“Puslu Mavi” adlı ilk albümünü 2015 yılında yayımlamıştı Ozan Ünlü. “Pop-rock” kulvarında kendi yazdığı şarkılar ve İskender Paydaş desteğiyle dikkatleri üzerine çeken Ünlü, bu defa bir tekliyle çıktı karşımıza. Sony Müzik etiketiyle yayımlanan teklide söz ve müziği Ozan Ünlü’ye ait “Ben Ölürsem” adlı şarkının iki farklı versiyonu yer alıyor. Düzenlemelerse İskender Paydaş ve Alişan Göksu imzası taşıyor.
Farklı ve etkili şarkılar yazabildiğini daha ilk albümünde göstermişti zaten Ozan Ünlü. Bu defa ise çıtayı biraz daha yükseltmiş ve hem melodik hem de sözel olarak çarpıcı bir tema yakalamış. Dile kolay bir melodik örgü ve daha ilk dinleyişte dinleyene dokunan sözlerle şarkı dinleyiciyi hemen yakalayan türden. Üzerine şarkıcı olarak da albümdekinden daha ileri gitmiş, bu defa şarkının içine nüfuz etmiş bir Ozan Ünlü eklendiğinde bütün taşlar yerine oturuyor.
Söylemeden geçemeyeceğim, ben şarkının Nihat Odabaşı tarafından çekilmiş klibini de ayrıca sevdim. Zira şarkının sözleri itibariyle çok provokatif bir klip çekmek de mümkünken, hikâyeyi doğru bir yerden anlatan, aydınlık bir klip çekmiş Odabaşı. O bıçak sırtı dengeyi sağlamış bir bakıma. “Ben öldüm” ya da “ben ölüyorum” ile “ben ölürsem” arasındaki farkı da net bir biçimde ortaya koymuş ayrıca.
Bu şarkı Ozan Ünlü’yü tek başına başka bir yere koymakla kalmayacak, yolunu da çok açacak. Söylemedi demeyin.
(18 Mayıs 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)
Hem olgunluğa hem de doygunluğa erişmiş bir müzisyen Kenan Doğulu. Bu saatten sonra reklam şarkıları yazmaya ihtiyacı var mı? Belki yok ama memleketin şu halinde bir müzisyeni bilmem kaç milyonluk teklifi geri çevirdiği için alkışlamak snopluk olur.
Kenan Doğulu’nun yeni şarkısı “İlk Adımı Sen At” Doğulu Ses etiketiyle geçtiğimiz günlerde yayımlandı. Bu bir “dondurma şarkısı” aslında. Daha önce aynı firma reklamlarında yıllar boyu Yalın’ı ve şarkılarını kullanmıştı. Bu kez suretini değil, aslını tercih etmişler.
Doğulu’nun 2015’de yayımlanan “Aşk İle Yap” adlı “hit” şarkısı da bir reklam şarkısıydı. Ancak şarkı markayı aştı ve bir Kenan Doğulu şarkısı olarak yer etti hafızalarda. Bu iki şarkı arasında ise kariyerinin en iyi albümlerinden birini “İhtimaller”i yapıp koydu bir kenara Kenan. Değeri yıllar içerisinde daha iyi anlaşılacak bir “olgunluk albümü”, bir kıymetli proje idi o albüm. Şimdilerde ise Tahribad-ı İsyan adlı genç “rap” grubuna destek veriyor biliyorsunuz.
Bütün bunları üst üste koyduğunuzda ortaya çıkan tabloda bir reklam şarkısı ile daha boy göstermesinin bir keyfiyet, bir lüks kullanma hakkı olduğunu söyleyebilmek mümkün. Kaldı ki bu şarkı da muhtemelen ileride bize markayı değil, Kenan Doğulu’yu hatırlatacak yine. O kadar baskın bir Kenan şarkısı yine zira.
Çok genç ama söyleyenini “bakın ben ne kadar da gencim” diye bar bar bağırtmayan, “fresh”, ferah, bahar ılıklığı, yaz sıcaklığında bir şarkı “İlk Adımı Sen At”. Söz ve müziği Kenan Doğulu’ya ait şarkının düzenlemesini Kenan Doğulu ve Güneş Ergün birlikte yapmış ki düzenleme şarkının bir başka sağlam kozu olarak kulak dolduruyor.
(18 Mayıs 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)
İrem çok zeki, çok akıllı hatta çok uyanık. Oturup konuştuğunuzda hakkında söylediğiniz her şeyi tak tak tak sıralayıp hafızasına kazıdığını hemen gösteriyor size. Sizi dikkate aldığını ve hatta size hak verdiğini hissettiriyor böylece. Sonra… Sonra da sizin söyledikleriniz bir kulağından girip öteki kulağından çıkmışçasına gidip kendi bildiğini okuyor yine. Boşuna demiyorum başından beri bu kızın hamurunda artistlik var diye (İngilizce manasıyla “artistlik”, Türkçe değil.)
Bakınız yeni şarkısı “Tek Taş”a. İrem öyle bir yerden girdi ki konuya, ben garip onu “dişi Ceceli” filan diye eleştirirken, ardı ardına yaptığı düğün şarkılarıyla artık ifrâda kaçtığını düşünür ve dillendirirken benden gayri kişiler dahi, o işi bir tık daha ileriye götürdü. Ya da kronolojik olarak geriye. Zira kına gecesi düğünden önce yapılır malum.
Oysa kime sorsanız bu “deli Dumrul” kızın sevgilisinden tek taş bekleyen kızlardan değil, tek taşını kendi alan kızlardan olduğuna yemin edebilir. Ama şarkı tam tersi bir hikâyeyi anlatıyor.
“Her genç kızın rüyası Zetina dikiş makinası” diye bir reklam sloganı vardı bir zamanlar. Dikiş makinası niye rüyası olur bir genç kızın? Evlenmek, sonra nohut oda bakla sofa evinde kendine, kocasına, çocuğuna dikiş dikmektir rüyanın aslı. O vakitler genç kızlara dikte edilen rol budur.
Şimdilerde beyaz yakalı bir “kociş”e bilmem ne rezidansın kırk beşinci katındaki evinin açık mutfağında “sunumlu” kahvaltılar hazırlamak, hafta sonları bir örnek eşofman takımı giyip bilmem ne AVM’nin en İtalyan mağazasından dört bin beş yüz dolara marka çanta almak, yaz tatillerinde bilmem ne “beach”in en pahalı locasında en bronz pozlar verip İnstagram’a koymak süslüyor genç kızların hayallerini. Tek taş pırlanta yüzük ise tüm bunlara giden yolun nişan taşı oluyor haliyle.
Söz, müzik ve düzenlemesi Çağrı Telkıvıran’a ait “Tek Taş”ın sıradan bir pop şarkısı olmanın ötesinde böyle sosyolojik bir alt metni var ve “bu metin bu zamanda bu şarkıyı tutturur” düşüncesi yazanın da, söyleyenin de aklından geçmiş olmalı. Şarkının klibinin kına gecesi tablosunda çekilmesi boşuna değil. Zekice, akıllıca, hatta uyanıkça.
Ben şarkıyı hiç sevmedim, İrem’e de hiç yakıştıramadım filan desem şimdi “Ama 12 milyon tıklandı n’aber?” diyeceksiniz bana. Onun için demiyorum.
(18 Mayıs 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)
“Aman da her gün mantar gibi bir popçu türüyor,” klişesinin aksine ben son dönemde piyasaya çıkmış yeni nesil pop şarkıcılarını hem seviyor, hem de önemsiyorum. Buray’ından Edis’ine, Tuğba Yurt’undan İlyas Yalçıntaş’ına, Melis Kar’ından İrfan Özata’sına bir dolu isim var bu başlık altına alabileceğim. Hepsi donanımlı ya da en azından kendini daha iyiyi bulmaya ve yapmaya adamış, çalışan, çabalayan ve bu arada birbirilerine de her platformda desteğini esirgemeyen bu gençler bugünün ama daha çok da geleceğin pop müziği hakkında daha iyimser düşünmemi sağlıyor. İşte Cem Belevi de bu gençlerden biri.
Yeterince ilgi görmemiş bir ilk albümden sonra hem firma hem de taktik değiştiren Cem Belevi, dizi oyunculuğu ile kazandığı popülerliğe rağmen müzikten de vazgeçmedi ve yoluna teklilerle devam etti. En son 2016 Nisan ayında piyasaya sürülen “Alışamıyorum” teklisi ile karşımıza çıkmış ve o şarkı epeyce de ses getirmişti. Belevi’nin yeni teklisi “Aç Kollarını”, geçtiğimiz günlerde Ozinga etiketiyle satışa sunuldu. Şarkının söz ve müziği Cem Belevi’ye, düzenlemesi ise Ozan Çolakoğlu’na ait.
Popüler müzikte adım adım ilerlediğiniz yolda attığınız her adımın aynı sağlamlıkta olması mümkün değil zira zemin çok engebeli. Dengeler çabuk değişiyor, beğeniler ve eğilimler de öyle. Keza Belevi’nin bu yeni şarkısı da pek sağlam bir adım gibi görünmüyor.
