Bu Blogda Ara

20 Şubat 2016 Cumartesi

Öneririm

TWO TENORS (ATILGAN GÜMÜŞ & CENK BIYIK)


Uzun süredir bu kadar iyi bir gösteri izlememiştim, ne yalan söyleyeyim. İçim aydınlandı, ferahladım. Kendimi bir süreliğini de olsa içinde geçtiğimiz karışık ve karanlık günlerden, kaostan, kardan kıştan, soğuktan soyutladım, müziğin, dansın, ışığın, sesin büyüsüne kaptırdım. Bana çok iyi geldi. Hele ki amatörlüğün artık neredeyse bir paye, bir övünç payı, iş alma kriteri haline geldiği ve bunun adına da “samimiyet” dendiği bu dönemde, her bakımdan profesyonel bir iş izlemek üzerimdeki karamsarlığı biraz olsun atmama sebep oldu. Tazelendim.


Atılgan Gümüş ve Cenk Bıyık’ın ortak gösterisi “Two Tenors”dan bahsediyorum. Biri lirik, diğeri “theatrical” iki tenorun çatışması üzerine kurulmuş bir müzikal şov bu. Konu bütünlüğü içerisinde metne dayalı skeçler, dans ve cazdan, “rock”a, operadan popa geniş bir yelpazede şarkılar basbayağı bir müzikal dramaturjisi içerisinde sunuluyor seyirciye. 


Genellikle “cool” ve ciddi adamlardır ya opera solistleri. Ya da en azından bize öyle görünürler… Cenk Bıyık gördüğüm en sempatik ve hareketli tenor olabilir. Zaten tiyatro oyuncusu da olan ve bir süre dans eğitimi almış da olan Atılgan Gümüş ise tüm bu birikim ve becerisini adlı adınca gösterebileceği bir rejiyle gösteriyi hayata geçirmiş ki sahiden harikalar yaratıyor. Özellikle beden dilini kullanmadaki ustalığı uluslar arası bir “star” yetkinliğinde. 


İkisinin de sesi şahane. İkisi de çok iyi şarkı söylüyor ve ikisi de sahne üzerinde enerjileriyle de göz kamaştırıyor. Bu işi iş olsun diye değil, çok severek yaptıkları çok belli. O kocaman salonun hayli mesafeli havasını kırıp izleyiciyi sarmalamayı fevkalade iyi başarıyorlar bu yüzden. Habire ayağa kalkıp kalkıp alkışlayasanız geliyor.


Beyonce’nin “All The Single Ladies”ini opera versiyonuyla dinlemeniz de mümkün bu gösteride, nefes kesen akrobasi gösterileri izlemeniz de… Kendinizi Lido’da, Olympia’da ya da Broadway Hall’da filan hissetmeniz çok mümkün.


Two Tenors şimdilik her pazartesi Gayrettepe’deki Masquerade Clup’da sahneleniyor. İmkânınız ve fırsatınız olursa mutlaka izlemenizi öneririm. Ben de ilk fırsatta bir kez daha gideceğim.


BİR EFSANEDİR ERSEN DADAŞLAR (SEDAT ERDOĞDU)


Memlekette popüler müzik tarihimiz üzerine yazılmış araştırma, anı, biyografi kitabı parmakla sayılacak derecede az. Arşivcilik geleneğimiz pek köklü değil, malum. Müzik yayıncılığımız da öyle. Kaldı ki kılı kırk yararak yapılan tek tük çalışmalar, yazılan kitaplar da hak ettiği ilgiyi görmüyor. Ne yayınevleri meraklı böyle kitaplar basmaya ne de okuyucu satın almaya. Yine de bu işe gönül vermişleri yolundan döndürmüyor bu durum.


İşte yazar Sedat Erdoğdu da bunlardan biri. Erdoğdu’nun geçtiğimiz günlerde Pamiray Yayınları tarafından basılan Bir Efsanedir Ersen Dadaşlar adlı kitabı, Türk popüler müziğinin bir dönemine ışık tutuyor.


Dadaşlar grubu ile birlikte popüler müziğin Anadolu pop kulvarına adını yazdırmış Ersen Dinleten’in kariyer hikâyesini anlatan kitap, sadece bir biyografi kitabı olmanın ötesinde müzik geçmişimize dair birçok detayı da barındıran, meraklılarının kesinlikle ilgisiz kalmaması gereken bir çalışma. Ersen’in kendi anlattıkları ve arşivinden fotoğraflarla da zenginleşen bu kitabı edinmenizi ve okumanızı öneririm.

CEM KARACA VE MOĞOLLAR - "2.2.1973 ANKARA"


Arşivlik geleneğimizi olmaması ya da en azından eksik ve kusurlu olması bizi yani geçmişe meraklıları sürprizlerden alıkoyuyor en çok. Öyle ya bilmem kaç yıl önce ölmüş bir müzisyenin yayımlanmamış kayıtlarının ortaya çıktığını görmek sözgelimi Amerikalı bir müziksever için şaşırtıcı değil. Ya da ‘50’li yıllarda basılmış bir albümün tertemiz, orijinal kayıtlarla bugün yeniden basıldığını görmek… Bizdeyse hayrete şayan vakalardır bunlar. Bırakın yayımlanmamış kayıtları, orijinal plak kayıtlarını bulabilmek bile çok zor hatta bazen imkânsızdır.


İşte bu hal ve şeraitte, yakın zamanda mucizevi bir şey oldu ve İzzet Öz’ün arşivinden çok kıymetli bir bant çıktı. Cem Karaca ve Moğollar’ın Ankara’da bir konser sonrası, o konserin verdiği enerji ve adrenalinle stüdyoya girip kaydettikleri şarkılar vardı bu bantta. Yani neresinden baksanız bir hazine! İşte o bant geçtiğimiz günlerde hem CD hem de plak formatında yayımlanarak bir albüme dönüştü.


2 Şubat 1973 günü Ankara’da kaydedilmiş ve elbette o günlerde günün birinde bir albüme dönüşeceği asla hesap edilmemiş bu bantta yedi şarkının yanı sıra Karaca ve Moğollar’ın konuşmaları da varmış ve plağa da aynen aktarılmış. Aslında buna bir stüdyo “session”ı demek de mümkün ama büsbütün doğaçlama da değil, hatta konuşmalar önceden yazılmış. Yani eğlenmişler. Kendilerini mutlu etmişler bir bakıma. Kaydı dinlerken bunu anlıyorsunuz zaten. Ve yıllar sonra İzzet Öz’ün çabasıyla piyasaya çıkan bu kayıt şimdi bizi mutlu ediyor.


Azıcık da olsa müziğin geçmişiyle ilgiliyseniz, bu albümü mutlaka edinmenizi ve arşivinizin baş köşesinde saklamanızı öneririm. 

Bu arada albümün lansman konseri 11 Mart'ta Zorlu Center PSM'de yapılacakmış, onu da duyurmuş olayım. 

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder