Bu Blogda Ara

7 Ağustos 2018 Salı

Kenan Bizi "Beach"e Götür!


KENAN DOĞULU HARBİYE AÇIK HAVA KONSERİ 2 AĞUSTOS 2018


“Millet kendini ‘beach’de sanıyor!” diye söylendim bir ara. Herkes ayakta, ikişerli üçerli gruplar halinde sohbet halinde. Oturacağımız yere ulaşamıyorum bir türlü. Aşırı kalabalık sinir yapıyor bende. Bir Kenan Doğulu konserine geldiysen bunu göze almış olman lazım; İngiliz Kraliyet Orkestrası konseri değil nihayetinde. Öyle olsa frak giyerdik. Şort giyip gelmişsin, bir Birkenstock terlik eksik ayağında, el aleme laf ediyorsun beach meach diye.


Neyse ki oturabildik nihayetinde. Fakat o da ne, sahne önündeki orkestra çukuruna birtakım platformlar konulmuş. Konser başladı başlayacak derken bir sürü insan o platformlara doluşuvermesin mi? Meğer orada öyle bir düzen alınmış, konseri ayakta izleyeceklermiş sahne önündekiler (davetliler miydi biletli mi onu bilmiyorum.) Sen söylenir misin öyle? Al sana bedavadan “beach” atmosferi. Bereket görüşümüzü engellemiyorlar da daha fazla söylenmiyorum.

Ama dahası da var. Konserin ilk şarkısı “Issız Ada”. Haliyle “led” ekranlarda tropikal bir hava; deniz, kum, güneş tadı. Şarkının sonunda bir de Kenan demez mi “Bu bir rahatlama seansıdır,” diye. Çaresiz tatile çıkacağız bu gece; “beach”den kaçış yok yani.


Hakikaten bir tatil, bir festival, bir şölen, bir karnaval havasında başlayacak ve bitecek konser. Hani çok aksiyonlu, atraksiyonlu filmlerden çıkınca insan bir sersem olur da bir “huh” çeker ya; aynen o nidayı savuracağız salonu terk ederken. “Huh! O neydi be?”


Yeni albümün çıkış şarkısı “Issız Ada”nın ardından “İlk Adımı Sen At” ve “Yaparım Bilirsin” geliyor. Kenan da şarkı çok; “hit” de çok. Bakalım bu konserde hangilerini dinleyeceğiz derken anlıyoruz ki eskiler de olacak en yeniler de. Ama nasıl? Mesela “Yaparım Bilirsin” başka bir düzenlemeyle bugüne ayak uydurmuş bir “sound”la çalınıp söyleniyor. Konser boyu böyle olacak bu. Eski şarkılar da yeni tınlayacak.


Bunun ipucunu geçtiğimiz günlerde yaptığımız röportajda vermişti aslında Kenan. “Ken On The Beach” adını verdiği (yine “beach” yine “beach”) konser serisinden bahsederken aynen şöyle demişti: “Orkestradaki elemanlara söylenen de şu: "Şarkıları bildiğimiz şekillerde değil, bilmediğimiz ve keşfedeceğimiz yerlere götürmek üzere çıkın sahneye.’ ‘Jam-session’ gibi oluyor yani. O bana heyecan veriyor.”

Harbiye Açık Hava konserinde de işte aynen böyle oldu.


“Ara Beni Lütfen”in ardından yeni albümden iki şarkı arka arkaya geldi: “Yapma” ve “Boş Sayfa”. Sonra Kenan dedi ki “50 kişinin koltuğunun altında ‘sticker’ var. Onlara imzalı albüm hediye edeceğim.” Salon şöyle bir dalgalandı, herkes yerinden kalkıp poposunun altına bakmak mecburiyetinde hissetti kendini. Aynı röportajda Kenan bir de “Son bir kez CD basalım dedik,” gibi bir laf da etmişti. Artık CD’ler basılmaz olunca ne olacak diye düşündüm ister istemez. Dijital imzalı dijital albüm?.. Öf, düşünmesi bile sıkıcı.

“Tencere Kapak” şarkısı söylenirken sahnenin yukarısından yuvarlak aynalar indi, o aynalara yansıtılan ışıklarla sahnede masalsı bir görsel yaratıldı. Dikkat ettim, aynalar sadece o şarkı için kullanıldı konserde. Öyle bir ince düşünüş, detaycılık.


“Baş Harfi Ben”, “Olmaz”, “En Kıymetlim”, “Dön Gel”, “Sorma”yla romantik ama bir o kadar da ateşli devam etti konser. Her parçanın alışık olmadığımız biçimde çalınması, orkestranın müthiş enerjisi, “led” ekranlardaki görseller ve sahne ışıklarının göz alıcı renkleri, arada bir ama asla rastgele değil, belli ki yeri ve zamanı planlanmış bir biçimde sahne önünden çıkan ateşler, patlayan fişekler, sisler vs… Büyük bir şov izliyoruz. Hem üzerinde çalışılmış hem de iyi para harcanmış bir şov.

