Yeter ki Müzik Olsun
  • Seninle Üç Dakika
  • _Giriş
  • _1975
  • _1976
  • _1977
  • _1978
  • _1979
  • _1980
  • _1981
  • Röportajlar
  • Konser Yazıları
  • _2019 Konserleri
  • _2018 Konserleri
  • _2017 Konserleri
  • _2015 Konserleri
  • _2016 Konserleri
  • _2014 Konserleri
  • Günün Şarkısı
  • Albüm / Şarkı Eleştirileri
  • Güncel
  • Yıldızlar
  • Klasikler
  • Ses Dergisi
  • Günlükler
  • _Eurovision 2011 Günlüğü
  • _Eurovision 2010 Günlüğü
  • _Nasıl TV Programı Yaptık?

(29 Ağustos 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Bir arkadaşım geçenlerde şahane bir şey söyledi: “İnsanlar seni ilk nasıl tanımışlarsa onların gözünde öyle kalıyorsun. Sen başka bir yere gelsen de seni hâlâ orada sanıyorlar, orada görüyorlar. Tıpkı çocuğunun senin gözünde hep bebek kalması gibi,” dedi. Şahsi tanışıklıklar, ahbaplıklar ve dostluklarsa söz konusu olan, sahiden de böyle bu. Ama o ahbaplıklar bir mesafe dâhilindeyse ve senin o kişiye uzaktan da bakabilme şansın varsa işin rengi değişiyor.


Mabel Matiz benim için öyle. İlk albümünü çok sevmiş, uzun uzun yazmış, sonra tanışmış, ahbap olmuştum. O günlerde iyi niyetli, hevesli, bir yandan kendinden emin ama bir yandan da henüz önündeki yolun onu nereye getireceğini tam olarak kestiremeyen bir genç adamdı Mabel. Benim için bir Mavi Işıklar konseri sonrası bir kafede ortak arkadaşlarımızla birlikte oturup sohbet ettiğimiz, Beyoğlu’ndaki küçücük bir mekânda albüm sonrası ilk konser heyecanına şahitlik ettiğimiz ya da ikinci albümünü ilk kez dinlemek üzere Erekli Stüdyosunun o uhrevi atmosferinde bir araya geldiğimiz Mabel’dir Mabel Matiz. Sonra ben onun büyüdüğünü gördüm. Bir yerlerde karşılaşmak dışında bir araya geldiğimiz hiç olmadı yıllar içerisinde; belki iyi de oldu. Belki çok yakından bu kadar net göremezdim.


Mabel’in yeni teklisi “Ya Bu İşler Ne?” geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle yayımlandı. Ve ben onun ne kadar “büyüdüğünü” bir kez daha görmüş oldum.

Başından beri hep kendine ait bir tavrı, tarzı, sözü, melodisi, dili vardı Mabel’in. Ne çare ki bunun fark edilmesi için “Sultan Süleyman”ı söylemesi, “Aşk Yok Olmaktır”a klip çekmesi gerekiyormuş. Geniş kitleler bu “cover”lar sayesinde Mabel’e aşina oldu, gerisi çorap söküğü gibi geldi. Ama Mabel bu süreçte hep üzerine bir şeyler koyarak ilerledi. Daha doğru şarkı söylemeye, sesini daha doğru kullanmaya başladı, müziğine yeni renkler, sesler kattı ve her bakımdan gözle görülür biçimde daha cesur davranacak bir konfor alanı yarattı kendine. Bu şarkı ve klip de bunun ispatı.


Önceki albümlerine kıyasla, özellikle şarkının düzenlemesi bakımından ileriye doğru gitmiş, yeni sulara yelken açmış “Ya Bu İşler Ne?” ile Mabel. Yüzünü doğrudan popa dönmeden, popun renkli ve şatafatlı tarafını kendi müziğine yedirmiş. Bunu klibi ve görselliğiyle de vurgulamış diye de düşünebilirsiniz, bu klip ve görsellikle kendini artık çok daha net ifade edebilecek güce erişmiş diye de. Nitekim klip yönetmenliğine ortak olması da buna işaret.


Önümüzdeki süreçte gelecek yeni albümün de habercisi bu şarkı. Ve o albümün tarzının, biçiminin. Bu da işi daha heyecan verici, merak uyandırıcı kılıyor.

AĞUSTOS 2017 
0
Share

(29 Ağustos 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Bu şarkının bestecisi Ersay Üner tarafından seslendirilmiş “demo” versiyonunu piyasaya çıkmadan çok önce dinlemiştim. O gün bana şarkının klibinin nasıl olacağını, bizzat Aleyna’nın planladığı ve tasarladığı renkleri, imajı, objeleri de göstermiş, anlatmışlardı. Nitekim klip birebir bana anlatıldığı gibi çekildi ama şarkı haliyle çok ama çok değişmişti düzenlemeyle.


Öncelikle bir konuya açıklık getirmek lazım, çünkü çok konuşuldu. Bir şarkıya “çalıntı” ya da “alıntı” diyebilmek için öncelikle en çıplak haline, ana melodi çatısına bakmak lazım. Yoksa nasıl ki “pret-a-porte” bir elbise alıp sonra aynısı başkasının sırtında görünce “benden çalmış” diyemezseniz, her yerde satılan ve herkesin kullanabileceği sesler, “loop”lar, ritimlerle düzenlenmiş şarkıları da kısa yoldan “çalıntı” diye damgalayamazsınız. Teknolojinin müziği getirdiği noktada bu benzerlikler bir yere kadar makul artık; bunu kabul etmek lazım. Evet, şarkı bu düzenlemesiyle özellikle dünyada ses getirmiş birkaç şarkıyı anımsatmıyor değil ama besteye “çalıntı” demek başka bir şey ve bence haksızlık.


Gelelim Aleyna’nın “star” olup olmamasına ya da geleceğin “star”ı olup olmayacağına. Bu hükmü iki şarkıyla vermek kadar enayice bir şey olamaz. Sadece ipuçlarını toplayabiliriz belki. Mesela 17 yaşında bir genç kızın klibinde ne yapıp ne edeceğini tasarlayabilecek vizyona sahip olmasını ve de kendi kuşağına nasıl hitap edebileceğini bu kadar nokta atışı kestirebilmesini azımsamamak lazım. Kendinden iyi ya da kötü bahsettirmeyi iyi biliyor ve içinde yer aldığı kulvarda bunun bir gereklilik olduğunun da farkında. Ben Aleyna’nın tepki uyandırmak pahasına sosyal medyada yazdıklarını, röportajlarda söylediklerini cahilliğine ya da ergen yaşına vermiyorum; aksine kasıtlı yaptığını düşünüyorum çoğu zaman.


Bu işin bir yüzü. Diğer yüzünde ise bir “star” yönetiminin zayıflığını, daha doğrusu yönetilememesini görüyorum. Dünyada, özellikle de Amerika’da her yıl bir dolu “proje çocuk” servis edilir müziğe, sinemaya. 16-17 yaşlarında, hatta bazen daha küçük bu çocuklar planlı programlı bir şekilde en az 20-30 yıl sektöre para kazandıracak bir biçimde yönetilirler. Justin Bieber’ından Miley Cyrus’ına sayısız örnek var bu konuda. Ama hiçbiri kariyer yönetimi konusunda bu kadar (tabiri caizse) “başıboş” bırakılmaz. Aleyna konusunda burada bir açık var ve bu açık beklenmedik bir anda çok tehlikeli bir yere varabilir.


Gelelim şarkıya… “Sen Olsan Bari”, günün bütün “trend”lerini yakalamış, bu anlamda Aleyna Tilki’nin üzerine çok doğru oturmuş, çok genç bir şarkı. Daha şimdiden davul zurnayla çalanı da oldu, tribün sloganı yapan da ki bu da şarkının kim ne derse desin yerine oturduğunun ispatı. Hatta bu anlamda “Cevapsız Çınlama”dan daha etkili olduğu da bir gerçek çünkü o şarkı piyasadaki nice pop şarkısından çok farklı değildi ama bu şarkı Aleyna’ya ortalamanın içinde bulunduğu alandan başka bir alan açabilecek gibiydi ki açmış da gözüküyor şu an.



Ancak hâlâ ilk şarkıda yazdığım düşüncelerimi değiştirmiş değilim. O şarkıya göre kuşkusuz daha iyi ama Aleyna’nın şarkı söyleme biçimi hâlâ sorunlu. Sesinden, sesinin gücünden, notalara basışından filan bahsetmiyorum. İyi şarkı söylemek bunlardan ibaret değil. Sesini kullanma tekniği, Türkçe telaffuzu ve kelime vurguları “bu da onun karakteristiği” ya da “böyle sevildi böyle kalsın” denemeyecek kadar arızalı. Zaman içerisinde oturur, gelişir ve rengini, tarzını bulur, Aleyna’da o öğrenmeye açık olma hâli var var olmasına da mesele onun bu sorunun farkında olması. Ben henüz pek farkında olduğunu sanmıyorum.

AĞUSTOS 2017 
0
Share

(29 Ağustos 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Soner Arıca telefonlarımızdaki aplikasyonlar gibi; sürekli güncelliyor kendini. Tam bir önceki versiyonuna yeni alıştık derken bir bakıyoruz başka bir versiyonu çıkmış bile.

“Saklı”, “Bir Yanım Gitti”, “Aşkın Saniyesi”, “Dönsen Bile” ve şimdi de “Kaçalım”… Arıca’nın 90’lardan, onu ilk tanıdığımız yıllardan bu yana değişmeyen bir tarzı var, evet ama aradan geçen 20 yılda bu istikrarla “demode” olmak da ihtimal dâhilindeyken Arıca bu ihtimale hep ustaca manevralarla çelme taktı. Nitekim “Kaçalım” bunu bir kez daha gösteriyor.


Radikal bir imaj çalışması, “sert” bir klip, kulağa dost Soner Arıca melodileri ve “romantik – isyankar” sözlerle Soner yine hem kendi gibi hem de çok farklı. Pekâla yavaş bir düzenleme de yapılabilirmiş bu şarkıya (belki öyle bir versiyon da olmalıymış) ama şarkının teklide yer alan ve işinin ehillerinin elinden çıkmış dört farklı düzenlemesi de kan kaynatan cinsten. Ardı ardına dördünü de dinleyebiliyor ve sıkılmıyorsunuz mesela ki özellikle “remix” versiyonlarda, o sırada dans etmiyor, yerinizde oturuyorsanız bu pek mümkün olmaz.


Şarkının orijinal versiyonun düzenlemesi, Arıca’nın farklı bir kimya yakaladığı genç müzisyenlerden Enver Günen tarafından yapılmış. “Remix” versiyonlar ise Suat Ateşdağlı, Kaan Gökman ve Catwork’e emanet edilmiş. Ben biraz daha “tok” sesleri, “kick”leri sevdiğim için bu işlerde, en çok Suat Ateşdağlı “remix”ine yakınlık duydum ama tercihe göre her bir versiyonun şarkıya başka bir değer kattığı söylenebilir.


Henüz “buralardan kaçmak için” (hangimiz istemiyoruz ki?) gerekli şartlar hazır değilse, en azından şarkıya bağır çağır eşlik edip kolay yoldan bir terapi seansı yapabilirsiniz ki bu da şarkıyı müzikal içeriği ve niteliğinden bağımsız olarak sevmek için bir başka sebep olabilir.

AĞUSTOS 2017
0
Share

(29 Ağustos 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Şarkıyı ilk kim söyledi, Kibariye mi, Gökhan Güney mi yoksa başka biri mi, emin değilim; Burhan Bayar’a sormak lazım. Ama “Unutamadım” benim hatırımda hep Müslüm Gürses’in sesiyle durur senelerdir. Baba’nın ‘80’ler efsanelerinden “Küskünüm” albümünde vardı o şarkı ve o kaset o dönem (‘86 yılı olmalı) benim (abartısız) baş tacımdı. Şarkı 4-5 yıl önce bir şekilde yeniden popüler oldu (daha ziyade “Kaç Kadeh Kırıldı” adıyla) ve hâlâ da popüler.


İstanbul Arabesque Project, geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle piyasaya çıkan yeni teklisinde şarkıyı bir kez de kendi stilince çalmış, solist olarak da Kamuran Akkor’u misafir etmiş. Bunu böyle söylemesi bile heyecan verici. Zira arabeski (bir dolu “rock” grubunun ya da popçunun yaptığı gibi) gizli saklı, üstü örtülü bir biçimde değil, alenen çalıp söyleyen, kendince yeniden biçimlendiren ve bu anlamda kendi kulvarında tek olan İstanbul Arabesque Project ne yapsa seven, dinleyenlerdenim ben. Bir de üstüne Kamuran Akkor gibi bir ismin bu proje için yıllar sonra yeniden stüdyoya girmesi filan, bırakın haber değerini bir yana, adeta düğün bayram.


Nitekim şarkıyı dinleyince Kamuran Akkor yıllardır neden stüdyoya girmemiş, neden bu kadar ara vermiş diye hayıflanıyorsunuz. Çünkü ister pop dönemini ister alaturka dönemini, isterse arabesk dönemini biliyor ya da seviyor olun, hep nevi şahsına münhasır kalmış, farklı ses tınısı ve şarkı söyleme biçimiyle hep eşsiz olmuş Kamuran Akkor, aradan geçen onca yıla rağmen etkisinden hiçbir şey kaybetmemiş. Yine dinleyenin ciğerine dokunuyor, burnunu sızlatıyor, yine söylediği şarkının her kelimesinin hakkını veriyor. Kaldı ki çok farklı tarzlarda şarkılar söylemiş ama “rock” sularında hiç gezinmemiş Akkor için cesurca da bir deneme bu.


Şarkı Barbaros Akbulut tarafından şahane düzenlenmiş, grup tarafından şahane çalınmış ve Kamuran Akkor şahane söylemiş. Söylemeden geçemeyeceğim, “Unutamadım”ı yakın zamanda Berkay’ından Zara’sına çok kişi yeniden seslendirdi ama bu düzenleme ve yorum ama hepsine Barış Manço misali “müsaadenizle çocuklar” demiş; yapacak bir şey yok.


İstanbul Arabesque Project bu şarkının peşi sıra Kamuran Akkor’la bir albüm dolusu şarkı yapsa dinlenir, benden söylemesi.

AĞUSTOS 2017 
0
Share
GÖZDE ÖNEY’İN DÜNYASI


(21 Ağustos 2017 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Samsun doğumlu Gözde Öney’in müzikle mesaisi de Samsun’da yarı zamanlı konservatuar eğitimi ile başlamış. Daha sonra İstanbul’da Bilgi Üniversitesi’nde müzik eğitimine devam eden Öney, reklam müzikleri seslendirerek ve Hande Yener, Sibel Tüzün, Hüsnü Arkan gibi isimlere sahnede vokal yaparak deneyim kazanmış.

Müziğin alternatif kanadıyla ilgili olanlar özellikle Sofar performansı “Kavga” ile tanımıştı onu. Mahmut Çınar’la kaydettiği iki düet şarkı ve bir Peyk “cover”ı olan “Gidin” ise Öney’in yayımlanmış ilk resmi kayıtları oldu. Gözde Öney’in ilk albümü “İki Gölge” ise Mayıs 2017 itibariyle yayımlandı.


Bu tertemiz, pırıl pırıl şarkı söyleyen, kırılgan ve hatta biraz çekingen ama bir yanıyla da kendinden emin olduğunu hissettiren, tınısı farklı ve kendine has sesin sahibi beylik tabiriyle “umut vaat eden” bir müzisyendi, bu belliydi. Nitekim ilk albümüyle de bunu tescillemiş oldu.

Doğaç Müzik etiketiyle yayımlanan “İki Gölge”, her şeyden önce bir albüm bütünlüğü taşıyor. Kapağından grafik tasarımına, müzikal içeriğinden şarkı dizimine dek her bakımdan dinleyici bir süreliğine olduğu yerden, içinde bulunduğu dünyadan alıp Gözde Öney’in dünyasına götürüyor ki artık zaten çok az yapılmakta olan albümlerde pek az denk geldiğimiz bir nitelik bu.


Peki Gözde Öney’in dünyasında ne var? Bir kere kendi sözünü söyleyen, derdini anlatan, sorular soran, cevaplar arayan genç bir kadın ve onun çapaksız, sade ama derin söz cümleleri, sakin, dolambaçsız melodi cümleleri var. O cümleler çok iyi işlenmiş, çok profesyonelce çalınmış şarkılara dönüştürülmüş yine genç ve çok yetenekli müzisyenler tarafından. Haliyle albüm boyunca “Bunun ne işi var burada?” diyeceğiniz bir tek şey çıkmıyor karşınıza. Hem söz, hem melodi, hem de düzenleme açısından böyle bu. Zaten birbiriyle bir şekilde teşrik-i mesaisi olan bir ekibin kendi içindeki uyumu, ticari ya da değil, başka türlü kaygılara teslim olmamış; bunu hissediyorsunuz ki bu da bir albüm için pek az bulunur bir başka nitelik şimdilerde.

Mesela ben kendi adıma, albümden bir süre önce tekli olarak yayımlanan ve çok da sevdiğim “Gidin”in albümde olmasını beklerdim ama belli ki ister istemez bütünün dışında kalacak bu şarkıyı albüme koymamayı tercih etmişler.


Albümdeki tüm şarkılar Gözde Öney’e ait olmakla birlikte “Düşüş”ün müziğinde Koray Candemir, “Hayat İzleri”nin sözlerinde Ayşe Saran, “Tik Tak”ın müziğinde ise Okay Aynur’la ortak imzalar var. Sekiz şarkının düzenlemesi Efe Demiral tarafından yapılmış, “Son Nefes”te Koray Candemir ve Okay Aynur, “Bi’ Ruh”da ise Canay Cengen ve Okay Aynur düzenlemelere imza atmış. Albüm kapak fotoğrafı Begüm Koçum tarafından çekilmiş, her bir şarkı için ayrı ayrı çizilmiş illüstrasyonlar ve kartonet tasarımı ise Eren Caner Polat tarafından yapılmış.    

Sofar performansıyla bilinir hale gelen (ve bende Öney’in bu şarkıyı günün birinde bir şekilde Nazan Öncel’le düet söylediğini duyma arzusu uyandıran) “Kavga”, sıralamada “Kavga”nın hemen ardından gelen “”Sen Olsan”, inceden bir Ortaçgil rüzgarı estiren “Çok Şey”, etkileyici sözleriyle “Tik Tak” albümü ilk dinleyişimde benim için öne çıkan şarkılar oldu.



Dünyada ve Türkiye’de pek çok örneği olan ve hatta tartışmaya açık ve içi boşaltılmış bir tabir olsa da “kadın ozan” diye tanımlanan bir karşılığı da var Gözde Öney türevi müzisyenlerin. Eğer bir kategorizasyon şartsa, Ceyl’an Ertem’inden Jehan Barbur’una, Melis Danişmend’inden Çiğdem Erken’ine, dinleyicisine her biri farklı kapılar açan yeni nesil müzisyenler arasında Gözde Öney’in adını da anmaya başlayabiliriz bu albümle birlikte.     

AĞUSTOS 2017   
0
Share
“POST-TRUTH” HÜKMÜNÜ SÜRERKEN


(1 Ağustos 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

“Zamanın ruhu pişkinlik” yazdım geçenlerde Twitter’a. Ekleyin ekleyebildiğiniz kadar. Arsızlık, yüzsüzlük, utanmazlık, yalancılık… Hepsi aynı kapıya çıkıyor.

“Post-truth” çağında yaşıyoruz. 15 dakika süren bir yağışta doğal afete uğramış şehrin “seçilmiş” yöneticileri zerre sorumluluk üstlenmeyebiliyor örneğin. Siyasetçi bugün öyle yarın böyle söylediğini, yaptığını kolayca inkâr edebiliyor.

Yazdığı şarkı ciklet manisinden alıntı çıkan besteci susarak kapatabiliyor konuyu.


2
Share

(24 Temmuz 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Bugünün “teenage” müzik dinleyicisi ana akım müzik yayıncılarına, medyaya müthiş bir tepki veriyor. İzlemiyor, dinlemiyor, takip etmiyor. Onların akıllı telefonları ve o telefonlarla yarattıkları bir dünya var. Kendi trendlerini kendileri belirliyor, kendi starlarını kendileri yaratıyorlar. Müzik yapımcılarının YouTube’da yetenek avına çıkması boşuna değil. Ne televizyonlarda yayınlanan yarışmalardaki gençler ne de parasıyla pompalanan eskiler/yeniler bu kadar etki yaratabiliyor çünkü.


Artık iyi kötü gitar çalabilen, şarkı söyleyebilen, bir video kaydedip YouTube’a yükleyebilen kendi dinleyici kitlesini yaratmanın ilk adımını atmış oluyor. Sonra kulaktan kulağa yayılıyor, linkler telefondan telefona dolaşıyor ve ana akım medyada hiç görmediğimiz, duymadığımız yeni yeni starlarımız oluyor. O sırada klasik ekolden gelenler “Bilmem ne TV’de klibim yayınlanmıyor,” diye tepinip dururken gençlerin eğilimlerine ana akımın etkisinin giderek sona ermekte olduğunun ne yazık ki farkına varamıyor.


İşin burası böyle. İyi hoş, ama müzik bu kadar basit bir iş değil. Profesyonellikle amatörlüğün arasında emeksiz, çabasız kolayca geçilemeyecek çok kalın bir çizgi var. İnternette şu veya bu şekilde çok tıklandı, çok izlendi, fenomen oldu filan diye yapımcıların/yayıncıların çizgi filmlerdeki gibi gözlerinde dolar işaretleri yanıp sönerken sözleşme imzalayıp yazar, oyuncu, şarkıcı yapmaya niyet ettiklerinin vasıf, donanım ve altyapı eksiklikleri bir süre sonra yaşanacak hayal kırıklıklarının da sebebi oluyor. “Hayal Et Sevgilim” İrem nerede şimdi? “Kalbime Gömerim O Zaman” Gökçe Kırgız nerede? Yılın en çok tıklanan şarkılarından birine kerameti kendinden menkul bir imza atan Çağatay Akman’ın ne kadar “ham” olduğu daha yakınlarda ortalığa dökülüvermedi mi?


Yani fenomen olmak iyi hoş da profesyonelliğe geçiş bu kadar kolay olmamalı. Olmaz. Bir yerden patlak verir.

Bunları yazmamın sebebi Ece Mumay değil. Zira Ece Mumay en azından yaptığı işin altını doldurabilecek bir eğitim alıyor halen. Sesi gayet güzel, iyi de kullanıyor. İnternetteki şöhreti daha 18 yaşında onu Pasaj Müzik gibi gayet ciddi bir firmayla anlaşma imzalamaya kadar götürdü. Buraya kadar her şey şahane. Ama profesyonel bir işin amatör bir işten farkı olmalı. O profesyonel dokunuş, YouTube videosunun altına yazılacak bilmem kaç yüz tane “Aaa bu şarkının eski hali daha iyiydi, rezil etmişler şarkıyı” yorumu göze almak pahasına kendini göstermeli. Aksi takdirde elbette eski hali daha iyi görünür göze.


Pasaj Müzik’le anlaşma imzalamasının ardından önce kendi bestesi olan “Belki Bir Gün”le giriş yaptı sektöre Ece Mumay. O şarkı yeterince ses getirmedi. Bunun üzerine ikinci tekli şarkısı olarak Mumay’ın amatör videoları arasında en çok tıklananlardan biri olan “Vazgeç Gönül” seçildi. Şarkının sözleri Kubilay Çalcalı ve Şahin Çelik ortak imzasını taşıyor, bestesi Kubilay Çalcalı’ya ait, düzenleme ise Caner Karamukoğlu tarafından yapılmış. Tıpkı amatör videoda olduğu gibi Ece Mumay şarkıyı yine tek bir gitar eşliğinde, sakin sakin söylüyor. Tek fark, bunun bir stüdyo kaydı olması. Klip bile amatör video durağanlığının izlerini taşıyor.


Bu defa tıklanma sayısı üç milyonu aşmış yani bu strateji işe yaramış. Ama notaları gayet düzgün basan bu gencecik kızımıza kimse kelimeleri de düzgün telaffuz etmesi gerektiğini söylememiş. Şarkı boyunca hiç “vazgeç” diyemediğini, hep “vasssgeç” dediğini mesela. Neden? Doğallığı bozulmasın diye mi? Peki buradan varacağımız yer neresi? Bir amatörden bir profesyonel yaratmak mı yoksa bir amatörü amatör bırakmak mı? “Nasılsa böyle sevildi, böyle kalsın” mı?


Aynı şey Feride Hilal Akın için de geçerli, Sena Şener için de (hatta farklı kulvarda olmasına rağmen Aleyna Tilki için de…) Daha başka örnekler de var. Twitter fenomeni biri kitap yazdığında o bile bir “editör”ün elinden geçiyor, yazım hataları, ifade yanlışları düzeltiliyor. Bir profesyonel dokunuş olmayacaksa yapılan işin profesyonel olmasının sebebi ne? Sadece para kazanmak mı?


Ece daha çok küçük. Bana kırılmasın, küsmesin, hevesini ve cesaretini de kaybetmesin. Bu meseleyi yazmak için vesile ettim sadece onu. Sektörün bu konuda biraz dürtülmeye ihtiyacı vardı çünkü.     

TEMMUZ 2017
0
Share

(24 Temmuz 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Esin İris ilk albümü “Yine Mavi”yi 2014 yılında yayımlamıştı. Esin’in hayli dolu ve renkli müzikal geçmişinin doğal sonucu olarak türler arasında gezinen, tam yolunu bulamamış, biraz “ortaya karışık” bir albümdü o. Mesela çıkış şarkısı “Bu Gece”yi bir Aydilge şarkısı da sanabilirdiniz, bir Gökçe hatta Yıldız Tilbe şarkısı da.


Esin İris’in yeni teklisi “Bir Aşk Yok”, geçtiğimiz günlerde Sony Müzik etiketiyle yayımlandı. Sözleri Esin İris’e ait olan şarkının bestesinde İris’in yanı sıra Orhun Ozan ve Affan Özgür Aksüyek’in de imzası var. Düzenleme ise İskender Paydaş tarafından yapılmış.


Bir romantik komedi şarkısı “Bir Aşk Yok”. Ya da bir genç kız, genç kadın şarkısı. Şarkının klibi de bunun alını çiziyor zaten. Şarkı şu zamanların ruhunu tam da yerinden yakalamış, çok etkili ve dinleyen her beş kişiden dördünün hak vereceği, onay vereceği bir tek cümleye “bir aşk yok uğruna ölecek”e yaslanıyor. Nakaratta sadece bu cümlenin tekrar edilip durması boşuna değil; alt metin “fazla söze ne hacet” diyor besbelli. Olur mu? Neden olmasın? İlla laf kalabalığı şart değil.



Güzel, ferah bir melodi, güzel, oyuncaklı bir düzenleme, bu defa karakteristiğini çok daha açık gösterebilmiş bir Esin İris. Ben çok sevdim bu şarkıyı. Bakmayın dertli sözlerine, “bir aşk yok uğruna ölecek” diye tekrar edip dururken, bir anda “amaaan yoksa da yok ne yapayım yani?” diyebilirsiniz pekala. Öyle de iç açıcı bir tarafı var zira.

TEMMUZ 2017
0
Share

(24 Temmuz 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Hakiki bir pop-star olabilmenin gereklilikleri nelerdir? Edis’e bakınız. Daha ilk şarkısı, ilk klibinde gözümüzü alamadık ondan. Onlarcası vardı onun yaş skalasında, genç, yetenekli, hevesli. Ama bir şey farklıydı. Kendine baktırdı, şarkısını dinletti. Hem de bir defalığına değil, her defasında; her yeni şarkı yayımladığında.


Edis’in yeni teklisi “Çok Çok”, geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle yayımlandı. Bir film için seslendirdiği “Vay”ı saymazsak bu, 2014 Aralık ayından bu yanan yayımlanan dördüncü şarkısı Edis’in. Aslına bakarsanız az; ama öz mü öz.


Çünkü her şarkısında farklılığını biraz daha vurguluyor, gösteriyor Edis. Şarkıları, şarkı söyleme biçimi, dansı, kılık kıyafeti ile. “Çok Çok” bu zincirin son ve şimdiye kadarki en etkili halkası. Evet, bir pop şarkısı, evet, Edis’in Alper Narman ve Onur Özdemir ile ortak yazdığı ve düzenlemesini Ozan Çolakoğlu’na emanet ettiği şarkı gündelik ve eğlenceli popun tam ortasından geçiyor ama geçerken sağında solundaki benzer yüzlercesine bir çırpıda tur bindiriyor. Bu işin iyisi, edeplisi, makulü nasıl yapılırı gösteriyor. Sonra bu averaj, etrafındakilere hiç benzemeyen bir görsellik ve dansla gücünü katlıyor. Genç yaşına rağmen örnek oluyor aslında yirmi yıldır aynı telden çalanlara ya da beğenilmeme endişesi cesaretinden büyüklere.



Kimisi çizgisini hiç değiştirmesin, zamana ayak uydursa bile hep sevdiğimiz gibi kalsın isteriz. Onlar genellikle kariyerlerinin odak noktası şarkılar (genellikle de kendi yazdıkları şarkılar) olanlardır. Kayahan’dır, Yaşar’dır, şüphesiz Ortaçgil’dir ya da Sezen Aksu’dur belki bir yanıyla. Ama pop-star kavramı şarkılarla, görsellikle, vesaireyle bütünde güncel olmak ve kalmak, fark edilebilir olmak ve bunu sürdürebilmek üzerine inşa edilir. Ajda Pekkan’dır onun en dillere destan örneği de. Her ne kadar zaman zaman kızsak da Hande Yener’dir belki biraz da. Henüz çok ama çok erken de olsa bu gidişle Edis’i de ileride aynı yere koyarsak bu beni şaşırtmayacak.

TEMMUZ 2017
0
Share

(24 Temmuz 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

2016 yılını Ocak ayında yayımlanmış bir tekliyle geçiren Yonca Lodi, 2017’de sesini duyurmak içinse Haziran ayına kadar bekledi. Lodi’nin geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle yayımlanan yeni teklisi “Mühür” adını taşıyor.


Her şarkı “hit” olmak zorunda değil. Bazı şarkılar bir söz söylemek, bir şey anlatmak, bir duyguya karşılık olmak, bir ânâ tanıklık etmek için vardır. Albümler en çok bu işe yarardı. Her şarkısı “hit” olmazdı albümün. Bazı şarkılar dile düşmez ama kalbe düşerdi. Albümdeki şarkılar birbirine destek verir, biri diğerinin önünü açar, öteki berikinin sözüne sahip çıkardı.   
Yonca Lodi de zamanında böylesi albümler yapmış bir isim olduğundan mıdır nedir, ben kendi adıma bir şey anlamıyorum onun tek tek yayımladığı şarkılardan. Bir önceki tekli “Özlüyorum” güme gitti sanki. Bu da mı gidecek bilmem.


Oysa nasıl güzel bir şarkı. Sözleri Tamer Sağır yazmış, besteyi Hakan Demirtaş yapmış, düzenleme ise Alper Atakan’ın elinden çıkmış. Dertli sözleri, efkârlı melodisi, “damar” düzenlemesi, “amaaaaaan” narası ile filan Yonca Lodi kariyerinin belki de en alaturka şarkısı olabilir ama hakkını vermiş mi vermiş, kendine yakıştırmış mı yakıştırmış. Benim böylesi “demlenme” şarkılarına da zaafım var mı, var. Öyleyse tokuşturalım kadehleri!



Şaka bir yana, sözü, müziği, pırıl pırıl düzenlemesi ve çapaksız yorumuyla eli yüzü fevkalade düzgün bir pop-alaturka şarkı “Mühür”. Şarkının klibinde Yonca Lodi’yi daha önce hiç görmediğimiz bir biçimde oyunculuk yaparken görmek de işin sürprizi.

TEMMUZ 2017
0
Share

(24 Temmuz 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Bir O Ses Türkiye cahili olarak yine ıskalamışım. Bugünlerde adını sıkça duyduğum Güven Yüreyi de o yarışmanın rahle-i tedrisinden geçmiş meğer. Şöyle bir seyrettim yarışma videolarını. O kırmızı koltuklardan birinde ben otursaymışım asla döndürmezmişim koltuğumu. O kadar “piyasa ağzı” (ya da “sahne ağzı” okumuş ki şarkıları, ben tamamını izlemekte zorlandım. Ağdalı, gereksiz nağmeli, kelimeleri çeke uzata söylemek de yerine göre makbul olabilir şayet Kibariye, Ebru Gündeş ya da Müslüm Gürses gibi karakteristiği olan bir sesiniz varsa. Ama Güven Yüreyi gibi kolay ayırt edilebilir bir ses tınınız yoksa o stil sizi daha da sıradanlaştırmak öteye gitmez.


Neyse ki Güven Yüreyi ilk teklisinde aynı hataya düşmemiş. Düz, temiz ve açık bir yorumla şarkıda payına düşen cümleleri seslendirmiş ve düet partneri Derya Uluğ ile gayet parlak bir işe imza atmış.


Güven Yüreyi’nin DMC etiketi ile yayımlanan ilk teklisi “Sen Maşallah” adını taşıyor. Derya Uluğ ile düet yapması boşa değil zira şarkı, Derya Uluğ ve Asil Gök ikilisinin elinden çıkmış. Düzenlemesi, slogan şarkı sözleri ve akılda kalıcı melodisiyle neresinden baksanız “hit” adayı bir şarkı ki zaten servis edilir edilmez de dikkatleri üzerine çekti. Hatta Derya Uluğ’un “Canavar”ından çok daha iyi, çok daha akıcı. Lafın burasına küçük bir çekince koymak gerekirse, “Canavar” ve “Okyanus”un birbirine benzediği yer neresiyse, bu şarkının benzediği yer de tam orası. Bunu şarkı yazarlarının alamet-i farikası olarak da kabul edebilirsiniz, şarkıdan şarkı türetme formülünün handikabı olarak da; orası size kalmış.



Buna karşın Güven Yüreyi için bu şarkının iyi bir başlangıç olacağı su götürmez. Belki de çok uzun sürede yürüyeceği yolu bu şarkı sayesinde çok kısa sürede aşağı kesin. Bu konuda umut vaat ettiği de söylenebilir. Ayrıca Uluğ ve Gök ikilisinin böylesi bir şarkıyı Uluğ diskografisine eklemek yerine Yüreyi’ye emanet etmeleri de bir alçakgönüllülük ki bunu da kabul etmek lazım. Şarkı düpedüz bir düet olmasına karşın hem teklinin kapağında hem de şarkının klibinde Derya Uluğ’un adının geçmemesini de buna mı yormak lazım, işte onu bilemedim.

TEMMUZ 2017 
0
Share
CANLI VE ORGANİK


(28 Temmuz 2017 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

‘60’lı, ‘70’li yılların kayıtlarını neden çok seviyoruz hâlâ? Şarkılardan bahsetmiyorum, zira nostalji yapmak değil maksadım. O dönem teknolojilerinin mecbur kıldığı kayıt yöntemlerinden bahsediyorum. Dört, daha sonra sekiz kanallı stüdyolarda tüm enstrümanistlerin ve şarkıcının birlikte kayda girip şarkıları sahnedeymişçesine başından sonuna dek bir defada çaldığı kayıtlardan. Metronomun asla tutmadığı, zaman zaman hataların yapıldığı, ses dengelerinin (özellikle ilk dönemde) bir inip bir çıktığı o kayıtlar o halleriyle güzel geliyor şimdi kulağımıza. Bu zamanın kayıtlarında bu kusurları bulmak mümkün değil. Hatta şarkıcılar detone bile olmuyor artık. Her şey motomot çünkü. Öyle ki şarkının bir yarısını çalmak, söylemek yeterli; kalanı “kopyala yapıştır”la tamamlanıyor nasılsa.


Önceleri özellikle stüdyoda ter döken müzisyen ve teknisyenlere şahane gelen bu teknolojinin müziği giderek mekanik bir hale getirdiğini herkes kabul ediyor artık. Hatta dinleyici bile aydı duruma. Son yıllarda hem müzik televizyonlarında hem de internet medyasında akustik ve canlı kayıtların, programların izleyici, dinleyici tarafından çokça rağbet görmesi boşuna değil.


Yakın dönem pop müzik geçmişimizde tamamen canlı kaydedilmiş çok az albüm var. Bir elin parmaklarını geçmez belki de. İşte onlara bir yenisi eklendi geçtiğimiz günlerde. Erkan Güleryüz, tamamen canlı kaydedilmiş yeni albümü “Organik”i Mart 2017 itibariyle SN Müzik etiketiyle piyasaya sürdü.


Albümün fikri Erkan Güleryüz’ün Sezen Aksu’nun evinde onunla yaptığı bir sohbette söyledikleriyle oluşmuş aslında. “Seni üzen, kıran her şeyi yok say,” demiş mealen Sezen Aksu. “Bildiğin yolda devam et.” Bu öğüt Güleryüz’ü istediği gibi müzik yapma fikrine kadar götürmüş ve Fatih Ahıskalı ile birlikte kolları sıvamış. Oluşturduğu repertuarda yer alan şarkıları albümün müzik direktörlüğünü de yapan Ahıskalı ile birlikte düzenlemiş Erkan Güleryüz ve sonra müzisyen dostlarını çağırıp stüdyoya girmişler. Kayıtlar bittikten sonra dinlediklerinde duydukları bazı kusurları da o doğallığı bozmamak için bilerek düzeltmemişler.


