Yeter ki Müzik Olsun
  • Seninle Üç Dakika
  • _Giriş
  • _1975
  • _1976
  • _1977
  • _1978
  • _1979
  • _1980
  • _1981
  • Röportajlar
  • Konser Yazıları
  • _2019 Konserleri
  • _2018 Konserleri
  • _2017 Konserleri
  • _2015 Konserleri
  • _2016 Konserleri
  • _2014 Konserleri
  • Günün Şarkısı
  • Albüm / Şarkı Eleştirileri
  • Güncel
  • Yıldızlar
  • Klasikler
  • Ses Dergisi
  • Günlükler
  • _Eurovision 2011 Günlüğü
  • _Eurovision 2010 Günlüğü
  • _Nasıl TV Programı Yaptık?

Sertab Erener - "Ateşle Barut"


“Evergreen”in İngilizce kelime anlamı “yaprak dökmeyen ağaç”. Ayrıca “unutulmaz” gibi mecazi bir manası da var. İngilizce öğrenmeden çok önce Barbra Streisand’ın aynı adlı şarkısı sayesinde öğrenmiştim bu bilgiyi. “Love ageless and evergreen” diyordu şarkı sözlerinde.

Sertab Erener için de “ageless and evergreen” diyebilir miyiz? Belki durup dururken böyle bir şey demek aklıma gelmezdi ama son projesinin adını “Her Dem Yeşil” koyarak bizzat Sertab aklıma getirdi bu teşbihi. Kaldı ki teşbih yapmak da teşbih kelimesini kullanmak da bizatihi bizim işimiz; z kuşağının işi olacak değil ya.


Peki nedir “Her Dem Yeşil”? Sertab’ın 30 yıllık kariyerinden seçilmiş 30 şarkıdan oluşan bir albüm projesi. Şarkıların seçkiye girebilmesi için bir tek kriter konmuş: “Her dem yeşil” kalabilmiş olmaları. Size bir şey söyleyeyim mi? Şarkılar her halükârda kalır zaten, kalmıştır. Mesele onları seslendiren şarkıcı kalabiliyor mu otuz yıl, kırk yıl, elli yıl yaprak dökmeden? Yüzü kırışmadan, sesi çatallaşmadan, vücudunun şekli bozulmadan demiyorum, dikkatinizi çekerim. Tüm bunlar insan olmanın doğal ve kaçınılmaz sonucu. Yüzü kırışsa, sesi çatallaşsa, vücudunun şekli bozulsa da üretebilir. Ürettikçe “her dem yeşil” (ya da “ageless anda evergreen”) kalabilir.


Sertab’ın “Her Dem Yeşil” projesinde ilk yayımlanan şarkı “Sakin Ol” oldu. Artık hangileriyse o seçilen 30 şarkı, şimdilik bilmiyoruz ama tüm bu şarkıları bir senfoni orkestrasıyla filan düzenleyip söyleyebilmek de mümkündü, Sertab’ın opera eğitiminden gelme şanına da yakışırdı, o ayrı ama görünen oydu ki Sertab öyle yapmamıştı. “Bakın benim şarkılarım ne kadar da klasik,” demek yerine, “Bakın benim şarkılarım 30 yıl geçse de ne kadar da modern,” demeye getiriyordu. Nitekim popüler bir şarkıcı olma yolunda attığı ilk adımın ilk şarkısı “Sakin Ol”, yeni düzenlemesiyle bugünün müziğine kafa tutuyordu.


“Sakin Ol”un yeni halini şarkı yayımlanmadan çok önce, konserinde izlemiş, akıllıca bir iş diye düşünmüştüm. Bir tek neye takıldım? “Her Dem Yeşil” tabirinin bana çağrıştırdığı ferah, aydınlık, parlak, pozitif havanın taban tabana zıttı, koyu karanlık, havasız, boğucu bir havası vardı bu yeni düzenlemenin. Gerçi son dönemin güncel müziği de tam olarak bu kelimelerle anlatılabilirdi: Koyu karanlık, havasız, boğucu.


Neyse ki projenin geçtiğimiz günlerde yayımlanan ikinci şarkısı “Ateşle Barut”, bu havayı dağıtıyor. (Bu ‘geçtiğimiz günlerde’ lafı da boşa düştü yeni düzende; ‘geçtiğimiz hafta,’, ‘iki hafta önce’, ‘üç cuma önce’ filan demek lazım.) Proje kronolojik sırayla mı gidecek bilmiyorum ama bildiğiniz gibi “Ateşle Barut” da Sertab’ın ilk albümünden bir şarkıydı.


Ben o vakitler Garo Mafyan’ın “Abone” kasetiyle hayatımıza giren ‘90’lar düzenleme ve “sound” estetiğini hiç beğenmiyordum (ukalaydım, evet.) “Bu şarkıyı Onno düzenlemiş olsa ne biçim olurdu,” filan diye ahkam kesiyordum. Dahası “Yalnızlık Senfonisi”nin Garo Mafyan düzenlemesiyle ‘piç edildiğini’ söyleyecek kadar da biliyordum bu işleri, nereden biliyorduysam artık. Ne çare Onno’yla Sezen kanlı bıçaklıydı o ara. Kaldı ki "Ateşle Barut"un bestesi Garo Mafyan’ındı, elbette kendisi düzenleyecekti, bana mı sorsalardı. Neyse… İşte “Ateşle Barut” bir şekilde Aysel Gürel’in ateşli sözleri, Garo Mafyan’ın fingirdek melodisi ve Sertab’ın henüz şarkının ruhu kadar şuh olamayacak derecede genç, pürüzsüz sesiyle gönlümüzü fethetmişti.


30 yıl sonra şarkının düzenlemesi Ozan Yılmaz tarafından yapılmış ve Ozan Yılmaz şarkıyı bulunduğu yerden çekip çıkarıp bugüne getirmiş, bugünün müziğinin tam ortasına getirip bırakmış. Zaten biliyoruz, görüyoruz ya da duyuyoruz ki adam yetenekli. Şarkı da bu biçim çekip çıkarmalara, bugünlere gelmelere teşneymiş ki sonuç şahane olmuş.


Sertab’ın sesi hâlâ pürüzsüz ama şarkının ruhu kadar şuh olamayacak derecede genç değil artık. O da bunun farkında ola ola, tadını çıkara çıkara, bütün anlamışlığı, olmuşluğu, oturmuşluğuyla yeniden yazmış hikâyeyi. Hooop döndük mü yine “ageless and evergreen” mevzuuna.

Bir şeyi anlamadım, sorsam söylerler mi bilmem. Şarkının “rap” kısmı malum, bir dörtlüktü. Yeni versiyonu yayımlandığı gece dinlediğimde o kısma bir dörtlük daha ilave edildiğini duydum. Hatta okuduklarıma göre bu yeni dörtlüğü Sezen yazmıştı. Ancak şarkının yeni yüklenen resmi “lyric video”sunda o dörtlük yok. Spotify’da dinledim, orada var, videoda yok. Niye yok?


Sözün kısası, “Her Dem Yeşil”, fikren güzel bir projeyken, hayata geçirilme aşamasında da güzel ilerleyecek gibi görünüyor. En azından bir sonraki şarkı ne olacak, nasıl bir oyunbazlıkla karşımıza çıkacak filan derken, e 30 şarkı, neresinden baksanız bir yıl, iki yıl gider. Sertab da böyle böyle fikirler, projelerle kolay kolay yaprak maprak dökmeden öyle devam eder, demişti dersiniz.

0
Share

Yüzyüzeyken Konuşuruz – “Sen Varsın Diye”


Gençken her şeye “alternatif” olmak istiyor insan. Kendisinden önce yapılmamışı yapmak, yeni bir öneri sunmak, bu yolla belki de dünyayı değiştirmek. Şayet yeterli donanımı, birikimi, yeteneği varsa kimi zaman başarabiliyor da. Ne var ki başarının kelime anlamı sürdürebilirliği de içeriyor; içermeyenine “saman alevi” deniyor.


Beraberinde “neye”, “kime”, “niye” ve “ne kadar” sorularını getirse de müzikte alternatif tabirinin ya da klasmanının kabul gördüğü bir gerçek. Hatta genç dinleyici için bir statü sembolü olduğu da söylenebilir. Bir nevi “Ben zaten hep belgesel…” işlevi görüyor.

Müzikte alternatif olmanın birinci şartı o güne dek yapılmışlarından bir fazlasını yapmak. Belki de bir farklısını. Gelin görün ki bunu sürdürmek hiç de kolay değil. Çünkü sizin bulduğunuz o bir fazla, mutlaka bir başkasına ilham oluyor ve o bir başkası da onun üzerine bir fazla koyuyor. İkinci adımı atarken artık benzersiz değilsiniz; bir fazlaya daha ihtiyacınız var.


Böyle böyle döngü tamamlanıyor ve mevcut düzene alternatif olan, mevcut düzenin ta kendisi oluyor. Tıpkı son dönemde Türkiye’de “alternatif” ya da “ikinci yeni”, ya da şu veya bu diye adlandırılan müziğin giderek ana akımın bir parçası olması gibi.

Örnekleri çok ama bu yazının konusu olan Yüzyüzeyken Konuşuruz üzerinden sürdüreceğim yazıyı. Kimileri sevdi, kimileri hiç sevmedi ama Yüzyüzeyken Konuşuruz önce internet videoları, sonrasında “Evdekilere Selam” adlı ilk albümüyle, sahiden de dönemin müzik piyasası içinde bir alternatif yarattı. Kaan Boşnak’ın şarkı yazarlığının o günlerde çok gence ilham verdiği rahatlıkla söylenebilir.


Grup zamanla değişti, dönüştü, şarkı stilini değil ama müzik formunu başka bir yere taşıdı. Bu anlamda üçüncü albüm “Akustik Travma” bir nevi zirve oldu. 2020’de çıkan son tekli “Kazılı Kuyum”sa büyük bir dinlenme başarısı yakaladı ve alternatifin olanın en büyük düşmanı popülerlik geldi kapıya dayandı. Artık “Ben zaten hep belgesel…”cilerin dışında bir kitlenin de, sözgelimi Tik Tok videosu çekenlerin de ilgi alanına girmişti. Şarkının ta New Yorklarda yapılmış analog kaydı dinleyici için o kadar da mühim değildi; “Sen kazamazsın kazılı kuyum” iyi slogandı, çalışırdı… Ki çalıştı.


Yüzyüzeyken Konuşuruz’un yeni teklisi “Sen Varsın Diye”, geçtiğimiz günlerde piyasaya çıktı. Uzun bir aradan sonra yayımlanan bu yeni şarkı açıkçası bende hayal kırıklığı yarattı ve yukarıda yazdıklarımı düşündürttü. Nitekim basın bültenindeki şu cümle de grubun kafa karışıklığını anlatır gibi:

“Yüzyüzeyken Konuşuruz’un bu kadar geniş bir dinleyici kitlesine sahip olmasının sebebi çok geniş bir sound yelpazelerinin olmasından kaynaklandığı için, ‘Sen Varsın Diye’ ile hem ilk yıllardaki akustik singer/songwriter tınılarını isteyen, hem de Akustik Travma’nın elektro ritmleriyle dans edenleri aynı otobüse bindiriyor.”


Meali şu sanki: “Herkesi memnun etmeye çalıştık.” İşte müzikte tam da buna ana akım deniyor. Sözlerde eski şarkıların yaratıcılığının, kelime oyunlarının, grubun bir fazlası olan gündelik dil kullanımının yerini ortalama bir “şarkı dili” almış. Genç “rock” akımı tedavülden kalkalı beri hemen her grubun ucundan kıyısından içine düştüğü “synth-pop”la ,” akustik versiyon” klişeleri basın bülteninin tabiriyle “aynı otobüsle” yola çıkmış. Sadece soruyorum şimdi: Peki bu otobüs nereye gidiyor?           

0
Share

Serkan Ferat - Bugün Fark Ettim" 


Türkçe “rock” müziğin kısa ömürlü ama etkili gruplarından biri olmuş Kreş’in solisti olarak tanıdık Serkan Ferat’ı. Ferat, 2015 yılından bu yana solo çalışmalar yapıyor. Şarkılar kaydediyor, tekliler çıkarıyor, “loop cover”lar yapıyor, sahneye çıkıyor(du).


Bir süre önce Almanya’ya yerleşen Serkan Ferat, orada da boş durmuyor, üretmeye devam ediyor. Kendine ait bir dili ve tavrı olan, iyi şarkılar yazıyor, kendi imkânlarıyla kaydedip yayımlıyor. Adeta tek kişilik bir grup gibi.


2020 yılında “Çıkmamış Bir Albüm’ün Demo’su” adlı albümünü ve Melisa Uzunarslan’la birlikte “Öyle Ya da Böyle / Yarım Kalan Şarap (Akustik)” teklisini yayımlayan Serkan Ferat’ın yeni teklisi geçtiğimiz günlerde dijital raflara çıktı. “Bugün Fark Ettim”, söz, müzik ve düzenlemesi Serkan Ferat’a ait bir şarkı.  


2021 usulü bir “elektronik-rock” örneği “Bugün Fark Ettim”. Serkan zaten bu ses ve şarkı söyleme biçimiyle ninni bile söylese “rock’n roll” olur, o ayrı. Bence memleketin en iyi ‘rock’ solistlerinden biri. Onun ötesinde, zaman zaman hepimizin içine düştüğü o sarmalı, sorgulamayı, sonra farkına varmayı, çok sade, çok açık ve net sözler ama bir o kadar kaotik bir müzikal yapıyla şarkıya sığdırırken, insanı şöyle bir silkeliyor Serkan. Şarkı ilerledikçe elektronik sesler giderek artıyor ve sonunda sözü teslim alıyor.


“Bugün Fark Ettim” bende bir “senfonik-rock” albümünün bir parçasıymış duygusunu uyandırdı. Hikâyenin başı ya da sonu, belki de ortası bilemem ama öyle bir bütünden kopup gelmiş gibi. Her ne kadar Serkan Ferat parçayı sosyal medya hesabından servis ederken “Her zaman bu yoğunlukta bir şarkı yazamam,” notunu düşmüşse olsa da…

0
Share

Derya Uluğ - "Kanunlar Gibi" 


Hemen her popçu gibi Derya Uluğ da bir sendelemişti. Bir süre önce birileri çıkıp “pop bitti, artık yeni pop rap ve trap” dedi. Her dönem ne moda olduysa ona “abi çok iyi yeaa” diyenler buna başparmak havaya emojisi attı ve hep beraber “geçici” bir dönem yaşadık. Adı üstünde “geçici”ydi. Zamanla taşlar yerine oturacak, neyin ne olduğu anlaşılacaktı.


Bu ülke insanının damarlarında akan kanı ne ‘30’larda radyoda alaturka müziğin yasaklanması, ne ’70 ve ‘80’lerde radyo ve televizyonda arabesk müziğin yasaklanması, ne 2000’lerde “rock” müziğin önlemez yükselişi durdurabilmişti. Bu ülke insanının damarlarında akan kanı kalbine pompalayan makam müziğiydi çünkü. Bu ülkede ne orta çağ Avrupa’sının saray müziği ne Arjantin tangosu ne siyahi cazı ne İngiliz “indie”si ne de Amerikan “rap”i ayrı ev açabilirdi. Bir nağme, bir âşık söz, bir aksak ritim, bir çeyrek ses gelir hepsini yerle bir ederdi. Hep etmişti, etmeye de devam edecekti.


Evet, bir dönem radyolar ve müzik televizyonlarının zoraki standart haline getirdiği 130 BPM devrini doldurmuş, popun ‘90’lardan bu yana süregelen gelenekleri demode olmuş, yeni kuşak hepsini elinin tersiyle itmişti. Evet, dünyadaki plak kartellerinin yerini alan dijital müzik devleri “maliyeti ucuz ürün” dayatıyordu ve bunda başarılı da olmuşlar, bestenin yerine “beat”i, güftenin yerine küfür kıyameti yutturmayı başarmışlardı. Türkiye de bundan payını alacaktı elbette. Elbette geçici bir süreliğine.


Derya Uluğ da sendeledi ve artık en iyi bildiği formülün işe yaramadığını düşündü ki, tam da popta kendine bir alan açmışken “trap” bir şarkı yaptı (BKNZ: 2019 yılında yayımlanan “Göremedim Bi’ de Sen Bak” adlı şarkı.) Sadece o değil, onun kulvarındaki çok kişi benzer şeyler denedi ama elbette kabul görmedi. O alanın (tırnak içinde) starları başkaydı çünkü. Oysa biraz zaman geçince, sapla saman ayrılınca, bu ülke insanının damarlarında akan kan şüphe götürmez bir biçimde, bir kez daha galip gelecekti. Geldi de nitekim. Bakın, yeni formülü bulanlar kâra geçmeye başladı bile.


Bu yeni dönem popunun lokomotifi şimdilik iki besteci gibi görünüyor: Ersay Üner ve Emrah Karakuyu. Başka bir dolu isim de var tabii ama bu iki isim son bir yılda yaptıkları şarkılarla eskinin geleneğini yeni döneme adapte etmeyi gayet güzel başardılar. Misal son ayların iş yapmış üç parçasında da Emrah Karakuyu imzası var: Ziynet Sali’nin “Efkârım Var”ı, Edis’in “Martılar”ı ve Derya Uluğ’un “Kanunlar Gibi”si.


Emrah Karakuyu’nun hem eski nesil hem de yeni nesil popu iyi analiz ettiği zaten çok belli ama parçanın düzenlemesi de bir o kadar doğru yakalamış meseleyi. Ozan Bayraşa zaten poptaki değişimi çok önceden yakalayabilmiş birkaç isimden biriydi. Asil Gök’le ortak imza attıkları düzenleme hem şarkıyı hem de Derya Uluğ’u parlatıyor. 


Derya Uluğ’un su gibi berrak, akışkan, tertemiz bir ses var. Nitekim kendi YouTube kanalına yaptığı “cover”lar da zevkle dinleniyor. Mutlaka biliyordur ama ben yine de her zaman her şarkıyı çıkabileceği en üst perdeden söylemek zorunda olmadığını küçük bir tavsiye olarak buraya bırakayım. Bu anlamda “Kanunlar Gibi”deki Derya çok daha “soft” geliyor kulağa.


Bu arada geçtiğimiz günlerde şarkının Metehan Köseoğlu tarafından yapılmış akustik versiyonu da servis edildi. Bu versiyona orijinal versiyonun klibiyle bağlantılı ama bağımsız bir klip yapılmış olması da hoş ki orijinal versiyonun Aytekin Yalçın tarafından çekilen klibi de çok göz alıcı bence.


Demek ki neymiş? Buradan devam edilebilirmiş. İlla “rap”e, “trap”e yanlamaya gerek yokmuş. Pop akar, yolunu bulurmuş.

0
Share

Demirhan Baylan - "Yaratan"


“Daha iyisini üretebilmek için elbette ki paraya ve imkana ihtiyacım var. Orası kesin. Ama çok daha önemli bir şey var; küsmemem, bir sebep bulmam gerekiyor. Bu illaki ‘beğeni’ olmak zorunda değil. ‘Nesi yanlış?..’ Bu bile işe yarar.”


Demirhan Baylan geçenlerde böyle yazdı Twitter’a. Üzerinde uzun uzun düşündüm. Her iki cepheyi de biliyorum. Yazan da oldum, yaptığı iş hakkında yazılmayı bekleyen de. Bazen ürettiği üzerine kurulmuş bir tek cümle bile motivasyon sağlayabiliyor üretene. Ya da motivasyonunu alıp dipsiz, karanlık bir çukura fırlatabiliyor. Bazen üretenin niyetinden bağımsız, çok daha büyük cümleler kurulabiliyor üretilen hakkında. Ya da küçük, yıkıcı cümleler… İki cephe için de bıçak sırtında bir denge.


Demirhan Baylan, daha ülkede “bağımsız müzik” tabiri moda olmamışken bağımsız olabilmiş, hatta işin komiğini çıkarmak gerekirse, bağımsız müzisyenliği Türkiye’ye getirmiş isimlerden biri. Haliyle de hep özgür ve yalnızdı. Bundandır ki zincirlere sığmayıp taşabilecek bir özgüvene sahip olması gereken konumda ve kıdemdeyken bile çekingen hâlâ.


Şimdilerde kimsenin yeni bir şey deneyesi yok. Sanatın çıkış noktası “fikir”, bu yeni dönemde en çok müzikten elini eteğini çekti. Yeni nesil müzisyenlerin sırtını yasladığı standartlar, içinde rahat ettikleri konfor alanları neredeyse madde madde aynı ve eşit yüzölçümde. Demirhan Baylan’sa başından beri müzik üzerine kafa yoran, müziğini fikriyle şekillendiren, yanılsa da deneyen, deşen, kazıyan bir müzisyen. Yeni şarkısı “Yaratan” da ancak bunu iyi bilenlerin tadına varabilecekleri bir şarkı. Çünkü alışılageldik, bildik bir yerden yakalamıyor kulağı.  


Son derece sakin, (moda deyimiyle) “akustik” başlıyor “Yaratan”. Sonra ‘70’ler Anadolu-popunun tam ortasından geçiyor. Derken sertleşiyor, hatta küstahlaşıyor. Öfkesi tepeden aşağı iniveriyor sonra, duruluyor, sakinleşip nihayete eriyor. Aynı şarkının üç farklı versiyonunu dinlemiş gibi oluyoruz 5 dakika 50 saniye içinde. İncelikli müzikal (ama müzisyen olmayanın, enstrüman çalmayanın öyle  ha deyince keşfedemeyeceği) “numaralar”sa işin tuzu biberi oluyor. (O numaralara da yine Demirhan’ın Twitter’da yazdıklarını okuyup kulak kabarttım, ayıptır söylemesi. Malum, “kimsenin zamanı yok durup ince şeyleri anlamaya.”)


Peki “Nesi yanlış?” Nesi yanlış olacak? Akılda kalıcı değil bir kere, nakaratı yok gibi bir şey. “Sabah kalktım yataktan pijamamı çıkardım, dişimi fırçaladım, seni özledim”, filan gibi “samimi ve doğal” sözleri yok; alegori, metafor filan var ki demode. Bir de türü tam net değil kardeşim. Hangi listeye koyacağız bunu, “Üçüncü Yeniler”e mi yoksa “Bağımsız Sahne”ye mi? Müzisyenin yaşı da biraz geçkince… Bilemedim.

0
Share

 Gökhan Türkmen - "Romantik"


Şu meymenetsiz, uğursuz, hatta “südüklü” 2020’ye ocak ayında Birkan Nasuhoğlu ile birlikte kaydettiği “Gülmedi Kader” ile başlamıştı Gökhan Türkmen. Sonra şubat ayında “Kâğıt” ve Fransızca versiyonu “Bout D’Histoire” ile devam etti. Nisan’da “Aşk”, temmuzda “Yüzüme Vurma” yayımlandı.  İşte bu dört şarkı, bir de 2019 Ekim’inde yayımlanan “Aşkın Enkazı” ve hemen peşi sıra gelen “Sır” adlı şarkılar, “Romantik” albümünde bir araya getirilmiş. 


0
Share

Seninle Üç Dakika

1981 - 3. Bölüm

Zerrin’in Yerine Kim Geçecek?


Bir gece önce ekranda Modern Folk Üçlüsü ile birlikte “Dönme Dolap”ı seslendiren Zerrin Özer, 29 Aralık Pazartesi günü Ankara’da düzenlediği basın toplantısında yarışmadan çekildiğini açıklıyordu.
2
Share

İsmail Altunsaray & İsmail Tunçbilek - "İp Attım"


“Ankara havası” diye bir gerçeği var bu memleketin. Ne eller havaya pop, ne cayır cayır “rock”, ne hıdı hıdı dıdı dıdı “rap” ve vals, tango, köçekçe, oryantal, şu, bu… Hayatının bir kısmı eğlenme maksadıyla bir araya gelmiş insan topluluklarının içinde geçmiş biri olarak bizzat şahidim ki en elit, en nezih partilerin, düğünlerin, organizasyonların en burnundan kıl aldırmayan davetlileri bile gecenin sonunda bir Ankara havasına teslim olur, olmuştur; bu hiç sekmez.


“Ankara havası” denince akla bin yıldır “Misket”, “Fidayda” filan gelirdi ama sonra Ankaralı şarkıcılar modası başladı ve “Bas Bas Paraları Leyla’ya” gibi, “Arabada Beş Evde On Beş” gibi sonradan yapılma ya da tornistan şarkılar eklendi literatüre. Ne var ki 2010’lu yıllarda türün klasiklerine iki yeni eser eklendi ki onlar en az “Misket” ve “Fidayda” kadar yaygınlaştı ve hatta denilebilir ki kalıcı oldu. Evet, “Ankara’nın Bağları” ve “Erik Dalı”ndan bahsediyorum.


“Erik Dalı” başka bir yazının konusu; şimdi konumuz “Ankara’nın Bağları”. Hani her düğün dernekte şakkıdı şukkudu bize göbek attıran o meşum türkü. 2010’lu yılların başında Ankaralı Coşkun’un sesinden meşhur oldu ve hemen her sahne repertuarına girdi. Gelin görün ki aslında böyle bir türkü yoktu. Yani vardı da aslı böyle değildi. Orta Anadolu abdal geleneğinin son temsilcilerinden Seyit Çevik’in zamanında Kırşehir’in Keskin yöresinden derlediği türkü, “İp Attım Ucu Kaldı” diye biliniyordu. Babası da bir saz sanatçısı olan Seyit Çevik, kendisine Hacı Taşan tarafından hediye edilen kemanla müziğe başlamıştı ve bu türküyü de kemanıyla pek güzel çalar, içli içli de söylerdi. Zaten sözlerine bakıldığında da acıklı, hüzünlü bir türküydü.


Peki ne oldu da bu türkü bir oyun havasına, “Ankara havası”na dönüştü?

İşte o da tamamen bu Ankaralı şarkıcı modasının bir sonucu. Coşkun Direk, nam-ı diğer Ankaralı Coşkun, türküye aslında var olmayan bir nakarat yazdı. Herkesin malumu o nakarat, Ankara’nın bağlarından, büklüm büklüm yollarından bahsediyor ve sarhoşluktan kollarını kaldıramayanları dahi piste çıkmaya teşvik ediyordu. Başardı da nitekim. Artık yeni bir oyun havamız olmuştu.

Bu iyi bir şey midir, kötü bir şey midir, tartışmaya çok açık. Anonim ve otantik türkülerin, ağızdan ağıza hatta bazen yöreden yöreye değiştiği vakidir ama bu tam olarak öyle bir şey değil. Bir nevi deforme etmek belki. Ne çare artık bir nesil bu türküyü böyle biliyor, böyle ezbere aldı.

Halk müziğinin günümüzden iki ustası İsmail Altunsaray ve İsmail Tunçbilek de buradan yola çıkarak olsa gerek, türküyü orijinal haliyle, “İp Attım” adıyla yeniden seslendirmişler. Kalan Müzik etiketiyle geçtiğimiz günlerde yayımlanan tekli, türküyü İsmail Tunçbilek’in düzenlemesiyle otantik haliyle ama modernize edilmiş bir biçimde dinleyici karşısına çıkarıyor.


Halk müziği tek sesli mi kalmalıdır, çok sesliliğe adapte mi edilmelidir tartışmasına girersek, ‘80’li yıllara geri dönmemiz gerekir. Halk müziği her şeye rağmen, gelip geçen bütün modalara, akımlara rağmen ayakta kalabilmiş, kemik dinleyicisini hiç kaybetmemiş bir tür. Göze görünmese de çok dinlendiği, farklı müzik türlerinin içinden de sık sık geçtiği bilinen bir gerçek. Bu anlamda gerek İsmail Tunçbilek’in gerekse İsmail Altunsaray’ın ayrı ayrı ve birlikte yaptıkları işlerin halk müziğinin diri tutulmasında ve geniş zamanlı kalmasında önemli olduğunu düşünüyorum.


Bu tür düzenlemeler otantiği bozuyor mu bozmuyor mu kısmı akademik düzeyde tartışma gerektirir belki ama genç kulaklar için, (misal alttaki ritim yürüyüşünün) bir yakalayıcı etkisi var bence ve bunu da hafife almamak gerekir. Orijinal, tek sesli haliyle çalınsa suratları ekşiyecek insanlarla dolu partilerde “dj” marifetiyle şekil değiştirmiş türkülere nasıl ayılıp bayıldıklarını çok gördüm zira. 

0
Share

 Batu Akdeniz - "Bir Sebebi Var" 


Tam 13 yıl önce, ergenliğin ilk yılları, dostum Barış Ercan bana gitara başlayacağını ve bir gitar kursuna yazılacağını söyledi. Benim böyle bir eğilimim ya da isteğim yoktu, ama ona eşlik etmek istedim, sonra tavuk döner yeriz falan.

Bir kursa girdik, içeride fotoğrafta yanımda gördüğünüz Serkan Hoca var. Barış yazıldı, Serkan Abi bana yazılıp yazılmak istemeyeceğimi sordu. "Abi benim gitarla, ‘rock’ müzikle falan çok alakam yok ya…" dedim. Israr etti, ben de liseye yeni başlamışım, korkunç bir öğrenciyim ve akademik olarak çok şey vaat etmiyorum (ama çoğunuza olduğu gibi vaat ettiğime inandırılmıştım.)

"Tamam hocam ya, ben de bir ay deniyim bari," dedim.

O bir ay hala bitmedi.

O sabah uyandığımda gitara başlayacağımı bilmiyordum. Yine o gün oraya gitmesem, mesela hikâyeye direkt tavuk dönerciden başlasak, şimdi bu yazıyı yazacağımı düşünmüyorum.

Serkan Abi o gün beni ikna ederek ve bana ilk gitarımı vererek hikayemin başlamasına sebep oldu. Hikâyemi yazmak için ilk kalemimi elime tutuşturmuş gibi düşünün.”


Instagram paylaşımlarından haber çıkaran magazin sayfalarına özenmek gibi olmasın Batu Akdeniz’in geçtiğimiz günlerde sosyal medya hesaplarından paylaştığı bu yazı ve fotoğrafı alıntılamak istedim. Malum, ‘90’lardan bu yana her Türk gencinin varlığının yegâne temeli şarkıcı olmak. Önceleri bu konuda yeteneği olmayanların hevesini tanınmak, hayran kazanmak niyetine bağlardım ama öyle değilmiş, artık anlıyorum. Çünkü tanınmış ve hayran kazanmışlar da bir gün geliyor, şarkıcı oluyor. Sadece şarkıcı da olmuyor üstüne üstlük; illaki şarkı da yazıyor, “söz yazarı” ve “besteci” de oluyor.


Öte yandan gerçek yetenek, kendi kendine yolunu bulabiliyor. Batu gibi hiç zorlamasanız, aklınızdan geçirmeseniz bile…  

Evet, Batu Akdeniz gerçek bir yetenek. Gerek grubu Heavy Sky’la yaptığı albüm, gerekse solo işlerine baktığınızda, onun Türkiye’de ‘rock’ müzik için ne denli önemli bir kazanç olduğu çok açık gözüküyor.


Hayırlısıyla sonuna geldiğimiz 2020 yılında sırasıyla “Eksik”, “Yarın Yokmuş Gibi”, aynı şarkının akustik versiyonu ve “Vurdum Kendimi Yola” adlı şarkıları yayımladı Batu Akdeniz. Geçtiğimiz günlerde ise yeni teklisi “Bir Sebebi Var”, Garaj etiketiyle dijital platformlarda yerini aldı.


Söz ve müziği Batu Akdeniz’e ait şarkının düzenlemesini Bulut Gör yapmış. Batu’nun müziğinin harcında klasik ve melodik “rock” müzik var. Buna karşın günün “sound” anlayışını yakalayarak hem çok olgun hem de genç şarkılar yaratabiliyor. “Bir Sebebi Var” tam da böyle bir şarkı.


Tertemiz bir “sound”, ilk saniyelerinden itibaren eşlik etme hissi uyandıran bir ritim yürüyüşü, giderek agresifleşen gitarlar, güçlü bir vokal. Bu vokal kısmı bir tık önemli çünkü ülkede Thom Yorke ekolü ile Kaan Tangöze ekolü arasına sıkışmış o kadar çok genç ‘rock’ solisti var ki, Batu’yu ayrı bir yere koymak lazım.

0
Share


Şortları ve beyaz çorapları ve şapkalarıyla iki genç adam Yoğurtçu Parkı’nın basketbol sahasında çalarmış ve söylermiş gibi yapıyorlar. Klibin özü bu. Her ikisi de kamera karşısında olmaktan son derece rahatsız, o çok belli. Salman arada bir dans etmeye yelteniyor ama pek de beceremiyor sanki. Bilge Kağan’sa kameraya bakmak bile istemiyor.


Bu son derece “kitsch” ama izlemesi de bir o kadar eğlenceli klip Salman Tin ve Bile Kağan Etil’den kurulu KÖFN’ün “Geri Dön” adlı parçasına ait. Parça, ikilinin geçtiğimiz eylül ayında Dokuz Sekiz Müzik etiketiyle piyasaya çıkan dört şarkılık kısaçaları “Dans”da yer alıyor.


“Dans” kendi klasmanında, 2020 yıl içinde yapılmış en iyi iş olabilir. Başta yukarıda bahsi geçen şarkı olmak üzere dört şarkının dördü de çok iyi, sıkı dans parçaları. Salman Tin tarafından yazılan ve Bilge Kağan Etil tarafından düzenlenen çok basit, çok sade, neredeyse minimal bir şekilde çalınmış, söylenmiş. “Sound”un profesyonel bir stüdyodan çıkmadığını da fark ediyorsunuz dinlerken ama bu sizi rahatsız etmiyor. Çünkü iç gıcıklayıcı melodileri, akılda kalıcı nakaratları ve dile takılan sözleriyle şarkıların çok “catchy” ama bir yandan da çok “cool” havasına anında kapılıyorsunuz. En çok da bu yüzden “Geri Dön”ün ve “kitsch”likte ondan aşağı kalmayan “El”in klibi bütünü tamamlıyor zaten.


Söz ve müziğin çok ama çok iyi örtüştüğü “El”, daha ilk dinleyişte eşlik etme ihtiyacı uyandıran “Geri Dön”, hipnotik etkisiyle “El” ve yüksek temposuyla “Tenine Alıştım Ben” insanın kanını kaynatan, iç açıcı ve aydınlık şarkılar. KÖFN’ün “Dans” çağrısına kayıtsız kalmak mümkün değil.


Salman Tin ve Bilge Kağan Etil’in müzikal ortaklığı, ev arkadaşlığı ile başlamış. Biri kendi şarkılarını yazan, biri aranjörlük yapan iki müzisyenin bu tesadüfi tanışıklığı, hem şarkılarını daha önce Soundcloud üzerinden paylaşan Salman Tin’in profesyonel anlamda şarkı yayımlamaya başlamasına neden olmuş hem de KÖFN’ü yaratmış.


2018’de “Bul Beni” ve “Sensiz N’aparım Ben” teklileriyle başlayan KÖFN macerası, 2019’da “Güneşe Dokundum” ve “Yarım Yarım” teklileri ve bu şarkıların da içinde yer aldığı, yedi şarkılık “Tepeler” albümüyle devam etmiş. 2020’de ise “Taş Kalbinin Çöllerinde”, “Fren” ve “El” teklilerini “Dans” kısaçaları takip etmiş.


Salman Tin’in solo çalışmaları da o zamandan bu zamana, KÖFN’le paralel ilerliyor. 2018’de “Bir Yol Bulunur, Bir Son Bulunduysa” ve “Gözlerinde Bir Yer” gibi iki güçlü parçayla dikkat çeken Salman Tin, 2019’da “Bir Yol Bulunur, Bir Son Bulunursa”nın akustik versiyonu ve “Ben Garsonken” adını verdiği dört parçalık kısaçaları ile çıkışını sürdürmüştü. O günlerde de yazmıştım, yine yazayım; “Ben Garsonken”in açılış parçası “Aptal Yaprak”, bence 2019’da yayımlanmış en iyi şarkılardan biriydi. Bence, yeteri kadar, hakkınca gürültü koparmadı; biraz gölgede kaldı.


2020’de önce “Gözlerinde Bir Yer”in akustik versiyonunu yayımladı Salman Tin. Peşi sıra “Öğrenmiş Bir Kadın” ve “Rüzgâr Beni Savururken” teklileri geldi. Yıl bitmeden ardı ardına iki tekli daha geldi Salman Tin cephesinden. Birisi, yeni nesil müziğin dikkat çekici isimlerinden Hayrettin Taşkaya ile ortak yazıp kaydettikleri “Kırgın Suratın”, diğeri ise gitarist Mert Perkduraner’in Salman Tin’e eşlik ettiği “Güzel Yalanlar”.


KÖFN ve Salman Tin’in solo işleri, aynı müzisyenlerin elinden çıkmasına rağmen birbirinden farklı yollardan ilerliyor. KÖFN, elektroniğin, “synth” seslerin, “loop” teknoljisinin hâkim olduğu, bir neci yeni yeni dans müziği şarkıları üretiyor. Salman Tin ise daha akustik ve şairane şarkılar. Müzikal anlamda daha sakin ve yer yer “blues”a yakınlaştığı şarkılar bunlar. Hani bilmeseniz, farklı müzisyenler tarafından yapıldıklarını sanabilirsiniz. Ortak nokta ise aynı kendine haslık, söz-müzik dengesi, genç dil ve henüz işin ticaretine girmemiş, girmeye de hiç niyetli gözükmeyen amatör ruh. Dolayısıyla Salman Tin ve Bilge Kağan Etil’in müziğin yakın dönem genç jenerasyonu içinde kazanç hanesine yazabileceğimiz isimler olduğunu söyleyebilmek mümkün.   


KÖFN, “El” teklisini ve “Dans” kısacalarını Dokuz Sekiz Müzik hesabına yayımlayarak sektörün majör müzik yapımcıları tarafına ilk kez adım attı. Salman Tin’in başından beri Radyotör etiketiyle yayımlanan solo işleri ise halen bağımsız müzik tarafta duruyor. Haliyle de ne yüksek bütçeli klipler ne şarkıları dizilerde çaldırmalar ne de basın duyuruları, tanıtımlar var o cephede. Müzisyenleri ve şarkılarını kendi kendine keşfetmeyi seven kuşak için kuşkusuz bunun bir cazibesi var. Öte yandan teknik açıdan daha profesyonel kayıtlar yapabilmek için (ki bu müzikten kazandığınız parayla ve o parayı müziğinize geri döndürmekle doğrudan ilgili) daha fazla tanınır, bilinir olmak da kabul edilebilir bir seçenek. Çünkü hem Salman Tin hem de KÖFN oluşumu, “Ellerinde daha fazla imkân olsa neler yaparlardı kim bilir” dedirtecek bir nüve taşıyor; bu aşikâr.


Gelelim Salman Tin’in bir hafta arayla yayımlanan son iki teklisine…

Salman Tin ve Hayrettin Taşkaya’nın ortak imzasını taşıyan “Kırgın Suratın”ın düzenlemesini Hayrettin Taşkaya yapmış. İki müzisyenin söz ve melodi iklimlerinin uyumu kadar seslerinin uyumu da şarkıyı etkileyici kılıyor. Aşkın türlü halleri türlü şarkılarla anlatılır bin yıldır. Herkes benzer hikâyeler yaşar belki her dilde farklı tınlar, yeniden yazılır, yazıldı hep. “Kırgın Suratın” da böyle bir şarkı. Aynı kelimelere yazılmış aynı hikâyenin hiç söylenmemiş cümleleri ve o cümlelerle birlikte sanki kendiliğinden çıkıp gelivermiş gibi duran melodi, sınırları geniş bir müzikal anlayışla düzenlenmiş.


Söz ve müziği Salman Tin’e ait “Güzel Yalanlar” ise klasik gitar yürüyüşü ile başlayıp “blues”a doğru yol alan, Mert Pekduran’ın solosuyla ateşlenen, sakin, sade, iddiasız ama akla hemen yer eden bir şarkı.

Alakasız bir fotoğraf değil; "Güzel Yalanlar" tekli kapağı :)

Artık müzikte öncelikli aradığımız husus olmasa da ben yine de söyleyeyim: Salman Tin çok güçlü bir ses, çok buğulu, çok kadife, çok sıfat sıfat üstüne bir ses, bir şarkıcı değil. Elbette olması da gerekmiyor; özellikle de kendi şarkılarını yazan, anlatan bir müzisyen olması hasebiyle. Ayrıca kendi kuşağındaki birçok şarkıcı gibi bozuk bir Türkçe, yanlış vurgular, burundan çıkan bir sesle şarkı söylemiyor. Zamanla şarkıcılığını geliştirmemesi için de bir sebep yok.   


İster sondan başlayın ister baştan ama henüz keşfetmediyseniz hem Salman Tin hem de KÖFN diskografilerini keşfetmekte daha fazla geç kalmayın. Garanti veriyorum, seveceksiniz.

0
Share

Seninle Üç Dakika

1981 - 2. Bölüm

Neco “Bigudi” Takıyor


27 Ekim 1980 Pazartesi günü, şarkıcılar hangi şarkıları seslendirmek istediklerini TRT yönetimine bildirdiler. Aynı gün Eurovision Düzenleme Kurulu’ndan İzzet Öz, bestecileri de yanına alarak bir basın toplantısı yaptı ve hangi şarkıcının hangi şarkıları seçtiğini kamuoyuna açıkladı. Geçen sürede kimi şarkıcılar karar değiştirmiş, verilen firelerden sonra 24 isimden geriye sadece 14 isim kalmıştı. 
0
Share
Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa

Hakkımda


Photo Profile

Yavuz Hakan Tok
Müzik Yazarı / Eleştirmen / Arşivci

2001 yılında Bir Zamanlar adlı internet sitesinde müzik yazıları yazmaya başladı. Yanı sıra yazıları, Zip İstanbul, Koara, İkinci Kanal, Caretta, Mezun Life, Popüler Tarih dergilerinde, Bugün gazetesi ve Milliyet gazetesinde yayımlandı.

Daha Fazla



Takip Et

  • Instagram
  • YouTube
  • Twitter
  • Facebook

Bu Hafta Çok Okunanlar

  • Prestij Müzik'in Film Gibi Hikâyesi
    (Milliyet Sanat dergisi Şubat 2023 sayısında ve 5 Şubat 2023 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanmıştır.)    1997 yılında bir vesileyle Pre...
  • Ne Kadarı Fatih, Ne Kadarı Mabel?
    MABEL MATİZ - "FATİH"  “Yahu bu ne? Bu zamanda 25 şarkılık albüm mü olur? Kim dinleyecek bunu?” “Şarkıların hepsi birbirine benz...
  • Bu Yazının Sahibi Benim!
    “Aman sakın ha şarkılarınızı noterden tasdikletmeden filanca kişiye dinletmeyin!”
  • Çeşitli Sanatçılar - "Yıldız Tilbe'nin Yıldızlı Şarkıları"
    BİR “UYUMSUZ”UN ŞARKILARI (30 Temmuz 2018 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.) “Delikanlım”la başlayan şarkı ...
  • Çeşitli Sanatçılar - "Kayahan'ın En İyileri 1"
    “YOLU SEVGİDEN GEÇEN” ŞARKILAR (1. BÖLÜM)  NTV’de yayınlanan Söz ve Müzik belgeselinin Kayahan özel bölümü için kolları sıvadığımızda 2014...

Arşivden

  • Suna Yıldızoğlu Röportajı
    Yabancı Gelin Sonia, Türkiye'de nasıl ünlü bir sinema oyuncusu ve şarkıcı oldu?.. Yetmişlerde ona kim, neden açık çek verdi? Dillere...
  • Prestij Müzik'in Film Gibi Hikâyesi
    (Milliyet Sanat dergisi Şubat 2023 sayısında ve 5 Şubat 2023 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanmıştır.)    1997 yılında bir vesileyle Pre...
  • Ne Kadarı Fatih, Ne Kadarı Mabel?
    MABEL MATİZ - "FATİH"  “Yahu bu ne? Bu zamanda 25 şarkılık albüm mü olur? Kim dinleyecek bunu?” “Şarkıların hepsi birbirine benz...
  • İzlediklerim Ocak 2012
    ENBE ORKESTRASI - "SENDEN KIYMETLİ Mİ?" Bütün tartışmalara, eleştirilere rağmen popüler müzik piyasasında ENBE damgası vurulmuş ...
  • Oya Bora Röportajı
    "Hani Peter Pan masalı gibi bir hayal dünyası vardır ya; orada kötülük yoktur, orada ihanet yoktur, orada acı çekilmez. Bizim şarkılar...
Copyright © 2019 Yeter ki Müzik Olsun

Created with by Beauty Templates | Distributed by Gooyaabi Templates