Evet Gülşen’in “Bangır Bangır”ını hepimiz çok sevdik, hâlâ seviyoruz. Asla Ankaralı Turgut çalmayacak gece kulüpleri, radyolar filan iki senedir hâlâ çalarken bu şarkıyı, asla Ankara havasına oynamayacak nice “cool” insan piste döküldü “yavrum kaldır kollarını” diye diye. Hadi biraz daha eskiye gidelim. Kenan Doğulu’nun “Güzeller İçinden”i de halayla dalga geçen bir zevatın gönlünce halay çekebildiği bir şarkı olarak hâlâ iş yapıyor eğlence ortamlarında. “Aç Kollarını” ise bu şarkılarla benzer bir fikirden yola çıkmış ama yarı yolda kalmış gibi duruyor.
Bu şarkıyı ne Cem’in bugüne dek yarattığı imaja oturtabildim, ne “genç” buldum ne de farklı ve yaratıcı. Tutar mı? Tutar belki de, bilinmez, pop yuvarlaktır. Ama ben tutmadım, onu da söylemeden geçemeyeceğim.
(10 Mayıs 2017 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)
Siyah beyaz televizyonda Yeşilçam filmleri, Behiye Aksoy, Gönül Yazar, Emel Sayın plakları, Boradway müzikallerinde dans edip şarkı söyleyen Hollywood yıldızlarına öykünme ve saç fırçasını mikrofon yapıp ayna karşısında şarkı söylemeye çalışma…
Hayata gözlerini Antalya’da açan Füsun Balta’nın çocukluğu müzik aşkı ve hayalleriyle geçer. ODTÜ’de mimarlık okur hatta mezun olduktan ve evlendikten sonra mesleğini yapmaya da başlar ama bir yandan da ufak ufak sahneye çıkmaktadır. İlk ciddi sahne deneyimini 1995 yılı Eurovision şarkı yarışmasında Arzu Ece’ye vokal yaparak yaşar. 1999’da Yedi Kocalı Hürmüz müzikalinde sahneye çıkar, o sıralarda konservatuarın müzikal bölümünü birincilikle kazanır.
Hayaller gerçeğe dönüşmüştür artık. 2002 yılında Varna Discovery Festivalinde “en iyi artistik performans” ödülünü alan Füsun Coşkun, 2003 yılında ilk albümünü Vedat Sakman’ın prodüktörlüğünde dinleyiciye sunar. O yıllar sahneyle, müzikle dolu dolu geçer.
Bir çocuk sahibi olur sonra. Ancak özel hayatındaki mutsuzluklar, çeşitli hastalıklar olarak gösterir kendini. Bir süre sahneden uzak kalır. 2012 yılında konulan kanser teşhisi hayatında bir dönüm noktası olur.
O artık FüsunSu. Zorlu bir tedavi ile hastalığı yenme sürecinde hayatını tamamen değiştiren Füsun, müziğe tekrar dönmeye karar verdiğinde kendisine bu ismi vermiş. Yeni bir hayata, yeni bir isimle merhaba demiş. Yaşadıklarını, hayata bakışını ve yeni hayat felsefesini kendi yazdığı şarkılara dökmüş.
FüsunSu’nun üç şarkıdan oluşan ilk mini albümü “DNA”, 2016 yılında piyasaya çıkmıştı. Üç şarkının isimlerinin baş harflerinden ortaya çıkmış “DNA” ismi. Bugün kanser hastalığının farkındalığı için aktif olarak çalışan, projelere katılan, bir yandan da nefes terapisi üzerine dersler veren Füsunsu, şarkılarında kendi hayatından yola çıkarak aslında bir “hayat farkındalığı”na dikkat çekiyor. Sahip olduğumuz en değerli şeyi, hayatımızı değerini bilerek, önemseyerek, tadını çıkara çıkara ve lüzumsuz üzüntüler, kaybolmalar, acı çekmelerden uzak yaşamanın ipuçlarını veriyor bir anlamda.
FüsunSu’nun bu otobiyografik çalışmasının ikinci halkası “UMA” ise geçtiğimiz günlerde Loras Prodüksiyon etiketiyle yayımlandı. Yine üç şarkı ve üç şarkının baş harflerinden oluşan ismiyle bu mini albüm de öncekinin bir devamı olarak müzik piyasasında pek de duymaya alışık olmadığımız türden bir “derin” içerik sunuyor dinleyene.
Füsun zaten hem eğitimli, hem deneyimli, iyi bir şarkıcı. Yoruma dayalı şarkıcılık ekolünden gelmesi bir yana, kendi yazdığı şarkılardaki anlatıcılığın sahiciliğinden, hele ki şarkıların sözlerine dikkatle kulak kabarttığınızda etkilenmemeniz mümkün değil. Ogün Sayharman’ın düzenlemelerini yaptığı melodi yoğun (bu bakımdan bir parça klasik formdaki) besteler farklı türlerin harmanlanmasıyla işlenmiş ve ortaya tamamen kendine has bir form çıkmış. Özellikle ‘90’ların Vedat Sakman – Leman Sam – Zuhal Olcay şarkılarını sevenlerin tam da onların arasına koyacağı şarkılar bunlar. Bir bakıma o müzikal tavrın bugüne güncellenmiş hali de denilebilir.
Ortalama güncel pop dinleyicisi için zor belki biraz bu şarkıları hazmetmek. Ama FüsunSu’nun bu noktadan sonra koşmak istediği kulvar da orası değil zaten, bu çok belli. Dedim ya, o sadece bir şarkıcı değil artık, aynı zamanda bir anlatıcı ve anlattıkları hiç de yabana atılacak şeyler değil.
Keşke enteresan fotoğraflarla süslü albüm kartonet ve kapakları daha profesyonel bir grafik tasarımla sunulsaymış dinleyiciye. Çünkü FüsunSu şarkıları daha fazla dikkat çekmeyi hak ediyor.
(9 Mayıs 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)
Sosyal medyada sıklıkla görüyorum. Şarkılar ya da albümler hakkında tuttu / tutmadı diye yorumlar yapılıyor. Herkesin kendince bir kriteri var muhakkak. Kimi çevresinde duyup duymadığına bakıyor, kimi gittiği kulüplerde, gece aleminde çalınıp çalınmadığına, kimi satış ve tıklanma rakamlarına… Aslında hepsi bir bütünün parçaları da olsa her şarkıcının kendi kariyer ölçütleri genelde gözden kaçıyor. Yani tutmuş ya da tutmamış bir şarkı / albüm o şarkıcının yürüdüğü yolun neresinde duruyor ya da duracak? Uzun vadede kar hanesine mi yoksa zarar hanesine mi yazılacak? Kaldı ki bazen tutmamış görünen bir şarkı, tutacak bir sonraki şarkının tetikçisi de olabilir.
Tuğba Yurt’un yeni teklisi “Destur”, geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle yayımlandı. Şarkının sözleri Deniz Erten’e, bestesi Toylan Kaya’ya ait, düzenlemesi ise Gürsel Çelik tarafından yapılmış.
Her taşın yerli yerine oturduğu bir güncel pop şarkısı “Destur”. “Atarlı” ve oyuncaklı sözler, işin uzmanından, Deniz Erten’den gelmiş. Genç bir müzisyen olan ve bugüne dek şarkıların künyesinde ismini daha ziyade “düzenleme” hanesinde gördüğümüz Toylan Kaya, çok akılda kalıcı bir melodi örgüsü yakalamış ve Gürsel Çelik olanca profesyonelliğiyle şarkıyı eğlenceli bir dans şarkısı formunda düzenlemiş.
Tuğba Yurt zaten vokal performansından artık şüphe duymadığımız bir şarkıcı. Gerçi bu şarkı ona pek fazla vokal performansı gösterme şansı tanıyan bir şarkı değil ama popüler kulvarda yerini sağlamlaştırmaya çalışan bir şarkıcı için gayet doğru bir “playlist” şarkısı. Radyocular için de cazip, “dj”ler için de.
Belki “Güç Bende Artık” kadar dinleyici tarafından içselleştirilecek bir şarkı değil. Daha ziyade (moda lisanıyla) “pret-a-porter” bir iş ancak Tuğba’nın görünürlüğünü sıcak tutacağı aşikâr. Bence Yurt’un artık yavaş yavaş “haute coture” işler için arayışa girmesi, ona mahsus bir tarzın peşine düşecek bir ekip bulması gerekiyor.
(9 Mayıs 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)
Kemal Çetkin, Altuğ Coşkun, Emre Arslan ve Taner Öztonbul’dan kurulu Sıcak 2007’de kurulmuş bir grup. O zamandan bu zaman her grup gibi eleman değişiklikleri yaşamış, yakın zamanda ise son halini almış. Sahnede hem kendi şarkılarını hem de “cover” çalan grubun YouTube’da mevcut akustik performanslarına ve Soundcloud sayfasında da kendi şarkılarına ulaşmak mümkündü. Sıcak’ın ilk teklisi “Yangın Var” ise Şubat 2017’de yayımlanmıştı.
Geçtiğimiz günlerde Sıcak cephesinden ikinci tekli geldi. Arpej Yapım etiketiyle yayımlanan ve “Anla” adını taşıyan şarkının söz ve müziği Kemal Çetkin tarafından yazılmış, düzenleme ise grubun ortak imzasını taşıyor. Bu şarkı aynı zamanda yakında piyasaya çıkacak ilk Sıcak albümünün de adı imiş.
Epeyce hararetli ve ateşli bir şarkı olan “Yangın Var”, bir o kadar da ticariydi bir taraftan. Nitekim özellikle şarkının Ukrayna’da çekilmiş “seksi” klibi, bundan bir 10 yıl öncesinde yaşıyor olsa idik, epeyce konuşulurdu. Şarkının hikâyesi böyle bir klibi kaldırırdı o ayrı mevzu ama galiba artık koyun klibi bir kenara, şarkının tek başına daha fazla dikkat çekeceğini düşünmüş idim ben kendi adıma.
Kimi şarkısında daha melodik ve pop, kimi şarkısında daha sert ve “rock”, belirgin nitelikleriyle Türkiyeli bir “rock” grubu Sıcak. Emsallerinden, özellikle de “üçüncü dalga” tabir edilen tayfadan farklı olarak daha ziyade klasik “rock” ekolüne yakınlarsa da nağmeli melodiler ve vokalin sesinin epeyce ön planda olması gibi Türkiyeli “rock” gruplarına mahsus alamet-i farikalardan da uzak değiller.
Sıcak’ın ikinci teklisi “Anla” ise “Yangın Var”la kıyaslandığında tam ters köşede bir şarkı. Daha pop ve daha akustik ama yine çok melodik.
Sıcak yakın geleceğin Türkçe “rock” müzik piyasasında adından daha çok söz ettirecek gruplardan biri olacağının sinyallerini veriyor bu iki şarkı. Türkçe “rock” müzik dinleyicisinin beğeni skalası bir parça değişmiş olsa da böyle bu.
(9 Mayıs 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)
“Rock” gruplarında dağılmalar, eleman değiştirmeler, ayrılmalar, birleşmeler o kadar sık ve bazen o kadar hızlı oluyor ki, takip etmek, kim nerede çetelesini tutmak hiç kolay değil. Misal Buğra’nın biyografisinde görmesem, bir vakitler Contol+Z grubunun solisti olduğunu asla hatırlayamazdım.
2013’de önce bir tekli sonra da 6 şarkılık bir mini albüm yayımlayan Control+Z’nin sonrasında ne yaptığını bilmiyordum. Edirne çıkışlı grubun solisti olan Buğrahan Çayır’ın yoluna solo devam ettiğini de.
Contol+Z’nin Umay Umay “cover”ı “Naylon” için şunları yazmışım 2013’de: “Yadırgadığınız bir şey varsa, o da Umay Umay’ın sesiyle bu kadar içimize yer etmiş bir şarkıyı başka bir sesten dinlemek. O da tabii şarkının orijinalini bilen bizim kuşak için geçerli bir argüman. İlk kez duyacakların duyduklarından memnun olmaması için hiçbir sebep yok. Çünkü bu yeni düzenleme hiçbir oyuna kaçmadan, soslar dökmeden, alabildiğine temiz, bir ‘rock’ icrayla sunuyor şarkıyı.”
Bu yazıyı albümden önce yazmışım. Bu vesileyle şimdi albümü yeniden dinleyince grubun yazdığım yazıda verdiğim primden de belli olduğu üzere hiç de fena olmadığını gördüm bir kez daha. Besteler yeterince güçlü değilmiş sadece ki o besteler de Buğra’ya aitmiş.
Delibal filminde de kullanılan “Kal Yanımda” adlı ilk solo şarkısını 2016’da yayımlayan Buğra’nın yeni teklisi ise geçtiğimiz günlerde GNL etiketiyle piyasaya sürüldü. Teklide yer alan “Kalbim” adlı şarkının söz ve müziği Buğra’ya ait, düzenlemesi ise Özgün Meriç tarafından yapılmış.
“Kalbim”, Buğra’nın geçen yıllar içerisinde hem şarkı yazarı hem de solist olarak çıtayı yükselttiğini gösteriyor her şeyden önce. Şarkı, düzenlemesi, icrası ve “sound”u ile sıkı bir “pop-rock” şarkısı olmanın her türlü gerekliliğini karşılıyor. Nicedir bu kulvarda (grupları bir yana koyarsak) tek başına genç bir erkek yıldız çıkmadı. Buğra bu boşluğu doldurabilecek yeterlilikte görünüyor. Tabii bu öngörünün gerçeğe dönüşüp dönüşmeyeceğini bundan sonra yapacağı işler (belki bir albüm) gösterecek.
(9 Mayıs 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)
2012’de çıkan ilk albümü “Çok Şükür” sonrasında teklilerle yoluna devam eden Oğuzhan Uğur’un o zaman bu zaman yayımlanan kaçıncı teklisi bu, ben bile sayamadım. Çünkü Oğuzhan hep çok eğlenceli şarkılar yapıyor ve şarkılarından ve de kliplerinden anlaşıldığı üzere de yaparken çok eğleniyor. Yani onu tanımasanız bile şan, şöhret, tıklanma, izlenme filan için değil de canı istediği için müzik yaptığını anlamanız zor değil. Haliyle sektörün dinamiklerine ayak uydurmak, ne bileyim işte “yaza damga vuracak” şarkı çıkarmak filan gibi kaygıları yok. Biraz keyfekeder yani Oğuzhan cephesinden gelen işler. İyi ki de öyle.
Oğuzhan Uğur’un yeni teklisi “Bana Bunu Yapma”, geçtiğimiz günlerde Ozinga Müzik etiketiyle yayımlandı. Oğuzhan bu şarkının hem sözünü müziğini yazmış, hem düzenlemesini yapmış, hem de klibinin yönetmenliğini. Yine matrak bir şarkı. Ben diyeyim bir Orhan Gencebay, siz deyin bir Erkin Koray şarkısı gibi başlıyor, öyle de devam ediyor. O ciddiyet, o sertlik, o doğu-batı sentezi filan tam kıvamında. Derken sözler giriyor: “Hayalet diye bir şey varsa ben nasıl yürüyorum?” İşte o noktada tipik Oğuzhan Uğur mizahı devreye giriyor ve çok zor bir dengede, bir taraftan kafiyeler, kelime oyunları, okkalı laflar, şairanelikler, öte yandan asla sululuğa kaçmayan zeki bir espri anlayışı kol kola şarkıyı yürütüyor. Tıpkı bütün Oğuzhan Uğur şarkılarında olduğu gibi.
İster kahrolun, ister kafa bulun, ister çok akılda kalıcı melodisine, şahane düzenlemesine kapılıp gidin. Her şekilde insana kendini iyi hissettiren bir şarkı “Bana Bunu Yapma”. Hele ki “Bana bunu yapma, bize bunu yapma” yakarışlarını “ya da…” bağlacı ile ucu açık bırakıyor ya… Yan yana üç nokta ancak bu kadar iç ferahlatabilirmiş.
(9 Mayıs 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)
Yüksek Sadakat’ten ayrıldıktan sonra Zeynep Casalini ve Meyra ile düet şarkılar seslendiren Cemil Demirbakan, ilk solo albümünü 2012 yılında yayımlamıştı. 2015’de “Ceviz Ağacı” adı verilmiş, 2 şarkı ve 3 farklı versiyondan oluşan mini albüm sonrası bu kez bir tekliyle çıktı karşımıza. Geçtiğimiz günlerde Quartz Müzik etiketiyle yayımlanan tekli “Dönemezsin” adını taşıyor.
“Dönemezsin”, söz ve müziği Elif Nun’a ait bir şarkı. Şarkının düzenlemesi ise Mert Ali İçelli tarafından yapılmış.
Gerek Yüksek Sadakat döneminden, gerekse sonraki çalışmalarından çok iyi bildiğimiz üzere Cemil Demirbakan geniş bir ses aralığına sahip, sesini iyi kullanan, iyi bir solist. Söylediği her şarkıyı parlatıyor. Söylediği şarkı da buna yol veriyorsa etki iki katına çıkıyor. İşte “Dönemezsin” de böylesi bir şarkı. Zarif, naif, dokunaklı ve bir o kadar da etkili bu şarkı Demirbakan’a çok yakışmış. Şarkı boyunca nüanslı bir yorumla hem kırgın ve sakin ama bir yandan da öfkeli ve bir parça agresif bir adamın duygularını dinleyene hissettiriyor Cemil Demirbakan.
(1 Mayıs 2017 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)
Hep pop müzikte konsept albümler yapılacak değil ya. Bir konsept albüm de Türk halk müziğinden geldi. Halk müziğinin genç kuşağında adını kabul ettirmiş isimlerden biri olan Ender Balkır’ın üçüncü albümü “Harput”, geçtiğimiz günlerde Kalan Müzik etiketiyle yayımlandı. Adından da belli olduğu üzere albümde albüm tamamen Harput (Elazığ) türkülerinden oluşuyor.
Bu kadar zengin, çok renkli, çok çeşitli müzikal birikimi olan bir ülkede gönül istiyor ki ana akım medya da her müzik türüne aynı ölçüde kıymet versin. Ama öyle olmuyor işte. Göz önünde olanlar ve olmayanlar var. Halk müziği kotasını Ceylan, Mustafa Topaloğlu gibi isimlerin klipleriyle doldurmaya çalışan televizyon kanalları bir yanda, Ender Balkır gibi gerçek halk müziği temsilcileri bir yana.
Bakınız bu albüm çok kıymetli bir albümdür. Ciddi bir arşiv çalışması, bir belgedir aynı zamanda. Bir yörenin, bir kültürün binlerce yıllık birikimini bugüne taşımak, geleceğe aktarmaktır. Balkır halihazırda sahneye de çıkan, yani hayatını müzikle geçindiren bir müzisyen. Pekala bir iki ticari şarkı bulup günü kurtarabilir, kazancını fersah fersah katlayabilirdi. Ama o, doğup büyüdüğü toprakların müziğine sahip çıkmayı tercih etmiş ki sadece bunun için bile alkışı hak ediyor.
“Harput” albümünün fikri, geçtiğimiz yıllarda kaybettiğimiz oyuncu Tuncel Kurtiz’in Kaz Dağlarındaki evinde, bir dost meclisinde Ender Balkır bu türküleri söylemeye başlayınca kendiliğinden ortaya çıkmış. Tunceli Malazgirt’te doğan ve çocukluğunda babasının söylediği Harput türküleriyle büyüyen Ender, çok iyi bildiği bu türküleri bir albümde toplamaya o gün karar vermiş.
Repertuvar bir araya getirilmiş, usta müzisyenler stüdyoya girmiş ve 20 Harput türküsünden oluşan “Harput” albümü Yaşar Erdoğan ve Engin Arslan’ın müzik yönetmenliğinde hayata geçirilmiş.
Çocukluğumun bir dönemini geçirdiğim Elazığ’ın bir ilçesi olan Harput aslında bir şehrin ilçesi olmasının çok ötesinde tek başına bir kimliği, kendine has bir dokusu, coğrafyası ve kültürü olan bir belde. Zaman zaman bir sayfiye yerine gider gibi çıktığımız (çıkılırdı çünkü, Elazığ’a göre yüksekti rakımı) Harput’u o vakit bu vakit hiç görmemiş olsam da çocukluğumun hatıraları arasında büyülü, efsunlu bir yer olarak kalmıştır hep. O yüzden bu albüm başka türlü dokundu yüreğime. Farklı inanış, farklı yaşam biçimlerinden olsa da aynı coğrafyayı paylaşan insanların hayatlarına, aşklarına, duygularına dair yaktığı türkülere başka türlü bir heyecanla kulak kabarttım.
Başından sonuna ince işçilik, tertemiz icralar ve Ender Balkır’ın otantik ağızla, yer yer çatallı ama bir o kadar da acısı sahici sesiyle hayat verdiği türküler… Sırma saçlı Ermeni kızı Ahçik’i, “bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır” diyecek kadar dertlenmiş aşığı, “gerdanı beyaz, süslü” Necibe’yi, Hafo’ya sevdalanmış Şevki’yi, Koğeng’i, Yığıki’yi, İsfahan’ı anlatan türküler… Kim bilir vakitlerden hangi vakit yaşamış insanlar, yaşanmış öyküler…
Uzun yıllar sonra bile değerini yitirmeyecek, aksine değer kazanacak bir albüm bu. Kıymetini bilmek, arşive koymak lazım
(28 Nisan 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)
Size bir şey söyleyeyim mi? Rober Hatemo’nun yeni şarkısı aslında tam Bülent Ersoy’a göre bir şarkı imiş. Yani duyar duymaz bende o algıyı yarattı. Tabii şimdinin Bülent Ersoy’u her notaya üç dakika bastığı ve şarkıların metronomlarını yerlerde süründürdüğü için artık pek mümkün değil ama hayal bu ya, olsa güzel olurmuş dedim içimden.
Rober Hatemo’yu nasıl bilirsiniz? Bildik bileli iyi bir şarkıcı değildi belki ama ta ilk şarkısı “Esmer”den beri hem eğlenceli hem de “damar” şarkılarla yarattığı “entertainer” algısı içerisinde kulvarında önde koşuyordu. Sonra biraz geride kaldı ya da yaptığı müzik türünün eski popülerliği kalmadı sektörde. O da farklı bir çıkış yolu bulamadı kendine. Şöyle bir baktım da, 2003 çıkışlı “Aşksız Prens”ten bu yana öyle aman aman kendini gösterdiği bir iş gelmemiş Hatemo cephesinden (bence.) 2015’de yayımlanan “Pabucumun Dünyası” adlı albüm ve “Dikkat” adlı tekli de buna dâhil.
Rober Hatemo yine bildiğimiz Rober Hatemo ama bu defa seçtiği şarkı bildiğimiz Rober Hatemo’nun sevdiğimiz “damar” şarkılarından biri arasına girebilecek güçte görünüyor. Epeyce oyuncaklı, bir parça argo sözleriyle efkârlı bir demlenme şarkısı “Giden Candan Gidiyor”. Özellikle ‘90’lardaki Hatemo şarkılarını sevenlerin ilk dinleyişte kapılacağı türden bir şarkı.
Söz ve müziği Ogün Dalka tarafından yazılan şarkının düzenlemesini Osman Çetin yapmış. Hem Dalka’nın hem de Çetin’in daha önce yaptığı işlere baktığınızda bu şarkının bir sürpriz yaptığını söylemek mümkün. Sıla yazmış, Efe Bahadır düzenlemiş olsa şaşırmazdım mesela.
(28 Nisan 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)
Can Kızıltuğ, “Maazallah” adlı şarkıda Atiye ile düet yaparak adını duyurmuş. Ben basın bülteninin yalancısı olmak durumundayım çünkü Can’ın adını o şarkıyla duymadım. Çünkü ne şarkının yer aldığı “Gzone Rainbow Anthems” albümünde ne de şarkının klibinde adı geçiyordu. Hatta albüm kartonetinde bana bile teşekkür edilmişti ama Can’a hayır. Nedendir bilemem; belki de meraklandırıcı reklam fikriydi bu.
Neyse… Şöyle ya da böyle o şarkıda sesini duyduğumuz ve şarkının klibinde azıcık da olsa görüp, “Kim bu gri saçlı genç?” dediğimiz Can Kızıltuğ geçtiğimiz günlerde ilk teklisiyle müzik dünyasına asıl girişini yaptı. Sony Müzik etiketiyle yayımlanan teklide söz ve müziği Murat Güneş’e ait “Ateş Ediyor” adlı şarkı var.
Lisede müzik, üniversitede tiyatro eğitimi alan Can Kızıltuğ henüz 23 yaşında. Gri renge boyanmış saçları, giyim stili ve tarzıyla tam da kendi yaş skalasını hedef kitle edineceğini tahmin edebiliyorsunuz daha şarkısını dinlemeden. Klipte ise o doğal görünüm bir tık yukarı çekilmiş ve iddialı olmakla sakil durmak arasında bir yerlerde kalmış. Ben olsam sosyal medya fotoğraflarındaki genç adamı klibe de aynı doğallıkla taşımayı tercih ederdim. Bu noktada çok klişe, daha önce defalarca kullanılmış efektlere sırtını yaslamış klibin de talihsiz bir başlangıç olduğunu söylemeliyim.
“Çok iyi”, “süper”, “şahane” filan bitti, eskidi. Şimdinin lügatinde bir şeyi beğendiğiniz zaman “ateş ediyor” diyorsunuz, hatta yanına da tabanca emojisi koyuyorsunuz. E haliyle bu tabirin eninde sonunda bir pop şarkısında kullanılması da Allah’ın emriydi. Bunu ilk akıl eden Murat Güneş olmuş. Murat Güneş ne yazarsa iyi yazar, ona amenna ama bu şarkıda bir şey eksik sanki. “Ateş ediyor, ateş ediyor,” da sonra ne oluyor? İlk dinlediğimde bir C bölümü bekledim şarkıdan, gelmedi bir türlü. Vardı da sonradan mı çıkarıldı bilemedim. Ama bu haliyle bitmemiş gibi duruyor şarkı.
Buna karşın şarkının Catwork imzalı düzenlemesi, ne büyük artısı olmuş, onu da söylemek lazım.
Can Kızıltuğ’un tok ve kendine has bir sesi var. Tarkanvari bu şarkıyı tam da Tarkan gibi söyleme kolaycılığına kaçabilirdi ki kaçmamış. Bu önemli bir artı. Bu şarkıdan yola çıkarak şarkıcılık performansı hakkında bir şey söylemek doğru olmaz belki ama bir performans şarkısının da altından kalkabileceğini tahmin etmek güç değil.
Pop müzikte taze kan her zaman iyidir. Hele Can Kızıltuğ gibi yenilik peşinde koşanlar daha da iyidir. O bakımdan takipte kalmak lazım.
Yavuz Hakan Tok Müzik Yazarı / Eleştirmen / Arşivci
2001 yılında Bir Zamanlar adlı internet sitesinde müzik yazıları yazmaya başladı. Yanı sıra yazıları, Zip İstanbul, Koara, İkinci Kanal, Caretta, Mezun Life, Popüler Tarih dergilerinde, Bugün gazetesi ve Milliyet gazetesinde yayımlandı.