Yeter ki Müzik Olsun
  • Seninle Üç Dakika
  • _Giriş
  • _1975
  • _1976
  • _1977
  • _1978
  • _1979
  • _1980
  • _1981
  • Röportajlar
  • Konser Yazıları
  • _2019 Konserleri
  • _2018 Konserleri
  • _2017 Konserleri
  • _2015 Konserleri
  • _2016 Konserleri
  • _2014 Konserleri
  • Günün Şarkısı
  • Albüm / Şarkı Eleştirileri
  • Güncel
  • Yıldızlar
  • Klasikler
  • Ses Dergisi
  • Günlükler
  • _Eurovision 2011 Günlüğü
  • _Eurovision 2010 Günlüğü
  • _Nasıl TV Programı Yaptık?

BU ALBÜM İŞLER Mİ?


(27 Şubat 2018 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Pamela’nın arabesk-taverna döneminden şarkılarla bir albüm yapacağını ilk duyduğumda heyecan duymadım dersem yalan olur. Haberi duyduğum günlerde Ümit Besen – Pamela düetinin almış yürümüş olması bir yana, Pamela’nın “Fırtınalar” örneğinde olduğu gibi sesini verdiği her “cover” şarkıyı değiştirebilme, dönüştürebilme becerisine bir albüm boyunca şahit olmak çok şahane geliyordu kulağa. 

İşte o albüm, 2018 yılının ilk albümlerinden biri olarak geçtiğimiz günlerde Pasaj Müzik etiketiyle piyasaya çıktı. “Yara” adı verilmiş albümde dokuz “cover” ve bir de “remix” versiyon var.


Albümün adı ve adına gönderme yapan yara izli kapak fotoğrafı şahane. Zira bu şarkıların ortak paydası (yara açmış, yarayı sızlatmış, yaraya tuz basmış ya da merhem olmuş olmaları) bir tek kelimeyle ancak bu kadar güzel vurgulanabilirdi.

Aynı şeyi albüm fikri bazında da söyleyebilmek mümkün. Herkes “cover” yapıyor yıllardır. Arabesk şarkılar da defalarca “cover” malzemesi oldular bu süreçte ama arabeskin hem bu kadar dışında kalıp hem de bu kadar içine girebilmek pek herkesin harcı değilken Pamela’nın bu konuda benzersiz bir iş çıkarması da kuvvetle muhtemel… di.


Anlayacağınız benim beklentim yüksekti. Ve beklediğimi bulamadım dersem son söylemem gerekeni baştan mı söylemiş olurum bilmiyorum ama bu yazının özeti de bu.

Bu noktada hiç sözümü esirgemeyeceğim. Albüm repertuarı tam tabiriyle yerlerde sürünüyor. Özensizlik mi, bilgisizlik mi, baştan savmacılık mı? Yok canım, mümkün değil. Sonuçta albümde imzası olanların hiçbiri dünkü çocuk değil. O halde cinfikirlilik olmalı. Risksiz, zahmetsiz, tehlikesiz, kısa yoldan, kolay yoldan bu işi nasıl yaparız derdi olmalı.


“Bu şarkı çok seviliyor. Al albüme!”

“Bunu geçenlerde biri söyledi, çok tuttu. Al albüme!”

Tamamen bu mantıkla seçilmiş şarkılar. Yani oturup kimse o dönemin şarkılarını dinlememiş, araştırma çabasına girmemiş sanki bu albüm için. Yakın dönemin “cover” şarkılarını ve albümlerini dinlemiş, onlardan bir seçim yapmışlar gibi. Albümdeki şarkıların büyük çoğunluğu defalarca yeniden söylenmiş, yakın dönemde tekrar parlamış ve bu vakitler gittiğiniz herhangi bir müzikli mekânda ya da konserde illa ki çalınacak, söylenecek (zaten söylenen) şarkılar. Yani bu albüm sayesinde keşfedeceğiniz bir şarkı yok. Hepsini Pamela’dan önce keşfeden birileri zaten oldu.

Oysa “Seni Unutmaya Ömrüm Yeter mi?” Ümit Besen diskografisinin zamanında hemen hiç dikkat çekmemiş, kıyıda köşede kalmış bir şarkısıydı ve yılar sonra “hit” oldu. Ama bu albüm “Kaç Kadeh Kırıldı”, “Sarhoş”, “Ağla Halime”, “Taht Kurmuşsun Kalbime” gibi çok bildik, kimisi artık usandırmış şarkıların etrafında dönüp duruyor.


Bildiğim kadarıyla Müslüm Gürses’ten sonra (2006’dan bu yana) kimsenin sesi değmemiş “Sen Olmayınca” ve Ümit Besen’in bilinmeyen bir şarkısı “Senden Önce de Ağladım” dışında kalan şarkılar arasında bir tek sürpriz yok. Bu ikisi de zaten “hit” olabilecek güçte değil.

“Sözüm Ona Sevdin” (kartonette yazıldığı gibi “sevdim” değil; “sevdin”) ise albümün konseptiyle en alakasız şarkı olarak zaten başka bir taraftan ses veriyor.

Bu açıdan baktığınızda en azından bana heyecan verecek hiçbir şey yok bu albümde. “Vay be, bunu da nereden bulmuşlar, bu nasıl akıllarına gelmiş, helal olsun!” diyeceğim hiçbir şey yok.


Başından sonuna eşlik edilsin diye yapılmış bir sahne repertuarı olabilirdi bu. İşe de yarardı ki muhtemelen Pamela’nın önümüzdeki süreçte sahne programlarında çok işine yarayacak bu şarkılar ve belki de hiç yapmadığı kadar çok program yapacak. Zaten o maksatla yola çıkıldığı da çok belli. Onu bir kenara koyarsak, “Fırtınalar”daki gibi dinleyici şaşırtalım, “Seni Unutmaya Ömrüm Yeter mi?”deki gibi yapılmamışı yapalım kaygısı ne yazık ki bu albüme uğramamış.

Bu repertuar meselesini bir kenara koysak bile elimizde kalan da doyurucu olmaktan uzak. Sözgelimi albümün çıkış şarkısı olarak seçilen “Kal Benim İçin” düzenleme ve yorum olacak çok parlak, çok vurucu ve etkileyici, evet. Duyduğum en iyi “Kal Benim İçin” “cover”ı diyebilirim rahatlıkla. Ama aynı şeyi “Kaç Kadeh Kırıldı” için, “Sarhoş” için, hele hele “Ağla Halime” için söyleyebilmek çok zor çünkü daha iyileri yapıldı.


Bütünde albüme aranjör olarak imza atan Hüseyin Cebişçi, Cihangir Aslan, Evren Arkman ve Efe Demiryoğuran’ın ellerinden gelenin en iyisini yaptığını da söylemek lazım. Pamela da her zamanki gibi kendine has ses rengi ve şarkı söyleme biçimiyle her şeye rağmen dinleyeni etki altına almakta hiç zorlanmıyor. Yani bu ekip ne yapsa çizgi üstü olurdu. Bu da kaçan fırsatı büyüten bir gerçek.


Günümüz dinleyicisi, özellikle de genç dinleyici kesimi, tıpkı Pamela ve ekibi gibi bu benim takıldığım meselelerin hiçbirine takılmayacaktır kuvvetle muhtemel. Sektörde herkesin kabullendiği bir gerçek var ki özellikle konsere gelen dinleyici bilmediği bir şarkı duyduğunda sahneyle iletişimini anında kesiyor. Bildik şarkılar her zaman daha fazla iş yapıyor; sahnede de, albümde de. Yargısız bakmak gerekirse bu albümün işler tarafı da bu aslında. Bakalım işleyecek mi sahiden? Onu da zaman gösterecek.

ŞUBAT 2018

0
Share

DAR ALANDAN SES VERİYOR


(26 Şubat 2018 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Şarkı söylüyor, şarkı yazıyor, müzik prodüktörlüğü yapıyor, resim yapıyor, seslendirme ve sunuculuk geçmişi var, gazetecilik mezunu. Yeteneklerini farklı disiplinlerle gösterebilmiş bir müzisyen Evren Uysal. Yakın zamana kadar onu Foma’nın solisti olarak biliyorduk. Mayıs 2016’da ilk solo teklisi “Kötü Karakter”i yayımladı. Ardından “4 İnsan 1 Hayvan Etmiyor” ve Billur Yapıcı ile birlikte seslendirdiği “Mona Lisa” teklileri geldi. Geçtiğimiz günlerde ise Evren Uysal’ın ilk solo albümü “Güzel Şeyler Söyle”, Pasaj Müzik etiketiyle piyasaya sürüldü.


Türkiye’de “rock” müzik bir süredir bir buhran geçiriyor. Evet, tam tabiri bu. Memlekette “rock”ın ana akım sahnesine çıkışının ihtişamı ile ana akımın suyuna karışıp bulanmasının pespayeliği arasında müzik takvimlerine göre çok kısa bir süre var. Bu tür müziği icra edip de hâlâ “temiz” kalmaya çalışanların hareket alanı çok dar artık. Evren Uysal işte o dar alandan ses veren bir müzisyen.


Tamamını kendi yazdığı 14 şarkı var Evren Uysal’ın bu ilk albümünde. (Diskografisine baktığınızda 2001 yılında bir albüm, 2003 yılında da bir mini albüm var ama onlar bir etiketle yayımlanmamış, bir nevi “demo” çalışmalar.) Uysal bu albümün prodüktörlüğünü de kendi yapmış, şarkıları yazmak, düzenlemek ve söylemekle kalmamış, albümün büyük kısmında gitarları da çalmış aynı zamanda.  


Albümde daha önce tekli olarak yayımlanmış, yukarıda bahsi geçen üç şarkının yanı sıra iki de enstrümantal beste var. 

Başından sonuna iyi bir “rock” albümü bu. Foma’dan farklı olarak Uysal solo çalışmasında yer yer akustik, yer yer elektronik öğelere de yer vermiş. “Sound” bakımından nispeten “yumuşak” tınlayan şarkılar, iş şarkı sözlerine geldiğinde dinleyeni düşünmeye sevk etmek gibi bugünün müziğinde artık “sert” sayılabilecek bilecek bir tavır taşıyor. Ana tema albümün adında saklı: “Güzel Şeyler Söyle”. Ama bu güzel şeyler, yaşadığımız hayatın gerçekliğinden de kopuk olmasın. Sokaktaki savaşı da, yalaka lordları, sahte kontesleri de görmezden gelmeyelim.


Başta albüme çok etkileyici bir açılış yapan “Güzel Şeyler Söyle” olmak üzere, “Taş Gibi Soğuk” gibi, “Büyücü” gibi, “Boşver” gibi her biri kendi dilini kurmuş ve yer yer farklı, şaşırtıcı müzikal tonlarla bezenmiş şarkılarla dolu bir albüm bu. Evren Uysal’ın bestelerinde genel olarak bir akılda kalıcılık problemi var, eğer bunu bir problem olarak görenlerdenseniz. İlk dinleyişte kulağa çok “cathcy” gelen bir şarkı bulmakta zorlanabilirsiniz bu yüzden. Bir de bu tür müziğin yabancı emsalleriyle haşır neşirseniz, albümde solist sesinin bir parça fazla ön planda olmasına takılabilirsiniz. Ama albüm o kadar temiz ve net bir “sound” ile başlayıp bitiyor ki, bunu kusurdan saymak ayıp olur. Kaldı ki Evren Uysal’ın şarkıcılığının teklediği bir an bile yok albüm boyunca.


Daha önce yayımlanan teklilerle bu albümün birbirine bağlı tasarım ve görselliği de dikkatimi çeken incelikli bir detay oldu. Buna karşın tek bir açılır kapakla tasarlanmış albümün künyesini ve şarkı sözlerini okumak, hem seçilen renkler hem de epeyce küçük yazı karakterleri nedeniyle imkânsız hâle gelmiş. Bir LP baskısı yapılırsa şayet, bu bir sorun olmaktan çıkacaktır büyük ihtimalle.


Kendi tavrı ve üslubu olan, en ufak ticari hile, üç kağıt, takla içermeyen, çok emek verildiği her halinden belli, bu nedenle de müzikal niteliği yüksek bir albüm “Güzel Şeyler Söyle”. Yıl sonu dökümlerinde kendi kategorisinde yılın iyi albümlerinden biri olarak anılmasına garanti gözüyle bakılabilir.


ŞUBAT 2018
0
Share

YILDIZLAR KARMASI


(12 Şubat 2018 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

“Dünyanın en iyi bağlama virtüözlerinden biri” tabirine sıklıkla rastlıyorsunuz onun hakkında internette arama yaptığınızda. Oysa bu tabir İsmail Tunçbilek’i tanımlamakta tek başına yetersiz, eksik. Yaşam öyküsüne burada kısaca özetlenemeyecek kadar çok müzik deneyimi sığdırmış, dünyanın birçok ülkesinde, çok önemli müzisyenlerle çalmış, çalışmış ve sayısız yüz akı işe imza atmış biri İsmail Tunçbilek. Bu hikâyenin Türkiye sınırları içerisindeki izdüşümü ise Türkiye’de müziğin hasına biçilen değerle orantılı olarak ne yazık ki yeterince görkemli değil.

İsmail Tunçbilek’in ilk albümü “Menkıbe”, 2017 yılının Aralık ayında Dokuz Sekiz Müzik etiketiyle yayımlandı. 4’ü enstrümantal 11 şarkının yer aldığı albüm, evet, bir ilk albüm ama aynı zamanda da bir ustalık eseri.


Öncelikle bu bir bağlama albümü değil. Bağlamayı, özellikle elektro bağlamayı kulaklarımızın alışkın olduğu stil ve biçimden çok farklı bir teknikle çalıyor Tunçbilek, evet ama albümdeki düzenlemeler zaten bağlama odaklı değil. Albüm boyunca her parçayı her defasında bir başka enstrümana kulak vererek dinlemek ve başka başka tatlar almak mümkün. Hele ki yaylı partisyonlarını… Kaldı ki albümde (Tunçbilek’in Taksim Trio olarak birlikte çaldığı ve üç de albüm yaptığı) Hüsnü Şenlendirici ve Aytaç Doğan’ın yanı sıra İsmail Soyberk’ten Erdem Sökmen’e, Volkan Öktem’den Eyüp Hamiş’e, Ercan Irmak’a dek öyle bir kadro var ki, hepsi enstrümanının en iyileri… Adeta bir yıldızlar karması yani.


İsmail Tunçbilek bu albümde Anadolu’nun müziğini Mısır çöllerinden İber Yarımadasına uzanan bir coğrafyada dolaştırıyor. Flamenko da var şarkıların içinde, Arap müziği de, caz da… Mahzuni’nin “Sarhoş”u ve Neşet Ertaş’in “Kendim Ettim Kendim Buldum”u defalarca yeniden seslendirilmiş olsalar da hiç böyle çalınmadılar örneğin. Albümün bu iki bildik parçası gibi besteleri Tunçbilek’e ait olan diğer parçaları da bahsi geçen coğrafyanın herhangi bir durağında da çalınabilecek ve dinlenebilecek kadar evrensel. Soyberk’in müziğini yüzü sadece Türkiye’ye dönük klişe ve genellikle de ticari “sentez” çalışmalarından ayıran da tam olarak bu. Türkiye’de albümün kısa vadede liste başlarına çıkmamasının, şarkıların milyonlarca tık almamasının sebebi de bu olacaktır muhtemelen. Yanılırsam ne âlâ. 

Adeta bir senfoni zenginliğindeki “Umut”, Tunçbilek’in Aylan bebeğin o can yakıcı fotoğrafından etkilenerek bestelediği “Aylan”, albüme etkileyici bir açılış yapan “Menkıbe”, 2012 yılında tekli olarak yayımlanmış “Derdin Ne?” ve diğerleri… Albüm bütünüyle dinleyiciye ihtişamlı bir müzik dinleme deneyimi sunuyor.


Her ne kadar albümün yumuşak karnı İsmail Tunçbilek’in şarkıcılığı gibi gözükse de, zaten şarkıcılık iddiasında olmadığını ama onun sesinden şarkı dinlemek konusunda ısrarlı istekler aldığını söylüyor Tunçbilek röportajlarında. Sahiden de enteresan bir biçimde bunca kusursuz çalınmış enstrümanın arasında onun sesi kusurlarıyla sahici tınlayarak bütünü tamamlıyor. Bilmem hangi mükemmel şarkıcı uğraşsa didinse Tunçbilek’in sesinin renginden şarkılarına vuran güneş yanığını, çöl kuraklığını hissettirebilirdi dinleyene?


Albümün kartonet yazısında “ilk ve belki de son albüm heyecanım…” demiş İsmail Tunçbilek. Enstrüman virtüözlerine genellikle stüdyolar dar gelir. Onlar sahnede, seyircilerle etkileşimde olmayı ve aynı parçaları her defasında başka bir biçimde çalmayı sever, tercih ederler. Bilmem Tunçbilek’in bu kadar uzun süre bir albüm yapmaması ve yaptıktan sonra da bir sonraki için niyeti olmadığına vurgu yapması bundan mıdır? Oysa tıpkı yaşam öyküsü gibi bu albüm de nice genç müzisyen adayına örnek olacak, ilham verecek kim bilir. İsmail Tunçbilek gibi “dede”lerin daha çok eser ortaya koyması ve geleceğe bırakması sadece bunun için bile önemli ve kıymetli.



