(22 Mart 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)
Ünlü dünya markalarına modellik yapmakta iken, bundan üç yıl kadar önce Gülşen’in “Kardan Adam” klibinde oynayarak ibreyi müzikten yana çevirme şansı yakalamış Abdullah İnal. Çünkü kendi yazdığı şarkıları Gülşen’e dinletme fırsatı bulmuş. Abdullah İnal’in ilk teklisi “Dünya”, geçtiğimiz günlerde Ozinga Müzik, DMC ortaklığı ile yayımlandı.
İlk duyduğumda, içinde Gülşen’in de sesinin duyulması hasebiyle, bunun bir Gülşen şarkısı olduğunu zannettim ben de herkes gibi. Haliyle düzenlemeyi de Ozan Çolakoğlu yapmıştır diye düşündüm. Ama ikisi de değilmiş meğerse. Şarkının söz ve müziği Abdullah İnal’a, düzenlemesi ise Orhun Sevindik’e aitmiş. Şunu söylemek lazım ki hem şarkı, hem de düzenleme yukarıda ismi geçen iki profesyoneli hiç de aratmayacak düzeyde. Ozan Çolakoğlu’nun prodüktörlüğü üstlenmesi, Gülşen’in sesiyle ve klipte oynayarak destek vermesi de bu nedenle olsa gerek.
Dikkat çekici, farklı fiziği ve de ses tınısı ile popun ihtiyaç duyduğu genç isimlerden biri olabilir Abdullah İnal pekala. En azından bu şarkı bunun sinyallerini güçlü bir biçimde veriyor. Kolay akılda kalan, günceli yakalayan, ritmi ve melodisi ile hem radyoların hem de kulüplerin seveceği türden şarkıların iyi bir prototipi “Dünya”. Şarkının klibinde çıplaklık, dansçı kızlar gibi klişeler kullanılmadan yaratılmış seksi ve gerilimli hava da tam dozunda. Ayrıca Gülşen şarkıya “rap” yaparak eşlik ediyor, yani şarkı söylemiyor ki bu da standart Türkçe pop şarkılarında pek alışık olduğumuz bir şey değil.
Teklinin kapağındaki sabıka kaydı fotoğrafı, bir modelin vereceği en iyi fotoğraf olmayabilir. Bir de Gülşen adının kapakta ve internet platformlarda, sözgelimi klibin yüklendiği NetD platformunda yer almıyor olması bir dezavantaj olabilir. Bunlar özellikle de tercih edilmiş olabilir tabii, bilemeyiz. Ancak bunlara rağmen Abdullah İnal’ın bu şarkıyla dikkatleri üzerine çekmesi kaçınılmaz. Umarım arkasını da aynı güçte getirebilir. Çok fazla yeni ismin çok fazla iş sunduğu piyasada çok az yeni “star” adayı çıkabiliyor çünkü ve biz bu makus talihi bozabilecek isimleri mumla arıyoruz.
(17 Mart 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.) Galiba tüm pop şarkıcıları için günün birinde alaturka söylemek aynı şeyi ifade ediyor: Rüştünü ispat etmek. Çünkü alaturka, pop müzikten birkaç fersah daha deneyim, birikim, donanım istiyor. Öyle mi sahiden? Aslında hem öyle, hem de değil.
Albümün künyesinde 2015 yazsa da, Aralık ayında yayımlanan
tüm albümler gibi, bu albümü de 2015 yılına dâhil edip, eskitmek hata olur.
Hele ki söz konusu olan 10 yıllık bir aradan sonra çıkıp gelmiş İhtiyaç Molası
ise.
Attila Özdemiroğlu çıktı telefona. “Merhaba, ben Güneş
gazetesi yarışması birincisiyim. Sizinle mutlaka görüşmemiz lazım,” dedim.
“Tabii ki, ben size önümüzdeki haftaya randevu vereyim,” dedi. “Yok,” dedim.
“Önümüzdeki hafta olmaz. Bugün görüştük görüştük, ben İzmir’e dönüyorum.”
Bir tane “Hasret” diye bir şarkımız geçti denetimden. Ve biz
o şarkıyla yüzlerce programa katıldık. Her yerden çıkıp “bir yer olmalı bir yol
olmalı” diye o şarkıyı söylüyorduk. Bir Erdal’ın kafası çıkıyor bir benim kafam
çıkıyor, kuklalar gibi.
Bülent Özdemir’le çalışıyordum o zaman sahnede. Bülent bir
gün geldi, “Bir şarkı var, ortalık yıkılıyor,” dedi. Beni bir kulübe götürdü, hakikaten
herkes ayakta, masaların üzerinde “Karlar Düşer”i söylüyor.
Zorladım çok zorladım tabii. Hiçbir şey tesadüf değil,
şansına olmuyor hiçbir şey. Ama hiçbir zaman da geri dönüp de “öyle olsaydı da
böyle olur muydu” demiyordum açıkçası.
Emel’in dokuz yıl aradan sonra yayımlanan yeni albümü “Emel
İle Yeniden”, eski şarkılarını yeni düzenlemelerle seslendirdiği bir ‘en
iyileri’ projesi. Geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle piyasaya sürülen albüm, on
şarkı ve bir farklı versiyondan oluşuyor. Bu vesileyle Emel’le bir araya geldik
ve hem albümü, hem de onu bu albüme kadar getiren 30 yıllık kariyer hikâyesinin
ilk yıllarını konuştuk.
Vodafone Freezone Liselerarası Müzik Yarışması on dokuzuncu kez yapıldı bu yıl. Lise çağlarında müzikle ilgilenen gençler için ne
heyecandır bu, tahmin etmek zor değil. Ben de lise son sınıfta bizim
orkestranın solistiydim, oradan biliyorum. Hayır, biz yarışmaya filan katılmadık
ama okul bazında verdiğimiz konserlerde yaşadığım heyecanı bu yaşıma kadar
yaşamadım. Hele ki sahneye ilk çıktığım gün… Heyecandan bacakların nasıl titrer
ve sen nasıl durduramazsını o gün deneyimlemiştim ilk kez. Şimdiki çocukların
yetişme tarzları ve içinde var oldukları zamanın ruhu onları çok daha
özgüvenli, gözü gönlü açık yapıyor olsa da, benzer heyecanlarla titrediklerini
biliyorum; hatta bazılarını çok net görüyorum da.
(16 Mart 2016 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)
Bundan iki sene öncesine kadar İlyas Yalçıntaş, barlarda, kafelerde gitar çalıp şarkı söyleyen yüzlerce genç müzisyenden biriydi. Dünyaca ünlü X Factor yarışmasının Türkiye versiyonunda boy gösterdiği gece söylediği şarkı ona bir anda şöhretin kapılarını açtı. Yarışma, Türk televizyon tarihinin en büyük fiyaskolarından biri olarak sonuçlanmadan bitti ve o yarışmadan geriye hatırlanan bir tek İlyas Yalçıntaş oldu. Bu çok ender görülen bir şeydi zira benzeri yarışmaların birincileri bile bir süre sonra unutulup gidiyordu. Ancak İlyas’ın zekice bir düşünceyle, barlarda söylerken çok alkış aldığı “İncir” şarkısını yarışmaya taşıması kaderini değiştirmişti. Doğru şarkıcı doğru şarkıyla buluşmuş ve doğru bir yerde dinleyiciyi yakalamıştı.
İlyas Yalçıntaş’ın “İncir”le başlayan şöhret macerası, şarkının ENBE 2015 albümünde yer alması, yine aynı albümde Büşra Periz’le “Olmazsa Olmazımsın” adlı şarkıyı düet yapması ve de her iki şarkıya da klip çekilmesi ile ivme kazanarak devam etti. Ve ilk albümü “İçimdeki Duman”, geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle piyasaya sürüldü.
Bahis konusu iki şarkının da dâhil edildiği albümde toplam on beş şarkı var. Bu şarkıların büyük kısmı ise daha önce başka şarkıcılar tarafından seslendirilmiş şarkılar. İçlerinde nispeten bildik olanları var: Çelik’in “Dilberim”i, Redd’in daha önce Gülay tarafından da seslendirilen “Nefes”i, Feridun Düzağaç’ın Grup Tını zamanından kalma, sonrasında ilk solo albümünde de kullandığı “Lavinya”sı ve Soner Sarıkabadayı’nın “Sadem”i.
Buna karşılık İlyas, popun yakın geçmişinden nispeten daha az bilinen, kıyıda köşede kalmış, hani duyunca “Bu şarkıyı bir yerden biliyorum ama nereden?” diye soracağımız şarkıları da bulup çıkarmış ve tıpkı “İncir” gibi bu şarkılara da ikinci bir şans yaratmış. Asuman Krause’nin ilk albümüne adını veren “Çok Yalnızım” bunlardan biri. O günlerde fazla dikkat çekmemiş bu şarkı, bu albümün lokomotiflerinden biri olmuş mesela.
Hakan Tunçbilek’in 2007 yılında önce tekli olarak yayımlanan, daha sonra ilk albümünde de yer alan “Bu Nasıl Veda?”, Gökhan Tepe’nin 1996 çıkışlı ilk albümündeki şarkılardan biri olan ve söz ve müziği Doğuş’a ait olan “Zor Gelir”, Yavuz Çetin’in “Satılık” albümünden “Sadece Senin Olmak”, Göksel Aktaş’ın internet üzerinden popüler olmuş “Dönebilsen” adlı şarkısı ve bir başka yetenek yarışmasını, Rising Star’ı birincilikle bitirmiş Ferit Özkan Başeğmez’in 2012’de piyasaya çıkan aynı adlı albümünün çıkış şarkısı “Gül Bence” albümdeki diğer “cover” şarkılar.
Yanı sıra yine Ferit Özkan Başeğmez’e ait “Kalbindeyim” albümün açılış şarkısı, albümde söz ve müziği İlyas Yalçıntaş’a ait iki şarkıdan biri olan “İçimdeki Duman” ise isim şarkısı olmuş. Diğer İlyas Yalçıntaş şarkısı ise albümden çok önce İlyas’ın internette paylaştığı şarkılardan biri olan “Aşk Adam Seçiyor”.
Bu arada albüme adını veren ve CD baskısında üçüncü sırada yer alan “İçimdeki Duman”ın, dijital platformlarda neden albümün son sırasında “bonus track” olarak yer aldığını ben anlamadım. Anlayan varsa bana da anlatsın.
Toplamda itinayla derlenip toparlanmış, bir bütünlüğü, bir devamlılığı olan bir repertuvar bu. “Cover” konusunda hep çok bildik, çok “hit” şarkılar seçmenin kolaycılığına kaçılmamış olması da az bulunur bir çaba. Ne var ki albümle ilgili tek sorun da burada başlıyor. Şarkıların hemen hepsi çok başka isimlerin imzasını taşısa da aynı stil, aynı tavır içerisinde dolanan şarkılar. Haliyle de başından sonuna dek aynı biçimde şarkı söyleyen bir İlyas var. Albümün süresi de biraz uzunca olunca, başından sonuna dek dinlemek, eğer bu tarz şarkılara çok da düşkün değilseniz, bir yerden sonra yorucu bir hal alabiliyor. Bu monotonluğun kırıldığı anlar yok değil. “Sadem”, Soner Sarıkabadayı versiyonundan çok daha etkili bir hal almış ve İlyas’ın şarkıcı olarak parladığı şarkılardan biri olmuş albümde. “Nefes” de bu anlamda daha farklı tınlıyor.
Bu bir kenara, albümde aranjör olarak ismini gördüğümüz her bir müzisyen, Febyo Taşel, Olcay Anar, Ayhan Günyıl, Çağatay Şen ve (“Olmazsa Olmazımsın”ın aranjörü olarak) Emirhan Cengiz, üzerlerine düşeni titizlikle yapmışlar. Pırıl pırıl bir “sound” ile ve türün gerekliliklerini yerine getiren, hem şarkıların hem de şarkıcı olarak Yalçıntaş’ın hakkını veren düzenlemelerle albüm temiz bir işçilik taşıyor. Evren Arasıl’ın fotoğrafları ve Fatih Kocatürk’ün sade kartonet tasarımı da albümün ağırbaşlılığını doğru resmediyor.
Bu albümün İlyas Yalçıntaş için, “İncir”le kazandığı popülerliği devam ettirmek adına doğru bir iş olduğu söylenebilir ama peşi sıra gelecek bir işin aynı çizgide olması durumunda, bir kez daha aynı etki oluşmayabilir. Bu nedenle Yalçıntaş’ın hiç eğitim almadan kendi kendine geliştirdiği şarkıcılık tekniğini daha fazla ileri götürmesi, bu kalıbın dışından da ses verebilmesi ve başka formlarda şarkılar da denemesi lazım.
(9 Mart 2016 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)
İlk albümünü piyasaya sürdüğünde takvimler 1996 yılını gösteriyordu. Herkes, türkü söyleyen henüz 22 yaşındaki bu gencin müzik piyasasında kalıcı bir yetenek olacağı konusunda hemfikirdi. Nitekim öyle de oldu. Aradan yirmi yıl geçti ve Kubat müzikte yirminci yılını onuncu albümüyle kutluyor. “Al Ömrümü” adını taşıyan yeni Kubat albümü, geçtiğimiz günlerde Studio 14 ve DMC ortaklığı ile raflarda yerini aldı.
2015’de sadece dijital platformlarda yayımlanan dört şarkılık mini türkü albümü “Proje 2015”i saymazsak, üç yıl önce yayımlanan son albümünde pop sularında yüzmüştü Kubat. Son derece iyi bir albümdü bu üstelik. Yeni albümünde ise türkülere ve türkü formundaki şarkılara geri dönmüş ama poptan da büsbütün uzağa gitmemiş. On bir şarkı ve bir farklı versiyonun yer aldığı bu albüm, pop-folk çizgisinde bir yerlerden ses veriyor.
Söz ve müziği Cevdet Bağca’ya ait (albüm kartonetinde her nedense Bağcı olarak yazılmış soyadı) “Al Ömrümü”, albümün hem adı hem de çıkış şarkısı olmuş. 2011 yılında hem Cevdet Bağca, hem de Kıvırıcık Ali tarafından seslendirilen bu şarkıyı, Kubat da 2012 yılında Gökhan Kırdar’ın düzenlemesiyle seslendirmişti. Bu albümde ise aynı şarkı, Mehmethan Dişbudak’ın düzenlemesi ile albümün en iddialı şarkılarından biri haline gelmiş.
İhsan Güvercin’in Gevheri’nin dizelerinden bestelediği ve 2015 yılında yayımlanan son albümünde seslendirdiği “Ey Benim Nazlı Cananım” bu albümde senfonik-“rock” denilebilecek bir düzenleme ile çıkıyor karşımıza. Hemen ardından gelen anonim Bodrum türküsü “Yansın Bodrum” ise “funky” gitarları ve disko ritmiyle şaşırtıyor. Genellikle “Demirciler Demir Döver Tunç Olur” adıyla bilinen ve öyle söylenen bu türküyü, 2007 yılında Mehmet Çelik “Yansın Bodrum”, adıyla söylemişti. Türkünün Kubat’ın söylediği bu versiyondaki trafiği de ondan alınmış sanırım.
İzmirli bir genç besteci ve şarkıcı olan Derya Yılmaz’ın üç şarkısına birden yer vermiş bu albümde Kubat: “Veda”, “Eyvallah” ve “Buram Buram”. Pop kategorisinde değerlendirilecek bu üç şarkının üçü de kendi kulvarı içerisinde azımsanmayacak kadar iyi ve Kubat’ın sesinde çok doğru tınlayan şarkılar. Özellikle “Eyvallah”, benim albümün bütünü içerisinde en sevdiğim şarkılardan biri oldu. Sanırım bu albüm, daha önce Demet Aktaş’ın ilk albümünde de bir bestesi yer alan Derya Yılmaz’ın müzik dünyası tarafından yakın takibe alınmasını da sağlayacak. Yine adını daha önce pek duymadığımız ama albümde bir şarkısı yer alan bir başka besteci ise Aysun Keskin. Söz ve müziği Keskin’e ait “Göresim Var” adlı şarkı da albümün iyilerinden. Ayrıca “Göresim Var” albümde iki farklı versiyonla yer alan tek şarkı.
Huşeng Azeroğlu tarafından derlenmiş Azeri bir türkü olan “Ay Beri Bak” ve Neşet Ertaş’ın meşhur “Doyulur mu?”su özellikle vokalleriyle ‘70’li yıllar Anadolu popu tadını bugünlere taşımış yeni düzenlemeler. Nitekim tam da o döneme ait bir Cem Karaca şarkısı olan “Gel Efendim” de yine şaşırtıcı bir düzenlemeyle albümde yerini almış.
Bolu yöresine ait anonim bir türkü olan “Gözümden Cemalin”, Kubat’ın bir şarkıcı olarak sesini kullanmadaki maharetini bir kez daha gözler önüne (daha doğrusu kulaklar önüne) seriyor.
Her şeyden çok şunun altını çizmek lazım ki, müzikal açıdan “cesur” bir albüm bu. Hem tanınmamış bestecilerin şarkılarına yer verip, hem de çok bildik şarkı ve türküleri bambaşka hale getiren düzenlemelerle dinleyici karşısına çıkarmak söz konusu ve kabul etmeli ki bu, iki ucu da çok cesur bir deneme. Koyun Kubat’ın neredeyse kusursuz denilebilecek şarkıcılık performansını bir tarafa, sadece aranjör olarak Mehmethan Dişbudak’ın her bir şarkıda neler yaptığını duymak için bile dinlenilmesi gereken, hatta müzisyenlerce ilham alınması gereken bir albüm bu. Ben ki türkülerin otantik hallerinden fazlaca uzaklaştırılmasına hiç de sıcak bakmayanlardanım, beni bile tavladı bu düzenlemeler doğrusu.
Nihat Odabaşı’nın siyah beyaz fotoğrafları ve Nilşah Ağaoğlu’nun özenli kartonet tasarımı da bu bütünü tamamlıyor. Tek sorun, bastığı her kartonet kesim hatalarıyla dolu olan GD Ofset’in kartonet baskısı. Tırtıklar, pürüzler, eğri kesim ve CD’yi tutan plastiğin kartonete yapışmamış olma sorunu, bu firmanın son dönemde bastığı bütün CD kartonetlerinde olduğu gibi, bunda da var. Ama zaten kartoneti dert eden üç beş kişi kaldık şunun şurasında değil mi? Bu da kadı kızının kusuru misali olsun.
(1 Mart 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com'da yayımlanmıştır.)
Türkiye’de pop müziğinin son 10 yılına şöyle bir dönüp baktığımızda, adı ilk sıralarda anılacak bestecilerden biri Zeki Güner. Kendine ait bir stili olan şarkılar yazarak, devrine göre yahut popüler akımlara göre değil, geniş zamanlara iz bırakacak nitelikte bir dolu bestesiyle adını sabitledi. Şarkıcılık konusunda ise adım adım ilerlemeyi tercih etti. Uzun aralıklarla tekliler yayımlıyor. Son teklisi “Hikâye”, 2014’de piyasaya çıkmıştı. Yeni teklisi “Aşk Niye Böyle?” ise 2015’in Aralık ayında DMC etiketiyle piyasaya sürüldü.
Söz ve müziği bittabi ki kendisine ait bu şarkının düzenlemesi Sonay Yağız tarafından yapılmış. Masraflı bir kliple ve özenli bir görsel çalışma ile de şarkıcılıkta iddiasını bir adım ileriye götürmüş bu defa Güner. Elini artırmış bir bakıma. Şarkı sahiden güzel. Hem melodik yürüyüşü, hem sözleri, hem de İspanyol tarzı düzenlemesiyle dinleyeni kolayca kavrayıveriyor. Güner’in şarkıcılık performansı ise önceki çalışmalarına nispetle çok daha iyi; birkaç ufak tefek (“kurtaramadın”, “unuturum” kelimelerinde mesela) prozodi hatasını saymaz isek.
Şarkının ara nağmesinde Müge Zümrütbel tarafından yapılmış solo vokal, bana nedense Deniz Seki’yi anımsattı. Hani 90’ların tam ortasında, Seki henüz daha tanınmıyorken, Ege’nin “Delice Bir Sevda” şarkısına yaptığı o solo vokal tınladı kulağımda. Bir taklit ya da esinlenme imasında bulunmuyorum; aksine şarkının içinden çıkıveren bu hoş sürprizi sevdim ben.
Bir de söylemeden duramayacağım, Funda Arar’a da pek yakışırmış bu şarkı. İspanyol yürüyüşünden midir nedir, öyle bir hisse kapıldım. Belki de söyler bir gün, belli mi olur?
(1 Mart 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com'da yayımlanmıştır.)
Arşivcilerin işi giderek zorlaşıyor. Yeni albümler/tekliler için dijital platformları takip etmeye ve yetişmeye ha alıştık ha alışacağız derken bir de başımıza farklı versiyonlar meselesi çıktı. Şöyle ki, bazı teklilerde ya da albümlerde yer alan bazı şarkıların farklı versiyonları, farklı dijital platformlarda bulunmayabiliyor. Mesela Soner Sarıkabadayı’nın “Taş” adlı şarkısı TTNet Müzik ve Turkcell Müzik’te tek şarkı olarak yer alırken, iTunes’da ve CD formatında 2 şarkının 9 toplam versiyonundan oluşan bir mini albüm satışta. Cenk Taşdemir’in “Söndür” teklisinde şarkının TTNet Müzik ve Turkcell Müzik’de 2 versiyonu varken, iTunes’da 3 versiyon olarak satılıyor. Buna benzer başka örnekler de var.
Emre Aydın’ın yeni teklisi “Ölünmüyor” ise CD baskısında tek versiyon ama dijital platformlarda 2 versiyonla yer alıyor. Bu biraz daha acayip bir örnek çünkü neredeyse “boşuna CD almayın” demek gibi bir şey. Neden öyle? Onu bilmiyorum.
“Ölünmüyor”, Emre Aydın’ın “farklı” bir şarkı yapma isteği ile doğmuş. Sözlerini yazdığı şarkının bestesini Çağatay Şen ile birlikte yapmış, düzenleme ise yine Çağatay Şen’e ait.
Aslında şarkının ne kadar “farklı” olduğu tartışılır. Emre Aydın’ın bir takım klişeleri var ve daha şarkının ilk cümlesinde “Ne yaptın bana?” diye sorarken hem söz hem de müzik cümlesi anlamında çok aşina bir Emre Aydın kokusu alıyorsunuz. Sonra yaylılar, darbukalar filan girip şarkıyı oryantal bir yere sürüklüyor. Yani aslında bir fark varsa o da düzenlemede denilebilir.
Şarkının “Ah dağıldım tabii ben de bin parçaya,” cümlesindeki melodi, Zerrin Özer’in yıllar önce seslendirdiği “Fire” adlı Selahattin Erhan bestesine benzerlik gösteriyor. Ama aslında her iki şarkının da Kanadalı bir “gypsy music” grubu olan Djelem’in, 1999 yılında Türkiye’de de yayımlanan “Transit” adlı albümünde yer alan “Passage” adlı şarkıya benzediği de söylenebilir ki albüm kartonetinde bu enstrümantal parçanın bestecisi olarak dünyaca ünlü keman virtüözü Sergei Trofanov gözüküyor. Gerçi benzerlik sekiz mezurdan az olduğu için söz etmeye değer mi bilmem.
Şarkının akustik versiyonu ise aslında “mix” sırasında bazı enstrüman seslerinin (elektro gitarlar gibi) kapatılmasıyla oluşturulmuş bir ikinci versiyon. Yeni bir düzenleme ya da seslendirme değil.
Emre Aydın şarkılarını sevenlerin ama bir taraftan da onun ağır aksak hüznünden sıkılmış olanların muhtemeldir ki pek seveceği bu oryantal hüzünlü şarkı Aydın’ın uzun süre sonra tekrar listelerde boy göstermesini sağlayacaktır şüphesiz. E zaten ondan da “hayat çok güzel, hava çok aydınlık, kuşlar kelebekler” diye şarkı yazmasını ve söylemesini beklemek de hata olur, zaten yapsa da yakışmaz sanki. En azından kendi meşrebince bir değişiklik denemiş olması gayet makul.
(1 Mart 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com'da yayımlanmıştır.)
Yalan Dünya’nın Vasfiye Teyze’si buralarda olsaydı, “Pop-star olacağım diye ne uğraştın, ne didindin be kızım!” derdi doğrudan. Sözünü sakınmazdı, eminim. Neyse ki bir Vasife Teyze değilim, en azından daha kibar olmaya çalışıyorum. Kaldı ki bunca uğraşıp didinenlerin eninde sonunda kendini bir şekilde kabul ettirdiğini görmüşlüğümüz de var. Gülben Ergen bunların başında gelir mesela. Ama Aylin Coşkun’un daha bir fırın ekmek yemesi lazım. Çünkü istediğiniz kadar parayı bastırın, ne şehrin “billboard”larına ve binalarına boy boy ilanlar asmakla, ne de pahalı klibinizi müzik kanallarında dakika başı yayınlatmakla sevdirebilirsiniz kendinizi. Olmaz. Hiç olmadı bugüne kadar. Bir suni gündem yaratırsınız en fazla, o da kısa sürer ve unutulur gider zaten.
Aylin Coşkun’un geçtiğimiz günlerde Aylin Coşkun Production etiketiyle yayımlanan “Saftirik” adlı yeni teklisinden yola çıkarak ettim yukarıdaki bir araba lafı. 1997 yılında Miss Globe yarışmasında Türkiye güzeli seçilerek “kariyerine” başlayan Coşkun, peşi sıra mankenlik, oyunculuk, reklam oyunculuğu filan yaptıktan sonra müziğe geçiş yapmış. Hem oyunculuk, hem de müzik konusunda ayrı ayrı eğitimler aldığı da yazıyor biyografisinde. 2004’de ilk albümü “Masal” yayımlanmıştı. O gün bugündür de bir şekilde şarkıcılık iddiasını sürdürüyor ama gelin görün ki zaten kısıtlı bir ses aralığındaki sesi, bir de doğru şarkı söyleyememesiyle bir araya gelince, “şarkıcı” olabilmek için geriye bir tek görüntüsü kalıyor ki o da ona oynuyor zaten.
“Saftirik” söz ve müziği Gülşah Tütüncü’ye ait bir şarkı. Düzenlemeyi Mert Ekren yapmış ama Ekren basbayağı Volga Tamöz’ün “Sebastian” düzenlemesinden esinlenmiş. Gülşah Tütüncü iyi şarkılar yazan, iyi bir müzisyendir ama o da belli ki kimse şarkı verdiğini bilerek bu şarkıyı yazmış. Şarkı özellikle nakarat kısımlarında bir ilkokul tekerlemesine dönüşüyor ama gelin görün ki ilkokul öğrencileri bile tekerleme söylemiyor artık. Aylin Coşkun’un şarkıyı kesik kesik, hece hece söylemesi ise tam bir felaket.
Her zaman iyi niyet yetmiyor. Her zaman eğitim yetmiyor. Her zaman para da yetmiyor. Hande Yener’in hayatında ilk kez yönetmen koltuğuna oturup klip çekmesi de yetmemiş nitekim. (Nasıl yetebilirdi ki zaten?) Klbin görsel olarak çok eğlenceli, çok renkli olması dışında bu işin elle tutulur, dişe dokunur hiç bir yanı yok.
Her zaman iyi niyet yetmiyor. Her zaman eğitim yetmiyor. Her zaman para da yetmiyor. Hande Yener’in hayatında ilk kez yönetmen koltuğuna oturup klip çekmesi de yetmemiş nitekim. (Nasıl yetebilirdi ki zaten?) Klbin görsel olarak çok eğlenceli, çok renkli olması dışında bu işin elle tutulur, dişe dokunur hiç bir yanı yok.
(1 Mart 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)
Soner Sarıkabadayı 2009’dan bu yana tekliler ve mini albümlerle yürütüyor albüm kariyerini. 2001’de yayımlanmış ama o dönemde pek de ses getirmemiş bir tek albümü var ki o albümdeki Soner, 2009’dan itibaren tanış olduğumuz Soner’den hem fiziksel olarak, hem de müzikal anlamda epeyce farklı.
Çok istikrarlı bir çizgiyle, tamamen kendine has stili, şarkıları ve şarkı söyleme biçimiyle kendi markasını yarattı. Beğenirsiniz beğenmezsiniz o ayrı mesele ama bunu takdir etmek lazım. Bir de teklilerin dinleyiciye ulaşması konusunda gösterdiği mücadele için de ayrıca takdiri hak ediyor. Bir dönem teli CD’lerini 1 liradan satışa sunmuş ve piyasanın şartlarını zorlamıştı. Yeni teklisini de 4 liradan gazete bayilerinde satışa sunarak mücadelesine devam ediyor. Neden “mücadele” kelimesini kullanıyorum zira içinde tek şarkı bile olsa, 5 liranın altında CD satmaya kalktığınız zaman, benzin istasyonları ve müzik marketler, kar marjının düşüklüğü sebebiyle rafa çıkarmak istemiyorlar. Yani bir türlü doğru düzgün bir sektöre dönüşememiş müzik dünyamızda böyle şeylerle de uğraşıyor müzisyenler ve genellikle alıcının (ya da tüketicinin) bundan haberi bile olmuyor.
Soner Sarıkabadayı’nın geçtiğimiz günlerde PDND Müzik etiketiyle yayımlanan yeni teklisi “Taş” adını taşıyor. Teklide şarkının üç farklı versiyonunun yanı sıra, bir önceki teklisi “Unuttun mu Beni?”nin de altı farklı versiyonu yer alıyor ki bu versiyonlar teklinin daha önce yayımlanan dijital formatında yoktu. “Unuttun mu Beni?”yi sevenlerdenseniz ki ben sevmiştim, bu teklide şarkıyı önce Ozan Çolakoğlu’nun orijinal “mix”i, sonra Serhan Yasdıman’ın “Akustik” versiyonu ile ardından da sırasıyla Suat Ateşdağlı, Yalçın Aşan, Alper Atakan, Emrah İş ve Nurettin Çolak “remix”leri ile dinleyebilmeniz mümkün.
Gelelim yeni şarkıya… Soner Sarıkabadayı, “Taş”ı 13 yıl önce yazmış ancak şimdi dinleyiciye sunmaya karar vermiş. Her bakımdan tipik bir Sarıkabadayı şarkısı ile karşı karşıyayız yine. Şarkının orijinal düzenlemesini Erdem Kınay, akustik versiyonunu Yıldıray Gürgen, “Tripmix”ini ise Emre Bayar yapmış. İlk olarak orijinal düzenleme servis edilmişti ve hemen peşi sıra sosyal medyada şarkının A$AP Rocky’nin “Electric Body” şarkısına benzediği konuşuldu. Evet, bir benzerlik vardı sahiden ama bu benzerlik şarkıyla değil, şarkının düzenlemesinde kullanılan “sample” ile ilgiliydi belirgin bir biçimde. Nitekim şarkının diğer versiyonlarında böylesi bir benzerlik olmadığı CD yayımlanınca ortaya çıktı.
Aslına bakarsanız şarkının ruhuna en uygun düzenleme, akustik düzenleme olmuş. Elbette diğer düzenlemeler daha yenilikçi ve modern olma çabasında ama akustik versiyonun müzikal tadı daha fazla. En azından ben öyle düşündüm dinlerken.
Fiziksel görünüş bakımından tam bir “anti-star” havasında olmasına rağmen, her defasında konsept bir görsellik çalışmasıyla yaptığı işleri bütünlüyor Soner Sarıkabadayı ve alışılmışın dışındaki karakteristiğini bir şekilde avantaja dönüştürüyor. Yine öyle yapmış. Teklinin kartonetinde, CD üzerinde taş resimleri ve de “promo” kutusunun içinde yapay bir taş görmek şaşırtmadı beni bu yüzden. Bunlar hep görsel bütünlüğü ve akılda kalıcılığı tamamlayan şeyler. Soner Sarıkabadayı bu işi iyi biliyor.
(1 Mart 2016 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)
‘90’lı yıllardan bu yana popüler müzik piyasasına yön veren isimlerden biri olan Aykut Gürel, artık daha butik işler yapıyor, ana akımın malum karmaşasından uzak durmayı tercih ediyor. Yıllardır bir yandan prodüktörlük de yapan Gürel, iyi şeyler yapmak niyetiyle yola çıkan genç isimlerin kapısını çaldıklarının da başında geliyor bu yüzden. Mesela ben bir müzik dinleyicisi olarak Aykut Gürel’in sahibi olduğu İrem Records etiketi taşıyan bir albümün, adını hiç duymadığım bir isme ait dahi olsa, belirli bir müzikal çizginin altında olmayacağını gözü kapalı tahmin edebiliyorum ki bu da ciddi anlamda bir marka değeri taşımak demektir.
İşte İrem Records etiketli son albüm de yine genç bir isme ait. Şatıroğlu, “Birdenbire” adı verilmiş üç şarkılık mini albümüyle, Aykut Gürel’in prodüktörlüğünde müzik dünyasına merhaba diyor.
İzmir kökenli bir müzisyen Şatıroğlu. Üniversite eğitimi almak için İstanbul’a geldiği yıllarda bu şehirde yaşamaya başlamış ve bir yandan bilgisayar mühendisliği eğitimi alırken, bir yandan da müzik çalışmalarını sürdürmüş. Kendi şarkılarını da yazan Şatıroğlu’nun bu ilk albümündeki üç şarkı da onun tarafından bestelenmiş. Düzenlemeler ise Aykut Gürel imzası taşıyor.
Albüme ismini veren ve ilk klip şarkısı da olan “Birdenbire”, Orhan Veli’nin aynı adlı şiirinden ilham alınarak yazılmış bir şarkı. Feridun Düzağaç’ın ilk dönemlerini anımsatan naif, yumuşak havası ile dinleyeni kolay yakalayan, etkili bir şarkı bu. İkinci sırada yer alan ve sözü müziğiyle Şatıroğlu’na ait olan “Bitti” ise ‘70’ler tadındaki “pop-rock” düzenlemesi, “retro” gitar ve bas yürüyüşü ile dikkat çekiyor.
Albümdeki üçüncü ve son şarkı olan “Günlerden Öyle Bir Gün”, Şatıroğlu tarafından Metin Altıok’un dizelerinden bestelenmiş. Altıok’un ezber edilmiş şiirlerinden biri olan bu şiiri birkaç kelime değişikliği ile şarkı haline getirmiş Şatıroğlu ve Altıok şiirlerinden bestelenmiş şarkılar albümüne girebilecek kalibrede bir iş çıkarmış ortaya. Keşke daha erken davransaymış da o albümde olsaymış bu şarkı. Türkçe “rock” sularında orijinal bir “riff” duymayalı uzun zaman olmuştu ki bu şarkı da o da var.
Bugünün şartlarında on şarkılık bir albüm yapmanın çoğu zaman boşa masraf, boşa emek olduğunu ben de kabul ediyorum artık. Ama doğrusu Şatıroğlu’ndan bu üç şarkıdan fazlasını dinlemek hiç de fena olmazdı. Yormayan, daraltmayan, kafa ütülemeyen, sakin, temiz bir üç şarkı ile Şatıroğlu müzikte bundan sonra yapacaklarına dair umut vaat ediyor. İsmini bir kenara yazın derim.
(24 Şubat 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com'da yayımlanmıştır.)
Özgün cephesinde değişen bir şey yok. Yeni teklisi “Bu Kadar mı Zor?” geçtiğimiz günlerde Avrupa Müzik etiketiyle yayımlandı. Sözlerini Oytun Karanacak’ın yazdığı şarkının bestesi Özgün’e, düzenlemesi ise Alper Kömürcü’ye ait.
2014’de yayımlanan “Öpücem” ve 2015’de yayımlanan “Şimdi Burada Olsan” nispeten farklı denemelerdi. Bu defa ise daha bildik bir yoldan gitmiş ve adeta “Elveda” zamanlarına selam göndermiş.
Her bakımdan derli toplu bir şarkı ama yeni bir öneri getirmiyor. Etkili bir melodi, hüzünlü sözler ve ona koşut bir düzenleme… Aslına bakılırsa Özgün’ün en çok bu tür şarkılarının prim yaptığı bir gerçek. Galiba dinleyici onu böyle seviyor. Bu yüzden de bu şarkının görevini yerine getireceğine kuşku yok. Beni çok heyecanlandırmadı, o ayrı.
Yavuz Hakan Tok Müzik Yazarı / Eleştirmen / Arşivci
2001 yılında Bir Zamanlar adlı internet sitesinde müzik yazıları yazmaya başladı. Yanı sıra yazıları, Zip İstanbul, Koara, İkinci Kanal, Caretta, Mezun Life, Popüler Tarih dergilerinde, Bugün gazetesi ve Milliyet gazetesinde yayımlandı.