(23 Kasım 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)
Yine yüz metre öteden “Bu bir Soner Sarıkabadayı şarkısıdır,” dedirtecek bir şarkı yazmış ve söylemiş Soner Sarıkabadayı. PNDN Müzik etiketiyle yayımlanan “Bitanem Deme Bitanem” adlı şarkının söz ve müziği Sarıkabadayı’nın, düzenlemesi ise Ozan Bayraşa’nın imzasını taşıyor.
Mirkelam sağ olsun, zamanında malum yanlış kullanımla dalga geçmek için “Bi’ Fotoğraf Çekinebilir miyiz?” diye bir şarkı yazmıştı. O gün bugün fotoğraf çektirmeyi herkes fotoğraf “çekinmek” sanıyor; öyle kaldı. İbrahim Erkal da “Bitanem” diye bir şarkı yazmıştı (ki bu “bir” kelimesinin şarkılarda “bi” diye kullanılmaya başlanmasının sorumlusu da Sezen Aksu’dur) öylece “bir tanem” de oldu “bitanem” (Word bile altını kırmızıyla çizdi, düzelt diye, bak şimdi.) Ölsen değişmez artık, yapacak bir şey yok. Peki, öyle olsun. Pop şarkıları dil yanlışları da dâhil gündelik kullanımdan etkilenmeyecek de ne etkilenecek Allah aşkınıza?
“Bitanem Deme Bitanem” Sarkıbadayı “hit”leri arasına girer mi? Pek sanmam. Orta sıralarda kalır muhtemelen. Bir albümde A1 olmazdı en azından. Şarkının bizzat adı gibi, “Kimine az geldim kimi ne de fazla” gibi sloganlara rağmen böyle bu. Hoş ve romantik bir sonbahar şarkısı olarak dinler geçeriz sanki. Yanılıyorsam da zaman gösterir nasılsa.
Yine de kendi tarzını bulalı çok olmuş, seversiniz sevmezsiniz, müziğine kendi damgasını vurmuş bir şarkı yazarının ve kendi şarkı söyleme biçimiyle de söz konusu damgayı sabitlemiş bir şarkıcının eli yüzü düzgün bir şarkısını daha cebe koyabiliriz. Ya da cepten çalabiliriz, Spotify olur, Deezer olur ne bileyim ben.
Yeri gelmişken Soner Sarıkabadayı’yı bunca yıldır hâlâ bir albüm yayımlamamakta gösterdiği istikrar (ya da ısrar) nedeniyle kutlayayım. Bugünleri çok önceden görmüş ve seneler evvel şarkı şarkı yürümeye karar vermişti; öyle de yürüyor nitekim.
(23 Kasım 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)
Ben bildim bileli “birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olan günlerde”yiz. Ama galiba içi boş bir klişeye dönüşeli çok olmuş bu cümle en çok bu sıralar kullanılmayı hak ediyor. Bir hır gür, bir yan bakma, bir hor görmedir gidiyor ki sonu hiç hayır değil gibi. Evet, memleketten bahsediyorum; üzerinde yaşadığımız topraklardan.
Burcu Güneş bundan yıllar evvel Mevlana’dan bestelediği bir şarkıyı tam da bu sebepten bugünlerde seslendirip tekli formatında piyasaya sürdü. “Birliğe Ulaş” adını taşıyan şarkı DMC tarafından geçtiğimiz günlerde servis edildi.
Mevlana’nın yaşadığı zamanı düşünün, sonra da oradan buraya aradan geçen zamanı. İnsanoğlu ne kadar değişmiyor, ne kadar çabuk unutuyor, nasıl ders almıyor ve tarih nasıl tekerrür ediyor hepsini bu şiirden çıkarmak mümkün. Aklımıza gelmez, açıp okumaz, belki bir ya da iki satırına Twitter’da paylaşanlar sayesinde denk gelirdik. İyi ki bir şarkıya dönüşmüş de başından sonuna dinliyoruz şimdi.
Burcu Güneş gibi ana akım popun tam ortasında duran figürlerin böyle incelikli işler yapmalarını önemsiyorum. Nilüfer, Nükhet Duru, Erol Evgin filan gibi isimlerin birer ikişer vardı böyle şarkıları eskiden. Sezen de çok yazdı, albümlerine koydu böylesi şarkıları, haliyle Sertab, Levent filan da söyledi yeri geldi. Ana akım popun dışında zaten hep vardı söyleyecek sözü olan şarkılar ama dedim ya, ana akım popun dinlenirliği, tanınırlığı yüksek, ortalamayı yakalamış yıldızlarının etkileme alanı daha fazla ve bunu bir şekilde olumlu yönde kullanma çabası gösterenleri önemsemek lazım.
Şarkı şu ya da bu tarafa değil, “insana” söylüyor sözünü. Sanırım Burcu Güneş’in maksadı da tam olarak bu. Yoksa nerede ne söz ettiğin, nerede nasıl göründüğün, hangi ortamlarda bulunduğun ve bulunmadığına, sosyal medyada ne paylaşıp paylaşmadığına, hatta ne giyip ne giymediğine bağlı olarak bir tarafa mal edilmek an meselesi bugünlerde. Muhakkak bir yere, bir tarafa yaranmaya çalıştığını iddia edenler olacaktır. Ben oradan bakmıyorum açıkçası.
Şiirin kelimelerini, ifadelerini hiç eksiltmeyen Burcu Güneş’in bestesi, Okan Akı’nın senfonik düzenlemesiyle zenginleşmiş, büyümüş. Özellikle koronun girdiği kısımlar hayli etkileyici. Burcu Güneş’in şarkıcılık performansı için de biçilmiş kaftan bir şarkı olmuş.
Bu arada şarkının ağırlığına uygun, çok sade, çok iddiasız bir klip çekilmiş ama ben olsam şarkının mesajını daha sarsıcı bir kliple perçinlemeyi tercih ederdim, onu da söyleyeyim.
Yerini bulur ya da bulmaz, anlaşılır ya da anlaşılmaz ama bu şarkıyı yapmak ve yayımlamak tek başına bir cesaret örneği, bir incelik bence. Tebrikler Burcu Güneş.
(23 Kasım 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)
Biraz iddialı olmak iyidir; her alanda ama galiba en çok da popüler bir iş yapıyorsanız. Ama iddianızın içi ya da altı yeterince dolu değilse sakil durma riski her zaman var. Mesela Emre Kaya’nın kendini “beste fabrikatörü” ve de “hit makinesi” ilan etmesi gibi.
Emre Kaya’nın kaç “hit” olmuş şarkısı var? Beş, on, yirmi, elli?.. Elli değil bildiğim kadarıyla ama öyle bile olsa kendine bu lakabı yakıştırmamış Onno Tunçlar, Sezen Aksular, Kayahanlar, Selmi Andaklar, Melih Kibarlar, hadi onları da geçtim Altan Çetinler, Ersay Ünerler, Soner Sarıkabadayılar filan varken insan bir durup düşünmez mi?
Kaldı ki daha iddialısı da var. Bana gelen bir basın bülteninde “pop müzik dünyasının dâhi yıldızı” diye söz ediliyor kendisinden. Deha nedir ne değildir, dâhi kime denire filan hiç girmeyeceğim şimdi.
Peki, bu kocaman kocaman lafların arkasından son gelen işe bakalım. Şarkının adı “Dın Dın”. DMC etiketiyle yayımlanmış. Söz ve müzik “fabrikatör”ümüze ait, düzenleme ise Turaç Berkay Özer tarafından yapılmış.
“Arkamdan konuşup beste yapacağına yüzüme konuş da düet yapalım,” diyor Emre Kaya “Dın Dın”da. Eskiden kamyon arkası özdeyişleri vardı. “Babam sağ olsun”, “Rahmetli de sollardı”, “Tek rakibim Türk Hava Yolları” şimdi ilk aklıma gelenler. Sonra devir değişti. Kamyon arkası özdeyişleri Twitter aforizmalarına dönüştü.
Bu aforizmalardan birini alıp şarkı sözü haline getirmek ancak bir “beste fabrikatörü”nün aklına gelebilirdi. Bravo! Hele ki sazı eline alıp sevdiceğini “dın dın” çalmakla tehdit etmek son yıllarda duyduğum en yaratıcı “atar” olabilir. Tebrikler, alkışlar!
‘90’ların içinden geçen ya da geçmemiş olsa bile merak edip o yılların dergilerini karıştıranlar bilirler ya da bileceklerdir ki ‘90’ların ortalarında Tarkan ve Burak Kut rakipti. Her bakımdan eşdeğer görülüyor, kıyaslanıyorlardı. Sonra Tarkan nereye gitti, Burak Kut nereye? Burak Kut’un ‘90’lardaki onca “fan” ı nerede şimdi misal?
Yani çok “fan”ı olmak, çok kalabalık toplamak, kendini beğenmeye, kendini kendi gözünde büyütmeye yetiyor gibi görünebilir. Ama kalıcı olan “iyi iş”tir her zaman. “Kötü iş” de kabul görür, parlar zaman zaman ama gün gelir öyle bir hızla söner ki ne külü kalır ne de dumanı.
Ha bir de fabrikalar seri üretim yapar ve çıkan her ürünün bir diğeriyle aynı olması gerekir. Yani müzikte “fabrikatör” olmak pek de muteber bir şey değildir; onu da hatırlatayım.
(23 Kasım 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)
Sabahattin Ali şiirlerinin şarkıya gelir bir tarafı olduğu su götürmez. Şiirlerinden bu kadar çok “hit” şarkı çıkmış az şair var: “Leylim Ley”, “Aldırma Gönül”, “Ben Sana Vurgunum”, “Dağlar Dağlar”, “Geçmiyor Günler”, çok fazla bilinmese de benim en sevdiklerimden biri olan “Gurbet Hapishanesi”…
Kürk Mantolu Madonna kitabıyla kahve fincanlı fotoğraflar paylaşmak moda olmadan çok ama çok evvel Kuyucaklı Yusuf’u, Hanende Melek’i, Gramafon Avrat’ı kitaplarında, olmadı Yeşilçam filmlerinde tanımış bir nesil vardı bu ülkede. Şiirlerini okumuş ya da okumasa da şarkılarda dinlemiş ve illa ki söylemiş bir nesil de.
Şimdilerde bir Sabahattin Ali şiiri daha şarkıya dönüştü. Genç kuşağın başından beri hep kalıcı ve sağlam işler yapmış bestecilerinden biri, Çağın Bodur tarafından bestelenen “Yetmez mi Gönül?”ü Alper Atakan’ın düzenlemesiyle Necdet Kaya seslendiriyor. Şarkı, geçtiğimiz günlerde tekli formatında Sony Müzik etiketiyle yayımlandı.
Konservatuvarlı bir müzisyen olan ve ilk albümünü 2007 yılında yayımlayan Necdet Kaya, bugüne dek dört albüm yapmış, halk müziği dalında yaptığı bu albümlerle türün genç isimleri arasında yıldızını parlatmış bir isim. Kaya’nın halk müziği çizgilerinin dışına çıkan ilk çalışması ise bu şarkı oldu. Aslına bakılırsa “rock”ın içinden arabeskin, popun içinden alaturkanın, halk müziğinin içinden popun geçebildiği, türler arası keskin çizgilerin artık silinmeye başladığı bir dönemde özellikle genç isimleri klişe kategorilerin içerisinde anmak da haksızlık. Hele ki ülke genelinde dinleyici çok büyük yüzdeyle bu ayrımlara takılmıyor iken.
Nitekim bu şarkı iyi bir besteci, iyi bir aranjör, iyi bir şarkıcı ve büyük bir şairin dizelerinin buluşmasından ortaya çıkmış iyi ve etkili bir şarkı. Sabahattin Ali’nin 41 yıl sürmüş kısa ve hüzünlü hayat hikâyesinin izlerini taşıyan şiirin hakkını veren beste, düzenleme ve yorum, dinleyeni o dakika etki altına alıyor. Bir de üzerine Sinop hapishanesinde, Sabahattin Ali’nin kaldığı koğuşta çekilmiş klibi izleyip, duvarda asılı fotoğrafını gördüğünüzde boğazınız düğümleniveriyor.
Basit şarkıların, basit müziğin, basit işlerin, basitliğin üzerimize sağanak gibi yağdığı bir zamanda böyle ruha dokunan şiirlere, şarkılara sıkı sıkı sarılası geliyor insanın.
(10 Kasım 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)
Kendi’nin ilk teklisinin yayımlandığı 2009 yılından bu yana müzikte çok belirgin, çok fark edilir bir iş yaptığını söyleyebilmek zor. Ama en azından buna çabaladığı da bir gerçek. Güzel bir genç kadın, dans eğitimi de almış, şan dersleri de. Sesinin sınırları içerisinde, ana akımın tam ortasına denk düşecek şarkılardan yana çizmiş yolunu. İyi bir şarkıcı olduğunu söyleyebilmek zor ama bu zamanda bunu kamufle etmek mümkün olabiliyor, biliyorsunuz. Hele ki amaç yüksek sanat değil, güncel popsa. İş ki zekice bir taktiğiniz olsun.
Ne çare, Kendi’nin taktiğinin pek akılcı olduğu söylenemez. Kendi yapım şirketini kurup kendi şarkılarını yayımlamak belki belli bir güce ulaşmış şarkıcılar için avantajlı olabilir ama Kendi çapında bir isim için, şarkılarını duyurabilmek adına ciddi bir handikap. Nitekim bir süre önce yayımlanan yeni mini albümü dijital âlemin kalabalığında kendi başına fark edilmeyi bekliyor.
“Kim Kime Dum Duma” adı verilmiş ve Kendi Müzik etiketiyle yayımlanmış bu mini albümde 5 şarkı ve bir “remix” versiyon var. Şarkılardan üçü daha önce tekli formatında yayımlanmış şarkılar. Alper Narman ve Onur Özdemir imzalı “Oh Oh”, bir seda Akay - Garo Mafyan şarkısı olan ve daha önce Niran Ünsal tarafından seslendirilen “Beyaz Sevda”nın yanı sıra Zeki Güner şarkısı “Kovuldum”, Kendi’nin yakın zamandaki denemeleri ve her biri altında güçlü imzalar olan, “hit” potansiyeline sahip şarkılar. Dijital platformlardaki tıklanma sayılarına bakıldığında da özellikle ilk iki şarkı belirli bir ivme yakalamış görünüyor. “Kovuldum” ise iyi bir şarkı olmasına karşın Kendi’ye uygun bir şarkı olmadığından olsa gerek, yeterince dikkat çekmemiş gibi.
Mini albümdeki iki yeni şarkıya gelirsek… Sözü, müziği ve düzenlemesi Burak Buluç’a ait olan “Karar” neresinden baksanız bütün klişeleriyle tipik bir Demet Akalın şarkısı. Kötü mü? Değil. Kendi matematiği içinde doğru bir şarkı. Ne var ki tipik Demet Akalın şarkılarının Demet Akalın’dan başka şarkıcılarda aynı etkiyi yaratamadığının sayısız örneği var pop müzik geçmişimizde. Albümde bu şarkının bir de Cem İyibardakçı tarafından yapılmış “remix” versiyonu var.
Diğer yeni şarkı ise söz ve müziği Cem Özsancak tarafından yazılmış, düzenlemesi Emre Aşkın tarafından yapılmış “Kim Kime Dum Duma”. Melodik olarak daha parlak, daha ayırt edilebilir bir şarkı “Kim Kime Dum Duma”. Genç bir besteci – aranjör ikilisinin elinden çıktığı hemen fark ediliyor. Keşke bu genç isimlerin bu şarkıyı bir şekilde Ajda Pekkan’a ulaştırabilme şansı olsaymış diye düşünmedim değil. Ona çok yakışırmış tavır olarak.
(10 Kasım 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)
Şarkıları dinleyiciye ulaştırmanın en etkili yolu artık klip çekmek de değil, radyo ve müzik televizyon televizyonlarında yayınlanmasını sağlamak da. Nicedir şarkı “PR”ı için en işe yarar mecra televizyon dizileri. Radyolar ve müzik televizyonları genellikle gün içinde, iş güç devam ederken eşlik ediyor gündelik hayatlarımıza ama diziler öyle mi ya? “Prime time”da, çoluk çocuk anne baba televizyon karşısında pür dikkat dizinin birine kaptırmış giderken, içinden çoğunlukla romantik görüntüler eşliğinde geçen şarkılar başka türlü dikkat çekiyor haliyle. Bir şarkının bir dizinin içinde yer alması da basın bülteni konusu olabiliyor bu yüzden.
Güntaç Özdemir’in yeni şarkısı “Nerde?” buna bir örnek. Şarkı, Yüksek Sosyete dizisinde yer aldığı haberi ile servis edildi geçtiğimiz günlerde. Nitekim YouTube’da dizinin görüntülerinden oluşan klip, şarkının “lyric” videosundan daha fazla tıklanmış durumda. Buna benzer çok örnek var.
Dizilerde iki saati aşkın süreleri doldurabilmek için şarkıların kullanılması mecburiyet halini aldı. Televizyonlarda en çok diziler izlendiği için de dizilerde kullanılan şarkıların kolay yoldan dikkat çekmesi müzik yapımcılarının ve müzisyenlerin de işine geliyor. Ortada bir kazan-kazan durumu var yani. Bir şarkıyı bir dizinin konusu, olay örgüsü, görüntüleri içine hapsetmek doğrudur ya da yanlıştır, o ayrı bir tartışma konusu tabii.
Güntaç Özdemir ilk albümünü 2012 yılında yayımlamıştı. Yeni bir albüm ya da şarkı yayımlamak için olması gerekenden fazla zaman geçirmiş gibi gözükse de bu süre zarfında müziğini sahnelerden dinleyicilerine ulaştırmaya devam etti; en azından ben öyle gözlemledim. İşte o uzun aradan sonra da “Nerde?” ile karşımıza çıktı.
Kaybedenler Kulübü etiketiyle yayımlanan şarkının söz ve müziği Güntaç Özdemir’e ait, düzenleme ise Sertaç Özgümüş tarafından yapılmış. Zaten Kaybedenler Kulübü de Güntaç Özdemir ve Sertaç Özgümüş’ün ortak kurduğu bir yapım şirketi imiş ve şarkının prodüktörlüğünü de Özgümüş üstlenmiş.
İlk albümünde de gördüğümüz üzere, Güntaç Özdemir iyi bir şarkı yazarı ve “Nerde?” ile bunu bir kez daha ispat ediyor. Kendi türü içinde etkili bir şarkı “Nerde?” Hatta denilebilir ki melodik pop-“rock” çizgisindeki bu şarkının ilk albümdeki şarkılara kıyasla çok daha fazla sayıda dinleyiciyi kolayca yakalayabilme şansı yüksek görünüyor.
(10 Kasım 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)
Tiyatro oyuncusu ve seslendirme sanatçısı Kaan Songün ilk kez şarkıcı olarak çıkıyor karşımıza. Songün’ün ilk teklisi “Düştün mü Söyle?” Yaşar Kekeva Plakçılık etiketiyle geçtiğimiz günlerde yayımlandı.
Rengi ayırt edilebilir, tok ve nitelikli bir sesi var Songün’ün. Bağırıp çağırmadan, haykırıp dövünmeden ya da sesini gevşetmeden, sündürmeden şarkı söyleyen erkek şarkıcı pek kolay çıkmıyor artık. Sadece bu bile Kaan Songün’ün sesine kulak kabartmak için yeterli gerekçe olabilir ki şarkı da hiç fena değil. Sözleri Kaan Songün tarafından yazılan “Düştün mü Söyle?”nin bestesine Songün ve Murat Göral birlikte imza atmış, düzenlemeyi ise Metehan Köseoğlu yapmış. Enstrümanların tek tek çok net ve temiz duyulduğu, pırıl pırıl akustik düzenleme ve kayıt şarkının bir başka önemli artısı olmuş. Bir de Kaan Songün, daha şarkının ilk kelimesinde “hayal” yerine “hayel” demeseymiş, iyiymiş.
Şarkının yapımcısı Kemal Kekeva, klibin yönetmenliğini de yapmış. Şarkının iklimine çok uygun “cool” klip, Kaan Songün’ün sesi ve şarkısı kadar görüntüsüyle de akıllarda kalmasının yolunu açıyor.
Bu aralar pop müzikte yeni bir şeyler keşfetmek için yola çıkıp da kötü işlerin arasında kaybolanlara iyi gelecektir bu şarkı, gözden kaçırmayın.
(10 Kasım 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)
Şarkı vasat, şarkıcı vasatın altı ama pek popüler. Her hafta ekranda sulu zırtlak komedi yapan birinin içli içli şarkı söylemesi bana zerre dokunmuyor, o da ayrı mesele. Bu düşüncelerim Oğuzhan Koç’un yeni şarkısı “Bulutlara Esir Olduk”un “zirveye” çıkmasına engel değil elbette. “Zirve”den kastım dijital platformlarda çok tıklanmak, çok izlenmek vesaire... Tıklansın, indirilsin, çok dinlensin, çok sevilsin; gözümüz varsa da gözümüz çıksın. Benim derdim başka.
Pekala, Hakan Altun’un, Metin Şentürk’ün filan söyleyebileceği türden bir arabesk şarkı “Bulutlara Esir Olduk”. Hadi daha iyi niyetli olayım; ver Sibel Can’a, Ebru Gündeş’e söylesin. Ve uzunluğu 4:46. Yani normal şartlar altında bu şarkı pop çalan radyoların kapısından bile geçemez. Arabesk oluşuna takmasalar süresinin uzunluğuna takarlar değil mi? Hele ki Kral Pop radyo ve televizyonu. Ama kazın ayağı öyle değil işte. Bu satıları kaleme alırken baktığımda Kral Pop TV listesinde 7, Kral Pop Radyo listesinde ise 8’inci sıradaydı şarkı. Muhtemelen daha da yükselecektir önümüzdeki günlerde.
Sadece müzik radyo ve televizyonlarındaki çifte standarda dikkat çekmek için veriyorum bu örneği. Hani sektördeki herkesin kendi arasındaki konuştuğu, birçok kişinin mağdur olduğu ve yüksek sesle dile getiremediği o acı gerçeğe. Nice müzisyen, şarkı yazarı, aranjör ve şarkıcı şarkısını seçerken, düzenlerken, çalarken, aman “intro”su kısa olsun aman süresi 3,5 dakikayı geçmesin, aman alaturka-arabesk bulmasınlar diye kıvranıyor iken Oğuzhan Koç bu ayrıcalığa neden ve nasıl sahip, bunu birinin sorması gerekmiyor mu? Ben soruyorum. Cevabını bilen varsa söylesin.
Kökleri Afrika’ya dayanan ve Amerika’ya köle olarak getirilen Afrikalılardan yayılıp zamanla bütün dünyaya ulaşan caz müziği epeyce tekamül ettikten, zencilerin yerel müziği olmaktan çıkıp dünya genelinde tanınıp bilindikten sonra Türkiye’ye ulaşabilmiş.
Ulaştığı zamanlardan bugüne denilebilir ki caz Türkiye’de hep “yüksek sanat” skalası içinde kabul gördü; ortalamanın değil gustosu gelişkin müzik dinleyicisinin ve dahası cebi şişkin kesimin tükettiği bir müzik türü olarak bilindi. Buna karşın çok iyi caz müzisyenleri yetiştirdiğimiz de bir gerçek. İçlerinde dünya çapında tanınanlar olduğu kadar, o kadar tanınmasalar bile o yeterliliğe ulaşmış olanlar da pek çok.
İşte Erol Pekcan, Tuna Ötenel ve Kudret Öztoprak da o çok sayıda ismin arasında ilk sıralarda sayılabileceklerden. Bu üçlünün 1978 yılında kaydettiği “Jazz Semai” adlı plak, geçtiğimiz günlerde bir tıpkıbasımla yeniden yayımlandı.
Rainbow45 Records’ın bir süreden beri yayımlamakta olduğu plak serisine eklenen bu son halka, tabiri caizse “arkeolojik bir keşif” niteliği taşıyor. Zira varlığını pek az kimsenin bildiği, yıllardır sahaflarda bile bulmanın mümkün olmadığı bu plak, birçok açıdan değerli ve önemli idi.
Türkiye’de müziğin kilometre taşlarından biri olmuş prodüktör Nino Varon’un sahibi olduğu Nova Plak etiketiyle 1978 yılında yayımlanmış “Jazz Semai”, müzik tarihimizin ilk caz 33’lüğü olma özelliğini taşıyordu her şeyden önce. Onun da ötesinde, biri hariç tamamı özgün bestelerden oluşan, dolayısıyla sadece yorum değil, aynı zamanda beste önerisi, doğru tabirle halis muhlis “Türk cazı” önerisi sunan bir plaktı. Üstüne üstlük caz plağı geleneğinin neredeyse hiç olmadığı bir dönemden üç sıkı caz müzisyenine ait kayıtları barındırması açısından da arşiv değeri yüksekti.
“Jazz Semai” şimdi orijinal plağı aratmayan bir kayıt kalitesi, özenli bir baskı ve orijinal kapak tasarımına ilaveten zenginleştirilmiş içerikli kartoneti ile Rainbow45 Records etiketli 2016 baskısıyla raflarda.
Erol Pekcan’ın davul ve perküsyon, Tuna Ötenel’in piyano, saksafon ve perküsyon, Kudert Öztoprak’ın ise bas ve perküsyon çaldığı plakta, dokuz Tuna Ötenel bestesinin yanı sıra bir de türkü düzenlemesi var. Az önce “öneri” kelimesini kullanmam boşuna değildi zira dünya standartlarında bir üç enstrümanisti dinlerken Ötenel’in besteleri bu albümün Türkiye’de yapılmış olduğuna dair ipuçlarını hiç eksik etmiyor. Öyle ki bugün bu niyetle yapılan işlere dahi ışık tutup, yol gösterebilir pekala.
Bu kıymetli albümü arşivlerin tozundan arındırıp bugüne ulaştıran herkese minnet duymalıyız. Sanki iki gün önce çalınıp kaydedilmiş kadar taze ve yeni kalabilmiş müziği dinlerken de 1994 yılında yitirdiğimiz Erol Pekcan’ı ve 2008 yılında aramızdan ayrılan Kudret Öztoprak’ı yâd etmeliyiz şüphesiz. Müziğin üretenini ölümsüz kıldığına, yazanın, çalanın, söyleyenin sahiden de “gök kubbede bir hoş seda” bıraktığına bir kez daha emin olarak.
(14 Kasım 2016 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)
35 yıl ara verdikten sonra tekrar stüdyoya girip şarkı söylemek ve yola kaldığın yerden devam etmek hiç ama hiç kolay bir şey değil. Oysa Işıl Yücesoy’un 1979’da yayımlanmış ilk albümünü dinledikten hemen sonra geçtiğimiz günlerde piyasaya çıkmış ikinci albümünü dinlediğinizde, iki albüm arasında 35 yıl olduğuna inanmakta zorlanıyorsunuz. Azalmamış, aksine artmış şeyler var elbette.
İki dönem arasındaki “sound” farkı bir yana, Yücesoy’un yorumunda hissedebiliyorsunuz ancak yılların izini. Yaşamış, görmüş, hissetmiş, anlamış bir kadının telaffuz ettiği her bir kelimeye kattığı inandırıcılık misliyle artmış. Tekniği, şarkıcılık donanımı ve yeterliliği ise yerli yerinde; tabiri caizse “taş gibi” duruyor.
Işıl Yücesoy’un yeni albümü “Zamansız”, Ossi Müzik etiketiyle yayımlandı. Hakan Eren’in prodüktörlüğünü yaptığı albümde 9 şarkı ve 1 farklı versiyon var.
Eski ile yeninin özenli bir harmanı ile oluşturulmuş, dolayısıyla da adının hakkını veren bir albüm bu. Dün de dinleyebilirdik bu albümü, bugün dinliyoruz ama yarın da dinleyebiliriz rahatlıkla. Seçilen şarkılar, düzenlemeler, yorum, kısaca her şey bir döneme, bir zamana, genel geçere bağlı kalmaksızın “zamansız” bir müzikalitenin izini sürüyor.
Sözleri Saadettin Dayıoğlu tarafından yazılmış ve Sonay Yağız tarafından bestelenmiş “Büyümedim”, enteresan bir biçimde aslında Işıl Yücesoy için yazılmamış, ancak yazıldıktan sonra uzun süre bir köşede bekleyip tesadüf eseri ve de Hakan Eren’in öngörüsüyle Işıl Yücesoy’a kısmet olmuş bir şarkı. “Şarkılar söyleyenini kendisi bulur er ya da geç” tezine verilebilecek en iyi örnek olabilir. Bu sözleri Yücesoy yazmış olsa idi, kendini ancak bu kadar doğru anlatabilir, yıllar sonra müziğe dönüşü için ancak bu kadar doğru bir şarkı ortaya çıkabilirdi.
“Büyümedim”in ardından Nilüfer’in 1980 tarihli 33’lüğünden sözleri Fikret Şeneş tarafından yazılmış bir Richard Clayderman klasiği “Dönüyorum Eski Sevgilime” geliyor. Enstrümantal bir besteye nasıl ruhuna uygun söz yazılabileceğinin dersini de alabilirsiniz dinlerken, bir şarkının nasıl yorumla büyütülebileceğinin dersini de.
Sözleri Aşkın Tuna’ya, bestesi Aydın Sarman’a ait “Güneşimi Kaybettim”, söz ve müziğinde Yonca Lodi’nin imzası bulunan “Milat”, bir Sezen Aksu şarkısı “Ağlamak Güzeldir”, ilk kez Yeşim Salkım tarafından seslendirilmiş Seda Akay ve Cenk Taşkan ortak çalışması “Meğer” ve daha önce Işın Karaca’nın seslendirdiği Suat Suna bestesi “Zamansız”, albümün diğer “cover” şarkıları.
“Meğer”de Yeşim Salkım, “Güneşimi Kaybettim”de Cenk Eren ve “Zamansız”da Çağan Irmak sesleriyle eşlik etmişler Işıl Yücesoy’a.
Albümde iki de Işıl Yücesoy bestesi var. Biri, Yücesoy’un ilk albümünde de yer alan “Niye Düşünüyorsun?”, diğeri ise yeni bir beste; sözleri İskender Doğan tarafından yazılmış “Anlamı Yok”. Bu şarkı iki farklı versiyonla girmiş albüme.
Neresinden baksanız sürprizlerle dolu, şaşırtıcı, beklenmedik seçimleriyle de heyecan verici bir albüm bu. Şunu anlıyorsunuz ki Işıl Yücesoy ne söylese dinlenir ve bir yorumcu olarak bir tek yeni şarkı söylemese bile her söylediği şarkıyı ilk defa söyleniyormuşçasına yeni hale getirir.
Albümün başarısında bütün şarkıların düzenlemelerine imza atan ve hem şarkıları hem de Işıl Yücesoy’un sesini çok iyi özümseyip, çok doğru işleyen Tansel Doğanay’ın da payı büyük.
Şahin Tuhan’ın fotoğrafları ve Özlem Semiz’in grafik tasarımı ile görsel yönden de kusursuz bir nitelik yakalamış “Zamansız”, bu ülkede yapılmış ve yapılmakta olan müziğe sunulmuş kıymetli, özel, “zamansız” bir öneri.
Sanatı, sanatçıları çabuk tükettiğimiz, eskittiğimiz, unuttuğumuz ve ne yazık ki hiç mi hiç değer bilmediğimiz bir sır değil. Kadirşinaslığın genellikle lafta kaldığı bu coğrafyada bu albüm sadece bir müzik albümü olmanın ötesine geçip, başka bir şeyler de söyleyebilir bize. Eğer dinlemek ve duymak istersek tabii.
Şunu da söylemeden geçemeyeceğim ki Işıl Yücesoy şayet bu albümün arkasını getirmez, yeni albümler yapmaz ise hem kendisine hem de bize büyük haksızlık eder.
(10 Kasım 2016 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)
‘90’lı yılların başındaki etkisini sonlarına doğru yitirmeye başlayan Türkçe pop müziğe yeni bir soluk getiren albüm hiç kuşkusuz İzel’in 1999 yılında piyasaya sürülen “Bir Küçük Aşk” adlı albümü olmuştu. O yılın en çok satan albümlerinin başında gelen bu albüm, özellikle sıkı bir dans şarkısı olan “Yok Yere” ile kıyamet koparırken albümdeki bütün şarkıların söz ve müziklerine imza atan Altan Çetin ismini de hafızalarımıza kazımıştı.
Hemen ardından Altan Çetin imzalı Hande Yener “hit”leri geldi ve o zaman bu zaman Ebru Gündeş’ten İbrahim Tatlıses’e, Sibel Can’dan Nilüfer’e pek çok isim Altan Çetin şarkılarına albümlerinde yer verdi. Şimdi geriye dönüp baktığımızda denilebilir ki 2000’li yılların pop müziğinde Altan Çetin ismi en belirgin imzalardan biri olmuş. Yıl 2016 ve bu sıralarda da hem Volkan Konak’ın seslendirdiği “Aleni Aleni” hem de Hande Yener’in söylediği “Deli Bile” ile o imza hâlâ yerli yerinde duruyor.
Altan Çetin geçtiğimiz günlerde kendi şarkılarını seslendirdiği bir proje albümle bu defa şarkıcı olarak karşımıza çıktı. Aslında bu ilk değil. Çetin’in daha önce ENBE Orkestrası ile birlikte yaptığı “Martılar” isimli bir teklisi ve bir de 2011 yılında yayımlanmış “Bak Gör” isimli bir teklisi daha var. Bu defa ise 11 şarkılık bir albüm var elimizde. Poll Production etiketiyle yayımlanan albüm “Sahibinden” adını taşıyor.
Albümün alt başlığında “Remix” ve “Feat. Catwork Remix Engineers” ifadelerini görmemiz boşuna değil. Bu bir “remix” albüm. Çetin’in daha önce başkaları tarafından seslendirilmiş “hit” şarkılarının, bu defa sahibinin sesinden “remix”leri ile oluşturulmuş bir albüm bu.
Hande Yener’in sesinden sevdiğimiz “Kırmızı”, “Sen Yoluna Ben Yoluma”, “Acı Veriyor”, “Acele Etme”, “Yoksa Mani”, “Yalanın Batsın”, İzel’den bildiğimiz “Yok Yere”, zamanında Ebru Gündeş’in seslendirdiği “Unuturum”, Emrah tarafından seslendirilmiş “Kabul”, Volkan Konak’ın sesinden yakın zamanda “hit” olmuş “Aleni Aleni” ve “bonus” olarak da Çetin’in daha önce kendi seslendirdiği “Bak Gör”ün yeni versiyonu ile başından sonuna bir “hit“ toplaması bu albüm.
Bu kıymetli şarkılarını “remix” gibi biraz çetrefilli bir kalıba sokmak üzere emanet ederken, işinin en iyilerinden birini, Catwork Remix Engineers’i, yani Baran Akın ve Burak Keskin’i tercih etmiş Altan Çetin. İyi ki de öyle yapmış zira ortaya çıkan iş olabilecek en doğru şekilde çıkmış.
Evet, ben de dâhil olmak üzere bu şarkıları zamanında çok sevmiş birçok dinleyici için bu yeni hallerini yadırgamak kaçınılmaz bir ihtimal; evet belki akustik düzenlemeleri tercih edebilirdik ilk ağızda ama amaç zaten bir “best of” değil, bir “remix” albümü yapmak imiş belli ki. Hal böyleyken de itiraz etmenin bir anlamı yok. Pop müziğe başından bu yana hız katmış, nabız yükseltmiş bu şarkıları bir de bugünün “sound” anlayışıyla, hatta hızları bir miktar daha artmış şekilde dinletmek de fena bir öneri değil ayrıca.
Daha önce büyük kısmını kadın seslerden dinlediğimiz bu şarkıları bir de erkek sesinden, üstelik sahibinin sesinden dinlemek de cabası. Gel gelelim “Aleni Aleni”yi istesem de Volkan Konak’ın Karadeniz şivesinden ayrı düşünemedim, “Acı Veriyor”u bu kadar metronomu yüksek dinlemekte de zorlandım; onları da söylemeden geçemeyeceğim.
Sonuç itibariyle bir önemli bestecinin kendine münhasır bir kariyer özeti olarak tanımlanabilir bu albüm. Haliyle de arşiv değeri var her şeyden önce. Bir kenara koymakta fayda var.
Yavuz Hakan Tok Müzik Yazarı / Eleştirmen / Arşivci
2001 yılında Bir Zamanlar adlı internet sitesinde müzik yazıları yazmaya başladı. Yanı sıra yazıları, Zip İstanbul, Koara, İkinci Kanal, Caretta, Mezun Life, Popüler Tarih dergilerinde, Bugün gazetesi ve Milliyet gazetesinde yayımlandı.