olduklarımın bile kayıt cihazını açtığımda başkalaştıklarını görmüşlüğüm vardır. Sanırım Gökhan Türkmen sahiden röportaja gelmiş bir gazeteci ile konuşuyor olsa da bundan farklı konuşmazdı. Dedim ya, “çiğ yemedim ki karnım ağrısın” tavrında, içten ve dürüst bir genç adam.
Gökhan Türkmen’le Göksu’daki evinin bahçesinde, yağmurda ıslanmış bir Eylül sonu Cuma öğleden sonrasının serinliğinde, müzikten, onun müzik yolculuğundan, arada müzik sektöründen ve daha fazlasından konuştuk. Sonra ben yine birlikte fotoğraf çektirmeyi unuttum ve aşağıda gördüğünüz fotoğrafı röportajdan dört gün sonra Zorlu PSM Studio’da vereceği konser öncesi kuliste çektirebildik ancak. Neyse, fotoğraf bahane… Siz anlattıklarını okuyun.
"Mesela
televizyon programını izlediğinde aslında ne kadar kaşının gözünün seğirdiğini,
utandığını, o anda özgüvensiz olduğunun çok belli olduğunu fark ediyorsun.
Kendini çirkin buluyorsun filan. Sonra bir de şeyler başlıyor… Mesela klip
çekerken yönetmen “Öyle durma, sola doğru bak,” diyor, sen anlıyorsun ki sağ
tarafında hiç iş yok. Stüdyoda kayıt yapıyorsun, aranjör “Şurada sesini
Melodyne’la düzeltmek gerekebilir,” diyor. Yani her şekilde egon törpülenmeye başlıyor. "
Geçtiğimiz aylarda Pasaj Müzik işbirliğiyle hayata geçirdiği "Saz Söz Mavi" projesi kapsamında her ay yeni bir şarkıyla dinleyici karşısına çıkıyor Mavi. Mavi'yle müzik yolculuğunu, müzik sektörünü ve daha fazlasını konuştuk.
(10 Mart 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)
Yakın dönemde yetişmiş TRT kökenli genç sesleri tenzih ederek söylüyorum ki uzun zamandır alaturka söyleyen şöyle billur gibi genç bir ses düşmemiş dijital âlemlerden önüme. En azından albüm ya da şarkı bazında. Nihan Akın’ın “Kimseye Etmem Şikâyet”ini duyar duymaz mıhlanıp kalmam bundan olsa gerek. Oysa Nihan yıllardır müzik piyasasının içinde, iki albüm yapmış, birçok “dj” projesinde yer almış hatta son olarak 2016 yazında DJ Onur Adıgüzel ve DJ Kanun Yıldırım’la birlikte Sezen Aksu’nun “Olmaz Olsun”unu seslendirmiş bir şarkıcı. Gelin görün ki bu müzikal karmaşanın içerisinde fark edilmek için bazen böyle ters köşelere ihtiyaç oluyor.
Aslına bakarsanız, geçtiğimiz günlerde İrem Emre Müzik etiketiyle yayımlanan “Kimseye Etmem Şikayet” teklisinde Nihan Akın yine konuk şarkıcı. Zira proje aslında Müdür’e ait.
Müdür kimdir, nedir derseniz, Can Alper, Arıkan Sırakaya ve Tunç Volkan Konya’dan kurulu bir gruptur derim. Hatta 2015 yılında piyasaya çıkmış ilk ve tek mini albümleri “Ben Uyurken Git”i de referans gösterebilirim. Grubun mottosu “rakı masasında rock müzük” imiş. Hakikaten ilk mini albümlerindeki üç şarkı da bu konsepte yakın sularda dolaşıyor. Ancak son teklileri konuya direkt kafadan giriyor. Rakı masasında “rock müzüğü”nü bilmem ama alaturka her daim mezelerin en şahanesidir ya (hatta bazen rakının ta kendisidir.) İşte tam da bu sebeple Nihan Akın’ın tertemiz yorumu ve Müdür’ün cayır cayır gitarları, sert davuluyla “Kimseye Etmem Şikâyet”i dinlemek bir başka şahane kafa yaratıyor.
Belki hiç denenmemiş bir şey değil, belki Amerika’yı yeniden keşfetmiyor Müdür ama dozu doğru tutturarak bu iki ayrı müzik türünün aynı yoldan geçebileceğine, geçerken her iki müzik türünü ayrı ayrı sevenleri de beraberinde götürebileceğine bizi inandırıyor. Mesela bu bileşimi yayvan (gitar ağzı tabir edilen) bir “rock” vokali ile berbat etmek de mümkündü ki daha önce yapanlar oldu.
Ben şahsen böyle bir albüm dolusu şarkıyı seve seve dinlerim. Haydi Müdür, sıva kolları!
(10 Mart 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)
2013’de “Dans Et” adlı ilk teklisiyle karşımıza çıkan Dev diye bir grup vardı, bilmem hatırlar mısınız? Tekliden birkaç ay sonra “Akıl Tutulması” adlı ilk albümü çıkmıştı Dev’in. Baran Bayraktar işte o grubun iki üyesinden biriydi. Baran Bayraktar şimdilerde o günleri pek hatırlamak istemiyor olsa gerek ki yeni bir başlangıç yaparken müzik geçmişine dair bilgileri bizden esirgemiş. En azından resmi Facebook sayfasında öyle bir bilgi yok.
Bir “rock”çıdan bir popçuya dönüşmüş Baran Bayraktar. İyi de olmuş zira popta “rock”da olduğundan çok daha fark iyi. Dev’in albümündeki şarkılarda kendi imzası vardı ama yalan değil, şarkılar pek de parlak değildi. Baran bu defa şarkı yazarlığını bir kenara koyup, Gülden Mutlu’dan bir şarkı almış ve yeni kariyer başlangıcını (en azından şimdilik) sadece şarkıcılığı üzerinden şekillendirmeye karar vermiş.
Bunu yaparken de klişe bir pop-star algısını ters yüz edip sokakta her gün onlarca benzerini görebileceğimiz bir üniversite öğrencisi görünümünü tercih etmiş. Eğlenceli bir şarkı, eğlenceli bir klip ve sesi kadar görüntüsüyle de sıcak, samimi genç adam ister istemez ilgi çekiyor. Vapurda “demo” CD’sini insanlara dağıtarak, Kadıköy’deki Zihni Müzik’te CD’sini rafa koyarak, şarkısını söyleyerek dikkat çekmeye çalışıyor bu genç adam. Ha vapurda, ha sokakta, ha sosyal medyada bu şekilde değilse de benzer yöntemlerle müziğini duyurmaya çalışan nice gençten biri gibi. Akıllıca bir fikir doğrusu.
Başından beri genellikle depresif şarkılarını duyduğumuz Gülden Mutlu bir süre önce kendi seslendirdiği “Bye Bye”la bizi şaşırtmıştı ya bu şarkıyla bir kez daha eğlenceli şarkı da yazabileceğini gösteriyor. Bedük’ün imzasını taşıyan düzenleme de şarkıya çok şey katmış. Şarkıcı olarak Baran Bayraktar da bu defa kendinden söz ettirecek gibi görünüyor.
Demek ki neymiş? Doğru kulvarda koşmak her zaman iyiymiş.
(10 Mart 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)
Yine bir tek isim vakasıyla karşı karşıyayız. Geçtiğimiz günlerde dijital platformlara teklisi düşen Müge’nin Müge Yılmaz olduğunu anlamak için epeyce bir arayıp taramam gerekti. Kaldı ki Müge’nin sosyal medya hesapları ve hatta YouTube kanalı bile Müge Yılmaz adına açılmış. Üstelik geçtiğimiz aylarda iTunes’da satışa sunulmuş üç teklisinde de soyadı kullanılmış. Peki, bu teklide neden sadece Müge? Anlamak zor.
Müge’nin yeni teklisi “Olsun”, geçtiğimiz günlerde Artıproject etiketiyle yayımlandı. Evet, her ne kadar iTunes’da ardı ardına yayımlanmış üç teklisi bulunsa da Müge’nin ilk profesyonel işinin bu olduğunu söylemek mümkün zira kendi bestesi olan diğer üç şarkı da tek bir gitar eşliğinde “demo” düzeyinde kaydedilmiş şarkılar ve bu şarkıları kendi hesabına yayımlamış Müge.
Sayısız yeni şarkı ve yeni ses düşüyor her gün dijital platformlara. Elimden geldiğince hepsini dinlemeye çalışıyorum. Ya şarkının, ya düzenlemenin ya da şarkıcının bazen de ikisinin ya da üçünün birden olmamışlığı nedeniyle ikinci kez dinleme isteği duymadığım ya da dinlesem bile fikrimi değiştirmeyen işler çoğunlukta oluyor. Müge ve yeni şarkısı onlardan biri olmadı. Tekrar tekrar dinledim ve sonra kim bu kız diye araştırmaya başladım.
Bir O Ses Türkiye cahili olarak Müge Yılmaz’ın o yarışmanın bir döneminden gelip geçtiğini öğrendim önce. Sonra da yukarıda bahsi geçen diğer şarkılarına ve YouTube kanalındaki “cover” kayıtlarına ulaştım.
İyi bir ses Müge. Sesini kullanma biçimi ve tınısı özellikle pes seslerde Nilüfer’in ilk yıllarını anımsattı bana. Öylesi geniş, açık bir ses. Vibrato yapmak konusunda bir parça daha kontrollü olabilirse şarkı söylerken, çok daha parlak çıkacaktır sesi. “Olsun” en çok bunu hissettirdi bana dinlerken.
Çok etkili, güzel bir şarkı “Olsun”. Üstelik tek bir piyano eşliğinde kaydedilmiş, yani şarkıcı için riskli (ama tabii ki çok ekonomik) bir yola başvurulmuş. Buna rağmen falso vermiyor Müge ve kendi bestesi olan bu güzel şarkıyla hem besteci, hem de şarkıcı olarak dikkat çekmeyi başarıyor.
Şarkının düzenleme ve kaydı Özgür Ünlü tarafından yapılmış, onu da ilave edeyim.
Müge’nin kısa vadede daha profesyonel bir kulvarda ilerleyememesi için hiçbir sebep yok. Bu şarkı bunun yolunu açabilir.
(10 Mart 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)
Melisa Uzunarslan’ın ilk teklisi “Duy Beni”, 2016 baharında yayımlanmıştı ama benim pek ilgi alanıma girmemiş idi. Kelimeleri ezen ve ağzının içinden net bir şekilde çıkaramayan şarkıcıları uzun uzun dinleyemiyorum çünkü. Hele ki söyledikleri şarkılar depresif ise.
İkinci tekli geçtiğimiz günlerde önüme düşünce tekrar kulak kabarttım Melisa Uzunarslan’a. Daha iyi geldi kulağıma bu kez. Şarkının ilk cümlesinde Nil Karaibrahimgil’i duyar gibi oluyorsunuz ama neyse ki devamı öyle gelmiyor. Önceki şarkısına kıyasla daha melodik, daha akılda kalıcı ve daha aydınlık bir şarkı “Bir Aşk Şarkısı”. Söz ve müziği Melisa Uzunarslan’a ait şarkının düzenlemesi Uzunarslan ve Safa Handem tarafından yapılmış. DMC etiketiyle yayımlanan teklinin prodüktörü ise Teoman.
Teoman’ın prodüktörlüğü tesadüf değil zira Melisa yıllardır sahnede Teoman’a kemanıyla eşlik ediyor ve de vokal yapıyor. Haliyle de tanıtım bu haber değeri üzerinden yürüyor. Şarkının Teoman şarkılarına çok benzer tınılar taşıması da bundan elbette.
Sahnede bir şarkıcıya eşlik etmek, vokal yapmak ile sahnenin önüne çıkmak arasında çok ciddi bir geçiş süreci var ve şu an bu süreci yaşıyor Uzunarslan. Doğal olarak etkilenmelere açık. Bu deneyim artısını müzisyenliğinin üzerine koyup bir de kendi stilini yakaladıktan sonra muhakkak ki adından daha fazla söz ettirecektir. Bu şarkı ise bu yolda onun tanınırlığına epey fayda sağlayacakmış gibi gözüküyor.
(10 Mart 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)
Ben ilk zamanlarda “ilan-ı aşk” şarkıları diyordum. Sonra zamanla müzik kamuoyu “düğün şarkıları” adını taktı. Bu türün bizzat tetikleyicisi Ferhat Göçer’in “Cennet” şarkısı oldu zannımca. Aynı sıralarda Kutsi’nin “İlan-ı Aşk”ı geldi. Olay büyüdü, iş yürüdü derken yakın dönemde türün en ihtişamlı örneklerinden “Kalbimin Tek Sahibine” ve Ceceli’nin ve bittabi Ferhat Göçer’in sayısız şarkısı ile bugünlere gelindi.
Ferhat Göçer, geçtiğimiz günlerde yayımlanan yeni teklisi ile önderi olduğu türün bir örneğini daha veriyor. Gerçi yakın zamanda “Yıllarım Gitti” ile tam da düğün şarkılarının antitezi bir işe imza atmıştı ve o da çok yürümüştü ama tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkanı oluyor nihayetinde. Tıpkı Göçer’in aşağı yukarı yedi yıl sonra yeniden DMC’ye dönmesi gibi.
Formül çok açık. Rumba, çaça, “swing”, vals ve benzeri eşli dans eğitimlerinden birini bile almamış olsanız dahi gelin-damat rahatlıkla pistte salınabileceğiniz ritimde, düğün günü ne kadar mutlu ve ne kadar âşık olduğunuzu cümle âleme gösterecek (tercihen şükür, dua, cennet, gül ten ve çeşitlemelerini barındıran) sözlere sahip bir şarkı yazmak o kadar da zor olmasa gerek. Bir yandan da çok zor çünkü olabildiğince basit olacak ve duyanın diline bir defada yapışacak.
Neyse… Seviyoruz velhasıl böyle şarkıları. Öyleyse ustasından dinleyelim. Ferhat Göçer’den “Aşkın Mevsimi Olmaz ki” geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle yayımlandı.
Ferhat Göçer’in en iyi yaptığı işlerden biri hiç kuşkusuz bir yerlerden şarkı bulup çıkarması, seçmesi ve kendine yakıştırması. Bu ayrı bir yetenek, kabul etmek lazım. Nitekim “Aşkın Mevsimi Olmaz ki” de aslında amatör bir müzisyen olan Gökhan Örs tarafından çok önceleri yazılıp söylenmiş (YouTube’da bulabildiğim en eski kayıt sekiz yıl öncesine ait) bir şarkı.
Basın bülteninde yazdığına göre Ferhat Göçer şarkı için duygularını şu cümlelerle ifade etmiş: “Albümüme alacağım şarkı; önce benim kalbime girmeli, tüylerimi diken diken etmeli ki ‘Aşkın Mevsimi Olmaz ki’ bunu fazlasıyla başardı. Sözü ve müziği bir bütün, samimi, yaşanmışlığı olan bir şarkı.”
İşte bu duygu ve düşüncelerle Gökhan Örs’ün yıllardır YouTube’a hapsolmuş şarkısını geniş kitlelerle buluşturmuş Ferhat Göçer. Bu şarkı, 2017 yılı içerisinde yayımlanacak yeni albümünün habercisiymiş aslında. Albüm habercisi şarkıları yazmam pek, albümü beklerim ama bunu yazasım geldi. Yazdım gitti.
(13 Mart 2017 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)
Sevtap Ünal, moda tasarımı ve müziği bir arada yürüten bir isim. Daha doğrusu moda tasarımı ve müziğin buluştuğu ortak alanda performans sergileyen bir yaratıcı. Ağabeyi Ümit Ünal’ın adını taşıyan moda markasının kurucu ortağı Sevtap Ünal, yıllardır dünya çapında kabul görmüş bu markanın sunumları için besteler yapıyor, performanslar sergiliyor. Biyografisinden alıntıyla “moda platformlarına müzik, müzik platformlarına moda” taşıyor.
Sevtap Ünal’ın ilk albümü “İnsanlar, Arabalar ve Rüzgâr Geçti Aramızdan”, 2011 yılında yayımlanmıştı. Ancak Ünal’ın albümü yayımlayan firma ile yaşadığı anlaşmazlık, o güzel albümün ne yazık ki yeterince duyulamadan kayıplara karışmasına neden olmuştu. Neyse ki o albüm Poll Production tarafından devralındıktan sonra dijital platformlarda bulunur hale geldi.
2013 yılında “O Benim” isimli bir de tekli yayımlayan Sevtap Ünal’ın yeni albümü “Bu Kavga Çok Hüzünlü”, geçtiğimiz günlerde On Air Media Reflex etiketiyle piyasaya sürüldü. On şarkı ve bir farklı versiyonun yer aldığı albümdeki tüm söz ve müzikler Sevtap Ünal’a ait. Daha önceki albümde olduğu gibi bu albümün düzenlemelerinde de Evren Arkman’ın imzası var.
Kendi şarkılarını, kendi sözünü yazıp söyleyen niceleri gibi Sevtap Ünal’ın da dinledikçe içine gireceğiniz kendine ait bir dünyası, bir dili var. Türkçe müzikte sevdiğimiz kadınlardan, Umay Umay’dan, Nazan Öncel’den, bazen Sezen Aksu’dan ve hatta biraz daha uzağa gidersek Björk’ten dahi izler bulabileceğimiz, naif, kırılgan, yeri geldiğinde bir o kadar da hırçın ve kendinden emin ama hep kadın, en çok kadına ait bir dünya bu. Her bir şarkı uzun uzun dinlemelere, hazmetlere, anlamalara ve nihayet içselleştirmelere açık. Kadın da olsanız, erkek de, böyle bu.
Çarpıcı ve etkileyici sözler, sözlere hizmet eden dokunaklı melodiler ve şarkıları tam da olması gerektiği gibi, ne çok az ne de çok fazla işlemiş düzenlemelerle başından sonuna dek dinleyeni peşinden sürükleyen bir albüm “Bu Kavga Çok Hüzünlü”.
Albümü ilk dinleyişte beni ilk etkileyen şarkı “Zamanın Birinde” oldu. Nitekim ilk klip şarkısı olarak da bu şarkı seçilmiş. Nazan Öncel’in bir zamanlar birden fazla kez benzerlerini yazıp şimdilerde nedense yazmadığı şarkılardan biri gibi tınlıyor “Zamanın Birinde”. “Blues” etkili düzenlemesiyle de derin bir melankoli etkisi yaratıyor dinleyende.
Yanı sıra ilk olarak Zerrin Özer’in seslendirdiği ve benim çok sevdiğim “Ama Bazen”i bu defa bestecisinin sesinden dinlemek de albümün sürprizi oldu. Sevtap Ünal’ın ilk albümünün adı “İnsanlar, Arabalar ve Rüzgâr Geçti Aramızdan”, bu albümün açılış şarkısı “Yol Boyunca”nın içinden bir cümle olarak geçiyor bu kez. Bu şarkının albümde bir de farklı versiyonu var.
Şarkı boyunca derin bir hüzün ve yalnızlıkla kendini sokaklara, dar yollara atmış ve “yürüyorum” diyen kadının bundan sonra kimsenin sözüne inanmayacağına karar verdiği an taksi çağırması, o vazgeçiş ve uyanış anının bir tek “taksi” nidası ile ifade edilmesi çok etkileyici. “Yürüyorum”da benzersiz bir incelikle anlatıyor hikâyesini Ünal.
“Uzak İhtimal”, “Kederli Bir Aşktı”da, “Yol Yakınken”de… Aslına bakarsanız albümün bütünündeki şarkılarda ana tema olmaz, olmayacak ama belki de olmazlığıyla yaşanacak aşklar. Albümün son şarkısı “Alayına İsyan” ise bütün bu hüzne ve ince sızıya son noktayı koyar gibi.
Kadri Karahan tarafından çekilmiş fotoğraflar ve Mertkan Tekin’in grafik tasarımıyla albüm kapak ve kartoneti daha şarkıları dinlemeden albümün duygusu hakkında bir fikir veriyor ve sizi yanıltmıyor.
“Bu Kavga Çok Hüzünlü”, dünyanın, ülkenin, hayatın ve dahi müziğin karmakarışık olduğu bir dönemde hem yaraya tuz basmak, hem de merhem sürmek gibi. Sonuçta ikisinin de rahatlatıcı bir etkisi var. Dinleyin, bana hak vereceksiniz.
(6 Mart 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.) Yıllardır aktif olarak müziğin içinde olan, işinin ehli, tecrübeli ve dahi birlikte başka işlere de imza atmış bir grup müzisyen bir grup kurarsa ne olur? Daniska olur.
Grup, resmi Facebook sayfasında şöyle tanımlamış kendini: “Ezber bozmayan müzik grubu Daniska, Hüseyin Çebişci, Efe Demiryoğuran, Evren Arkman, Deniz Bayrak ve Gökhan Tümkaya'dan oluşmaktadır. Toplam 426 kilo ve 202 yaşında olan grup daha önce sayılı başarıya imza atmıştır. Rakamla 1, yazıyla bir...”
Bu espri anlayışı, bu kendiyle dalga geçme ve kasıntısızlık hâli grubun Twitter hesabında da kendini gösteriyor. Alt metin şunu söylüyor ki Daniska keyfekeder, mutlu mesut müzik yapmak için kurulmuş bir gruptur. Ve bu duruşuyla bütün bu müzikal kaos, kıyasıya mücadele ve rekabet ortamında akıntıya karşı kürek çeken müzisyenlerin bir antitezi olabilir. İşin komiğini çıkarmaları elbette komik olmak için değil, orası belli.
Daniska’nın ilk teklisi “Hep Böyle Olur”, geçtiğimiz günlerde Pasaj Müzik etiketiyle yayımlandı. Şarkının söz ve müziği Gökhan Tümkaya imzası taşıyor.
Aslında şarkı Ocak ayında Garaj Stüdyo’nun YouTube kanalında yayınlanmış önce. Ondan bir süre sonra yine aynı kanalda yayınlanan bir sonraki şarkıları “Hüzün Makamı” ise sanırım daha sonra tekli olarak yayınlanacak. Şarkıların öncelikle YouTube kanallarından / hesaplarından servis edilmesi yakın dönemde daha sık karşılaşacağımız uygulamalardan biri olacak galiba. YouTube videolarının televizyon ve radyolardan daha fazla reyting getirmeye başladığı bir sır değil çünkü.
Başta da yazdığım gibi, işinin ehli müzisyenlerin kaygısız kedersiz yazıp çizip, çalıp söylediği bir şarkı “Hep Böyle Olur”. Akustik müziğin tadı da cabası. Sevmemek için bir sebep yok, sevmek için çok sebep var.
(6 Mart 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)
O, çok genç yaşında ciddi bir müzikal birikim yapmıştı zaten ama bizim onu tanımamız 2014 yılında yayımlanan “Dünyanın Öteki Ucuna” adlı teklisi sayesinde oldu. Türk müzik piyasası yıllar sonra nihayet yeniden 20’lerinin başında hatta altında gençlere ilgi göstermeye başlamıştı o sıralar. Bengisu da onlardan biri olabilirdi. Genç işi bir şarkı ve kilolu halini dert etmeden dans edip şarkısını söyleyen gencecik bir kız vardı karşımızda.
Sonra Bengisu bir süre ortalardan kayboldu. 2016 yılı içerisinde Umut Durmuş ile düet yaptığı Yüksek Sadakat şarkısı “İçimde Yağmur” pek fazla dolaşıma girmedi. Bengisu’yu o şarkının klibinde görenler de tanıyamadı muhtemelen zaten. Zira kilo vermiş ve o ilk tanıdığımız halinden çok başka bir hale gelmişti.
Cilalı imaj devrinde göz önünde olmak üzerine kurulu bir iş yapmanın her nedense ödenmesi gereken bedelleri oluyor. Bengisu’nun kilo vermek için mide ameliyatı olduğunu ve ameliyat sonrası ciddi sağlık problemleri yaşayarak ölümden döndüğünü de basın bülteninden öğrendim. “Keşke onu ilk tanıdığımız gibi kalsaydı,” dedim içimden ama insanın o genç yaşlarda “Ben buyum. Beni böyle beğenin” demesi de hiç kolay değil tabii. Hele bu ülkede…
Bengisu’nun yeni teklisi “İsyan Ediyorum” geçtiğimiz günlerde GNL etiketiyle yayımlandı. Tıpkı önceki şarkısı gibi bu şarkısının bestesi de Erkin Arslan’a ait. Şarkının sözlerinde ise Erkin Arslan’ın yanı sıra Bengisu ve Özlem Küçükyılmaz’ın imzaları var. Erkin Arslan aynı zamanda şarkının düzenlemesini de yapmış.
Bir aranjör, şarkıcının stüdyo performansından yana endişe duymadığı zaman kalabalık ve gürültülü düzenlemelere, bir takım teknik ve taktik operasyonlara ihtiyaç duymadan şarkının tadını çıkarabiliyor. “İsyan Ediyorum” tam da böyle olmuş. Zaten melodi yoğun ve performans bazlı şarkı, sade ve sakin düzenlemesi ile kulağı doldururken, Bengisu da ne kadar iyi şarkı söyleyebildiğini rahat rahat gösterme şansını yakalamış (ufak tefek prozodi hatalarını görmezden gelir isek.) İlk yarısı boyunca sadece gitar eşliğinde solistle yürüyen şarkı ikinci yarıda diğer enstrümanların ve ritmin girmesiyle giderek yükseliyor. Bu gayet Batılı bestenin ince bir alaturka ile soslanmış olması da cabası.
Doğrusu sesini bir albüm dolusu şarkıda dinlemek isteyebileceğim bir şarkıcı Bengisu. Temennim odur ki bu şarkının arkasını getirmekte ağır davranmaz.
(6 Mart 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)
Ayşegül Özer İnanç (ya da tekli kapağında lanse edildiği şekliyle sadece Ayşegül) hem konservatuar eğitimli hem de sahne konusunda deneyimli bir şarkıcı. 2007’den bu yana sahne performanslarına devam ederken, 2008 yılında Akademi Türkiye yarışmasının ikinci sezonunda da yarışmacı olarak yer almış. Sesini verdiği ilk kayıt ise 2013’de piyasaya sürülen “Metronomix” adlı karma albümde yer alan “Sonumuz Belli” adlı şarkı olmuş. Sonra 2015’de Taylan Ülger’in “Açık Ara Önde” adlı şarkısına eşlik etmiş. Ayşegül’ün ilk teklisi “Son Yolcu”, geçtiğimiz günlerde Yücelen Müzik etiketiyle yayımlandı.
Bu “Son Yolcu” o bizim bildiğimiz “Son Yolcu” değil. Sözleri Ecem Tursun’a, bestesi ve düzenlemesi Emre Yücelen’e ait yeni bir şarkı. Ben olsam klasikleşmiş bir şarkı adını yeni bir şarkıda kullanmazdım, onu da söylemeden geçemeyeceğim. (Elbette yüz bin tane, misal “Aşk” adında şarkı yazılabilir ama bir tane daha “Uykusuz Her Gece” diye şarkı olur mu? “Son Yolcu” da olmamalıydı bence.)
Şarkıya gelirsek…
İyi bir beste iyi bir sesle birleşince ortaya çıkan sonuç da çok parlak olmuş. Sadece akustik gitar, piyano ve yaylıların kullanıldığı düzenleme ve Ayşegül’ün tertemiz şarkı söyleme stili her gün onlarcası sürülen yeni şarkı arasından ilk dinleyişte ayırt edilmesini sağlıyor. Uzun süredir bu kadar açık nefesle, rahat ve ferah şarkı söyleyen, buna mukabil diksiyonu ve vurguları bu kadar düzgün bir yeni şarkıcı dinlemedim desem yeridir.
Tek bir husus var ki (daha önce defalarca yazmama karşın yineleyeceğim bir kez daha) o da, Ayşegül’ün tek isimle piyasaya çıkması. Mesela ben hakkında bilgi edinmek için Ayşegül’ün Facebook sayfasını aradığımda bulamadım. Neyse ki indirdiğim MP3’te soyadı da “tag”lenmişti de oradan yola çıkarak Ayşegül Özer İnanç’ın sayfasına ulaşabildim. Bu internet çağında tek isim kullanmak büyük yanlış. Bir kez daha vurgulamış olayım.
Yavuz Hakan Tok Müzik Yazarı / Eleştirmen / Arşivci
2001 yılında Bir Zamanlar adlı internet sitesinde müzik yazıları yazmaya başladı. Yanı sıra yazıları, Zip İstanbul, Koara, İkinci Kanal, Caretta, Mezun Life, Popüler Tarih dergilerinde, Bugün gazetesi ve Milliyet gazetesinde yayımlandı.