ŞUBAT 2018
0
Share


(9 Şubat 2018 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Fatma Turgut’un önünde iki yol var: Ya ömür boyu Model’in solisti olarak hatırlanacak ya da Model solistliği onun sadece ilk yıllarına ait bir bilgi olarak kariyerine yazılacak. Model ve Fatma Turgut ayrılalı epey oldu gerçi ama bu yol ayrımı yavaş yavaş, şimdilerde belirginleşiyor. Zira bir önceki solo teklisinde söz ve müziği Demir Demirkan’ın yanı sıra Model’in beyni Can Temiz’in de imzasını taşıyan bir şarkı seslendirmişti yine. Geçtiğimiz günlerde piyasaya çıkan yeni şarkısı “Aşk Tadında”yı ise bu defa Demir Demirkan’la birlikte Fatma Turgut yazmış.


Şarkıyı ilk dinlediğimde ne kadar da hesaplı kitaplı, her cümlesi, her notası ticari kafayla yerine yerleştirilmiş diye düşünmüştüm. Çok safmışım zira bu zaten bir reklam şarkısı imiş, sonradan öğrendim. Haliyle de bu şarkıyı bir ürün yerleştirme malzemesi olarak düşünüp çok da ciddiye almamak lazım.


Yanlış anlaşılmasın, ürün yerleştirirken ürünün üzerine çıkmış, tek başına şarkı olarak kendini kabul ettirmiş şarkılar da var, Kenan Doğulu’nun “Aşk İle Yap”ı gibi. Ama oradan bakacak olursak “Aşk Tadında”nın ne kendi janrındaki şarkılar arasında ne de Fatma Turgut kariyerinde bir kıymeti olacağını düşünmüyorum. Zira Turgut’u başta bahsettiğim iki yoldan birincisine doğru götürmekle kalmıyor, orta halli bir Model şarkısının ortanın altında kalmış bir kopyası olmaktan öteye geçemiyor.      

“Büyük büyük” “rocker”larımızdan küçük küçük şarkılar dinlemekten gına geldi, bunu da söylemezsem çatlarım.    

ŞUBAT 2018

0
Share


(9 Şubat 2018 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Geçtiğimiz haftalarda yeni bir ses daha giriş yaptı popun “teenage” kulvarına. Daha önce de yazdım; bu kulvardan ne çare ki özgün iş çıkmıyor kolay kolay. Sanırım dijital çağın götürülerinden biri de bu. Etkileşim o kadar fazla ki “kendi gibi” olabilmek, kendi farkını, bırakın göstermeyi, keşfetmek bile çok zor artık.

Melodi de bu genellemenin içinde anılabilir ilk bakışta. Dünyada “teenage” kesimin peşinden koştuğu nice şarkıcının izleri var hem şarkıcılığında, hem görünüşünde, hem de dans edişinde. Bununla birlikte iyi bir sesle ve yetenekli bir şarkıcıyla karşı karşıya olduğumuz dakika bir gol bir anlıyorsunuz şarkısını dinleyeme başladığınız zaman.


Melodi’yi Instagram’da paylaştığı “rap” videolarından keşfeden ve Antalya’dan İstanbul’a çağırıp onu sektöre kazandıran Ender Çabuker olmuş. Popüler müziğin yeniliklere çok açık, ufku geniş, vizyonu bu ülke sınırları içinde kalmayan müzisyenlerinden biri Ender Çabuker. Haliyle Ender’in Melodi gibi bir yeteneği keşfedip ona bu fırsatı sunması da tam tabiriyle “nokta atışı” olmuş.

Melodi’yi bize tanıştıran şarkı “Sadakatsiz” adını taşıyor. Söz ve müziği Batuhan Bayazıt’a ait şarkının düzenlemesinde de Ender Çabuker’in imzası var. Çabuker, şarkının videosunun yönetmenliğini de üstlenmiş ayrıca.


Hedef kitleyi yakalayabilecek her şey var şarkıda. Hepsi dozunda kullanılmış. Videonun altındaki yorumlara bakınca da yapılan iş amacına ulaşmış görünüyor. Doğru bir strateji ile Melodi, önümüzdeki süreçte adından çok söz ettirecek, o belli.

Giderek çer çöpe dönüşen müzik piyasası gençlerden medet umuyor ummasına ama bu beklenti profesyonel prodüksiyon imkanlarını içeren bir fırsata dönüştürülmedikçe ortaya çıkan işler amatör YouTube videolarından çok da farklı olmuyor. Melodi için yapılan bu prodüksiyon, bu işin nasıl yapılması gerektiğine dair yol gösterici bir örnek olabilir.

ŞUBAT 2018

0
Share


(9 Şubat 2018 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Bugün Türkçe pop müziğin en büyük sıkıntılarından biri farklı ses renklerinin çıkmıyor olması. Biraz geriye dönüp baktığımızda Nilüfer başka bir renkti, Nükhet Duru başka bir renk, Yeliz ayrı, Zerrin apayrı. Her birini ayrı ayrı dinlemekten zevk alırdık, seslerini nerede duysak tanırdık. Şimdilerde bu niteliğe sahip şarkıcı çok az.

Zerrin Özer daha 15-16 yaşlarındayken ses rengi kadar, Allah vergisi gırtlak yapısının ona sağladığı avantajı sezgisel bir bilinçle kullandığı şarkıcılığı ile de benzersiz olduğunu göstermiş ve öyle de devam etmişti. O da tıpkı Yeliz gibi zaman zaman duygularına yenik düşse ve kariyerini iyi yönetememiş olsa da o gün bugün bir Zerrin daha gelmedi.


Zerrin’in yeni teklisi “Beni Tanıma”, geçtiğimiz günlerde Sony Müzik etiketiyle yayımlandı. Söz ve müziği Şehrazat’a ait şarkının düzenlemesi Selim Çaldıran tarafından yapılmış.

“Beni Tanıma” (ya da “Tanıma Beni”) ilk kez 1993’de Ferda Anıl Yarkın’ı bize tanıştıran ilk albümünde onun yorumuyla karşımıza çıkmıştı. Hemen ertesi sene 1994 yılında Gönül Akkor yıllar sonra yaptığı “Dönüş” adlı albümde seslendirdi bu şarkıyı. Sonrasında 2002’de Rüya Seven, 2003’de Yılmaz Morgül, 2004’de Nükhet Duru’dan dinledik. 2016’da ise Naşide Göktürk ölümünden önce yayımlanan son albümünde bu şarkıyı da seslendirmişti.


Görüldüğü üzere Türk pop müziğine sayısız klasik armağan etmiş Şehrazat’ın epeyce rağbet görmüş klasiklerinden biri bu şarkı. Rağbet görmesi boşuna değil. Sağlam bir şarkıcıya dilediğince yorum yapma şansı veren yani teknik açıdan çok elverişli bu şarkı, dokunaklı sözleri ve etkili melodisiyle de her defasında dinleyiciyi yakalamayı başarmış. Nitekim yine başarıyor. “Beni Tanıma”, bu defa Zerrin Özer’in sesinde başka bir etki yaratıyor.


Nicedir özlediğimiz Zerrin bu. Son yıllarda seslendirdiği ve pek ses getirmemiş onca şarkıdan sonra bu şarkıya nasıl sahip çıktığını ve nasıl asıldığını çok net fark ediyorsunuz dinlerken. Gerçek Zerrin’i ortaya çıkarmış nihayet. Teknik olarak pürüzsüz değil belki ama duygu olarak tam deminde bir yorum bu. Selim Çaldıran’ın düzenlemesi de şarkıya önceki tüm versiyonlarından farklı bir zenginlik, derinlik kazandırmış, bunu da söylemek lazım.

Umarım ve dilerim ki Zerrin artık böyle birinci lig şarkılar ve ileride birinci ligde anılacak yeni şarkılarla devam eder yoluna.



ŞUBAT 2018
0
Share


(9 Şubat 2018 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Türkçe popun gelmiş geçmiş en dramatik, en etkileyici kadın seslerinden biridir Yeliz. Kendine has ses renginin yanı sıra nüanslı şarkı söyleme biçimiyle de az bulunur bir şarkıcıdır. Ne var ki çocuk kalplidir. Hiçbir zaman kariyer hesabı ve planı yapmamış, bu uğurda kimsenin gölgesine girmemiş, hep duygularıyla hareket etmiştir. O, şarkı söylemeyi sever. Hem de çok sever. Gerisi de çok umurunda değildir.


Yeliz’i yakından tanıdığım için bunları yazabiliyorum tereddüt etmeden. Bugün hak ettiği yerde olmadığını yüzüne de söylemişimdir çok kez. Ama hiçbir şeyi şarkı söylemenin üzerinde tutmamasına da hak vermişimdir bir yandan. Kaldı ki ‘70’lerden bu yana aralıklarla da olsa sektörün görünen yüzünde boy gösterdiği her vakit, kendi janrında iyi işlere imza atarak varlığını ispat etmiştir.


‘70’ler popunda “Bu Ne Dünya”lar, “Yalan”lar, “Gönlüm Seninle”ler, ‘80’ler arabeskinde “Kim Bilir?”ler, “Seni Sevmek İbadet”ler, alaturkaysa “Sensiz Denizin Tadı mı Olur?” gibi bir köşe başı, ‘90’lar popuysa “Sel Suyu”, 2000’lerde “Ağla Kalbim” ve 2010’larda “Neredeydin?”, “Gidiyorum”… Her biri sağlam birer Yeliz klasiğidir.


Yeliz 2018 yılını yepyeni bir şarkıyla karşıladı. Bestesi Tamer Gürsoy’a ait “Bekle Yağmur Geliyor”un sözleri Aysel Gürel imzası taşıyor. (Evet, Aysel Gürel’in miras şarkı sözlerinden biri daha gün ışığına çıkıyor Gürsoy’un bu bestesiyle.) Yazz Müzik etiketiyle yayımlanan şarkının düzenlemesi ise Volga Tamöz’e ait.


Tam Yeliz’lik bir şarkı. Nefis sözler, etkili bir melodi ve Volga Tamöz ustalığında bir düzenleme… Yeliz cümlesine, kelimesine göre kimi kez kırgın, acılı, kimi kez asi ve hırçın bir biçimde şarkının hikâyesini dillendirirken duygusunu da iliklerine kadar hissettiriyor dinleyene. Öte yandan 26 yıl kadar sonra “Sel Suyu”na bir kardeş gelmiş gibi. Bir Yeliz klasiği de 2018 yılından yazılacak diskografisine, o şimdiden belli.

ŞUBAT 2018

0
Share
30 YIL SONRA VEDAT ÇETİNKAYA


(5 Şubat 2018 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

1966 yılında İstanbul Radyosu’na girerek müzik yaşantısına başlayan Vedat Çetinkaya, ilk 45’liğini 1969 yılında yayımlamış, ‘70’lerde de gazino sahnelerine transfer olmuştu. O yıllardan bu yana müzik çalışmalarını aralıksız devam ettirdi Çetinkaya. Çeşitli Türk müziği korolarının kurulmasına önayak oldu, koro şefliği ve eğitmenlik yaptı, dönemin tek kanallı televizyonunda ve radyoda solo programlarla dinleyici karşına çıkmaya devam ederken ayrıca bestekâr olarak da müziğe hizmet etti.