Bir de şunu söylemeliyim ki bu seneki Harbiye Açık Hava mesaimde şimdiye dek duyduğum en iyi sesi Kenan Doğulu konserinde duydum. Net, temiz, dengeli ve çapaksız.


Sırada “Çakkıdı” var. Arkasından da sıkı bir ‘90’lar sekansı. “Sımsıkı Sıkı Sıkı”, “Tak Etti Canıma”, “Tek Kürekçim”. Kenan oradan oraya koşuyor, atlıyor, zıplıyor, adeta ateş çıkarıyor sahnede. Sahne önündeki “beach” tayfası gibi arkamızdaki seyirci de ayaklanmış, kaptırmış kendini. İki yanımda oturan Simge bile ayakta eşlik ediyor şarkılara. Ne güzel tatil!


Bak yine kendimle çelişeceğim. Daha birkaç gün önce Duman konserini izledikten sonra şov yapmadan da konser oluyormuş diye yazmıştım. Ama ben şimdi şovdan da pek memnunum, nasıl olacak? Şöyle ki Kenan ve ekibinin yaptığını yapabilene pek rastlamadım bugüne dek. Bu başka bir şey. Kesintisiz ve aksaksız, hiç durmayan, teklemeyen, büyük bir prodüksiyon mantığıyla kotarılmış her şey. Sahne sahne, şarkı şarkı, parça parça değil. Böyle olsa hepsi, can kurban. (Sonrasında basın bülteninden öğrendim ki konserin şov direktörlüğünü Uğurhan Akdeniz yapmış ve Türkiye’de ilk defa bu konserde kinetik ışık ve lazer şov kullanılmış.)


Konserin ikinci yarısı yeni albümden şarkılarla başlıyor. Açılışta kanunuyla Hakan Güngör ve viyolonseliyle Yasemin Özler eşlik ediyor orkestraya ve “Vay Be”yi söylüyor Kenan. Bu şarkıda da bu defa sahnenin yukarısından kocaman beyaz küreler iniyor aşağı. Asimetrik bir biçimde inip çıkıyor, renkten renge giriyorlar. Görüntü muhteşem.


Ardından bu defa Cenk Erdoğan’ı sahneye davet ediyor Kenan. Cenk Erdoğan orkestraya perdesiz gitarıyla eşlik ederken Kenan “Yosun”u söylüyor. “Boğazımdan Geçmiyor”a da eşlik ediyor Erdoğan, sonra alkışını alıp gidiyor. 


Sadece bir şarkı, iki şarkı için enstrümanının virtüözlerini konsere davet edip sahneye çıkarmak işin sadece şovdan ibaret olmadığını gösteriyor aslında. İyi icra edilen müzik dinliyoruz çünkü başından sonuna dek. Konuk müzisyenler bir yana, Ozan Doğulu’su, Orhan Topçuoğlu’su, Murat Çekem’i, Nedim Ruacan’ı, Toygun Sözen’i, Mustafa Nuri Haybat’ı, Abbas Karacan’ı, Gökay Semercioğlu’su ile orkestra zaten yıldızlar takımı ve her biri maaşlı memur gibi değil, müzisyenliğin tadını çıkararak çalıyor, eğleniyor.


Sırada Ozan ve Kenan kardeşlerin şovu var. Orkestra susuyor, sadece Ozan piyano çalıyor, Kenan da söylüyor. Ama ne çalmak ve ne söylemek. Bir caz albümü olan “İhtimaller” hakkında yazarken şu cümleleri kurduğum geldi aklıma oracıkta: “Elbette Kenan Doğulu bir caz şarkıcısı gibi şarkı söylemiyor. O kadarını beklemek hata olurdu. Yine kendi gibi ya da belki bir parça daha bir pop şarkıcısının şımarıklığından, yersiz ve şuursuz neşesinden, kırılıp dökülmelerinden arınmış gibi ama hepsi bu.”

Kenan buna mı alındı da azmetti yoksa kendiliğinden tekâmül mü etti o zaman bu zaman bilemem ama tüm konser boyunca yer yer bir caz şarkıcısı gibi kullandı sesini. Özellikle de Ozan’ın piyanosu eşliğinde seslendirdiği bu iki şarkıda: “Kurşun Adres Sormaz ki” ve “Aşk Oyunu”. Ozan da caz çaldı zaten, bir “jam session” patlattılar orada ki dinlemelere doyulmaz. “Aşk Oyunu”nun sonuna doğru orkestra tekrar yerini aldı, şarkıyı hızlı bir ritimle bitirdiler ve hemen ardından “Kandırdım”a girdiler.


