Bu Blogda Ara

6 Ağustos 2018 Pazartesi

N'aber Lan Erol?


EROL EVGİN HARBİYE AÇIK HAVA KONSERİ 31 TEMMUZ 2018


Benim Tarkan’ım Erol Evgin’di. Sadece benim mi? Benim çocuk yaşlarımda çocuk olanların, yeni yetme yaşlarımda yeni yetme olanların… Hepimizin… Erol Evgin kadar güzel şarkı söyleyebilmemiz ve yakışıklı olabilmemiz mümkün değildi. En fazla Erol Evgin kadar beyefendi olabilmeye çalışabilirdik. O da efendiliğin kabul gördüğü, yüceltildiği o zamanlarda bile kolay değildi. İnsanın içinde olacaktı her şeyden önce.

“Eskiden genç kızlar beni yolda görünce imza isterlerdi. Şimdi yine istiyorlar ama anneleri, hatta anneanneleri için,” diye anlatıyor Erol Evgin. Konserlerine serpiştirdiği anekdotların değişmezlerinden biri bu. “Bu yaşta olur böyle şeyler,” diyor bazen… Kendisiyle, yaşıyla ince ince dalga geçiyor. Bu yaşa gelene dek biriktirdiği müthiş anıları, yaşanmışlıkları da yeri geldikçe anlatıp olgunluğun en büyük kazancına bizi ortak ediyor.


Onun kuşağından hâlâ popüler ve hâlâ saygın kalabilmişlerin sayısı bir elin parmakları kadar bile değilse, bunun şifrelerini sadece şarkılarında aramak yanlış olur. Evet, genci yaşlısı Erol Evgin şarkılarını seviyor yıllardır bu ülkede ama şarkılarından bağımsız olarak Erol Evgin’i de seviyor. İkisi bir araya her zaman kolay gelmez.

Geçtiğimiz günlerde Harbiye Açık Hava Tiyatrosunda bir Erol Evgin konseri daha izledim ve buna bir kez daha şahit oldum.


“Daha” dedim zira bana kalsa nerede bir Erol Evgin konseri olsa giderim. Bunun “benim Tarkan’ımdı” takıntısıyla, nostaljik bir vefa duygusuyla ilgisi yok. Ben Erol Evgin konserlerinde mutlu insanlar görüyorum ve mutlu oluyorum. Bunu da bu zamanda her şeyden kıymetli buluyorum. Sanırım benim gibi düşünen çok ki, Erol Evgin’in iki yıldır sadece Açık Hava’da değil, ülkenin farklı şehirlerinde verdiği amfi tiyatro ve büyük salon konserlerinin hepsi tıka basa dolabiliyor. Nitekim o gece Açık Hava yine doluydu.


Konser Erol Evgin – Çiğdem Talu – Melih Kibar ortaklığından yadigâr kalmış şarkılarla başlıyor. “Söyle Canım”la yapılan coşkulu açılış, yüksek tempolu alkışlar eşliğinde bütün şıklığıyla Erol Evgin’in sahneye çıkışı… Sonra ardı ardına “Neydi O Yıllar?”, “Rüya”, “İçimdeki Fırtına”, “Bir Bakışın Yetti”, “Aldım Başımı Gidiyorum”.


Yılların tecrübesiyle seyircinin nabzını elinde tutmayı çok ama çok iyi biliyor Erol Evgin. Yavaş ve hızlı, coşkulu ve hüzünlü şarkılar arasında gidip gelirken öyle bir denge kuruyor ki seyircinin konserden kopmasına asla müsaade etmiyor. Şarkı aralarındaki şiirleri, sohbeti, anıları, fıkraları da cabası. Bir başkası çıkıp anlatsa sakil duracak o yarı müstehcen fıkralarda anlatılanlardan çok Erol Evgin’in bütün edepliliği ile onları anlatıyor olmasının müthiş tezadına gülüyorsunuz. Ya da daha önce pek çok kez dinlediğiniz Bedia Muvahhit – Vasfi Rıza Zobu hikâyeleri her defasında ilk kez dinliyormuş gibi güldürebiliyor sizi. Anlatan bu kadar beyefendi bir (tabirimi mazur görün) “fırlama” olunca.


Yine bizi kâh güldürüp kâh hüzünlendirerek devam ediyor konsere Erol Evgin. Zamansız yitirdiğimiz Çiğdem Talu ve Melih Kibar’ın oralarda bir yerde olduğunu ve aslında gitmediklerini, sadece suretlerinden sıyrıldıklarını hissediyorsunuz şarkılarını dinlerken. Derken o muazzam üçlünün Çiğdem Talu’nun ölümüyle yarıda kalan ortaklığı sonrasında Erol Evgin’in Bedri Rahmi Eyüpoğlu dizelerinden bestelediği “Sitem”e geliyor sıra. Ondan sonra da yıllar sonra Sıla düetiyle tekrar popüler olan “Ateşle Oynama”ya. Bu şarkıyı vokalisti Ezgi Gürbüz ile birlikte seslendiriyor Erol Evgin.


Geçen seneki konserde Sıla konuk sanatçı olarak çıkmış ve “Altın Şarkılar” albümündeki düet seyirci önünde tekrarlanmıştı ama bu sene konuk sanatçı bir başkası. Onun kim olduğu ise şimdilik sürpriz.

“Gelevera Deresi” ile anne memleketi Karadeniz’e doğru bizi şöyle bir götürdükten sonra, iki klasikleşmiş Erol Evgin şarkısı peş peşe geliyor: “Her Şey Seninle Güzel” ve “Hep Böyle Kal”. İkinci şarkıyı bu defa bir diğer vokalisti Yasemin Mira ile birlikte seslendiriyor Evgin. 


Bu romantik sekansın ardından “Bir Başkadır Benim Memleketim”le yine gaza getiriyor bizi. “İşte Öyle Bir Şey”le ezberlerimizi yokluyor (ki ezbere bilmeyen yok gibi salonda). 


“Aldırma Gönül”ün içinde Nazım Hikmet’in Kuvayi Milliye Destanı’ndan “Şayak Kalpaklı Adam” diye bildiğimiz kısmını okuyor, İzmir Marşı’yla herkesi ayağa kaldırıp ilk yarıya noktayı koyuyor.


Arada oturduğumuz yerden şöyle bir kalkalım derken Gamze’yle karşılaşıyoruz. Konuk sanatçı sürprizini o dakika öğreniyorum tabii. Ama ondan önce size Gamze’den bahsetmeliyim. Gamze Karaman Bostan ve eşi Ali Bostan ya da nam-ı diğer Maksimum Medya. Müzik sektöründe “PR” alanında faaliyet gösterip de işini hakkıyla yapan üç firma say deseniz birisi Maksimum Medya olur. Zira Gamze ve Ali yaptıkları işlerle “PR” tanımının içini doldurabilenlerden. Her önlerine gelenle çalışmak yerine faydalı olabilecekleri, doğru işbirliği yapabileceklerine inandıkları isimlerle çalışıyorlar. Çalıştıkları isimler için bir yol haritası çiziyor, bir kariyer planı yapıyor ve arkasını takip ediyorlar.


“Arkasını takip etmek” kısmı özellikli önemli zira “PR”, sanıldığı gibi sadece basın bülteni göndermekten ibaret bir şey değil. İhtiyaç olduğu an ulaşılabilir olması, sorduğunuz bir soruya en kısa zamanda cevap, bir talebinize en akılcı yoldan karşılık verip üstüne bir de size alternatifler sunabilmesi bir “PR” danışmandan beklenenlerin başında gelir. Güleryüz, samimiyet ve incelik de olmazsa olmazdır. Ve de “PR” denilen şey (kaba tabirle yazacağım, mazur görün) eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmektir; eşeğin aklına karpuz kabuğu düşmesini beklemek ya da aklına karpuz kabuğu düşmüş eşeği oyalamak değil. Didaktik olmak pahasına bunları yazmam gerekiyor zira bu şartları yerine getirebilen çok az “PR” şirketi var müzik sektörüne hizmet veren.


Neyse, lafı uzatmayayım… Arada Gamze’den tüyoyu alıp kulise de geçince, sahne çıkışının önünde mavi elbisesi ile hazır bekleyen Kalben’i görüyorum ki onun orada olması bir sürpriz değil artık. “Üç gündür uyumadım Yavuz Abi,” diyor. Bunu söylememiş olsa da beden dili ele veriyor zaten heyecanını.


Kalben hemen ikinci yarının başında sahneye çıkacak. Ama ondan önce Gökçe Sönmemiş’in koreografisiyle Zuhal Balkan Karaca ve Olcay Tunçeli’nin “1+1=3” isimli aşk ve doğum temalı dansını izliyoruz. “Ben İmkânsız Aşklar İçin Yaratılmışım”ın ilk notalarıyla beraber önce Erol Evgin, ardından Kalben çıkıyor sahneye. Kalben seyircide sahiden sürpriz etkisi yaratıyor, alkışlardan belli. Öyle ya ben de önceden bilmesem ve dahi kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi (ki üstelik daha önce başka bir sebeple ikisinin bir araya gelmesi için uğraşmışlığım vardı ama kötü bir zamanlamaydı; olmamıştı.)


Birlikte söylerlerken Kalben kendine ait bölümlerde şahsına münhasır şarkıcılık tekniğiyle öyle başka türlü bir ruh getiriyor ki şarkıya, Erol Evgin dayanamayıp “Ben de senin gibi söyleyeceğim,” diyerek Kalben gibi söylemeyi deniyor esprili bir biçimde. İkisinin sesinin birbirine çok yakıştığı da alkışlarla tasdik ediliyor seyirci tarafından.

Kalben oracıkta uçtu uçacak. Heyecandan ve mutluluktan (e biraz da elinde gitarı olmadan şarkı söylüyor olmasından) elini kolunu nereye koyacağını, nereye bakacağını, ne yana döneceğini bilemiyor. Bu sarsak hali o kadar sahici ki güldürüyor izleyen herkesi.


Şarkıdan sonra “Bayılıyorum Kalben’in sesine, yorumuna,” diyor Erol Evgin. Sonra da ondan bir de kendi şarkısını söylemesini rica ediyor. Bu defa gitarını alıyor, rahatlıyor ve “Sadece”yi tek başına, sadece gitarı ile çalıp söylüyor Kalben.

Erol Evgin kıdeminde bir solistin Kalben gibi genç bir isme Açık Hava konseri gibi önemli bir konserde zaman ayırması tek başına çok kıymetli. Belki Kalben de birkaç yıla kalmadan Açık Havada solo konser verecek ama eminim ki bu iki şarkılık konukluğu hiç unutmayacak. Keza buna şahit olan bizler de öyle.


Konserin ikinci yarısında kendi döneminden önemli müzisyenlerin şarkılarını da seslendiriyor Erol Evgin. Sezen Aksu’dan “Beni Unutma”yı söylüyor örneğin. Ardından “Deli Divane”ye geçiyor ve bu defa yanına bir diğer vokalisti Yeşim Vatan’ı alıyor. Sonra Zülfü Livaneli’den “Yiğidim Aslanım”ı seyirci ile beraber seslendiriyor. Baba memleketi Van’a selamını ise “Aman Avcı Vurma Beni” ile gönderiyor.


“Bir de Bana Sor”, bir Erol Evgin klasiği olarak her konser gibi bu konserin de olmazsa olmazlarından biri olarak yine seyirci eşliğinde söyleniyor. Sonrasında Cem Karaca ve Barış Manço’ya birer selam çakıyor Erol Evgin. “Namus Belası” ve “Dağlar Dağlar” yitip gitmiş bir dönemden bugüne ulaşabilmiş şarkılar zincirinin bir halkası oluyor konserde. Nitekim peşi sıra birbirine bağlı olarak seslendireceği Yeşilçam şarkıları da öyle: “Şimdi Uzaklardasın”, “Yıldızların Altında”, “Bir İlkbahar Sabahı”, “Son Mektup” ve “Adını Anmayacağım”.         


Erol Evgin “Sevdan Olmasa” ile veda ediyor ama konser tabii ki burada bitmiyor. Alkışlarla tekrar sahneye geldiğinde “bis”i “Etme Eyleme” ile yapıyor. Konser sonunda herkes mutlu. Gülen gözler, gülen yüzlerle ağır ağır çıkarken Açık Havanın taş merdivenlerini, herkes bir başka Erol Evgin şarkısını mırıldanıyor.


Ne şanslıyım ki Erol Evgin’le defalarca bir arada olup sohbet etmişliğim, yemek yemişliğim, hatta onun iş toplantılarına katılmışlığım var. “İşte Öyle Bir Şey” 33’lüğünü pikabına takıp bütün şarkılarını onunla birlikte ezbere söyleyen, hatta kız arkadaşlarını çağırıp vokalistleri yapan, “neye yaradı, nere yaradı” diye onlara vokal yaptıran 8 yaşındaki çocuk bunu hayal bile edemezdi. Bundandır ki en yakınında olduğum anlarda bile erişilmezdir benim için. O gece de öyleydi. Hep öyle olacak.


Konser sonrası kuliste onu gördüğümde “N’aber lan Erol?” demediysem, sosyal medya çağının getirisi (ya da götürüsü) olarak herkesin dakikasında yüz göz olduğu, enseye tokat durumuna geçtiği bu zamanda ben yine “Nasılsınız Erol Bey?” diyerek söze başladıysam tek bir sebebi var: Çünkü o hâlâ benim Tarkan’ım. Ve Erol Evgin kadar güzel şarkı söyleyebilmem ve yakışıklı olabilmem hâlâ mümkün değil (çünkü aradan geçen bunca yıla rağmen bu konularda ne o bir tık geriye gitti ne de ben bir tık ileriye gidebildim.) Lakin Erol Evgin kadar beyefendi olabilme ihtimalim ve ümidim hâlâ var.

AĞUSTOS 2018    

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder