Yeter ki Müzik Olsun
  • Seninle Üç Dakika
  • _Giriş
  • _1975
  • _1976
  • _1977
  • _1978
  • _1979
  • _1980
  • _1981
  • Röportajlar
  • Konser Yazıları
  • _2019 Konserleri
  • _2018 Konserleri
  • _2017 Konserleri
  • _2015 Konserleri
  • _2016 Konserleri
  • _2014 Konserleri
  • Günün Şarkısı
  • Albüm / Şarkı Eleştirileri
  • Güncel
  • Yıldızlar
  • Klasikler
  • Ses Dergisi
  • Günlükler
  • _Eurovision 2011 Günlüğü
  • _Eurovision 2010 Günlüğü
  • _Nasıl TV Programı Yaptık?

(6 Şubat 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

‘90’larda işe radyoculukla başlayan Selami Bilgiç, doğduğu şehir Eskişehir’den İstanbul’a geldikten sonra kulüpler de “dj”lik de yapmaya başlamış. O zaman bu zaman her iki alanda çalışmaya devam ederken kendi sektörlerinin önemli isimleri ve markaları ile bir araya gelmiş. 2014 yılında Serdar Ayyıldız ile birlikte hayata geçirdiği İstanbul Dj Akademi ise halen faaliyetini sürdürüyor.


Bugüne dek bir çok albümde “remix”lerini gördüğümüz Selami Bilgiç, geçtiğimiz yıl ise yine Serdar Ayyıldız ile beraber “Çocuk Diskosu” projesine imza atmıştı. Selami Bilgiç’in yeni projesi ise bir “cover oldu. Soner Arıca’nın seslendirdiği “Dönsen Bile”, geçtiğimiz günlerde Sony Müzik etiketiyle yayımlandı.


Teklide sözleri Ülkü Aker’e, müziği Yunan besteci Yannis Markapoulos’a ait şarkının üç farklı versiyonu yer alıyor. Orijinal ve “Lounge” versiyonların yanı sıra, Selim Öztürk tarafından yapılmış bir de “Akustik” versiyon var.


“Dönsen Bile” ilk kez Nilüfer tarafından seslendirilmişti. Nilüfer’in 1982 yılında yayımlanan “Sensiz Olmaz” adlı albümünde 5 “cover” ve 6 yeni şarkı vardı. Bu albüm öncesi 1979 ve 1980 yıllarında alaturka – arabesk türlerini kendi tarzınca deneyen Nilüfer, bu albümün “cover”larıyla o denemelerine devam ederken, yeni şarkılarıyla da ‘70’li yıllarda onu meşhur eden formülü uyguluyor, Ülkü Aker’in Türkçe sözlerini yazdığı yabancı (ağırlıklı Grek) orijinli şarkılarla alışageldiğimiz Nilüfer tarzını sürdürüyordu. “Dönsen Bile” o şarkılardan biriydi işte.


Şarkıyı Ferdi Özbeğen, Şehriban Gül, Seren Serengil, Nila, Nejat Alp ve Seda Sayan da seslendirdi daha sonra. Nilüfer ise, nedendir bilinmez, 1982 yılından bu yana hiç tekrar seslendirmedi.

Bu Ege havalı, sıcak melodili, kıvrak ritimli şarkının Selami Bilgiç tarafından yapılmış yeni versiyonu ise doğal olarak kulüp müziği mantığında kurgulanmış. Temiz, gürültüsüz, şarkıyı tepetaklak etmeyen bir düzenleme. “Akustik” ve “Lounge” versiyonlar ise bugüne dek yapılmış onca versiyondan farklı olarak şarkıyı yavaş tempoda sunuyor dinleyene ki bence çok akıllıca olmuş bu versiyonları yapmak.



Vurgulanması gereken bir detay da Soner Arıca’nın farklı yorumları. Malum, bir şarkının farklı versiyonları genellikle aynı “vocal edit” üzerine yapılır. Tempo yavaş da olsa, hızlı da, ritim oryantal de olsa “house” da, şarkıcıyı aynı biçimde duyarız. Olsun olsun sesin “pitch”i artırılır bazen. Oysa Soner Arıca bu şarkının yavaş ve hızlı versiyonlarını farklı biçimlerde okumuş. Hızlıda daha dinamik, daha sert ve agresif, yavaşta ise tam aksine gayet “soft” ve romantik. Bir şarkının nasıl farklı biçimlerde yorumlanabileceğine dair güzel bir örnek çıkmış ortaya.

ŞUBAT 2017
0
Share

(6 Şubat 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Çok şahane bir kelime buldum, “canavar”. Hadi bundan bir şarkı yazalım.

Nefis bir atar cümlesi buldum, “ensem ona dönük, oraya konuşsun.” Hadi bundan bir şarkı yazalım.


Ayıp değil. Pop müzikte pekala bu formülle de şarkı yazılır, yazılmıştır, yazılacaktır bundan sonra da. Ama bu formülde mesele, bulduğunuz slogan kelime ya da cümleleri şarkıya yedirmektir. Yediremezseniz sırıtır, havada kalırlar çünkü. Tıpkı Derya Uluğ’un yeni şarkısı “Canavar”da olduğu gibi.


Uluğ’un ilk şarkısı “Okyanus”, 2016’nın “hit” pop şarkılarından biri olmakla kalmadı, Derya Uluğ ismini de doğrudan tanınır kıldı. Amenna. Öyle ki “Okyanus” hemen arkasından gelecek ikinci bir şarkıyı da şüphe götürmeden önüne katacaktı, bu çok açıktı. Oysa Derya Uluğ (ya da prodüktörü, ekibi) ikinci şarkı için acele etmedi hatta geç kaldı. Rüzgârın etkisi azaldı, ülke gündemi değişti, mevsim döndü vesaire… Hepsinden önemlisi beklenti yok yere yükseldi.


DMC etiketiyle geçtiğimiz günlerde yayımlanan, söz ve müziği Derya Uluğ ve Asil Gök, düzenlemesi Ozan Çolakoğlu imzası taşıyan “Canavar”, dijital verilere göre güçlü bir çıkış yapmış gözükse de “Okyanus” gücünde bir şarkı değil. Çünkü “Okyanus”a güç kazandıran neler varsa “Canavar”da onlar eksik.


Derya Uluğ’un sesi teknik olarak benzesin ya da benzemesin nicedir sesi soluğu çıkmayan ve bu anlamda o kulvarda bir boşluk yaratan Ebru Gündeş’i ve özellikle onun çok sevilmiş ‘90’lı yıllarını anımsatıyordu “Okyanus”. Söz ve müziğin çok iyi örtüştüğü, öpüştüğü, bu nedenle de dile kolay gelen, kolay söylenen, ezberlenebilen bir şarkıydı. Poptan büsbütün uzağa düşmeden, dozunda alaturka-arabesk havası, Uluğ’un vokal biçiminin de etkisiyle geniş bir dinleyici kitlesini aynı şarkının çatısı altında toplayabilmişti.


Oysa “Canavar” öncelikle söz ve müziğindeki uyumsuzlukla zorluyor dinleyeni. “Kendime bir canavar ediniverdim,” neresinden baksanız bir popüler şarkı cümlesi için çok zorlama, sadece “canavar” kelimesini kullanmak için yazılmış gibi. “Elime sağlık ben ne halt ettim,” çok sevimsiz. “O canavar benim şaheserim,” çok tıka basa söz. Tüm bu sözler geçip giderken duyduğunuz melodi ve ritim ise  (Ozan Çolakoğlu düzenlemesine rağmen) ortalama bir pop-arabesk-alaturka şarkının üzerine çıkmıyor. Klipteki şatafatlı görsellik ise şarkıyla en ufak bir ilgisi olmaksızın, tamamen başka bir telden çalıyor.


Derya Uluğ tam da bu ülkenin seveceği bir ses. Bugün tutsa, eskiden sevilmiş şarkılardan oluşan bir albüm yapsa, birçok “star”ın albümünden daha fazla satabilir. Bu tamamen onun ses tınısı ve şarkı söyleme biçimi ile ilgili bir artı. Ancak bunun üzerine şarkı yazarlığını da koymak istiyorsa (ki “Okyanus” şüphesiz bu cesareti verdi ona) daha özenli ve dikkatli davranması gerekiyor. Ben her şeye rağmen Uluğ’un “artık ne yapsam tutar” düşüncesine kolay kapılmayacak kadar donanımlı ve akıllı olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden de “Canavar”ı es geçiyor, bir sonraki hamlesini bekliyorum.

ŞUBAT 2017
0
Share

(6 Şubat 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

“İçi beni dışı seni yakar” bir şehir İstanbul. Sevenine de şarkı yazdırıyor, sevmeyenine de bu yüzden. İzmirli müzisyen Deniz Tuzcuoğlu da 1998’den bu yana yaşadığı İstanbul’a karşı hissettiklerini İzmir’e gönderme yaparak anlatmış.


“Kader İzmir’den Yana”, uzun süredir müzik piyasasının içinde olan, dizi ve filmlere yaptığı müziklerin yanı sıra Dört X Dört grubunun solisti olarak tanınan Deniz Tuzcuoğlu’nun ilk solo teklisi. Tekli geçtiğimiz günlerde TMC etiketiyle yayımlandı.


Aslında Tuzcuoğlu’nun hikâyesinde tam tersi bir durum söz konusu. Yani kader İstanbul’dan yana olmuş ve nice İzmirli meslektaşı gibi o da valizini alıp İstanbul yollarına düşmüş yıllar önce. Özellikle içinde doğup büyüyenlerin fanatizm seviyesinde sevdiği, farklı bir şehirdir İzmir. Havası, suyu, kültürü, hatta dili ile bir başkadır. Deniz Tuzcuoğlu’nu yakından tanıyanlar iyi bilir İzmir sevdasını. İlk solo teklisi için kendi yazdığı bu şarkıyı seçmesi de şüphesiz tesadüf değil.


Kaldı ki bence mesele İzmir ya da İstanbul da değil. Şarkı bu iki şehrin adını kullanırken aslında “İzmir mi İstanbul mu?”dan daha derin bir soru soruyor çünkü. İnsanların kaderi doğdukları şehirde midir, yoksa doydukları şehirde mi? Ya da bir şehirde yaşamak için “doymak” yeterli midir?


Tuzcuoğlu’nun yıllardır birlikte müzik yaptığı Dört X Dört bir “rock” grubu. Bu şarkı ise tamamen başka bir müzikal formda, alaturka pop havasında, demlenmelik, dinlerken kadeh tokuşturmalık bir şarkı. Böylesi şarkıları “rock” grubu olarak tanıdığımız gruplar da yapıyor artık biliyorsunuz. Deniz Tuzcuoğlu ise grubun müziğinden tamamen bağımsız bu şarkısını gruba adapte etmek yerine solo seslendirmeyi tercih etmiş. Olması gereken de bu değil midir zaten? Solo yaptığınız işin grupla yaptığınız işten farkı olmayacaksa ne gerek var?



Deniz Tuzcuoğlu’nun dolgun ve tok vokali, Tuzcuoğlu’nun yanı sıra Alp Tiner’in de imzası bulunan temiz düzenlemesi ve farklı şarkı sözleriyle “Kader İzmir’den Yana” Deniz Tuzcuoğlu’nun solo kariyeri için parlak bir başlangıç olacak gibi görünüyor.

ŞUBAT 2017
0
Share
HER YILA BİR ŞARKI


(6 Şubat 2017 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Türk popunun 90 sonrası kuşağında en iyi şarkıcılardan biri olduğuna kimsenin şüphe duymadığı Aşkın Nur Yengi, kendi kulvarında ön saflarda koştuğu ‘90’lar geride kaldıktan sonra ne yazık ki aynı ivmeyi gösteremedi. En son ne zaman bir Aşkın Nur Yengi şarkısı herkesin diline düştü, liste başlarından inmedi diye bir dönüp baksak, epeyce gerilere gitmemiz gerekiyor. Elbette “hit” şarkı çıkarmak, çok satmak, çok gündemde olmak başarı için tek kriter değil ama popüler müziğin kantarı bunları da tartıyor ne çare.


Kaldı ki iki albümün arasını altı yıl açmak bile tek başına günü kaçırmak anlamına gelebilir popüler müziğin takvimine baktığınızda. 2010 yılında son albümünü yayımlayan Aşkın Nur Yengi, yeni albümünü 2016 Kasım ayında piyasaya sürdü. Sony Müzik etiketiyle yayımlanan albüm “Aşk’tan Olsa Gerek” adını taşıyor.


Aslında beş şarkıdan oluşan bir mini albüm bu ve geride kalan altı yıl içerisinde Aşkın Nur Yengi her yıl ancak bir şarkı bulabilmiş gibi bir yargıyı ve hayal kırıklığını da beraberinde getiriyor. Milliyet Sanat dergisi için röportaj yapmaya oturduğumuzda yüzlerce şarkıyı eleye eleye beş şarkılık bir albüm yapma noktasına geldiğini anlatmıştı Yengi. Anlaşılan oydu ki ‘90’lardan bu yana çok değişmiş müzik piyasası ilişkileri, anlayışlar, bir şarkı ya da albümün oluşum sürecine dair karşılaştıklarıydı buna sebep. Aynı Aşkın Nur Yengi seçtiği bazı şarkıları ve o şarkıların aranje biçimlerini de güne uyum sağlamak için seçtiğini saklamıyordu. Sektörün bugününe uyum sağlamadan müziğin bugününe uyum sağlamaya çalışmak pek mantıklı değildi oysa.


Nitekim albüm de bu ikilemin izlerini fena halde taşıyor. Bir yanda ‘90’lardaki çizgisinde (bir adım önde ya da geride de değil) bir Aşkın Nur Yengi, bir yanda gençleşmeye çalışan bir Aşkın Nur Yengi var bu albümde. Sözleri Şebnem Sungur’a, bestesi Gökhan tepe’ye ait “Çağırma Lütfen” ve söz ve müziği Ayla Çelik’e ait “Elin Oğlu”, klasik Aşkın Nur Yengi formatını sevenleri kalbinden vurabilecek güçte şarkılar. Yengi’nin 2000’lerin ortalarında kapılmaya başladığı tiz vokal tekniğinden bu defa kaçındığı da göz önüne alınırsa, pekala ‘90’lı yıllar Yengi şarkılarının tadını almak mümkün bu iki şarkıda. Her iki şarkının Erhan bayrak düzenlemeleri de bu minvalde zaten.


Ancak albümün açılışında yer alan ve (Yengi’nin söylediğine göre gençleri yakalamak adına) çıkış şarkısı olarak seçilen Soner Sarıkabadayı şarkısı “Altın Kaplama”, yüklendiği misyonu taşıyabilecek güçte bir şarkı değil. Sertab Erener de ciddi anlamda düşüşe geçtiği bir dönemde Soner Sarıkabadayı şarkıları ile tekrar parlak bir çıkış yakalamış ve sahiden de ibreyi dönemin genç kitlesine doğru çevirmeyi başarabilmişti. Ama Sarıkabadayı – Yengi işbirliğinin aynı sonucu vermesi pek mümkün görünmüyor. Hem şarkının gücüyle ilgili bir şey bu, hem de Yengi’nin duruşuyla. Mesela şarkıya çekilen klipteki Aşkın Nur Yengi’nin görüntüsü bile tek başına genç bir imaj vermekten çok uzak (ki Yengi uzun yıllardır işli, süslü kostümlerle Günay sahnesine çıkan assolist görünümünde malumunuz.)


Benzer sebeplerle söz ve müziği Ayla Çelik’e, düzenlemesi Erdem Kınay’a ait “Hafta Sonu” da radyoların, kulüplerin “playlist”lerine girmeye uzak görünüyor ki albümde Yengi’nin gençleşme misyonu yüklediği bir diğer şarkı da bu.

Düzenlemesi Erhan Bayrak tarafından yapılan bir diğer Ayla Çelik şarkısı “Bi’ Sebepten” ise 20 yıl kadar geç kalmış bir “hit” adayı. ’95-’96 yıllarında çıkmış bir kasette A1 olabilecek bu şarkının ne çare ki bugün pek bir şansı yok.


Sözün özü, iyi bir şarkıcıdan eli yüzü düzgün beş şarkı dinlediğimiz bir albüm bu. Söz konusu Aşkın Nur Yengi olmasa bu kadarına da razı olabilirdik belki ama özellikle yıllardır Yengi’yi hak ettiği yerde tekrar görmek isteyenler için ne heyecan yaratıcı ne de tatmin edici.

Her zaman iyi fotoğraflar çekmiş Tamer Yılmaz’ın Photoshop estetikli Aşkın Nur Yengi fotoğraflarına ise hiç girmiyorum.


Kontrol kaygılarınız profesyonelliğinizin önüne geçiyorsa ne iş yaparsanız yapın işiniz zordur. Sosyal medya kullanmayı reddetmek dâhil, olan bitenle, gündemle bu kadar kopuk, bu kadar steril yaşamak ve bir yanda popüler müzik yapmak da zordur. Aşkın Nur Yengi’nin de işi zor görünüyor. Kendisi bunun ne kadar farkında, o da ayrı mesele.

ŞUBAT 2017
1
Share
“RAKİPSİZ” Mİ SAHİDEN?


(1 Şubat 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

“Ne tek başına yetenek yetiyor yıldız olmaya, ne zekâ, ne güzellik, ne azim ne de şans. Hangisini ne zaman, nerede ve ne dozda kullanacağınızı bilmekte bütün mesele. Demet Akalın’ı emsallerinden ayırıp yakın dönem Türk pop müziğinin yıldızlarından biri yapan da bu oldu. Kendine neyin yakışacağını, hangi şarkıların sesini ve tavrını doğru ifade edebileceğini, hedef kitlesinin ondan neler beklediğini tam da yerinden tespit edip, işi şansa bırakmayarak ve de hep çok çalışarak geldi şu an bulunduğu yere. Pop müzik dünyasında 20 yıl boyu temposu düşmeden sürdürülebilmiş bir kariyer az şey değildir. Zaman zaman eleştirsek, kimi kez yaptıklarını beğenmemiş olsak da bu başarısını alkışlamak boynumuzun borcu.”


0
Share
SICAK VE SAMİMİ


(30 Ocak 2017 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Yakın dönem pop müziğinin kazançlarından biri Buray. 2015 yılında yayımlanan ilk albümü “1 Şişe Aşk” onu müzik dünyasına tanıtmakla kalmadı, birden fazla “hit” şarkı çıkaran ve etkisi uzun süren bir albüm olarak Buray isminin gelip geçici olmayacağını gösterdi.

Buray’la tanıştığımda tanınır ve aranılır olmanın geçici heyecanına kapılmamış, gayet aklı başında, zeki, donanımlı ve donanımının farkında, buna karşın sınırlarını tayin etmiş, ayakları yere basan bir genç adam gördüm karşımda. Bütün bunlar müziğine de yansıyor zaten. Daha ilk albümünde yansımıştı ki ikinci albümde daha da fazla hissediliyor.


Buray’ın ikinci albümü “Sahiden”, 2016 yılının Kasım ayında Sony Müzik etiketiyle yayımlandı. Albüm 12 şarkıdan oluşuyor.

Şimdilerde tekli modası var ve artık piyasaya çıkmak için bir tek şarkı yetermiş gibi bir algı var. Oysa birkaç yıl öncesine kadar albüm yapmak şarttı ve bir albüm yapmak demek belirli bir birikime sahip olmak demekti. Buray bir albüm dolusu şarkısıyla bir birikime sahip olduğunu göstermişti zaten. Arkasının boş olmadığını da bu albümle gösteriyor. Önceki albümde olduğu gibi bu albümde de Gözde Ançel’le ortak bestelediği şarkılar var. Her biri pop müzik içerisinde farklı eğilimlere, farklı türlere göz kırpan, bu bakımdan renkli ama bütünde belirli bir çizgiyi yakalamış şarkılar bunlar.


Albümün birden fazla artısı var. Tutarlı sözler, melodik zenginlik ve tertemiz icralar. Yanı Buray ve Bahadır Tanrıvermiş’in şarkıların üzerine çıkmayan, şarkıları boğmayan düzenlemeleri. Enstrümanların net ve temiz duyulduğu, ritim çeşitliliği ve zenginliğinin kulağı doyurduğu bir pop müzik albümü bu zamanlarda kolay karşımıza çıkmıyor.Zaten albümün künyesine şöyle bir göz attığınızda canlı enstrüman kullanmak konusunda hiçbir masraftan kaçınılmadığını duymadan önce görmek de mümkün. Bahadır Tatlıöz, Özer Arkun, Göksun Çavdar gibi konuk müzisyenler de bu anlamda albüme katkı sağlamış üstelik.


Çıkış şarkısı olarak seçilen “Aşk mı Lazım?” zaten aldı yürüdü ama “Seni Sevmiyorum Artık” başta olmak üzere, “Melodi”, “Sen Hâlâ Sokağımda”, “Mecnun” ve “Sahiden” 2017 yılı boyunca Buray’ı gündemde tutabilecek şarkılar. Ben çok eğlenceli “Deli Divane”yi de pek sevdim, o ayrı (Bu şarkıya Simge de vokal desteği vermiş bu arada.)

Albümdeki Buray ve Gözde Ançel imzalı 11 şarkının yanı sıra bir de sözleri Bülent Fevzioğlu’na bestesi Buray’ın babası Turgay Salim Hoşsöz’e ait “Gül Goncalar” adını taşıyan türkü formunda bir şarkı da var.


Mustafa Sarıkaya’nın fotoğrafları ve Melek Boçoğlu’nun grafik tasarımıyla hazırlanmış kartonetin görsel bütünlüğü de yerli yerinde.



Gürültüsüz patırtısız, başından sonuna derli toplu, şöyle hiç şarkı atlamadan, olmadık kötü sürprizlerle karşılaşmadan dinleyebileceğiniz, iddiasız gibi görünen ama iddiasını içinde taşıyan sıcak, samimi ve temiz bir albüm “Sahiden”. Üzerinde çalışılırken günübirlik modalara itibar edilmediğinden modası bugünden yarına geçmeyecek bir albüm aynı zamanda. Bunca kakafoni içerisinde böylesi bir albüm yapabildikleri için Buray’ı, Gözde Ançel’i, Bahadır Tanrıvermiş’i ve albüme el vermiş herkesi kutlamak gerek.  

OCAK 2017
0
Share
BİR SONBAHAR ALBÜMÜ


(16 Ocak 2017 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Mithat Can Özer, Pist’on adı verilmiş grubun solisti olarak karşımıza çıktığında takvimler 2012 yılını gösteriyordu. Grubun ömrü fazla uzun olmadı ve 2015 yılında Özer bu defa solo olarak bir tekli yayımladı. Mithat Can Özer’in ilk solo albümü “Aşk Mevsimi” ise geçtiğimiz günlerde Poll Production etiketiyle piyasaya sürüldü.


Yola “rock” müzikle başlamıştı. İlk teklisi “İnşallah” da “rock” formunda bir şarkıydı. Bu albüm ise Mithat Can Özer’in pop sularında yüzmeye karar verdiğini gösteriyor. Bence doğru olan da buydu. Sezen Aksu’nun oğlu olmanın yükünü ancak onun müziğiyle uzlaşarak hafifletebileceğini düşünenlerdendim başından beri. Aksinin işe yaramadığına dair nice örnek gördük çünkü.


Nitekim bu albümde iki Sezen Aksu bestesinin yanı sıra, onun yazdığı türden şarkıların çok yakınından geçen Mithat Can Özer besteleri de var. “Acıya Tanığım” tam da böyle bir şarkı mesela. Özellikle bu şarkıda ama aslında albümün büyük kısmında yaylı kompozisyonlarında belirgin bir şekilde Onno Tunç etkisi duymak mümkün ki bu şarkının künyesinde Onno Tunç’un kızı Ayda Tunç’un da imzası var zaten.


Albüm Mithat Can Özer’in bestelediği klasik havada bir “Intro” melodisi ile açılıyor. Ardından ise iki Sezen Aksu bestesi arka arkaya geliyor. “Ne Yapalım Kader”in bestesinde Aksu ile birlikte Demir Demirkan’ın da imzası var. Nakarata doğru giderek yükselen melodisi, vurucu sözleri ve güçlü nakaratı ile iyi bir şarkı “Ne Yapalım Kader”. Albümün çıkış şarkısı olarak seçilen “Ateş Böceği”, her kelimesi, her notası ile bir Sezen Aksu şarkısı olduğunu bağıran, ama özellikle nakarat melodisinde birdenbire Mustafa Ceceli söylemeye başlayacakmış hissi yaratan bir şarkı. Evet, kendi kulvarında bir “hit” namzeti, evet sözü ve müziği ile insanı yerden yere vuran cinsten, o ayrı. Her iki şarkının Mithat Can Özer tarafından yapılmış düzenlemeleri ise son derece iyi. 


Albümdeki Mithat Can Özer besteleri arasında “Acıya Tanığım” kadar etkisi güçlü bir başka şarkı da “Sürgün”. Sezen Aksu’nun da vokal desteği verdiği bu şarkı eski stil yapısı, ritmi ve ‘60’lar tadında vokalleri ile uzun vadede zamansız damgası yiyebilecek, nefis bir şarkı.

Bu iki şarkının hemen ardından kulak verilebilecek diğer iki şarkı da “Yavaş” ve “Yanıyorum”. Hem melodik yönden zengin, hem de oyuncaklı düzenlemeleri ile müzikal açıdan doyurucu şarkılar her ikisi de.


Daha önce tekli olarak yayımlanan “İnşallah” ve Server Uraz ile Ayşe Hatun Önal’ın da eşlik ettiği “rap” katkılı “Senden Vazgeçmem” bence albümün en zayıf halkaları. Müzikal bütünlük açısından da tamamen farklı formda bu iki şarkı albümü başından sonuna dinlerken her defasında atlama isteği uyandırdı bende.

‘70’ler diskosu mu ‘80’ler “new-age”i mi yoksa klasik bir “rock” şarkısı mı olacağına sanki karar verilememiş de hepsinden biraz olsun diye düşünülmüş “Aşk Mevsimi” vasat sularda yüzerken Mithat Can Özer’in Hayat Şarkısı adlı dizi için bestelediği “Hülya” adlı şarkı albümün kapanışını klişe bir dizi romantizmi ile yapıyor.


Albümde bir bütünlük sorunu, bir dağınıklık var, evet. Yanı sıra aranjör ve besteci olarak çok parlak işler çıkarmış Mithat Can Özer’in solist olarak aynı gücü gösterdiğini söyleyebilmek biraz zor. İşin şarkıcılık kısmında nispeten yeni olduğu bir gerçek. Şimdilik sadece doğru şarkı söylemek derdinde olduğu ve bu çabanın işin duygusunu yer yer kaçırdığı fark ediliyor. Zaman içerisinde, belki tarzının ne olduğuna karar verdikçe şarkıcı olarak tavrı da oturacaktır muhakkak.  


Albümün kartonet tasarımı  Serhan Soner Çağlayan tarafından yapılmış. Özgün bir tasarım izlenimi doğurmasa da albümün içeriğine uygun bir sonbahar atmosferi yaratan tasarımda kullanılan Mithat Can Özer fotoğraflarının kim tarafından çekildiği künyeye yazılmamış.


Bütünde vasat pop standartlarının üzerine çıkabilmeyi başarmış, eli yüzü düzgün bir albüm var elimizde. Mithat Can Özer’in önümüzdeki yıllarda müzikte çok daha fazla etki yaratabileceğinin de habercisi olabilir bu albüm.

OCAK 2017 
0
Share
BİR KARIŞIK KASET


(13 Ocak 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Ahmet Selçuk İlkan imzalı şarkı sözleri en çok ‘80’ler demek. ‘80’lerin arabesk, taverna şarkıları ve şarkıcıları… O zamanlar bir kesim tarafından hafife alınan, küçük görülen, değer verilmeyen, radyo ve televizyonda yayınlanmayan ama halkın her şeye rağmen çok sevdiği, diline marş ettiği, dinlemekten vazgeçmediği şarkılar… Peynir ekmek gibi satan plaklar, köşe başındaki plak ve kaset stüdyosunda liste verilerek doldurtulmuş karışık kasetler, video kasetlerden izlenen şarkılı türkülü Yeşilçam filmleri…


0
Share
“COVER” EN ÇOK ONA YAKIŞIYOR


(9 Ocak 2017 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Popçusundan arabeskçisine, “rock”çısından alaturkacısına yersiz ve gereksiz nağmeler, gırtlak oyunları, haykırmalar, hönkürmelerle, bozuk diksiyonla, yanlış vurguyla şarkı söyleyen söyleyene. Bu döneme nasıl geldik, neden geldik o ayrı bir tartışma konusu belki ama tabiri caize “efendi gibi” şarkı söyleyen (özellikle erkek şarkıcı) pek az günümüzde. Cenk Eren’in en büyük artısı da bu. Şarkıların önüne geçmeye kalkışmıyor. Karakteristik şarkıcıların şarkılarını söylerken bile taklit etmiyor, abartmıyor. Ve bu nedenle de “cover” şarkılar en çok ona yakışıyor.


“Repertuvar: Tanju Okan Şarkıları” albümünün hem müzikal nitelik hem de ticari anlamda ne kadar başarılı olduğu bir gerçek. Cenk Eren yeni albümünde bu defa Ferdi Özbeğen şarkıları söylüyor. “Repertuvar: Ferdi Özbeğen Şarkıları” adlı albüm 2016’nın son günlerinde Şafak Karaman Production etiketiyle yayımlandı.


Bir bestecinin, söz yazarının şarkılarını bir albümde toplar söylersiniz ama söz konusu farklı bestecilerin ve söz yazarlarının şarkılarını seslendirmiş bir şarkıcının sesinden kulaklarımıza yer etmiş şarkıları yeniden yorumlamak ise işiniz çok daha zordur. İşte tam da yukarıda saydığım sebeplerden dolayı Cenk Eren bu zor işin bir kez daha üstesinden yine gelmiş. Yıllar boyu Ferdi Özbeğen’in sesine alışkın kulaklarımız şimdi aynı şarkıları Cenk Eren’den dinlerken yadırgamıyor, reddetmiyor.


Aslına bakarsanız Ferdi Özbeğen’in kendisi için yazılmış şarkısı pek azdır. Başından itibaren hep daha önce söylenmiş şarkıları (en çok da Ülkü Aker’in başka şarkıcılar için yazdığı şarkıları) kendi üslubunca yeniden seslendirmiştir. Bu konuda o kadar başarılıdır ki bazı şarkılar onun sesinden tanınır ve bilinir, hatta bazen ilk söyleyeni hatırlanmaz bile. “Yok Yok Yalan Deme”yi Özbeğen’den çok önce ilk kez Semiha Yankı’nın “Mutlu Olmak İstiyorsan” adıyla plak yaptığını az kişi bilir mesela. “Ağla Hâlime”yi ilk kez Nil Burak’ın, “Büklüm Büklüm”ü ilk kez Tülay Özer’in söylediğini bilmeyenler de vardır.


“Kandil” deyince aklımıza ne kadar Zeki Müren gelirse o kadar Ferdi Özbeğen de gelir. “O Günler” deyince Selda kadar onun sesini de duyarız. Özbeğen’in öldüğü günlerde her yerde “Dilek Taşı”nın çalması boşuna değildi. Gülden Karaböcek’in bu şarkısını Ferdi Özbeğen’in sananlar hiç de az değildi çünkü.


Nitekim bu albüm için seçilen şarkılar arasında da ilk kez Ferdi Özbeğen tarafından söylenmiş bir tek şarkı var, o da “Satmışım Anasını”. Onun dışındaki tüm şarkılar daha önce başka şarkıcıların seslendirdiği şarkılar. (Albüm kartonetindeki bilgiler arasında geçmiyor ama “Bir Şarkımız Vardı” ilk kez Meral Sezgin’in 1986 yılında yayımlanan “Hayatım Dram Oldu” adlı albümünde yer almış. ‘87’de ise Ferdi Özbeğen’den önce Seda Sayan plak yapmış şarkıyı. MESAM verileri öyle söylüyor.)    


“O Günler”, “Kandil”, “Yok Yok Yalan Deme”, “Bir Şarkımız Vardı”, “Dilek Taşı”, “Ağla Halime”, “Seninle Aşkımız Eski Bir Roman”, “Söyleyemedim”, “Büklüm Büklüm” ve “Satmışım Anasını” arka arkaya sıralanırken ’70 ve ‘80’lerin o naif ve saf romantizmi sarıp sarmalıyor dinleyeni. Şarkıların havası ve Cenk Eren’in yorumu kadar Sarp Özdemiroğlu’nun katıksız düzenlemeleri de albümün başından sonuna bu güçlü etkiyi dek sürdürüyor.


Mustafa Nurdoğdu’nun fotoğrafları ve GeolD imzalı kartonet tasarımıyla albümün ilk baskısı normal kartonet boyutlarından farklı olarak, küçük bir kitapçık şeklinde, koleksiyonerler için özel bir baskıyla satışa sunulmuş. Kartonette her şarkı ile ilgili bilgilerin ve kimi söz yazarı ve bestecilerin yazdığı küçük notların da yer alması ise yapılan işe gösterilen özenin bir göstergesi gibi.


Saygı albümü, “cover” albüm ya da proje albüm yapmaya niyetlenenlerin ders niyetine alıp incelemesi, dinlemesi gerek bu albümü.     

OCAK 2017
0
Share

“Gazino zamanlarına geri dönmek mümkün olsa, yine pop söyleyen bir şarkıcı mı olurdunuz, yoksa assolist mi?” diye soruyorum. “Tabii ki assolist,” diyor gülerek. “Hiç kendimi yormazdım. Nasıl olsa eğitimini de almışım, direkt Türk müziğini patlatır giderdim.”


Funda Arar’la geçtiğimiz günlerde piyasaya çıkan (Kıraç’la yaptığı düet mini albümü saymazsak) on birinci stüdyo albümü “Aşk Hikâyesi”ni konuşmak için bir araya geldik. 

Röportajın tamamını okumak için bu cümlenin üzerini tıklayabilirsiniz. 

0
Share
"ACILARIN KADINI" DALİDA


Trajik bir hayat hikâyesi… Etkileyici sesi, çarpıcı fiziğiyle kendine baktıran, izleten, büyülü bir kadın… Dünya çapında bir şöhret, milyonlar satan plaklar, ihtişam, para, tutkulu ama hep fırtınalı aşklar, hayran bakışlar ve çılgınca alkışlar içinde yaşanan çaresiz bir yalnızlık, güçlü görüntüsünün ardında, zaafları ve yoksunluklarıyla hayata tutunmaya çabalayan ve bunu başaramayacağını anladığında hayatına kendi isteğiyle son veren bir kadın.


0
Share

Beş yılı aşkın bir süredir müzik ve eğlence sektöründe alternatif organizasyonlar düzenleyen, konser ve etkinlik sponsorluklarıyla zaten giderek daralmakta olan sektöre ciddi anlamda destek veren İstanbul Blue Night oluşumu, 2016 yılında Sony Müzik bünyesinde İstanbul Blue Night Records markasını hayata geçirdi. Bu marka müzik sektörüne daha önce denenmemiş bir yöntemle giriş yaptı ve hız kesmeden de devam ediyor.


0
Share

Dört yıl önce onu nasıl tanıdıysak, yine öyle. Stilize giyimi, tarzı, zengin lügati, esprili ve şairane cümleleriyle nevi şahsına münhasır bir genç adam. Sadece yeni albümüne değil, dünyaya, ülkeye ve müziğin dışında (kendi deyimiyle) “icracısı” olduğu başka sanat dallarına dair de konuşuyoruz. 


Röportajın tamamını okumak için bu cümlenin üzerini tıklayabilirsiniz. 
0
Share

1996 yılında ilk albümü “Divane” ile karşımıza çıktığında, elinde gitarıyla şiirli aşk şarkıları söyleyen genç adamın popüler müziğin kalıcı isimlerinden biri olacağını hiçbirimiz bilmiyorduk. 


“Albüm için stüdyoya girdiğimde 25 yaşında bir çocuktum zaten. 23 yaşında kurduğum hayal, 25 yaşımda gerçek oldu. 26 yaşımda da albüm çıktı. O yaşlarda zaten her şeyi hayal olarak yaşıyorsun. Bir plan programın yok ki. Geldiği gibi yaşıyorduk hayatı. Belki o yüzden bu kadar güzel ve serbestçe yapılabiliyordu her şey,” diyerek anlatıyor o günleri Yaşar.


Müzikte 20 yılını geride bırakan Yaşar’la önümüzdeki günlerde piyasaya çıkacak yeni albümünü ve müzik yolculuğunu konuştuk. 


Röportajın tamamını bu cümlenin üzerini tıklayarak okuyabilirsiniz.

0
Share
Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa

Hakkımda


Photo Profile

Yavuz Hakan Tok
Müzik Yazarı / Eleştirmen / Arşivci

2001 yılında Bir Zamanlar adlı internet sitesinde müzik yazıları yazmaya başladı. Yanı sıra yazıları, Zip İstanbul, Koara, İkinci Kanal, Caretta, Mezun Life, Popüler Tarih dergilerinde, Bugün gazetesi ve Milliyet gazetesinde yayımlandı.

Daha Fazla



Takip Et

  • Instagram
  • YouTube
  • Twitter
  • Facebook

Bu Hafta Çok Okunanlar

  • Sezen Aksu Meselesi
    Bugünlerde sinirlerimiz çok bozuk. Haksız da sayılmayız. Evinize hırsız girse, bir de suçüstü yakalandığı halde evden çıkmamak, çalmaya dev...
  • Çeşitli Sanatçılar - "Kayahan'ın En İyileri 1"
    “YOLU SEVGİDEN GEÇEN” ŞARKILAR (1. BÖLÜM)  NTV’de yayınlanan Söz ve Müzik belgeselinin Kayahan özel bölümü için kolları sıvadığımızda 2014...
  • Prestij Müzik'in Film Gibi Hikâyesi
    (Milliyet Sanat dergisi Şubat 2023 sayısında ve 5 Şubat 2023 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanmıştır.)    1997 yılında bir vesileyle Pre...
  • Eurovision 2012 Günlüğü 14
    BÜYÜK FİNAL... ŞİMDİ! Saat sabaha karşı beşe gelmek üzere. Biz oteldeki odamızdayız ve kulaklarımızda Eurovision şarkıları çınlıyor. Hayır...
  • Aşkın Küçük Albüm Büyük 2
    SEVGİLİYE (B YÜZÜ) “Sevgiliye” albümü bir taraftan çok beğenilir ve büyük satış rakaları yakalarken, bir taraftan da eleştirilere...

Arşivden

  • Suna Yıldızoğlu Röportajı
    Yabancı Gelin Sonia, Türkiye'de nasıl ünlü bir sinema oyuncusu ve şarkıcı oldu?.. Yetmişlerde ona kim, neden açık çek verdi? Dillere...
  • Prestij Müzik'in Film Gibi Hikâyesi
    (Milliyet Sanat dergisi Şubat 2023 sayısında ve 5 Şubat 2023 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanmıştır.)    1997 yılında bir vesileyle Pre...
  • Ne Kadarı Fatih, Ne Kadarı Mabel?
    MABEL MATİZ - "FATİH"  “Yahu bu ne? Bu zamanda 25 şarkılık albüm mü olur? Kim dinleyecek bunu?” “Şarkıların hepsi birbirine benz...
  • İzlediklerim Ocak 2012
    ENBE ORKESTRASI - "SENDEN KIYMETLİ Mİ?" Bütün tartışmalara, eleştirilere rağmen popüler müzik piyasasında ENBE damgası vurulmuş ...
  • Oya Bora Röportajı
    "Hani Peter Pan masalı gibi bir hayal dünyası vardır ya; orada kötülük yoktur, orada ihanet yoktur, orada acı çekilmez. Bizim şarkılar...
Copyright © 2019 Yeter ki Müzik Olsun

Created with by Beauty Templates | Distributed by Gooyaabi Templates