‘70’lerin en parlak Türk müziği solistlerinden biriydi. Sade ve abartısız okuyuş üslubu ve tavrıyla Zeki Müren’in ilk dönemlerini anımsatıyor ve hem dinleyici hem de müzik otoriterleri tarafından takdir ediliyordu. Ne var ki o, işin daha ticari tarafı olan plak ve gazino dünyasından ziyade eğitmenlik tarafına ağırlık verdi ve dönemdaşlarına nazaran daha az sayıda plak yaptı, magazin tarafında ise hiç boy göstermedi. Bundandır ki genç nesle ismi yabancı kalmış olsa da dönemi yaşayanların gayet iyi bildiği bir isim, bir ses. Şahsen ben bu yeni albüm elime ulaştığında, çocukluğumdan aşina olduğum sesin yıllar sonra yeni bir albümüne kavuşmanın sevinciyle mutlu oldum.


Vedat Çetinkaya’nın “Altın Şarkılar” adı verilmiş yeni albümü Selçuker Medya Yayıncılık ve EMI Müzik işbirliğiyle 2017 yılının Aralık ayında yayımlandı. Bildiğim kadarıyla (TRT tarafından 2011 yılında yayımlanmış arşiv seçkisini saymazsak) Vedat Çetinkaya yaklaşık 30 yıl aradan sonra ilk kez yeni bir albüm çıkarıyor ve bu bile tek başına bu albümü kıymetli kılıyor.

Çetinkaya’nın 1970-1979 yılları arasında Şahinler Plak etiketiyle yayımlanmış 45’liklerinden 15 şarkıyı ve iki 33’lük plağındaki bütün şarkıları şu an dijital platformlarda dinleyebilmek mümkün ama ne yazık ki ses kayıtlarının pek iyi olduğu söylenemez. 1988 yılında sadece kaset formatında yayımlanmış “İstiyorum” adlı albüm ise şimdilerde maalesef kayıp.


Buna mukabil iki disklik bu yeni albüm meraklısı için epeyce tatmin edici olabilir. Zira toplamda 20 şarkı ve 4 de enstrümantal versiyon var.

“Gizli Aşk”, “Gönül Penceresinden”, “Gözlerini Gözlerimden Ayırma Hiç” ve iki de Zeki Müren şarkısı, “Bir Demet Yasemen” ile “Şimdi Uzaklardasın” Türk müziğinin ‘60’lar-‘70’ler döneminden albüme giren şarkılar. Yanı sıra albümde beş tane de Vedat Çetinkaya bestesi var. Geriye kalan şarkılar ise daha yakın döneme, ağırlıklı olarak da ‘80’lere ait şarkılar. “Biraz Geç Kalmadın mı?”, “Sarsam Diyorum”, “Oldu mu Ya?” ve diğerleri…


Kalabalık bir müzisyen kadrosunun çaldığı albümün müzik direktörlüğü ve aranjörlüğünü albümde bir bestesi de bulunan Ahmet Kadri Rizeli yapmış. Bu güçlü ekip Türk müziği formundan ve üslubundan hiç sapmadan, tam da ustaları Vedat Çetinkaya’ya yakışır bir ince işçilikle, bu zamanda az bulunur bir albüm çıkarmışlar ortaya. Çetinkaya ise başından sonuna dek ustalığını konuşturmuş. Zamanında tavırlarını çok sevdiğimiz, ancak zaman içerisinde o tavırlarının nasıl bozulduğuna, deforme olduğuna da maalesef şahitlik ettiğimiz nice solistin aksine, Vedat Çetinkaya aynı tazeliği, aynı sadeliği ve dinleyenin içine ferahlık veren aydınlık sesiyle, aradan onca yıl hiç geçmemiş gibi kulaklarımızı dolduruyor. 

Mutlaka dinlemeli, mutlaka edinmeli, arşivlere koymalı ve saklamalı. Özellikle de (ne üzücüdür ki günümüz TRT sanatçıları da dâhil) genç nesil Türk müziği solistleri ve Türk müziği söylemeye niyetlenen, heves eden tüm şarkıcılar ders niyetine alıp dinlemeli. 

ŞUBAT 2018
0
Share
UN VAR, YAĞ VAR, ŞEKER VAR


(22 Ocak 2018 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Mekanikle dijital arasına sıkışıp kalmış müzik sektörü, müzik pazarlama stratejileri açısından da en dağınık günlerini yaşıyor. İleride bugünleri anlatırken albümler için “şu tarihte piyasaya çıkmıştır” gibi kesin ifadeler kullanmayacağız.

Sözgelimi What Da Funk albümünün ilk promosyonu 2017 Ağustos ayında yapıldı. Grubun Zeytinli Rock Festivali’nin açılışını yapacağı haberi albüm haberiyle birlikte servis edildi. Sonra albüm Eylül ayında Arpej Yapım etiketiyle sadece Apple nahiyesinde servis edildi. Mekanik baskı yılsonunda, albüm tanıtım gecesi ise Ocak 2018’de yapıldı. Şu an albüm bütün dijital platformlarda bulunabiliyor. Bu durumda artık “piyasaya” çıkmış olduğunu söyleyebiliriz sanırım.


What Da Funk, adındaki ironiden anlaşılabileceği üzere funk, soul ve caz ekollerini bugünün anlayışıyla harmanlayan, dünyada “neo soul” diye de adlandırılan bir türün Türkiye temsilcisi olma niyetiyle, Anıl ve Batu Şallıel kardeşler tarafından kurulmuş bir grup. Grubun kadrosu Şallıel kardeşlerin yanı sıra Koray Üsgülen, Tolga Şanlı, Deniz Beydili, Cengiz Tural, Duygu Tarhan ve Ebu Yeniyol’dan oluşuyor. Bu albümde ise tıpkı sahne performanslarında olduğu gibi What Da Funk’a geniş bir müzisyen kadrosu eşlik etmiş. Kimisi çalmış, kimisi de söylemiş.