Albümde Erkan Güleryüz’ün eski ve yeni şarkılarının yanı sıra daha önce başkaları tarafından seslendirilmiş şarkılar da var. Şarkıların birçoğunda bir şekilde Sezen Aksu’nun imzası var. İlk kez Sertab’ın seslendirdiği “Gel Barışalım Artık”, ilk kez Günce tarafından seslendirilen “Nezaket” ve daha önce Mustafa Ceceli’nin sesinden dinlediğimiz “Kendimce”, Erkan Güleryüz’ün önceki albümlerinde yer almış “Gül Bakalım”, “Esmer”, “Beni Yollara Yazmışlar”, “Aşk Dansı”, “Yegâne” bu kez akustik kayıtlarla çıkıyor karşımıza. Albümün açılışını yapan enstrümantal beste Erkan Güleryüz’e ait. Hemen ardından gelen “Gitme” ise sözleri Erkan Güleryüz ve Sezen Aksu, bestesi Selim Hiçyılmaz imzası taşıyan bir şarkı. “Şi’ra Yıldızı”, “Hoş Geldin” ve “Aramızda Kalsın” ise söz ve müziği Güleryüz’e ait şarkılar.  


Şarkı kayıtları esnasında aynı zamanda video kayıtları da alınmış ve böylece her şarkıya doğal olarak klip de çekilmiş ki bu klipleri Erkan Güleryüz’ün YouTube hesabından izleyebilmek mümkün.


‘60 ve ‘70’lerin ilkelliğinde değil belki ama sıcaklığında, tertemiz kayıtlar, ses telleriyle ilgili yaşadığı problem yer yer hissedilmesine rağmen tekniği ve duygusu sağlam bir biçimde şarkı söyleyen Erkan Güleryüz. Medyada çok göz önünde olmasa da yıllardır aralıksız sahneye çıkan Güleryüz, canlı performans konusunda görünen o ki hemen hiç zorlanmamış ve ortaya su gibi akıp giden bir albüm çıkmış. Çok daha kıdemli isimlerden bekleyip de göremediğimiz türden cesur ve bir bakıma da meydan okuyan bir albüm.


Fazla söze ne hacet; “Organik” ismi albümü tek başına özetliyor zaten.

TEMMUZ 2017 
0
Share
Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa

Hakkımda


Photo Profile

Yavuz Hakan Tok
Müzik Yazarı / Eleştirmen / Arşivci

2001 yılında Bir Zamanlar adlı internet sitesinde müzik yazıları yazmaya başladı. Yanı sıra yazıları, Zip İstanbul, Koara, İkinci Kanal, Caretta, Mezun Life, Popüler Tarih dergilerinde, Bugün gazetesi ve Milliyet gazetesinde yayımlandı.

Daha Fazla



Takip Et

  • Instagram
  • YouTube
  • Twitter
  • Facebook

Bu Hafta Çok Okunanlar

  • Sezen Aksu Meselesi
    Bugünlerde sinirlerimiz çok bozuk. Haksız da sayılmayız. Evinize hırsız girse, bir de suçüstü yakalandığı halde evden çıkmamak, çalmaya dev...
  • Çeşitli Sanatçılar - "Kayahan'ın En İyileri 1"
    “YOLU SEVGİDEN GEÇEN” ŞARKILAR (1. BÖLÜM)  NTV’de yayınlanan Söz ve Müzik belgeselinin Kayahan özel bölümü için kolları sıvadığımızda 2014...
  • Prestij Müzik'in Film Gibi Hikâyesi
    (Milliyet Sanat dergisi Şubat 2023 sayısında ve 5 Şubat 2023 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanmıştır.)    1997 yılında bir vesileyle Pre...
  • Eurovision 2012 Günlüğü 14
    BÜYÜK FİNAL... ŞİMDİ! Saat sabaha karşı beşe gelmek üzere. Biz oteldeki odamızdayız ve kulaklarımızda Eurovision şarkıları çınlıyor. Hayır...
  • Aşkın Küçük Albüm Büyük 2
    SEVGİLİYE (B YÜZÜ) “Sevgiliye” albümü bir taraftan çok beğenilir ve büyük satış rakaları yakalarken, bir taraftan da eleştirilere...

Arşivden

  • Suna Yıldızoğlu Röportajı
    Yabancı Gelin Sonia, Türkiye'de nasıl ünlü bir sinema oyuncusu ve şarkıcı oldu?.. Yetmişlerde ona kim, neden açık çek verdi? Dillere...
  • Prestij Müzik'in Film Gibi Hikâyesi
    (Milliyet Sanat dergisi Şubat 2023 sayısında ve 5 Şubat 2023 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanmıştır.)    1997 yılında bir vesileyle Pre...
  • Ne Kadarı Fatih, Ne Kadarı Mabel?
    MABEL MATİZ - "FATİH"  “Yahu bu ne? Bu zamanda 25 şarkılık albüm mü olur? Kim dinleyecek bunu?” “Şarkıların hepsi birbirine benz...
  • İzlediklerim Ocak 2012
    ENBE ORKESTRASI - "SENDEN KIYMETLİ Mİ?" Bütün tartışmalara, eleştirilere rağmen popüler müzik piyasasında ENBE damgası vurulmuş ...
  • Oya Bora Röportajı
    "Hani Peter Pan masalı gibi bir hayal dünyası vardır ya; orada kötülük yoktur, orada ihanet yoktur, orada acı çekilmez. Bizim şarkılar...
Copyright © 2019 Yeter ki Müzik Olsun

Created with by Beauty Templates | Distributed by Gooyaabi Templates