“Şans Meleğim” başladığında Açık Hava kocaman bir kulübe dönüştü. Özellikle Ozan’ın “synthesizer”ı bu tarz şarkıları ateşledikçe ateşledi gece boyu. Ben de bayılırım ya “synth” seslere, ufak ufak elim ayağım oynamaya başlamış o ara, neden sonra fark ettim.

Ardından tempoyu hiç düşürmeden “Harika”yı vokalistleri Duygu Soylu ve Sinem Akkaya ile birlikte seslendirdi Kenan. İki ses ki ikisi de yırtıcı birer kaplan gibi. Bakakaldık öyle.

Artık dur durak yoktu; belliydi. “Doktor”, “Kız Sana Hayran”, yeni albümden “Dansa Kaldır” ve olmazsa olmaz “Güzeller İçinden” arka arkaya geldi. Açık Havada herkes ayaktaydı, ayıptır söylemesi, ben bile.


“Bis” kaçınılmazdı çünkü gazımız gitmemişti daha. Alkış kıyamet geri geldi Kenan ve “Tutamıyorum Zamanı” ile yaptı “bis”ini. Yine gitti, yine geri gelmek zorunda kaldı. O ara söylediği “Herkes kendi diskosunu kendi yaratsın” lafına takıldım ben. İşte onu yapmak hiç kolay değildi be Kenan. Onun için koşa koşa geliyordu insanlar konserlerine. Kenan bizi diskoya (ya da “beach”e) götürsün diye. Götürmüştü de nitekim. Şimdi de o diskodan (ya da “beach”ten) çıkmak istemiyorduk işte.


O ara bütün orkestra sahne önünde gelip hep beraber selam verirken arkadaki ekranda, hani filmlerin sonunda künye akar ya, aynen öyle bir künye yazısı belirdi. Prodüksiyon ekibi, konsere emeği ve katkısı olanların isimlerinin yazıldığı koca bir künye. Böyle bir şeye daha önce rastladım mı bilmiyorum ama çok hoşuma gitti. Sonrasında Kenan yaklaşık seksen kişinin bu konser için emek verdiğini söyleyecekti. “Büyük bir prodüksiyon mantığıyla kotarılmış” diye yazarken tam da bunu kast ediyordum işte.


İkinci “bis”te “Pamuk” ve “Issız Ada” çalındı, söylendi. Bu arada Kenan’ın da dâhil olduğu gitar emprovizasyonlarıyla yine bir “jam session” havası hâkim oldu. Bu kısım konser sonunda adrenalini tavan yapmış müzisyenlerin kapıp koyverdiği anlardı ya da basbayağı bir son vuruş. Başta da dedim ya sersem olmuştuk zaten. Salon aydınlanırken “Huh! O neydi be?” demedik boşuna.


Bu arada “Issız Ada” ikinci kez çalınırken sahneye kocaman bir panda maskotu çıktı. Evet evet bildiğiniz panda. WWF Türkiye’nin maskotuymuş meğer. (Detaylı bilgi için  http://www.wwf.org.tr ) Konserin başlangıcı ve ikinci yarısında “led” ekranlarda izlediğimiz bazı filmlerle dengesi bozulan doğaya ve tek kullanımlık plastiklerin dünyamıza verdiği zarara da dikkat çekilmesinin ve WWF işbirliğinin bu şekilde vurgulanmasının yansı sıra bir de D&R işbirliği ile yapılan bir başka kampanya (Sen Konsere Çocuklar Okula Kampanyası) ile konsere gelenlerden kitap bağışı istenmiş ve en çok kitap bağışlayan beş kişi kuliste Kenan’la tanışma fırsatı yakalamış. İşe sosyal sorumluluk projelerinin dahil edilmesi ama doğrudan gözümüze sokulmaması da pek hoştu.


Yazının sonunda yine Kenan’la Milliyet Sanat dergisi için yaptığımız röportajdan bir bölümü buraya alıntılamak istiyorum. Bu yazının özeti Kenan’ın bu cümlelerinde saklı çünkü: 

“Eğlendirici insanların her şeyden önce kendilerinin eğlenmesi lazım ki karşılarında oturan seyirciye enerji ve heyecan yükleyebilsinler. İçerisinden geçtiğimiz dönemin üzerimize döktüğü ölü toprağı, bu renksizlik, tatsızlık, tekdüzelik hepimizi olumsuz yönde etkiledi. Bu seferki niyetlenişimde, pozitif bir dünya, sevginin kazanacağına emin olduğumuz, kötülüğün bir noktada, bir yerde kaybedeceğine inandığımız, insanların doğayla, dünyayla bir arada tek bir vücut olabileceğinin hatırlatılması ve ufukta bir umut olduğunu tekrar hatırlatmak göreviyle yola çıktım.”

AĞUSTOS 2018

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder