Yeter ki Müzik Olsun
  • Seninle Üç Dakika
  • _Giriş
  • _1975
  • _1976
  • _1977
  • _1978
  • _1979
  • _1980
  • _1981
  • Röportajlar
  • Konser Yazıları
  • _2019 Konserleri
  • _2018 Konserleri
  • _2017 Konserleri
  • _2015 Konserleri
  • _2016 Konserleri
  • _2014 Konserleri
  • Günün Şarkısı
  • Albüm / Şarkı Eleştirileri
  • Güncel
  • Yıldızlar
  • Klasikler
  • Ses Dergisi
  • Günlükler
  • _Eurovision 2011 Günlüğü
  • _Eurovision 2010 Günlüğü
  • _Nasıl TV Programı Yaptık?

Bekir Ünlüataer, adının bu şarkıyla anılmasından sıkılmadı sanırım. Söz ve müziği Sezen Aksu’ya ait “Ahbap Çavuşlar”ı aslında ilk kez Cihan Okan seslendirmişti. Okan’ın 2010 yılında yayımlanan ilk solo albümünün dikkat çeken şarkılarından biriydi. Ne ki şarkı Bekir Ünlüataer’in sesinden enteresan bir şekilde tanındı. 2012 yılında Mehmet Barlas, o günlerde yaptığı televizyon programına Sezen Aksu’yu konuk etti. Ve o programı izleyenler televizyon tarihinin en saçma sekanslarından birine şahit oldular. Barlas, programın sonlarına doğru “Programımızı romantik bitirelim,” dedi ve cep telefonundan Bekir Ünlüataer’in “Ahbap Çavuşlar” kaydını açıp, Sezen Aksu’ya dinletmeye başladı. Bununla da yetinmeyip, eşlik etmesini de istedi. Aksu önce “Erkek tonu,” filan dediyse de, mecbur kaldığından bir yere kadar eşlik etmeye çalıştı.


2013 yılında Bekir Ünlüataer ve Fatih Ahıskalı’dan kurulu Eşref Vakti adlı grup henüz dağılmamıştı. Grubun o yıl piyasaya çıkan “Beyaz Sayfa” adlı albümünde bu şarkı da yer aldı.

Yıl 2015 ve Bekir Ünlüataer bu defa solo olarak yine aynı şarkıyı söylüyor. Geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle tekli formatında yayımlanan şarkının bu yeni düzenlemesini ise Ozan Doğulu yapmış.


You Tube’da şarkının videosunun altına birisinin yazdığı gibi, Bekir Ünlüataer’in “salon şarkıcısı” kimliğinden soyunmak ve kulüplerde, barlarda, plajlarda çalınmak gibi bir derdi var sanırım. Bu şarkıya reva görülen bu düzenlemenin başka bir açıklaması yok çünkü. İyi güzel de, neden bu şarkı? Halihazırda bilindiği için mi? İyi de bu şarkıyı bilen ve sevenlerin kulüp-bar-plaj dinleyicisi olduğunu söyleyebilir miyiz? Yoksa orta yaş ve üstü meyhane müdavimi eşraf mı? Bence ikincisi. E onlar da bu şarkıyı böyle dinlemekten haz etmezler zaten. Öbür kitle ise zaten bu “Üzgünüm Leyla”lı havalarla eller havaya yapmaz. O halde amaç ne? Hedef kitle kim? Belli değil.


Bekir Ünlüataer iyi bir şarkıcı. Tıpkı dağılan grubunun adı gibi “eşref vakti” dinlenilecek şarkıları da iyi söylüyor; o şarkılar ona çok yakışıyor. Farklı şeyler denemek elbette iyidir ama bunu yaparken çizilecek yol da önemlidir. Burada yanlış bir yola doğru gidiş var gibi. Kim bilir, belki de ben yanılırım ve şarkı bu haliyle yaz boyu her yerde çalınır, insanlar coşar, taşar. Bekleyip görelim.

MAYIS 2015

0
Share

Türkiye’de mankenlik mesleği güzel bir yüze, iyi bir fiziğe sahip olmakla eşdeğer tutulur, bilirsiniz. Yani başka bir beceri ve yeteneğinizin, bir parça zekânızın filan olması gereksizdir, hatta yoktur, olamaz; öyle düşünürüz. O yüzden de mankenden şarkıcı olur mu, mankenden oyuncu olur mu, şu olur mu, bu olur mu tartışması hiç bitmez. E tabi bu önyargıda mesleğini manken olarak imlemiş ve sahiden de fiziksel güzelliği dışında bir yeteneğini, becerisini (olmadığından olsa gerek) hiç göstermemiş çoklarının da payı büyüktür.


Ece Gürsel’in de tanınırlık kariyerine Hıncal Uluç’lu bir tanıtım kampanyasıyla başladığı malum. İsteyerek ya da istemeyerek, mankenlik titrinin kaçınılmaz sonucu olarak magazinin haberlerinden  payını almışlığı da vardır. Bu noktada mankenlik kariyerinin sonsuz olmadığı bilinciyle müziğe demir atanlarla aynı kefede tutulması da belki biraz da haklı önyargılarımız nedeniyle olmuştur. Ancak Gürsel’in 2011 yılında yayımlanan ilk albümü “Yarı Farkında”, hiç de meslektaşlarının yaptıklarıyla aynı kategoride değerlendirilebilecek bir iş değildi; bunu da kabul etmek lazım. Ona keza 2013’de yayımlanan “Sadece” adlı ikinci albümü de…


Yani müziğe başladığından bu yana, ana akımın dışından bir yerden, daha alternatife yakın ve kendine has bir şarkıcı oldu Ece Gürsel. Sesi hiç fena değildi üstelik ve hiç de fena şarkı söylemiyordu. Ama yaptığı müziğin alıcısı belliydi ve o alıcının onu seçmesi de (yine malum önyargılar doğrultusunda) biraz zor görünüyordu.


Ece Gürsel bunun farkına varmış olmalı ki, bu defa ana akımın tam ortasından ses veren bir şarkıyla çıkıyor karşımıza. Geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle yayımlanan “Aptal Olma” adlı bu şarkının sözleri Zuhal Karadeniz tarafından yazılmış, bestesi Onur Mete’ye ait. Düzenlemeyi ise Alper Gemici yapmış. Gayet akılda kalıcı, melodik, sıcak bir ana akım pop şarkısı “Aptal Olma”. Ece Gürsel değme şarkıcıya taş çıkarıyor ve bu anlamda hiçbir eksik gedik bırakmıyor. Düzenleme de şarkıyı en doğru biçimde işliyor zaten.


Tek kusur, Ece Gürsel’in önceki albümlerindeki o doğal halini bu şarkının klibinde ter yüz etmiş olması. Fazla rüküş, fazla poz kesen, fazla manken ve orta yaşlı bu görüntü, bir parça demode bir profil çiziyor. Demode, çünkü günümüz gençliğinin pop-star algısının tamamen dışında bir profil bu.


Bunu bir kenara koyarsak, Ece Gürsel’in ana akım pop sularında yakın vadede kendine bir yer edinebileceğine dair ilk sinyali verdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

TEMMUZ 2015
0
Share

2013 Aralık ayında “Oh Be “ adlı ilk albümüyle dinleyici karşısına çıkmıştı Selen Erkmen. O albüm için yazdığım birkaç cümleyi hatırlatayım: “Selen Erkmen’in eli yüzü düzgün bir albümle, iyi bir başlangıç yaptığını söylemek mümkün. Belki biraz daha vurucu şarkılar ve kariyer stratejisi açısından biraz daha akılda kalıcı hamleler lazım. Donanım olduktan sonra, biraz daha deneyimle birlikte onlar da mutlaka kendiliğinden gelecektir zaten.”


Selen Erkmen’in yeni teklisi “Yenisine Sağlık”, geçtiğimiz günlerde DGL etiketiyle yayımlandı. Tam da ilk albümdeki eksiği gideren bir tekli bu… Vurucu bir şarkı, akılda kalıcı bir imaj ve pop kalabalığında dikkat çekmek adına ne gerekiyorsa o.




Sözleri Sıla’ya, bestesi ise Sıla ve Efe Bahadır’a ait bu şarkının düzenlemesini Mustafa Haybat yapmış. Sıla’nın hareketli, eğlenceli ve kafa tutan, dayılanan kadın şarkılarından biri bu. Aslına bakarsanız çok tipik bir Sıla şarkısı bu açıdan… Hatta Sıla’nın “Vaziyetler “klibinde gördüğümüz türden bir “erkeğe şiddet” esprisi de görüyoruz “Yenisine Sağlık”ın klibinde. Haliyle Erkmen de bu durumdan etkilenmiş; yer yer şarkı söyleme biçimiyle Sıla’yı andırıyor ister istemez. Ancak bir de iyi yanı var ki Selen Erkmen ilk albümünde gördüğümüze kıyasla çok daha pop bir şablonun içinden ses veriyor bu defa. Sesinde doğru tınlayan bir şarkı bu ve görselliği de ona paralel doğru kullanılmış; o soğuk ve mesafeli havası gitmiş. Bu durumda Sıla etkisi de es geçilebilir bir detaya dönüşüyor.

TEMMUZ 2015 
0
Share

Edis’in ilk teklisi “Benim Ol”, sadece dijital formatta yayımlanmıştı. PDND Müzik etiketiyle CD formatında da yayımlanan yeni tekli, “Olmamış mı?” ise aynı adlı yeni şarkının yanı sıra “Benim Ol”un dört farklı versiyonunu da içeriyor.


Pop müzikle ilgili herkesin ortak kanaati, Edis’in önümüzdeki yılların pop yıldızı olacağı ve hatta şimdiden olduğu. Bu görüş sosyal ve “anti-sosyal” medyada yazılıp çizilmekle, söylenmekle kalmıyor, müzik kulislerinde de konuşuluyor nicedir. Bu, çok sık karşılaştığımız bir durum değil. Çünkü bu tekli yayımlanana kadar Edis’i sadece bir tek şarkısıyla dinlemiş ve tanımıştık. Ve bir şarkıcıyı bir tek şarkısıyla starlığa tayin etmek, ‘90’ları geride bıraktığımızdan bu yana alışık olduğumuz bir şey değildi. Gelin görün ki “star ışığı” denilen şey tam da böyle bir şey. Ya da eskilerin deyimiyle “şeytan tüyü” denilen şey. Nedenini niçinini açıklamak zordu ama Edis’de o ışık vardı ve kısa sürede herkesi etkisi altına kaldı.


Size Edis’in “Benim Ol”dan çok önce yayımlanmış ve pek duyulmamış bir çalışmasından da bahsedeyim yeni şarkıdan bahsetmeden önce. “Birden” adlı bu “rap” şarkısında, Pit10’a “featuring” yapıyor Edis. Bu şarkı sadece dijital formatta, iki farklı albümde yer almıştı. Birisi Pit10’un “Beni Bilmiyorsun” adlı albümünün iTunes versiyonunda, diğeri ise “İnadına T-Rap” adlı karma “rap” albümünde. Her iki albüm de Ve Medya etiketiyle 2014 yılında yayımlanmıştı. Edis hayranlarına duyurulur.

Gelelim “Olmamış mı?” teklisine…


Tıpkı “Benim Ol” gibi “Olmamış mı?” da söz ve müziği Edis’e ait bir şarkı. Her şeyden önce artık demode olmuş bir dilden ve şarkı biçiminden uzak, bugünün genç dinleyicisine doğrudan ulaşacak şarkılar yazıyor Edis. Bu ikinci şarkı ile bunu bir kez daha görüyoruz. Ozan Çolakoğlu ise tıpkı Tarkan’ın ilk döneminde yaptığı gibi, bu taze soluklu şarkıları taze soluklu düzenlemelerle cilalıyor. Üstüne Edis’in birilerinin taklidi/benzeri olmayan şarkı söyleme biçimi ve kendine has sesi, avantajlı fiziği ve dans edip şarkı söyleyebilme yeteneği de eklenince taşlar tam anlamıyla yerine oturuyor. Şu da var ki, Edis ilk şarkısının başarısının arkasına sığınıp, yine ona benzer bir şarkı yapma kolaycılığına sığınmamış ve yine dinamik ve genç ama bambaşka stilde bir şarkıyla başarısının uzun vadeli olacağını da göstermiş.


“Benim Ol”un farklı versiyonları da şarkıyı yine ve yeniden sevmek için farklı alternatifler sunuyor. Osman Çetin tarafından yapılmış akustik ve “remix” versiyonlar ve Ogün Dalka tarafından yapılmış “remix” versiyon ve orijinal Ozan Çolakoğlu düzenlemesiyle “Benim Ol”un dört farklı versiyonunun dördü de sıkılmadan dinlenilebiliyor. Özellikle “remix” versiyonlarda şarkıların bir ritim kutusuna döndürülmesini ve dans edilebilir ama dinlenilemez hale gelmesini sevmeyen bir müzik dinleyicisi olarak, bu versiyonların her birini sıkılmadan dinlediğimi ve sevdiğimi söyleyebilirim.


Teklinin kapak tasarımını Mete Özgencil yapmış, fotoğrafları ise Hüseyin Erçayhan çekmiş. Hedefi doğru yerden vuran bu tasarım ve fotoğraflara diyecek bir şey yok ama teklinin fiyat etiketinin ayrı bir etiket olarak değil de tasarımın bir parçası olarak kartonete basılmış olması tatsız olmuş. Albümleri bir müzik eseri olarak gören ve arşivleyenler için bu görüntü çok sevimsiz ve bir ressamın tablosuna fiyat etiketi yapıştırmasından farkı yok. 




Bir de “Olmamış mı?” için daha iddialı bir klip beklentisi içinde olduğumu söylemeliyim. Bu klip hem bir parça karanlık, hem de zayıf kalmış. Edis artık istese de istemese de ortalamanın üzerinde olmak/kalmak zorunda; zira başta da söylediğim gibi, herkes onu öyle bir yere koydu, aksi hayal kırıklığı olur hepimiz için.

TEMMUZ 2015 
0
Share

Yıllardır şöyle parlak bir “hit “çıkaramayan Mustafa Sandal, 2013 yılında yayımlanan “Tesir Altında” şarkısıyla zevahiri kurtarmıştı biraz da olsa. Sonra uzunca bir ara verdi. O ara reklamlarda filan oynadı, her reklamda oynayan pop yıldızı gibi yüklüce para kazanmayı müzikteki inandırıcılığını kaybetmeye yeğledi; haliyle yeni bir şarkı yapmaya da ihtiyaç duymadı. Ve nihayet Mustafa Sandal’ın “Ben Olsaydım” adlı yeni teklisi, geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle piyasaya sürüldü.


Kürkçü dükkânına geri dönmüş Sandal ve yıllar önce ona beklenmedik bir çıkış getiren “Pazara Kadar”ın bestecisi Yalçın Polat’tan yeni bir şarkı almış. “Pazara Kadar” enteresan bir biçimde Mustafa Sandal’ın çizgisine çok uymuş ve maya tutmuştu. Bu yeni şarkıda da aynı amaç güdülmüş ama “Kadere Bak” adını taşıyan bu şarkının, “Pazara Kadar”ın yarattığı türden bir etki yaratması çok zor görünüyor. Bir kere “Pazara Kadar”ın sloganı çok güçlüydü; bu şarkıda o vuruculuk yok. İkinci ve daha önemlisi, iki şarkının arasında 13 yıl var ama ikisini arka arkaya dinlediğiniz zaman bu farkı göremiyorsunuz. Haliyle de “Kadere Bak”, hoş bir Mustafa Sandal nostaljisi yaratmaktan öteye geçemiyor, bugünü yakalayamıyor.




Tekliye adını veren şarkı ise Mustafa Sandal tarafından yazılmış. İlkine göre bugünün dinleyicisini daha kolay yakalayacak bir şarkı “Ben Olsaydım”. Buna karşın, bir “hit” olur mu, ona emin değilim. Belki Sandal’ın sesini yaz boyunca yazlık mekânlarda, radyolarda filan duymamıza yarar, günü kurtarır ama yıllar sonra “Ah, ne iyi şarkıydı be!” dedirtmez gibi. 

TEMMUZ 2015 
0
Share

Ne güzel bir şarkı yakalamış Kenan Doğulu. Sıcak, samimi ve içten… Demek ki illa ki “hit” yapacağım diye kasmamak, zorlamamak da işe yarıyormuş bazen. Demek ki illa genç görüneceğim, genç olacağım diye ‘90’lar gençliğinin klişelerinden (“Şans Meleğim”de olduğu üzere) medet ummak şart değilmiş.


2012 yılında yayımlanmış “Aşka Türlü Şeyler” albümünü kliplerle ite kaka 2014’e kadar getiren Kenan Doğulu’nun yeni teklisi “Aşk İle Yap”, geçtiğimiz günlerde Doğulu Müzik etiketiyle piyasaya sürüldü. Söz ve müziği Kenan Doğulu’ya ait şarkının akustik düzenlemesini Kenan Doğulu ve Mustafa Nuri Haybat, “Club Mix”ini ise Ozan Doğulu yapmış.  



Şarkının hem sözleri derli toplu ve ayakları yere basan cinsten, hem de müzikal yapısı çapaksız, temiz. Akustik versiyonun düzenlemesi gayet usta işi, ona keza “Club Mix” de Türkiye’de “remix” denilince akla gelen standart sesler ve ritimlerden azade, modern, kulak dolduran, Batı standartlarında bir “mix” olmuş.




Kenan Doğulu’nun “şımarık çocuk”luktan “olgun müzisyen”liğe evrilişinin habercisi olabilir mi bu şarkı? Umarım ve dilerim. Teklinin kapak fotoğrafında boyunun bir miktar uza(tıl)mış olmasını da görmezden gelirim, dillendirmem o vakit.

TEMMUZ 2015
0
Share

2011 çıkışlı “Farkın Bu” adlı albüm, Ajda Pekkan’ı şarkıcı olarak sevdiğimiz ve çok da özlediğimiz çizgide karşımıza çıkarmış bir albümdü. “Yakar Geçerim”le yakaladığı çıkış da Ajda kariyerinin en parlak çıkışlarından biri olmuştu nitekim. Ama sonra ne olduysa oldu ve arkası pek de iyi gelmedi. Bir yanda yanlış şarkı seçimleri, yersiz bir biçimde farklı tür denemeleri, bir yanda da Ajda’nın şarkıcılığına ‘90’ların ilk yarısında hâkim olan o tuhaf, boğuk, gırtlak nağmeli tekniğine geri dönüşü… Tamamen zaman kaybı bir alaturka albüm, tamamen anlamsız “Nikâh Masası”, “Tanrı İstemezse” yorumları, Orhan Gencebay’ın albümündeki “Severek Ayrılalım”, Kayahan albümündeki “Gönül Sayfam”  fiyaskoları, çok zorlama “Ara Sıcak” ve “Ben Yanmışım” ve hatta “Harika”…


Çok bilinen bir şey ki Ajda müzikte her şeye ama en çok da alaturkaya heves ediyor, bu nedenle de pek tutarlı bir çizgi izleyemiyor. Ama biz onun, vakti zamanında ne kadar iyi alaturka söylediğini zaten duyduk, biliyoruz. Hiç yormasa kendini... Ajda gibi söylese de dinlesek olmaz mı? Olmuyor demek ki.


Ajda’nın yeni teklisi “Yakarım Canını”, geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle piyasaya sürüldü. Herkes bir Gülşen ya da Serdar Ortaç şarkısı beklerken, gelen bilgiler hep o yöndeyken, ani bir karar değişikliğiyle bir Can Tanrıyar bestesini seslendirdi Ajda. Hepimizi ters köşeye yatırdı, doğruya doğru. Bu iyi mi oldu, kötü mü, o ayrı mevzu.


Can Tanrıyar adından dolayı şarkının etrafında Petek Dinçöz isminin dolaşmasını anlamsız buluyorum, onu söyleyeyim. Bu bir önyargıdır ve her önyargı gibi gereksizdir. Kaldı ki karşımızdaki Ajda. İsterse “Foolish Kazanova”yı bile öyle bir söyler ki parmaklarımızı ısırırız. Şarkıcıları şu veya bu besteciden şarkı söylesin ama bundan söylemesin diye sınırlandırmak hiç akılcı değil. Ancak şunu konuşabiliriz: Bu şarkı Ajda için doğru bir şarkı mıdır? Kendi adıma cevabım hem evet, hem de hayır.


Şöyle ki; klip için de tercih edilen ilk versiyonu dinlediğimde, her şeyiyle, “Sen İste” ve “Aynen Öyle” arasındaki dönemin havasını almıştım. Hâlâ da alıyorum. Buna Ajda’nın şarkı söyleme biçimi ve bu uzun saçlı görüntüsü de dâhil. Sanki “Cool Kadın” albümünde unutulup kalmış da yeni klip çekilmiş bir şarkı gibi. Hâl böyle olunca da heyecan vermemişti hiç. Yani en azından tekli olabilecek güçte gelmiyordu kulağa.


Buna karşın şarkının alaturka versiyonuna kelimenin tam anlamıyla bayıldım. Bunun birden fazla nedeni var. Öncelikle şarkının istediği müzikal yapı buymuş ve alaturka versiyonla ortaya çıkmış. İkincisi Volga Tamöz’ün bu düzenlemesi, o her bir alaturka sazın ince ince çalışındaki ihtişam, bütünde yakalanan o meyhane/gazino havası müthiş. Son yıllarda yayımlanmış hemen her alaturka albümü iştahla dinlemiş ama aradığını bulamamış biri olarak, bu stil bir icrayla bu teklide karşılaşmak şaşırtıcı olmadı desem yalan olur. Yanı sıra şarkının bu versiyonun canlı çalınıp söylenmiş olması da Ajda’nın yapmak istediğini daha rahat yapmasını sağlamış. Salıvermiş sesini, istediği gırtlak nağmelerini yapmış ve bu versiyonda bu hâli rahatsız edici olmamış. Ama aynı şeyi diğer versiyonlar için söylemek mümkün değil. Evet, şarkıcıya stüdyoda şarkıyı defalarca okutmak, sonra iyi yerleri kelime kelime, cümle cümle keserek birleştirmek artık olağan bir teknik ama bunun getirdiği ruhsuzluk da ayan beyan ortada. İşte alaturka versiyon o ruhsuzluktan nasibini almamış ve iyi olmuş bu yüzden.




Mesela şarkının benim gibi daha orta ve üstü yaşa hitap eden piyano versiyonunda Ajda, bildiğimiz Ajda gibi söyleseymiş dinlemelere doyulmazmış. Ama bir abartı, bir abartı… Her bir kelimeye fazladan vurgular, tonlamalar, jestler, mimikler eklemeler… Nedensiz, yersiz… 

TEMMUZ 2015 
0
Share

Çocukluktan bu yana süregelen müzik tutkusu, konservatuar eğitimi ve Serdar Ortaç, Yaşar, Gülşen gibi isimlerle geçen vokalistlik tecrübesiyle sektöre merhaba dediğinde aslında epeyce yol almıştı Simge. Ancak 2011 yılında yayımlanan “Yeni Çıktı” adlı 6 şarkılık albümü ona beklediği çıkışı getirmedi. Zira Demet Akalın’dan Gülşen’e uzanan bir müzikal çizgideydi albüm ve farklı bir yüz ve ses olarak Simge’nin dikkat çekmesini pek mümkün kılmıyordu. Açıkçası şarkıcı olarak da daha yeterince yetkin olmadığı hissediliyordu o şarkılarda.


2014’de “Bip Bip” adlı yeni bir şarkının dört farklı versiyonundan oluşan teklisi DMC etiketiyle yayımlandı. İşte bu şarkı farklıydı ve büyük bir “hit” olmasa da, Simge’nin kalabalık arasında fark edilmesinin ilk adımı oldu. Ve nihayet geçtiğimiz günlerde Simge DMC etiketiyle yayımlanan yeni teklisiyle bir kez daha karşımıza çıktı.


Teklide yer alan” Miş Miş” adlı şarkı bir uyarlama. İsrail kökenli Fransız şarkıcı Riff Cohen’in 2013 yılında yayımlanan ilk albümü “A Paris”nin ilk şarkısı “Dans Mon Quartier”, Sibel Algan’ın yazdığı sözlerle Türkçe’ye “Miş Miş” adıyla adapte edilmiş. Öncelikle şunu söylemek lazım ki ‘70’lerde yani Türkçe popun “Türkçe sözlü hafif müzik” diye adlandırdığı dönemde yabancı şarkıları sorgusuz sualsiz alıp Türkçeleştirmek çok olağandı ve kimse “telif” diye bir şeyden bahsetmezdi bile. Ama zamanla bu işlerin böyle olmadığı öğrenildi. Bugün bunu yapmak mümkün değil. Yabancı bir şarkıya Türkçe söz yazıp, onu Türkiye’de yayımlamak istediğinizde, öncelikle şarkının besteci ve söz yazarının bağlı olduğu edisyon şirketinden yazılı onay alıyorsunuz. Albüm künyesine de onların adını yazıyorsunuz. Nitekim bu şarkı için de böyle yapılmış. Yani internette gördüğüm kimi yorumlarda bahsedildiği gibi ortada bir “çalma, araklama, aşırma” yok. Bu ayrımı iyi yapmak ve kimseyi zan altında bırakmamak lazım. Eğer bir şarkıyı izin almadan olduğu gibi ya da kısmen alıp kullanır ve altına da kendi adınızı yazarsanız, işte “çalma, araklama, aşırma” o zaman söz konusu olur ki Türk popunda bunun da bilumum örnekleri vardır.


Üstelik, çok da başarılı bir adaptasyon bu… Evet Fransızlar, Cezayir bağlantılarının da etkisiyle ezelden beri oryantal müziklere ilgi duyarlar, Enrico Masias örneğinde olduğu gibi. Cohen’in bu şarkısı da Doğu Akdeniz müziğinin oryantal öğeleriyle süslü. Haliyle bizim kulağımıza da çok yatkın. Bu şarkıyı Türkçeleştirmek zaten tek başına iyi bir fikir bu yüzden... Bununla birlikte karmaşık bir trafiği ve söz dizimi olan bir şarkı “Dans Mon Quartier”. Yani söz yazarı Sibel Algan çok zor bir işe soyunmuş ve altından başarıyla kalkmış. Türkçede su gibi akıyor şarkı, kulağa zorlama gelmiyor. Bu işi ucundan kıyısından yapmış biri olarak, bunun hiç de göründüğü kadar basit bir iş olmadığının altını özellikle çizmek istedim.


Simge bu defa hem solist olarak, hem de klipteki görselliğiyle şarkıyı iyi taşımakla kalmamış, onu orijinalinden farklı bir yere de götürmüş. Tabii bunda düzenlemeyi yapan Ozan Bayraşa’nın da payı büyük. Riff Cohen versiyonundan daha dinamik, daha parlak bir “sound” çıkmış ortaya. Ve de Türkiye’de kolaylıkla “hit” olabilecek bir şarkı.


Simge, “Miş Miş”le bu yazın sürpriz çıkışlarından birini yaptı. Bakalım arkasını nasıl getirecek?

TEMMUZ 2015
0
Share

Şarkıyı ilk dinlediğimde, tıpkı Sıla’nın bir zaman radyoculara yaptığı gibi, Hande’nın de bize bir şaka yaptığını düşündüm. Üşenmedim, sosyal medya hesaplarına girip tek tek baktım. Şarkının bestecisi, aranjörü, yapımcısı da büyük bir şevkle ilan etmekteydi “Kış Kış”ın çıkışını. Hiç de şaka yapar gibi bir halleri yoktu. Nitekim aradan bir hafta geçti ama o cephede hâlâ aynı coşku devam ediyor. Bense hâlâ anlamaya çalışıyorum. Neyi mi?


Hande Yener’in Sinan Akçıl’dan ayrıldıktan sonra bir hırsla yayımladığı duble albümü “Mükemmel”de değerlendirilmemiş onca “hit” adayı şarkının neden çöpe gittiğini mesela (Hadi attık o albümü de bir kenara… Peki ya “Sebastian” gibi bir “hit”in ardından “Kış Kış” ne alaka?)

Hande Yener’in müzikal açıdan dibe vurduğu dönem olan “Teşekkürler” ve “Kraliçe” albümlerinin sorumlusu olarak Sinan Akçıl’ı görmekle Akçıl’a haksızlık edip etmediğimizi (Demek ki Hande, yanında Sinan olmadan da dibe vurabiliyormuş.)


“Kış Kış”ın neye, kime inat yazıldığını ve söylendiğini… Galiba en çok da bunu... Çünkü şarkının sözlerinden ve Yener ve tayfasının bir süredir sosyal medyada verip veriştirdiklerinden anlaşıldığı üzere rekabet yavaş yavaş renk değiştirip, hırs ve öfkeye dönüşmüş durumda. Hırs ve öfke tehlikedir oysa; her şeyden önce besleyip büyütene zarar verir. Elimizdeki örnek de bunu gösteriyor zaten. Zira koyu Hande hayranları arasında bile “Kış Kış”ı beğenmeyip olumsuz şeyler söyleyenler var ama Hande cephesinde ciddi bir savunma kalkanı oluşturulmuş durumda. Şarkıyı kim beğenmemişse, mutlaka altında başka mihrakların parmağı olduğu düşünülüyor. Sanırım Hande, önce “vizyon” toplantısında, yakınlarda da iftar yemeğinde hazır bulunduğu zat-ı muhteremden ziyadesiyle feyz alıyor. Kendi gibi düşünmeyen herkesi düşman ilan etmenin başka bir açıklaması olamaz.   


Yani artık mesele sadece “Kış Kış”ın kötü bir şarkı olması değil (ki bence kötü bir şarkı.) Rekabetin getirdiği hırs ve öfkenin şirazesinden çıkmış olması. Oysa müzikte rekabet daha iyinin peşinden giderek yapılır; çıtayı daha aşağı, en aşağı çekerek değil. Kayahan-Nilüfer, Sezen Aksu-Onno Tunç örneklerini versem yeter herhalde. Ya da mesela Hande Yener’in 2014 yazında Açık Hava’da ve sonrasında birçok başka şehirde verdiği konserler, onun sahne üzerinde rakiplerinden (en azından o dönem için) üstün olduğunu göstermiştir. Ona keza, daha önce de yazdığım üzere yaz başı piyasaya sürülen “Sebastian” rakip ağlara atılmış şık ve güzel bir goldür. Ama “Kış Kış” nedir Allah aşkınıza?




Poll Production etiketiyle yayımlanan, söz ve müziği Berksan tarafından yazılan (malum filmin malum sahnesinden alıntıyla elbette) şarkının belki bir tek Turaç Berkay Özer imzalı düzenlemesinin elle tutulur bir yanı var. Ötesi için ne söylense boş. Ben olsam daha fazla ısrar etmeyip bu şarkıyı hiç yapılmamış gibi rafa kaldırır, hatta mümkünse unutturmaya çalışırdım. İlk anda tepki gösterilip sonradan sevilecek şarkılardan da değil çünkü bu. Benden söylemesi.

TEMMUZ 2015
0
Share

Kariyer hikâyesinin başlangıcında solfej, şan ve gitar dersleri, sonrasında ise Mustafa Sandal’a vokalistlik ve reklam ve dizi müziği seslendirmesi var. Albüm macerasında ise, 2004 yılında Burak Demir’in “Dreamin’ İstanbul” albümünün şarkılarına sesini vermesi, 2005’de de bu defa kendi adını taşıyan “Koku” adlı ilk albümü. Yakın zamanda Mustafa Ceceli’nin seslendirdiği “Hüsran” adlı şarkının söz ve müziğine Ali Cem Çehreli ile birlikte imza atan Beyza Durmaz’ın ikinci albümü “Olan Var Olmayan Var”, geçtiğimiz günlerde Poll Production etiketiyle piyasaya çıktı.


Adını yeni yeni duyurmaya başlayan bir şarkıcı için ilk albümden sonra 10 yıl ara vermek pek akıl kârı değil. Ancak Durmaz, bu süreçte müzikten hiç uzaklaşmamış, sahneye çıkmaya, şarkı söylemeye ve üretmeye devam etmiş. Şimdiyse yeni bir isimmiş gibi, ikinci kez popüler piyasada şansını deniyor denilebilir.


Dört şarkılık mini bir albüm bu… Dört şarkının dördü de Beyza Durmaz ve Ali Cem Çehreli’nin ortak çalışması. “Olan Var Olmayan Var”ın düzenlemesini Turaç Berkay Özer yapmış, diğer üç şarkı ise Ali Cem Çehreli tarafından düzenlenmiş. Kendi müziğini yapan Durmaz’ın haliyle popüler piyasanın standartlarından dışına çıkan, daha butik, daha samimi bir tarzı var. Sıcak, melodik, iddiasız , bir parça ‘90’lar popu tadında şarkılar bunlar. “Zengin Kalkışı”, “Vıdı Vıdı” gibi şarkı isimleri de ‘90’lara gönderme yapar gibi zaten.

Buna karşın özellikle bugünün yaygın sosyal medya uygulamaları sayesinde bir ritüele dönüşen, aşkı göstere göstere yaşama halini tam bir genç kız diliyle alaya almış “Olan Var Olmayan Var” eğlenceli bir şarkı olarak öne çıkıyor. Ki ilk klip de bu şarkıya çekildi zaten. Çok akılda kalıcı melodisi ve slogan sözleriyle “İlahi Adalet” ise benim albümdeki favorim oldu. Hayır, Demet Akalın’ın şarkısıyla arasında sadece isim benzerliği var; ne konusu ne de melodisi bir benzerlik taşıyor.


Daha orta tempoda yürüyen “Zengin Kalkışı” ve kıvrak ritmiyle kulağa yerleşen “Vıdı Vıdı” da eli yüzü düzgün şarkılar.

Beyza Durmaz şarkıcı olarak elinden geleni yapıyor yapmasına ama her bir şarkıda hep aynı şarkıyı söylüyormuş gibi. Mesela “Zengin Kalkışı”nın sözlerindeki hüzün dinleyene geçmiyor çünkü Durmaz bu şarkıyı da neşeli şarkılar kadar iyimser bir tınıyla söylüyor. Oysa bazen seste biraz pürüz, biraz kırıklık şarkıya doğru duyguyu katabilir.




Daha pop, daha az gürültülü, daha melodik şarkıları sevenlerin bayılacağı bir albüm bu. Cengiz Durmaz tarafından çekilmiş ve Durmaz’ın pozitif enerjisini yansıtan fotoğraflar ve Özgür Arcan’ın neşeli tasarımıyla oluşturulmuş kartonet de üç aşağı beş yukarı albümü dinlerken neyle karşılaşacağınız konusunda ipucu veriyor zaten.

HAZİRAN 2015
0
Share

Müzik piyasası içerisinde kendi yağıyla kavrulmaya çalışanlardan Selen Servi. Ne akım medyada çok sık görünüyor, ne dakika başı yeni bir şarkı/albüm yapabiliyor, ne de yaptığı şarkılar müzik kanallarının kısır döngüsünde kendine yer açabiliyor. Ama tüm bunlar onun iyi bir şarkıcı olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Müzik kanallarının kısır döngüsünde yer verilen, dakika başı yeni şarkı/albüm yapabilen, ana akım medyada sık sık görünen birçoğunu cebinden çıkaracak kadar iyi.


2010’da ilk albümü “Göze Aldım”ı çıkaran Servi, 2011’de de bu albümde yer alan “Aşk mı Oyun mu?” adlı şarkının “remix” versiyonunu tekli formatında yayımlamıştı. Servi’nin dört şarkıdan oluşan yeni albümü “Pardon… Bakar mısınız?” ise geçtiğimiz günlerde Söz Yapım etiketiyle yayımlandı.

Albümün adı tanıdık geliyor kulağa değil mi? Öyle çünkü. Daha önce Sezen Aksu’nun seslendirdiği Sibel Algan şarkısı “Pardon”u yeniden söylemiş Seren Servi. Sezen’in epeyce kalabalık “Yürüyorum Düş Bahçelerinde” adlı çift disklik albümünde bir parça hakkı yenmiş bu şarkının yeniden seslendirilmesi doğrusu iyi fikirmiş. Ozan Bayraşa’nın düzenlemesi ve Selen Servi’nin su gibi berrak ve temiz şarkıcılığıyla şarkı başka bir tat bulmuş.


Albümdeki bir diğer “cover” ise İlhan Şeşen’in “Rüzgâr”ı. Gündoğarken’in yanı sıra Leman Sam’ın da seslendirdiği, sonrasında Gündoğarken’in bu defa Vasiliki Papageorgiou ile Yunanca-Türkçe yeniden kaydettiği bu şarkının bir “cover”ına ihtiyaç var mıydı, ona emin değilim. Cihan Sezer’in düzenlemesi de, Selen Servi’nin yorumu da üzerine söz söylenemeyecek kadar iyi ve önceki yorumların altında kalmıyor ama ben olsam bu şarkı yerine, daha az dile düşmüş bir Şeşen şarkısını seçerdim.

Sözleri Selen Servi’ye, bestesi alp Yenier’e ait “Sade” ve söz ve müziği Selen Servi tarafından yazılan “Yaza Yaza” ise albümün yeni şarkıları. Alaturka enstrümanlar kullanılmış olsa bile, caz esintileri taşıyan düzenlemesi de şarkının adı gibi sade. Sözlerindeki yaşanmışlık ve bilgelik, hayatın gençlik telaşlarını yavaş yavaş bir kenara koymuşların kolayca farkına varacağı incelikler içeriyor. Koymamışların da kendine çıkaracağı dersler…


Albümün tek hareketli şarkısı “Yaza Yaza”nın düzenlemesi ise “Sade”nin düzenlemesini de yapan Cüneyt Yamaner’e ait. Hareketli dediysem, “eller havaya” değil elbette; Ege esintili, kıvrak bir ritim üzerine, yine bilge sözleriyle ferah, aydınlık bir şarkı “Yaza Yaza”. Aslında o ferahlık albümün tamamında hissediliyor. Kabul gören yargının aksine, tam da bir yaz albümü bu. “Beach”siz, lüks otelsiz, tatil köysüz, kulüpsüz, partisiz yaz günlerinin ama. Buldan bezinden kırık beyaz perdelerin uçuştuğu, mavi çerçeveli pencerelerden denizin göründüğü kireç beyazına boyalı bir pansiyon düşleyin mesela. Sıcağın hafif hafif kırıldığı bir yaz akşamında… Asmanın altındaki tahta masanın üzerinde de bir kadeh buzlu aslan sütü. Şimdi açın albümü, dinleyin…


Albüm kartonetinde dört şarkı görünüyor ama sürpriz kontenjanından, “Sade”nin akustik “demo” kaydı da albümün sonuna saklanmış. Kayıtın ses seviyesi biraz düşük kalmış ama olsun, sürpriz sürprizdir.



Gazeteci Elif Key’in kartonet yazısı, Murat Sargın tarafından çekilmiş nefis Selen servi fotoğrafları Fikr-i gg tarafından yapılmış grafik tasarımıyla çok özenli ve şık bir kartonetle satışa sunulan albüm iyi bir şarkıcıdan, iyi şarkılar dinlemek için birebir.

HAZİRAN 2015 
0
Share

Daha önce Salt adlı grubuyla bir albüm yayımlayan Deha Özer, yoluna tek başına devam ediyor. Deha Özer, ’70 ve ‘80’lerde bir dolu şarkıda besteci ve söz yazarı olarak, bir dolu arabesk albümde de müzik yönetmeni olarak imzası bulunan ve 2007’de aramızdan ayrılan Özer Şenay’ın oğlu. Genlerinden gelen müzisyenlik, onun sadece şarkıcı olarak değil, şarkı yazarı ve aranjör olarak da karşımıza çıkmasıyla kendini gösteriyor.


Deha Özer’in dört şarkıdan oluşan mini albümü “Kalp Aşırı Seferler”, geçtiğimiz günlerde Talent Müzik etiketiyle yayımlandı. Albümün prodüktörlüğünü Can Temiz yapmış. Biliyorsunuz, Can Temiz Model grubunun hem beyni, hem de şarkılarının yazarı. Yine Model grubundan Fatma Turgut da Deha Özer’e vokal koçluğu yaparak destek vermiş. Şarkıların biri Deha Özer’e ait, diğer üçü ise Deha Özer ve Can Temiz’in ortak çalışmasıyla ortaya çıkmış. Düzenlemelerde de Deha Özer ve Can Temiz’in yanı sıra, Okan Işık ve Erim Arkman’ın imzalarını görüyoruz ki Okan Işık da yine Model grubundan.


Bu albüm, deha Özer’in Salt grubuyla yaptığı albümden hem müzikal anlamda çok farklı, hem de Deha Özer şarkıcı olarak çok farklı. O albümde standart Türkçe “rock” klişelerinden beslenen bir grup ve yeterince agresif ve sert olamayan ama olmaya çalışan bir solist olarak dinlediğimiz bir Deha Özer vardı. Bu albümde ise sesinin doğru tınladığı yeri bulmuş bir solist ve popa çok yakın duran “soft-rock” şarkılar var.


Hepsi çok melodik, kolay vuran, kulağa takılan şarkılar. Özellikle “Susma”da Model etkisi hissediliyor. “Cihangir Parkı” zaten ilk klip şarkısı oldu ki albümdeki en etkili şarkı da o. “Açık Yara”da Kenan Doğulu şarkılarının, “Aşk İçin Savaşalım”da ise Feridun Düzağaç şarkılarının (hayır; sadece “la la”dan dolayı değil) havası var.




Derli toplu, tertemiz, üzerinde özenle çalışılmış bir mini albüm bu. Deha Özer ismini belki bir çırpıda hafızlara kazıyacak kadar güçlü değil ama kariyer çizgisinin kilometre taşlarından biri olacak. Ben kendi adıma Özer’in bir sonraki işini merakla bekleyeceğim.  

HAZİRAN 2015 
0
Share
Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa

Hakkımda


Photo Profile

Yavuz Hakan Tok
Müzik Yazarı / Eleştirmen / Arşivci

2001 yılında Bir Zamanlar adlı internet sitesinde müzik yazıları yazmaya başladı. Yanı sıra yazıları, Zip İstanbul, Koara, İkinci Kanal, Caretta, Mezun Life, Popüler Tarih dergilerinde, Bugün gazetesi ve Milliyet gazetesinde yayımlandı.

Daha Fazla



Takip Et

  • Instagram
  • YouTube
  • Twitter
  • Facebook

Bu Hafta Çok Okunanlar

  • Sezen Aksu Meselesi
    Bugünlerde sinirlerimiz çok bozuk. Haksız da sayılmayız. Evinize hırsız girse, bir de suçüstü yakalandığı halde evden çıkmamak, çalmaya dev...
  • Çeşitli Sanatçılar - "Kayahan'ın En İyileri 1"
    “YOLU SEVGİDEN GEÇEN” ŞARKILAR (1. BÖLÜM)  NTV’de yayınlanan Söz ve Müzik belgeselinin Kayahan özel bölümü için kolları sıvadığımızda 2014...
  • Prestij Müzik'in Film Gibi Hikâyesi
    (Milliyet Sanat dergisi Şubat 2023 sayısında ve 5 Şubat 2023 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanmıştır.)    1997 yılında bir vesileyle Pre...
  • Aşkın Küçük Albüm Büyük 2
    SEVGİLİYE (B YÜZÜ) “Sevgiliye” albümü bir taraftan çok beğenilir ve büyük satış rakaları yakalarken, bir taraftan da eleştirilere...
  • Dinlediklerim Mart 2013
    SADE – “ÇOCUKLUK HAYALLERİ” Temelleri 2003 yılında atılan Sade, 2010 yılı Rock’n Dark yarışmasında birinci olarak adını duyurmuştu ilk ke...

Arşivden

  • Suna Yıldızoğlu Röportajı
    Yabancı Gelin Sonia, Türkiye'de nasıl ünlü bir sinema oyuncusu ve şarkıcı oldu?.. Yetmişlerde ona kim, neden açık çek verdi? Dillere...
  • Prestij Müzik'in Film Gibi Hikâyesi
    (Milliyet Sanat dergisi Şubat 2023 sayısında ve 5 Şubat 2023 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanmıştır.)    1997 yılında bir vesileyle Pre...
  • Ne Kadarı Fatih, Ne Kadarı Mabel?
    MABEL MATİZ - "FATİH"  “Yahu bu ne? Bu zamanda 25 şarkılık albüm mü olur? Kim dinleyecek bunu?” “Şarkıların hepsi birbirine benz...
  • İzlediklerim Ocak 2012
    ENBE ORKESTRASI - "SENDEN KIYMETLİ Mİ?" Bütün tartışmalara, eleştirilere rağmen popüler müzik piyasasında ENBE damgası vurulmuş ...
  • Oya Bora Röportajı
    "Hani Peter Pan masalı gibi bir hayal dünyası vardır ya; orada kötülük yoktur, orada ihanet yoktur, orada acı çekilmez. Bizim şarkılar...
Copyright © 2019 Yeter ki Müzik Olsun

Created with by Beauty Templates | Distributed by Gooyaabi Templates