Yeter ki Müzik Olsun
  • Seninle Üç Dakika
  • _Giriş
  • _1975
  • _1976
  • _1977
  • _1978
  • _1979
  • _1980
  • _1981
  • Röportajlar
  • Konser Yazıları
  • _2019 Konserleri
  • _2018 Konserleri
  • _2017 Konserleri
  • _2015 Konserleri
  • _2016 Konserleri
  • _2014 Konserleri
  • Günün Şarkısı
  • Albüm / Şarkı Eleştirileri
  • Güncel
  • Yıldızlar
  • Klasikler
  • Ses Dergisi
  • Günlükler
  • _Eurovision 2011 Günlüğü
  • _Eurovision 2010 Günlüğü
  • _Nasıl TV Programı Yaptık?
SILA KOKULU BİR ALBÜM



(8 Eylül 2015 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Ziynet Sali gibi adını ve rüştünü ispat etmiş bir şarkıcının, Sıla gibi baskın karakteristiği olan bir şarkı yazarı ve şarkıcının müzik direktörlüğünde bir albüm yapmaya kalkışmasının neresinden baksanız haber değeri var. Bizim popüler müzik kara sularında özellikle son yıllarda pek sık rastlanmıyor böyle şeylere. Her şeyden önce egolar müsaade etmiyor. Bir yandan da riskli bir durum neresinden baksanız…


Ziynet Sali geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle yayımlanan yeni albümü “No 6” ile bu riski göz almış. Daha önce tekli formatında yayımlanan “Bugün Adım Leyla”nın dışında 10 yeni şarkı var albümde ve bu şarkılardan sekizinde şu veya bu şekilde Sıla’nın parmağı var.


Böylesi dayanışmaları yabana atacak, hafife alacak lüksümüz yok. Özellikle de popun kısır döngüsü içerisinde hep beraber debeleniyor iken. Bu da bir gerçek ama bu sebep, albümü baş tacı etmek için yeterli olmayabilir. Her şeyden önce ortaya çıkan sonuç müzikal açıdan gayet tatmin edici olsa da, fazladan bir sürpriz, beklenmedik bir farklılık taşımıyor. Yani ne Sıla, Ziynet Sali için özel bir şey yapmış, ne de Ziynet Sali, bu şarkıları Sıla söylese duyacağımızdan daha farklı bir şey sunuyor. Ortada buluşmuşlar sadece.


Albümün açık ara en iyi şarkısı ise enteresan bir biçimde, bir Sıla şarkısı değil. Sıralamada sondan bir önceye konulmuş olmasına karşın söz ve müziği Mete Özgencil’e, düzenlemesi Devrim Karaoğu’na ait “Adeta Müebbet”, ilk dinleyişte etki uyandırıyor. Özgencil’in şarkı yazarı olarak çok ihtişamlı geçirdiği 1994-2006 yılları arasındaki döneminden çıkıp gelmiş gibi duran, sağlam bir müzikal yapısı ve vurucu melodisi, sözleri olan, birinci sınıf bir şarkı “Adeta Müebbet”. Ziynet Sali de şarkıcı olarak elinden geldiğince yetmeye çalışmış ama doğrusu ben bu şarkıyı Candan Erçetin ya da Hande Yener’den dinlemek için can atabilirdim.


Her kelimesi, her notasıyla bir Sıla – Efe Bahadır şarkısı olduğunu ilk dinleyişte açık eden “Belli”, sözleri Sıla’ya, bestesi ve düzenlemesi Fatih Ahıskalı’ya ait “Çeyrek Gönül”, albümün öne çıkan şarkıları arasında. Albümün açılışında yer alan, söz ve müziği Sıla’ya, düzenlemesi Ozan Doğulu’ya ait olan” Dağınık Yatak” da hiç fena değil. Buna karşın, “Dağınık Yatak” denince benim aklıma Murathan Mungan, onun senaryosunu yazdığı aynı adlı film ve o filmde kullanılan şiirin Selim Atakan tarafından bestelenip Nükhet Duru tarafından seslendirilmiş şarkısı geliyor ki bu şarkının onunla isim benzerliği dışında bir ilgisi yok. Ancak buna “isim benzerliği” demek de iyimserlik olur sanki.


Albümdeki bir diğer Mete Özgencil şarkısı olan “Diken”, belli ki biraz da albümün genel havasına uygun olsun diye fazlaca sakin bir Devrim Karaoğlu düzenlemesiyle albüme girmiş. Oysa daha iddialı, Latin havası daha ön planda bir düzenleme ile kıvrak bir yaz “hit”i olabilirmiş bu şarkı. Onun yerine yaz “hit”i olması planlanan ve albümün çıkış şarkısı olarak seçilen “Mevsimsizim” ise İskender Paydaş imzalı ve eğlenceli “ska” düzenlemesine rağmen kolay dile dolanacak bir şarkı değil. Bir Yunan şarkısından Sıla tarafından Türkçeye adapte edilen “Mevsimsizim”, kalabalık söz öbeği nedeniyle dinleyeni yoruyor.


Yine Sıla tarafından Türkçeleştirilen bir diğer Yunan şarkısı ise düzenlemesini Ozan Doğulu’nun yaptığı “Başrol”. Her kıvrak melodili, halay ritimli Yunan şarkısının Türk dinleyicisinin kulağını yakalayabildiğini düşünmek hata olur. Bu şarkının da özellikle nakarat kısmındaki ritim yürüyüşü, “Ah ki ne ah” bölümleri bizim kulağımıza ters, tabiri caizse “fazla Yunan”. Albümdeki en eğlenceli şarkılardan biri gibi gözükse de, ben fazla şans vermiyorum “Başrol”e.


Çok tipik bir başka Sıla şarkısı olan ve Efe Bahadır tarafından düzenlenen “Bi’ Büyük Devirdik”, Vur Kadehi Ustam” ve “Saki”nin devamı niyetine dinlenebilir rahatlıkla. Yine içkili bir ortam (açıkça söylenmese de muhtemelen bir rakı sofrası), yine bir efkârlanma, demlenme hâli. Sözü geçen şarkıları beğenenler bunu da beğenir/beğenmiştir muhakkak da Sıla’nın içki masasında “bi’ büyük” devireceğine inanmak ne kadar kolaysa, Ziynet Sali’nin aynı şeyi yapabileceğine inanmak bir o kadar zor. En azından bence öyle…


“Bi’ Büyük Devirdik”le aynı minvalden ilerleyen “Kırk Yılda Bir” ise oryantal/arabesk yürüyüşüyle kolay sevilebilir. Bu şarkıda da Sıla’nın o tanıdık melodi ve söz kurguları o kadar baskın ki, ister istemez Ziynet Sali’nin sesini yadırgıyorsunuz dinlerken.

Sözleri Sıla’ya, bestesi Sıla ve Efe Bahadır’a, düzenlemesi İskender Paydaş’a ait “Geldim Oyununa” ise bir kliple desteklendiğinde güncel pop içerisinde kendini kolay gösterecek, bunun için gerekli bütün hilelerin kullanıldığı bir şarkı olarak albümün ticari kozlarından biri.


Sözün özü, Sıla kokusunun etkin olarak hissedildiği, buna karşın Ziynet Sali kariyeri için yeni bir dönüm noktası olabilecek, sadece bu nedenle bile amacını yerine getirecek, e biraz da kafaya kafaya vurmayan pop şarkıları dinlemek isteyenleri memnun edecek, Sıla şarkılarını ya da Ziynet Sali sevenleri ise mest edecek, dikkate değer bir albüm “No 6”.


Son olarak… Mete Özgencil ve Fatih Kocatürk’ün kapak ve kartonet tasarımına diyecek yok ama keşke Ergin Turunç’un çektiği fotoğraflar biraz daha az Photoshop’lu olsaymış. Özellikle de kitapçığın arka kapağındaki fotoğraf.

EYLÜL 2015
0
Share
GERÇEK “HİT”LER VE “HİTÇİK”LER

Müzik piyasası büyük bir yüzdeyle dijital teklilere doğru yönelirken, toplama albümler en azından dijital teklileri CD üzerinde bir araya getirmesi açısından işe yarıyor. Yoksa toplama albüm mantığı, müzik “gurmelerinin” pek de tercih ettiği bir şey değil. Çünkü albümü yayımlayan firmanın kendi katalogundan, belki birkaç başka firmanın da desteğiyle bir araya getirdiği şarkılardan oluşan toplama albümler, genellikle bir müzikal beğeni bütünlüğü taşımaktan uzak oluyor.



0
Share
O BİR “İZMİRLİ”


(25 Ağustos 2015 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

İzmir’de doğup büyüyen Esen Şeyda Özkulalı, ailesinin karşı çıkması üzerine konservatuara girememiş ama içindeki müzik tutkusu galip gelmiş ve lise eğitimi sonrası kendini sahnede bulmuş. Bir dönem İzmir Kent Orkestrası’nın solistliğini yapmış, Müfit Bayraşa’dan müzik dersleri almış, İzmir Büyükşehir Belediye Bandosu’nda hem solist hem de flütist olarak görev almış. Bir dönemse Türk pop müziğinin önemli isimlerinden biri olan Neco’ya sahnede eşlik etmiş. Halen devam eden bu süreçte, bir yandan da kendi şarkılarını yazmakta imiş. Esen Şeyda’nın kendi adını taşıyan ilk albümü 2015 Mart ayında Arpej Yapım etiketiyle yayımlandı.


Her ne kadar son yıllarda Türkiye müzik sektöründe ciddi bir kriz süregeliyor olsa da, sayısız yeni isim de ilk albümleriyle boy göstermeye çalışıyorlar. İşin doğası bu çünkü… Genç müzisyenler yetişiyor, üretim devam ediyor. Esen Şeyda da bunlardan biri. Yukarıda kısaca özetlemeye çalıştığım sayısız deneyimden sonra, ürettiklerini bir albümle dinleyiciye sunmuş. Zaten bunu albümü dinlemeye başlayınca da anlıyorsunuz. Bir anlık hevesle ya da aceleyle yapılmış bir albüm değil bu. Buna karşın bir anda satış rekorları kıracak, kıyametler koparacak bir albüm de değil. Zaten sektörün bu şartlarında hangi ilk albüm bunu başarabilir ki?


Albümde söz ve müziği Esen Şeyda tarafından yazılmış 7 şarkı var. Düzenlemeleri ise Serkan Ölçer yapmış. Belli ki kayıtlar kısıtlı şartlarla yapılmış ama buna rağmen kolaya kaçılmamış. Bütün şarkılar akustik çalınıp söylenmiş. Bu bile tek başına alkışlanası bir çaba. Çünkü şarkılar tam da bunu isteyen türden şarkılar. Piyasadaki genel geçer pop algısının dışında, daha ziyade ‘90’ların o çok daha yaratıcı, söze de melodiye de çok daha fazla değer veren müzik anlayışı hâkim çünkü Esen Şeyda’nın bestelerinde.

Bu haliyle albümün, Yıldız Tilbe’nin ilk albümünü çağrıştırdığı da söylenebilir. Hem müzikal açıdan böyle bu, hem de Esen şeyda’nın sesi ve şarkı söyleme biçiminde Tilbe’nin erken dönemlerini hatırlatan bir tını var. Rahatsız edecek kadar benzer değil ama… Sadece anımsatacak kadar.


İlk klip şarkısı olarak seçilen ve albümün açılışında yer alan “Kopyam Yok”, bence albümün en zayıf şarkısı. Oysa “İçini Serin Tut”la çok daha etki bir çıkış yapılabilirmiş. Tek bir piyanoyla söylenmiş bu şarkı, bir klip ve biraz da destekle kolayca dillere dolanabilir. Albümdeki bir başka etkili aşk şarkısı olan “Beni Affet” ve caz tınıları taşıyan “Aşk Polisi” de heyecan verici şarkılar. İspanyol yürüyüşündeki “Saltanat Şehri”, bildik Fettah Can - Eflatun şarkıları çizgisinde. Yukarıda bahsi geçen ‘90’lar ekolüne en yakın duran şarkı ise hiç kuşkusuz “Mavi”. Bu şarkıda sözü ve melodisiyle tek başına etki yaratabilecekler arasında.

Albümün son şarkısı “İzmirli” ise alaturka melodisi ve eğlenceli sözleriyle ilk dinleyişte kulağa yer ediyor. Bu şarkı da ilk klip şarkısı olabilirmiş pekala.


Uzun zamandır bu kadar umut vaat eden bir ilk albüm dinlememiştim. Buna karşın Mart ayından bu yana Esen Şeyda isminin çok daha fazla duymamış olmamız olsa olsa strateji hatası olabilir. Albümün gerek ilk klibi, gerekse kapağı görsel açıdan dikkat çekmediği gibi, ters bir izlenim de yaratıyor. Ben ilk bakışta bir türkü albümü sanmıştım mesela. Klipte de olduğundan çok daha tecrübesiz görünen, kamerayı kullanmayı, vizöre bakmayı bilmeyen bir şarkıcı var.



Yine de henüz çok geç değil. Albümde Esen Şeyda’yı daha fazla tanıtacak, birden fazla dikkat çekici şarkı var. Bir stil değişikliği, daha özenli bir klip ve doğru seçilmiş bir şarkıyla devam edilirse, Esen Şeyda isminin hafızalara yer etmemesi için hiçbir sebep yok. En azından böylesi şarkılar yazan bir şarkı yazarı daha fazla şansı hak ediyor.

AĞUSTOS 2015 
0
Share
GRUP YORUM’UN 30. YILI


(17 Ağustos 2015 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Grup Yorum’un hikâyesi, Ruhi Su’nun hikâyesinin bittiği yerde başlıyor. Ruhi Su’nun son yolculuğuna uğurlandığı 1985 yılında Grup Yorum kuruluyor. Ve ne enteresandır ki, Ruhi Su’nun hayatı boyunca yaşadıklarına çok benzer süreçlerden geçerek bugünlere geliyor Grup Yorum. Siyasi görüşleri, savundukları ve söyledikleri yüzünden baskılar, yasaklamalar, hapisler, tutuklamalarla geçiyor 30 yıl.

Bugüne dek çok sayıda müzisyenin gelip geçtiği Grup Yorum her şeye rağmen ayakta durmayı başardı ve günümüzde de devam eden baskılara rağmen müziğini geniş kitlelerle bir şekilde buluşturuyor hâlâ. Grubun 20. Albümü “Halkın Elleri”, 2013 yılında piyasaya çıkmıştı. Geçtiğimiz günlerde Kalan Müzik etiketiyle piyasaya sürülen yeni albüm ise “Ruhi Su” adını taşıyor.


Kartonet yazısından da anlaşıldığı üzere “Dünden Bugüne Ustalarımız” alt başlığıyla dinleyiciye sunulan bu albüm, Grup Yorum’un önümüzdeki dönemde hazırlayacağı “ustalara saygı” albüm serisinin ilki olma özelliğini taşıyor. Bu serinin ilk albümü için, Grup Yorum ve daha onlarca müzisyene/gruba öncü, yol gösterici olmuş Ruhi Su’nun seçilmesi boşuna değil. Anadolu müziğini, türküleri, deyişleri, semahları, zeybekleri, bu müziği “ilkel ve çağdışı” bulan kitlelere dahi sevdirmekle kalmamış, araştırmış, bulmuş, derlemiş, notaya almış, icra etmiş ve gelecek nesillere aktarmış, bununla birlikte siyasi duruş ve tavrından, hayatı boyunca ona tüm yaşatılanlara rağmen vazgeçmemiş, onurlu bir müzik adamının mirası, Grup Yorum’un sazında, dilinde, elinde emanet durmuyor; tersine yüceliyor.


Albümde Ruhi Su türküleri sadece bir malzeme olarak kalmamış. Grup Yorum, Ruhi Su’yu kâh kendi sesi, kâh şiiri, kâh derlediği, kâh bestelediği şarkılar, türkülerle başköşeye oturtmuş, hatta grup olarak tıpkı kapak tasarımında olduğu gibi, gölgede, geride kalmayı tercih etmiş. Albüm Ruhi Su’nun kendi sesinden “Ezgili Yürek” şiiriyle başlayıp, “Sonsöz”le noktalanıyor. Bu iki şiirin arasına ise bu toprakların binlerce yıllık yaşanmışlıklarından başka, yakın tarihimizden gelip geçmiş hikâyeler, acılar, katliamlar, öfkeler, isyanlar ve zaman zaman da Ruhi Su’nun kişisel tarihinden öyküler sığıyor.

Su’nun Dadaloğlu’ndan bestelediği “Aydost (Avşar Elleri)”, Pir Sultan Abdal’dan bestelediği “Gelin Canlar Bir Olalım” ve “Uyur İdik Uyardılar”, Muhyi’den bestelediği “Zahit Bizi Tan Eyleme”, Karacaoğlan’dan bestelediği “Mert Dayanır Namert Kaçar” onun halk ozanlarına dair yaptığı çalışmaların ürünleri. Erkan Ocaklı’nın sözlerinden bestelediği “Almanya Acı Vatan”, Almanya’ya işçi göçü günlerinin acılarından dem vuruyor.


Su’nun İstanbul’a tutuklanıp Sansaryan Han’da hücreye atıldığı ve işkence gördüğü günlerde yazdığı “Bu Nasıl İstanbul”, cezaevinde iken hayatını birleştirdiği Sıdıka Su için yazdığı “Mahsus Mahal” ve Adana Cezaevine nakli sırasında yazdığı “Hasan Dağı”, onun kişisel tarihindeki acıların ve ülkenin içinden geçtiği dönemlerin izlerini taşıyor.

“Dinleyin Arkadaşlar”, “Annem Beni Yetiştirdi”, “Ellerinde Pankartlar” ve “El Kapıları” yakın tarihi yaşayan ya da bilenlerin yabancısı olmadığı günlerin portrelerini çiziyor. Ruhi Su’nun şiirini yazdığı, Alaattin Us tarafından bestelenmiş “Baladız Ağıdı” ve Ruhi Su’nun, Nazım Hikmet’in “28 Kanunisani” adlı şiirinden yola çıkarak yazıp bestelediği “On Beşler’e Ağıt”, bu toplumun vicdanında derin izler bırakmış hikâyeleri anlatıyor. Anonim türküler “Drama Köprüsü” ve “Zeybek İle Yörük” de öyle.


Albümdeki her bir şarkı, türkü, şiir, Grup Yorum tarafından son derece usta işi bir biçimde işlenmiş, çalınmış ve söylenmiş. Ruhi Su tarafından kurulan ve bugün de varlığını devam ettiren Dostlar Korosu’nun, bir dönem Grup Yorum’da çalmış söylemiş Efkan Şeşen’in, Hilmi Yarayıcı’nın ve Tuğrul Karataş başta olmak üzere, Eylem Pelit, Ediz Hafızoğlu, Özer Arkun gibi ehil müzisyenlerin katkıları da cabası.


Hem müzikal anlamda çok nitelikli, hem de belgesel niteliğiyle arşiv değeri yüksek, önemli bir albüm bu. Bunlar bir yana, içinde yaşadığımız günlerin boğucu ve karanlık atmosferinden biraz olsun sıyrılıp umut yeşertmek için bile dinlenebilir. Nice hükümdarlara, hükümranlara, padişahlara, zorbalara karşın fikrin, düşüncenin ve duygunun ve bunları şiirle, müzikle, sanatla ifade edebilme gücünün nasıl eninde sonunda galip geldiğini hatırlamak için. Albüm kitapçığında Ruhi Su’dan alıntılanan cümleler tam da bunu anlatıyor zaten: “Bir düzen, türkülerinden korkamaya başladı mı, artık o düzeni kimse ayakta tutamaz. Nesimi’nin derisi yüzülmüş, Pir Sultan Abdal asılmış; fakat bütün bu asmalara kesmelere rağmen ne o düzen kalmış, ne de o debdebeli sultanlardan kimse kalmış.”

AĞUSTOS 2015 
0
Share
SESSİZ VE DİNGİN, AKUSTİK VE SADE


(10 Ağustos 2015 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Türkiye’de müziğe sayısız isim kazandırmış Adana’dan bir yeni müzisyen daha çıktı geldi bu yıl. 17 Yaşından bu yana gitar çalıp beste yapan Ozan Ekici, Adana ve İstanbul’da barlarda sahneye çıkarak sahne tecrübesi kazanmış. İlk albümünün kayıtlarına ise Eylül 2014’te başlamış. Ekici’nin “Rüzgârın Rengi Var” adını taşıyan albümü, 2015 Mayıs ayında Benart Production etiketiyle yayımlandı.


Albümde söz ve müziği Ozan Ekici’ye ait 10 şarkı var. Üç şarkının prodüktörlüğünü Demir Demirkan yapmış; diğer yedi şarkının prodüktörü ise Volkan Başaran. Yani ilk adımını sağlam atmış Ozan Ekici. Bu iki deneyimli müzisyen, genç bir ismin el değmemiş şarkılarını işlerken ustalıklarını konuşturmuş ve Ozan Ekici’nin kendine has dünyasını dinleyiciye olduğu gibi (yersiz yere cilalamadan) yansıtmayı başarmışlar.


Nasıl tanımlanır Ozan Ekici’nin müziği? Kendisi “soft rock” ya da “akustik rock” tabirlerini kullanıyor. Biraz Ortaçgil, biraz Feridun Düzağaç’ın ilk dönemleri, Fikret Kızılok, belki bir parça da Pinhâni. Eğer bir kulvara sokmak gerekiyorsa, bu isimlerin/grupların yanında yer alabilir. Ancak onu hepsinden ayıran bir şey varsa o da şarkı sözleri.


Henüz 30’lu yaşların başında olmasına rağmen, hayatla hesaplaşmasını bitirmiş, iç huzurunu ve sükûneti bulmuş bir adamın kaleminden çıkmış şarkı sözleri var bu albümde. Çok az şarkıda hüzün ve aşk acısı var ama onlar bile karamsar değil. Zaten bu durumu “İyimser” adı verilmiş şarkı tek başına özetliyor. “Hayat her gün yeniden başlar” diyor Ozan Ekici o şarkıda. “Epey düşüp kalktım, artık adım iyimser,” diyor sonra da.


Başından sonuna dek akustik, sade, duru, temiz bir “sound” ve ince müzikal tatlar barındıran bir albüm bu. Hayatın telaşından el çektiğiniz bir gün, bir an, belki bir tatil yolculuğunda, belki yorgun bir iş gününün akşamında, vakit gece yarısını geçmişken bir gece ya da bir sabah erken uyandığınızda… Dinledikçe kendinizi iyi hissettirecek, kulağınızın pasını silecek 10 şarkı…

Benim önceliklerim tam da bu sebeple “Sessiz ve Dingin”, “İyimser” ve “Yolculuğa Çıkarken” oldu albümde. “Gayri İhtiyari”nin umutsuz ama umutlu aşk hikâyesine, “Masal”ın Ortaçgil’in ilk albümünden çıkıp gelmiş gibi duran naif duygusuna, ona keza “Düş”teki Fikret Kızılok iklimine, “Neredeyim Ben?”in melodikliğine bayıldım. Albüm boyunca yer yer duyduğum retro gitar tonlarına, Hammond org sesine de öyle…


Ancak bu albümü şarkılara ayırmak pek zor. Zaten giderek azalmakta olan 10 şarkılık albüm mantığı tam da bu yüzden kıymetli kalacak hep. Bazı albümler başından sonuna bir bütündür ve bir tek şarkısıyla o müzisyenin hikâyesine vâkıf olamaz, müziğinin sırrını çözemezsiniz. Bu nedenle haksızlık ettiğimiz ne çok müzisyen vardır kim bilir. Yeni bir isim için bugünün müzik piyasası şartlarında çok zor olanı tercih etmiş olsa da, iyi ki Ozan Ekici, şarkılarını bir albüm halinde sunmuş dinleyiciye. Bu albüm başından sonuna dinlenilmeyi hak ediyor zira.

Albümün kartonet ve kapak fotoğrafları Taner Çalışaner tarafından çekilmiş, kartonet tasarımı ise Benart Porduction imzası taşıyor.

“Rüzgârın Rengi Var”, Ozan Ekici’nin uzun vadede kalıcı olacak ve önümüzdeki yıllarda adından çok söz ettirecek bir müzisyen olduğunun habercisi gibi.

AĞUSTOS 2015 
0
Share
BİR YORUMCULUK DERSİ


(5 Ağustos 2015 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

İyi kötü bir müzik kulağı ve ritim duygusu olan herkes, sesi yeterli olsun veya olmasın, şarkı söyleyebilir. Söylüyor da zaten, görüyoruz. Hatta günümüzün teknolojik imkânları sayesinde şarkıcı bile olabilir, bu işi meslek edinip para kazanabilir. Oluyorlar da zaten, görüyoruz. Ama “yorumcu” olmak başka bir şey... O öyle herkese nasip olmuyor. Nükhet Duru daha acemilik günlerinden başlayarak bu payeyi hak edebilmiş ender isimlerden biri. Bence bu ülkede şarkı söyleyen herkesin ondan öğreneceği çok şey var. Şarkı nasıl söylenir değil sadece, şarkı nasıl anlatılır, hatta şarkı nasıl yaşanır…


Yıllardır albümlerinde istikrarlı bir çizgi tutturamamış, öyle 7’den 70’e herkesin diline düşecek “hit” şarkılar söylememiş olsa da ayrıdır onun yeri. Zaten albümlerini dinleyerek ancak yarı yarıya bir fikir edinebilirsiniz onun hakkında; mutlaka sahnede izlenmesi gerekenlerdendir. Çünkü enerjisini ona bakan gözlerden, onu alkışlayan ellerden alır, stüdyoların elektronik ve mekanik ortamlarında, yalıtılmış odalarında duygusundan çok şey kaybeder.

İşte nihayet, uzun yıllar sonra sahnedeki “yorumcu” Nükhet Duru’yu albüme taşıyan bir projeyle çıktı karşımıza. Nükhet Duru’nun “Aşkın N Hali” verilmiş yeni albümü, geçtiğimiz günlerde Avrupa Müzik etiketiyle yayımlandı.


Albümde 11 şarkı var. Tamamı “cover” bu şarkıların 10’u daha önce başka şarkıcılar tarafından seslendirilmiş, biri ise eski bir Nükhet Duru şarkısı.

Aslında şarkıları kronolojik sıraya dizdiğimizde, albümü 1990 öncesi ve 2000 sonrası şarkılar diye iki kısma ayırmak mümkün.  “Sessiz Gemi”, “Sarhoşum Ben”, “Söyleyemedim”, “O Günler”, “Hayat Umutla Başlar” ve “Yalnızlığım” ilk kısma ait şarkılar. “Gözlerimin Etrafındaki Çizgiler”, “Sonbahar”, “Beni Seni Çok Sevdim”, “Döneceksin Diye Söz Ver”, “Beni Sevdi Benden Çok” ise ikinci kısmı oluşturuyor. Ama elbette albüm sıralamasında böyle bir ayrım söz konusu değil.


Albümün şarkı seçimi esnasında bana da danışıldığı vakit (kartonette “motivasyon” diye tabir edilen durum), ben birinci kısım şarkıları pek de benimsememiş, önermemiştim. Yıllarca o şarkıları yeterince dinlemişliğimden ve radyolarda, mekânlarda çalmışlığımdan olsa gerek pek heyecan verici bulmamıştım bir kere daha seslendirilmelerini. Hele ki söyleyen şarkıcıların imza şarkıları olmuş, “Yalnızlığım”, “Sessiz Gemi” gibi şarkıları… Ama benim bile unuttuğum bir gerçek vardı: Onları bu kez söylediği her şarkıyı kendine ait kılabilen Nükhet Duru söyleyecekti.


Sözün özü, bunca yıllık kadim hayranlığıma, Nükhet Duru sevdama rağmen, beni bile şaşırtan bir albüm bu. Bir “yorumcu”nun daha önce söylenmiş bir şarkıyı alıp ona nasıl bambaşka bir anlam yükleyebileceğinin, ondan nasıl yeni bir şarkı yaratabileceğinin ders kitabı. Bilmeyen birisi “Gözlerimin Etrafındaki Çizgiler”in aslında bir Şebnem Ferah şarkısı olduğunu, “Ben Seni Çok Sevdim”in aslında bir Cem Adrian şarkısı olduğunu anlayabilir mi? Asla anlayamaz. Çünkü sadece bunların değil, albümdeki tüm şarkıların adeta genetik kodlarını değiştirmiş Nükhet Duru. “Yalnızlığım” çok söylendi mesela ama asla böyle söylenmedi. Nasıl mı? Şarkının ismi de olan kilit kelimesindeki prozodi hatası düzeltilerek… Ya da “Beni Sevdi Benden Çok”u bir Redd’den dinleyin, bir de Nükhet Duru’dan. Biri iyi öteki kötü anlamında değil bu kıyas; şarkıdan şarkı doğurma anlamında. “Doğurma” çok doğru bir tabir oldu galiba zira albümdeki her bir şarkıda, “Sonbahar” gibi en maskuleninde bile Duru’nun dişil enerjisi ele geçiriyor kelimeleri. “Aşkın N Hali” denilen tam da bu olsa gerek.


Albümü müzikal açıdan çok kıymetli kılan şeylerden biri de canlı çalınıp kaydedilmiş olması. Ne kes yapıştır var, ne üst üste kayıt, montaj. Hâl böyle olunca Osman İşmen’in nefis düzenlemeleri de, Nükhet Duru’nun birinci sınıf yorumu da ayan beyan ortaya çıkıyor, gürültüye gitmiyor.

Belki bu yaz zamanı bunca yeni şarkı/albüm çıkmışken kıdemli bir yorumcunun bu “olgun” albümü görüş mesafesinin dışında kalacaktır hem medya, hem de ortalama dinleyici nezdinde. Ama siz siz olun, alın, dinleyin, saklayın bu albümü. Pişman olmazsınız.

AĞUSTOS 2015
0
Share
“ATAR”, “GİDER” VE DAHA FAZLASI…


Demet Akalın’ın en büyük avantajı, albüm yaparken bir formül aramak zorunda olmaması. Zaman içerisinde yarattığı, kendinden patentli bir formülü var çünkü. Onu dinleyenler ne beklediğini biliyor, ona şarkı yazanlar da ne yazması gerektiğini… Hâl böyle olunca, ona düşen her defasında aynı formülü başka başka kostümlerle vitrine çıkarmak oluyor. Bir müzikal kaygısı yok, çünkü eğlence müziği yapıyor ve bunun bilincinde. İddiasını da o noktada ortaya koyuyor zaten.




0
Share
BİR UYUMSUZUN HİKÂYESİ


(Milliyet Sanat dergisi Ağustos 2015 sayısında yayımlanmıştır.)

Uzun yıllar sonra bir gün birisi onun hayatını anlatmaya koyulduğunda, sadece bir şarkıcının, bir şarkı yazarının hikâyesi olmayacak anlatılan. Tek başına bir kadının ayakta kalış, direniş, karşı duruş hikâyesi okunacak satır aralarından. Bu yazı bunun kısacık bir özetidir.  Bu, bir uyumsuzun hikâyesidir.



1
Share
BİR MÜZİKAL KEŞİF


(7 Temmuz 2015 tarihinde, Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Badem grubundan tanıdığımız Barış Bahçeci, bir süre önce de bambaşka türde müzik yapan 4 Vokal grubunun dört solistinden biri olarak çıkmıştı karşımıza. Barış Bahçeci’nin ilk solo albümü “Beyaz Kurdun Öyküsü” ise geçtiğimiz günlerde Eğlence Fabrikası etiketiyle yayımlandı.


Bahçeci bir müzik emekçisi aslına bakarsanız… Sadece şarkı söylemiyor; bahsi geçen iki grubun albümlerinde de adını besteci, söz yazarı, enstrümanist ve hatta yapımcı olarak da gördük. Nitekim bu ilk solo albümünün prodüktörlüğünü de kendisi yapmış, ağırlıklı olarak kendi bestelerini söylemiş,  düzenlemelere (bir şarkı hariç) Süha Duran’la birlikte imza atmış ve dahi albüm kayıtlarında klavye ve perküsyon çalmış.


Öncelikle şunu söylemek lazım ki, bu albüm müzikal yapı olarak Barış Bahçeci’nin daha önce gruplarla yaptığı çalışmalardan biraz farklı. Bahçeci’nin solo şarkılarında her şeyden çok eskiye dair bir tat var. Gitar, klavye, davul tınıları ‘70’lerden ses veriyor gibi. Biraz Anadolu-pop suları, biraz Mazhar –Fuat  – Özkan’ın ilk dönemleri, belki biraz da Fikret Kızılok… Düzenlemeler bu meyanda ama şarkılar da bu düzenlemeleri istemiş gibi. Yani bir benzeme çabasından çok, kendine ait bir ruhtan, kimlikten bahsedilebilir. 


Bununla birlikte besteci olarak ne kadar belirgin bir imza atsa da şarkılara, solist olarak da bir o kadar iddiasız. Hiçbir şekilde şarkıların üzerine çıkmak istememiş, kendini şarkıcı olarak gösterme çabasına girmemiş, resesif bir solist Bahçeci.

Albümün en enteresan işlerinden biri, Kemani Sebuh Efendi’nin  “Kürdili Hicazkâr Longa”sından Barış Bahçeci’nin yazdığı sözlerle bir şarkıya dönüştürülmüş “Bir İleri İki Geri”. Bildiğim kadarıyla böyle bir deneme ilk kez yapılıyor. Çok enteresan sözler, söylenmesi çok zor, adeta bir “rap” şarkısı gibi kalabalık bir hece yerleştirme ile teatral bir şarkı ortaya çıkarırken, özellikle Bahçeci’nin çakırkeyif ağzıyla söylediği kısımlar inceden bir Timur Selçuk havası estiriyor. Böylesi zor bir denemenin altından ancak bu kadar başarıyla kalkılabilirdi.


“Bir İleri İki Geri”nin işaret ettiği üzere, Bahçeci şarkılarının en belirgin ortak özelliği sözlerle müziğin çok iyi örtüşmesi, uyumsuzluk göstermemesi. Bu bir şarkı yazarı için çok yüksek ve kolay yakalanamayacak bir standart.

Bir kızılderili efsanesine göre iyiliğin simgesi olan beyaz kurda gönderme yapan “Beyaz Kurdun Öyküsü”, albüme adını veren enstrümantal bir eser. “All Done” ise albümdeki tek İngilizce şarkı. Her ikisi de Barış Bahçeci’ye ait ve özellikle “All Done”, rahatlıkla dünya pazarına da servis edilebilecek bir şarkı olarak oldukça dikkat çekici. Hale Hızal Berberoğlu’nun Barış Bahçeci’ye eşlik ettiği iki şarkıdan biri olan “Çıkmaz Sokaklar”ın sözlerini Hale Hızal Berberoğlu yazmış, beste ise Bahçeci ve Berberoğlu’na ait. Bu şarkıdaki çellonun sesi ve düzenleme, sizi alıp Fikret Kızılok şarkılarının yanına götürebilir.


Bir Diyarbakır türküsü olan “Esmerim Biçim Biçim”in içinden tam olarak kökeni bilinmese de yüzyıllardır İstanbul kasap havası olarak müziğimize yer etmiş melodinin geçmesi ise bir başka enteresan müzikal deneme olmuş. Derin felsefesi ve Anadolu popa yakın duran müzikal biçimiyle albümün ilk klip şarkısı “Toprak”, Bahçeci’ye 4 Vokal’in eşlik ettiği “Derin” ve pop tatlar taşıyan “Bugün Güzel Bir Gün”, “Zıt” ve “Kenarında Köşesinde”, albümü hiç sıkılmadan baştan sona dinlemenize neden olan diğer şarkılar.

Deneyimli bir müzisyenin elinden çıktığı her halimden belli, kendine ait bir “sound” yaratmayı başarmış, müzikalitesi yüksek bir albüm bu. Albümün adından yola çıkarak hazırlanmış kapak illüstrasyonu, dinlerken neyle karşılaşacağınız konusunda yanıltıcı olabilir, hatta bir parça itici de gelebilir ama aldanmayın. Mutlaka keşfedilmesi bir müzikal birikim sizi bekliyor.

TEMMUZ 2015 
0
Share

Kimseden destek almadan, kendi başına çıktığı yola, ülkenin önemli müzik şirketlerinden birine transfer olarak devam etmek az şey değil. İrfan Özata çalıştı, çabaladı ve bu kalabalıkta kendine bir yer açtı. Ve anlaşma imzaladığı Sony Müzik, öncelikle ilk albümünü yeniden sürdü piyasaya. Şimdi ise Sony Müzik etiketli yeni bir tekliyle karşımızda.


“Emir Büyük Yerden”, sözleri Yazgın Kaçak’a, bestesi İrfan Özata’ya ait bir şarkı. Düzenlemeyi ise Serkan Ölçer yapmış.

Tam bir kumsal şarkısı “Emir Büyük Yerden”. Hani ateş başında gitarla çalınıp söylenen şarkılardan; “beach”lerde çalınanlardan değil. Sıcak, hafif esintili yaz gecelerini neşeli ve mutlu geçirenlerin seveceği türden; tatil anlayışı yazlık kulüplerde tepine tepine sabahlamak olanların değil. Ha oralarda da çalınır, sevilir, söylenir, o ayrı. Zaten belki de kumsalda ateş başında gitar çalıp şarkı söyleyenler de kalmamıştır artık, onu bilemem. Ama İrfan Özata şarkılarında başından beri öyle bir eskiye dair romantizm, saflık ve naiflik de yok değil. Bu şarkı da onlardan…



Kolay akılda kalıcı, kolay eşlik edilen, buna karşın büyük müzikal iddiaları olmayan bir şarkı bu. İrfan Özata, sahip olduğu müzikal yeterlilikle elbette çok daha fazlasını yapabilir ama bu şarkıyla bu yazı rahat rahat geçirebilir. Sonbahara Allah kerim…

MAYIS 2015
0
Share

Yalın son albümünü 2012 yılında yayımladı. 2013’ten bu yana yaptığı 3 tekli (“Keyfi Yolunda Aşkı Sonunda”, “Yeniden” ve “Aşk Diye”) ise dondurma şarkılarından oluşuyordu. “O ne demek?” demeyin; görmemiş, duymamış olmanız imkansız. Algida markasının her nasılsa ve nedense aşkla özdeşleştirilmeye çalışılan Cornetto “modeli” dondurmaları iki yıldan fazla bir süredir Yalın şarkıları ile lanse ediliyor.


Yalın’ın geçtiğimiz günlerde Avrupa Müzik etiketiyle yayımlanan yeni teklisi “Bir Bahar Akşamı” bildiğim kadarıyla henüz o markaya mâl edilmedi ama yakındır, o da edilir ya da edilmiştir belki de ben görmemişimdir. Netice itibarıyla fark etmez. Sizi bilmem ama ben artık her Yalın şarkısı duyduğumda aklıma dondurma geliyor. Bu cümleyi okuyan reklamcılar kendilerini alkışlıyor olabilirler şu an; kabul etmeli ki bu bir pazarlama başarısı. Ama marka adına; Yalın adına değil. Tam tersine, Yalın bütün müzisyenlik kariyerini sonsuza dek bitirmiş olabilir. “Bir Bahar Akşamı”nın Yalın hayranları tarafından coşkuyla karşılanması, çok tıklanması, çok indirilmesi de benim gözümde bu gerçeği değiştirmiyor. En azından bu defalık…




Bir de şu var ki; “Bir Bahar Akşamı” gibi klasik olmuş bir şarkı ismini başka bir şarkıda kullanmak niyedir? Peki, bir önceki şarkının ismi “Aşk Diye” iken, bu şarkıda da “aşk diye öldüm ben,” cümlesini kullanmak? Tamam, Yalın şarkıları hep birbirine benzer ezelden beri ama o meşhur “Zalim” şarkısından sonra “Oyunbozan” diye bir şarkı yapsa yer miydik? O zamanlar yemezdik. Ama artık yiyoruz galiba. Havalar ısındı. Soğuk soğuk iyi gider.

MAYIS 2015 
0
Share

Emre Atabay, İstanbul’da Pera Güzel Sanatlar lisesinin müzik bölümünden mezun olduktan sonra 2004-2008 yılları arasında Amerika’da Berklee Müzik Okulunda “Music Synthesis” eğitimi almış. Amerika'da 10 sene yaşmış ve kurduğu grubuyla albüm çıkarıp, reklam müzikleri yapmış, bir yandan da sahne tecrübesini arttırmış.


Biyografisinde, onun çok sayıda enstrüman çaldığı ve müzikle prodüktörlük düzeyinde de ilgilendiği, çalışmalar yaptığı da yazıyor. Nitekim geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle yayımlanan ilk teklisindeki “Yok Sana” adlı şarkının söz ve müziği yazmakla kalmamış, düzenlemesini de İskender Paydaş ile birlikte yapmış Emre Atabay.


Bütün bunları bilmiyor olsanız bile, şarkıyı dinlediğiniz zaman “farklı” bir müzisyenler karşı karşıya olduğunuzu fark ediyorsunuz zaten. Hani moda tabiriyle “bizim kafalar” değil “bu kafalar”. Eski tabirle “Avrupai” bir şarkı “Yok Sana”.




Önce alternatifin arasından ana akıma sızan isimlerle başlayan, pop kulvarında ise Edis’le ateşlenen yeni nesil erkek şarkıcı/müzisyen döneminin işaretçilerinden biri de Emre Atabay olabilir. Bu bir tek şarkısı bu ihtimali parlatıyor. Takibe alınmalı.

MAYIS 2015
0
Share

Soner Arıca hiç kendi gibi olmaktan vazgeçmeden ama yeni şeyler denemekten de korkmadan yoluna devam ediyor. Tam da onun kıdeminde bir müzisyenin yapması gerektiği gibi. Geçtiğimiz günlerde Arıca Müzik etiketiyle yayımlanan yeni teklisi “Yap Boz” bunu bir kez daha gösteriyor.


Sözleri Soner Arıca ve Gamze Lim’e, bestesi Burak Saltan’a ait olan “Yap Boz”un düzenlemesini de Burak Saltan yapmış. Yıllardır genellikle kendi şarkılarını yazan, ancak başka bestecilerden kendine uygun sıfır şarkılar ve “cover”lar seçeceği zamanlarda da nokta atışları yapan Arıca, yıllardır müzik piyasasında olmasına rağmen henüz bilinen bir bestesi olmayan Burak Saltan’ı da lanse ediyor böylece.


“Yap Boz”, hem müzikal anlamda, hem de şarkıcılık performansı açısından klasik Soner Arıca sınırlarının bir adım dışına çıkan bir şarkı. Pop-“rock” formunda bir şarkı her şeyden önce. Bir aşk şarkısı değil ve Arıca bu şarkıyı alışageldiğimizden farklı olarak daha dominant ve daha agresif bir biçimde seslendiriyor. Bir nevi sahnedeki Soner Arıca’yı stüdyoya taşımış da denilebilir ki şarkının ruhu da bunu istemiş anlaşılan.


Tam da yaz üstü ortalık yüksek tempolu, eğlenceli şarkılardan geçilmezken, böylesi bir iç dökümü şarkısına oynamak bir risk, evet. Ancak Soner Arıca sırtladığı bu riskin üstesinden gelmiş gibi gözüküyor. Kulak yorgunlarına birebir gelebilir.

MAYIS 2015
0
Share

İlk kez 1983 yılında Ajda Pekkan söyledi, sonra yine Ajda, 2000 yılında farklı bir versiyonla söyledi. Ardından 2006’da Zeliha Sunal, 2010’da ise Aytekin Kurt söyledi. Sıra Mert Tünay’da. Türkçe sözleri Fikret Şeneş’e ait, orijinali İtalyanca bir şarkı olan “Düşünme Hiç”in Mert Tünay versiyonu, geçtiğimiz günlerde tekli formatında Doğulu Productions etiketiyle yayımlandı.


Şarkı, tam tabiriyle özüne dönmüş. Mert Tünay ve Deniz Doğançay tarafından yapılmış düzenleme, tamamen orijinalinin tadında, ‘80’lerden çıkıp gelmiş gibi. Elbette bugünün ses kayıt imkânları ile. Yani klasik ama modern, eski ama yeni. Çok temiz, çok sade ve müzikal tadı çok yüksek. Şarkının orijinalindeki şahane bas yürüyüşü ve gitarların fazlası var eksiği yok bu versiyonda. Ajda’nın Mina’yı neredeyse birebir taklit ederek, yırtıcı bir dişilikle söylediği şarkının ilk versiyonuna kıyasla ise bu defa tam da bugünlere ait bir erkek şarkıcının kırık dökük yorumu var. Sözün özü; beş yıldızlık bir “cover”.

MAYIS 2015
1
Share
Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa

Hakkımda


Photo Profile

Yavuz Hakan Tok
Müzik Yazarı / Eleştirmen / Arşivci

2001 yılında Bir Zamanlar adlı internet sitesinde müzik yazıları yazmaya başladı. Yanı sıra yazıları, Zip İstanbul, Koara, İkinci Kanal, Caretta, Mezun Life, Popüler Tarih dergilerinde, Bugün gazetesi ve Milliyet gazetesinde yayımlandı.

Daha Fazla



Takip Et

  • Instagram
  • YouTube
  • Twitter
  • Facebook

Bu Hafta Çok Okunanlar

  • Sezen Aksu Meselesi
    Bugünlerde sinirlerimiz çok bozuk. Haksız da sayılmayız. Evinize hırsız girse, bir de suçüstü yakalandığı halde evden çıkmamak, çalmaya dev...
  • Çeşitli Sanatçılar - "Kayahan'ın En İyileri 1"
    “YOLU SEVGİDEN GEÇEN” ŞARKILAR (1. BÖLÜM)  NTV’de yayınlanan Söz ve Müzik belgeselinin Kayahan özel bölümü için kolları sıvadığımızda 2014...
  • Prestij Müzik'in Film Gibi Hikâyesi
    (Milliyet Sanat dergisi Şubat 2023 sayısında ve 5 Şubat 2023 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanmıştır.)    1997 yılında bir vesileyle Pre...
  • Aşkın Küçük Albüm Büyük 2
    SEVGİLİYE (B YÜZÜ) “Sevgiliye” albümü bir taraftan çok beğenilir ve büyük satış rakaları yakalarken, bir taraftan da eleştirilere...
  • Dinlediklerim Mart 2013
    SADE – “ÇOCUKLUK HAYALLERİ” Temelleri 2003 yılında atılan Sade, 2010 yılı Rock’n Dark yarışmasında birinci olarak adını duyurmuştu ilk ke...

Arşivden

  • Suna Yıldızoğlu Röportajı
    Yabancı Gelin Sonia, Türkiye'de nasıl ünlü bir sinema oyuncusu ve şarkıcı oldu?.. Yetmişlerde ona kim, neden açık çek verdi? Dillere...
  • Prestij Müzik'in Film Gibi Hikâyesi
    (Milliyet Sanat dergisi Şubat 2023 sayısında ve 5 Şubat 2023 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanmıştır.)    1997 yılında bir vesileyle Pre...
  • Ne Kadarı Fatih, Ne Kadarı Mabel?
    MABEL MATİZ - "FATİH"  “Yahu bu ne? Bu zamanda 25 şarkılık albüm mü olur? Kim dinleyecek bunu?” “Şarkıların hepsi birbirine benz...
  • İzlediklerim Ocak 2012
    ENBE ORKESTRASI - "SENDEN KIYMETLİ Mİ?" Bütün tartışmalara, eleştirilere rağmen popüler müzik piyasasında ENBE damgası vurulmuş ...
  • Oya Bora Röportajı
    "Hani Peter Pan masalı gibi bir hayal dünyası vardır ya; orada kötülük yoktur, orada ihanet yoktur, orada acı çekilmez. Bizim şarkılar...
Copyright © 2019 Yeter ki Müzik Olsun

Created with by Beauty Templates | Distributed by Gooyaabi Templates