Bu bakımdan albüm ilk bakışta epeyce iddialı görünüyor. Buray, Simge Sağın, İrem Derici, İrfan Özata gibi yakın dönemin popüler isimleri, yanı sıra Bedükler, Gülçin Ergüller, Gökçeler, Ferman Akgüller ve üstüne üstlük ölümünden önce yapılmış son kayıtlarından biri ile Harun Kolçak gibi isimleri görünce beklenti bir hayli yükseliyor. Dahası da var. Seçilen şarkıların büyük kısmı da pop tarihinin “hit” olmuş şarkıları. Kızılok’un “Yeter ki”sini, Sezen Aksu’nun “Adem Olan Anlar”ını, Moğollar’ın “Dinleyiverin Gari”sini filan farklı solistlerden ve “funk” kafasında dinlemek neden ilgi çekici olmasın ki?


Buraya kadar her şey tamam. Yani un var, yağ var, şeker var durumu. Mahmut Tuncer çıkıp sorsa yeri: “Ne duruyorsun? Helva yapsana!”

İşte nedenini bilemediğim bir şekilde o helva olmamış, olamamış. Bunun sebebini çok düşündüm, albümü tekrar tekrar dinledim ama bulamadım. Hem grubu oluşturan hem de gruba eşlik eden müzisyenlerin müzisyenlik vasıfları şüphe götürmüyor. Seçilen şarkılar ve hatta daha önce duymadığımız yeni şarkılar da hiç kötü değil. Ama başından sonuna dek albümü dinlerken bir an bile beni heyecanlandıran, yerimden kaldıran, “Vay!” dedirten bir şey olmadı. Her şey çok tekdüze akıyor, zaman zaman tempo iyiden iyiye düşüyor. Benzer bir şey, yıllar önce benzer bir konseptte yapılmış bir yeni nesil caz albümünü dinlerken de olmuştu.


Sanırım temel sorun, ister istemez parça parça, enstrüman enstrüman yapılan stüdyo kaydında grubun ve bu tarz müziğin sahnede yarattığı enerjinin albüme yansıtılamaması. Bu hem kayıt teknolojileriyle ilgili bir şey, hem de şarkıların düzenlemeleriyle. Misal, Barış Manço’nun “Aman Yavaş Aheste”si çok daha “funk”tır orijinal kaydında. Ona keza “Seyyah Oldum (Bir Dost Bulamadım)”ın Garo Mafyan düzenlemesiyle Ajda Pekkan versiyonu çok daha caz. Örnekler çoğaltılabilir.


Ben kendi adıma “İyisin”i, “Mecbursun”u, “Adem Olan Anlar”ı bu halleriyle duymak istemezdim. Buna karşın Harun Kolçak’ın artık sonsuzluktan yankılanan sesiyle albümü açan “İstersin”i, Buray’ın seslendirdiği “Yeter ki” ve gruba ait yeni üç şarkıdan biri olan “Kimliksizim”, albümün nispeten iyileri.

Popüler müzikte tekdüzeliğin hepimizi yeterince sıktığı bir dönemde neresinden baksanız farklı bu denemeyi her şeye rağmen önemsemek lazım. Bu albüm, konsepti itibarıyla da grubun adını duyurma işlevini yerine getirirse, eminim ki What Da Funk çok daha iyi işler yaparak yoluna devam edecektir.             




OCAK 2018
0
Share
BURAM BURAM İNCESAZ


(15 Ocak 2018 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Biri ’92 kışı, diğeri ’93 baharında çıkmış iki albüm yirmili yaşlarımın ilk yarısına damga vurmuştu handiyse. Ne kadar dinledim, ne kadar sevdim, anlatmakla bitmez. Yeni Türkü’nün “Aşk Yeniden”i ile Oya – Bora’nın “Seni Bana Yazmışlar”ı. O günlerde beni çok mutlu etmiş, ruh halime çok iyi gelmiş olmaları bir yana, müzik adına da çok ilham vermişlerdir bana.

O günlerde bu çok sevdiğim iki ayrı grubun iki ayrı müzisyeninin sonraki yıllarda bir başka grupta bir araya geleceklerini tahmin edemezdim elbette. Cengiz Onural ve Bora Ebeoğlu’ndan bahsediyorum. Ve İncesaz’dan…


Tabii bu, işin duygusal tarafı benim için. Öte yanda ise sevdiğim o diğer iki gruba da benzemeyen, aslına bakarsanız emsali de olmayan bir grup, bir oluşum olarak İncesaz 1997 yılından beri hayatımızda. İncesaz’ın 2017’nin Aralık ayında Kalan Müzik etiketiyle yayımlanan “Peşindeyim” ise grubun dokuzuncu albümü.


1997’de Cengiz Onural, Murat Aydemir ve Derya Türkan işbirliğiyle kurulan İncesaz, sonrasında yavaş yavaş kadrosunu genişletti, albümlerinde ve sahnede kimi zaman konuk müzisyenler de çaldı. Grubun bugünkü kadrosunu ise Onural ve Aydemir’in yanı sıra Taner Sayacıoğlu, Emre Erdal, Türker Çolak, Volkan Hürsever ve solist olarak da Ezgi Köker Aldemir ile Bora Ebeoğlu oluşturuyor. Bu albümde ayrıca konuk müzisyen olarak Hakkı Öztürk, Evrim Güvenli ve de Rezonans Korosu yer almış.


Klasik Türk müziği makam ve formlarının olağanüstü bir incelik ve ustalıkla kullanıldığı, ağırlıklı olarak özgün bestelere dayanan İncesaz müziği bu albümde de yeni on bir şarkıyla ihtişamını bir kez daha gösteriyor. Yani İncesaz yine hem bir geleneğin devamı olmayı, hem de o geleneği güncellemeyi sürdürüyor. Albümde beş Cengiz Onural, dört Murat Aydemir bestesi var. Bir şarkıyı Murat Aydemir ve Bora Ebeoğlu ortak bestelemiş, bir şarkı ise Haris Alexiu’nun bir bestesinin Onural’ın yazdığı sözlerle Türkçe adaptasyonu. Şarkı sözlerinde ise Cengiz Onural ve Bora Ebeoğlu’nun yanı sıra İncesaz’ın daha önceki albümlerinde de birlikte çalıştığı Mustafa Cem Pehlivan’ın imzasını görüyoruz.

İncesaz’ın enstrümantal eserlerinde nasıl ki söz kendini aratmıyor ve besteler kendi hikayesini anlatıveriyorsa, sözlü eserlerinde de sözler besteleri, besteler sözleri eşliyor, besliyor, büyütüyor.


Eminönü’nden tramvaya binip tıngır mıngır Bebek’e gidiyorsunuz erguvan moru bir akşamüstü, bir “İstanbul hanfendisi” geçiveriyor “Cumbalı Yalı”nın önünden, radyonun “buğulu sesi” saba makamından çalıyor, “lalezar” kokulu bir rüzgâr esiyor Emirgan sırtlarından, derken “eski saat” tıkırdıyor “duvarda yankılar” bırakarak…   

Kitaplarda, filmlerde, şarkılarda kalmış bir yaşamın, bir zamanın, bir dünyanın izlerini sürerken, bugünün gerçeğine susmaktan başka bir şey gelmiyor elinizden. Bir de “bir sabır ver zalime karşı duran” diye dua etmekten başka…

Her bir müzisyenin çok iyi çaldığı, solistlerin hakkıyla, duygusuyla, tadıyla söylediği, her bir şarkının kalbe dokunduğu, kulağı doyurduğu tepeden tırnağa buram buram İncesaz bir albüm bu. Uzun uzun, uzun yıllar boyu dinlemelik.

OCAK 2018

0
Share
ALBÜM GİBİ ALBÜM



(10 Ocak 2018 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)


Ferhat Göçer “yuvaya” döndü. 2005 yılında ilk kez DMC ile çıkmıştı albüm yolculuğuna. İlk beş yılın sonunda Emre Müzik’le devam etmiş, ikinci beş yılına ise Erol Köse ile başlamıştı. Ferhat Göçer’in yeni albümü “Bu Kalp İçinde Teksin”, 2017 yılının Aralık ayında DMC etiketi ile yayımlandı.


0
Share
Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa

Hakkımda


Photo Profile

Yavuz Hakan Tok
Müzik Yazarı / Eleştirmen / Arşivci

2001 yılında Bir Zamanlar adlı internet sitesinde müzik yazıları yazmaya başladı. Yanı sıra yazıları, Zip İstanbul, Koara, İkinci Kanal, Caretta, Mezun Life, Popüler Tarih dergilerinde, Bugün gazetesi ve Milliyet gazetesinde yayımlandı.

Daha Fazla



Takip Et

  • Instagram
  • YouTube
  • Twitter
  • Facebook

Bu Hafta Çok Okunanlar

  • Sezen Aksu Meselesi
    Bugünlerde sinirlerimiz çok bozuk. Haksız da sayılmayız. Evinize hırsız girse, bir de suçüstü yakalandığı halde evden çıkmamak, çalmaya dev...
  • Çeşitli Sanatçılar - "Kayahan'ın En İyileri 1"
    “YOLU SEVGİDEN GEÇEN” ŞARKILAR (1. BÖLÜM)  NTV’de yayınlanan Söz ve Müzik belgeselinin Kayahan özel bölümü için kolları sıvadığımızda 2014...
  • Prestij Müzik'in Film Gibi Hikâyesi
    (Milliyet Sanat dergisi Şubat 2023 sayısında ve 5 Şubat 2023 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanmıştır.)    1997 yılında bir vesileyle Pre...
  • Eurovision 2012 Günlüğü 14
    BÜYÜK FİNAL... ŞİMDİ! Saat sabaha karşı beşe gelmek üzere. Biz oteldeki odamızdayız ve kulaklarımızda Eurovision şarkıları çınlıyor. Hayır...
  • Aşkın Küçük Albüm Büyük 2
    SEVGİLİYE (B YÜZÜ) “Sevgiliye” albümü bir taraftan çok beğenilir ve büyük satış rakaları yakalarken, bir taraftan da eleştirilere...

Arşivden

  • Suna Yıldızoğlu Röportajı
    Yabancı Gelin Sonia, Türkiye'de nasıl ünlü bir sinema oyuncusu ve şarkıcı oldu?.. Yetmişlerde ona kim, neden açık çek verdi? Dillere...
  • Prestij Müzik'in Film Gibi Hikâyesi
    (Milliyet Sanat dergisi Şubat 2023 sayısında ve 5 Şubat 2023 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanmıştır.)    1997 yılında bir vesileyle Pre...
  • Ne Kadarı Fatih, Ne Kadarı Mabel?
    MABEL MATİZ - "FATİH"  “Yahu bu ne? Bu zamanda 25 şarkılık albüm mü olur? Kim dinleyecek bunu?” “Şarkıların hepsi birbirine benz...
  • İzlediklerim Ocak 2012
    ENBE ORKESTRASI - "SENDEN KIYMETLİ Mİ?" Bütün tartışmalara, eleştirilere rağmen popüler müzik piyasasında ENBE damgası vurulmuş ...
  • Oya Bora Röportajı
    "Hani Peter Pan masalı gibi bir hayal dünyası vardır ya; orada kötülük yoktur, orada ihanet yoktur, orada acı çekilmez. Bizim şarkılar...
Copyright © 2019 Yeter ki Müzik Olsun

Created with by Beauty Templates | Distributed by Gooyaabi Templates