Yeter ki Müzik Olsun
  • Seninle Üç Dakika
  • _Giriş
  • _1975
  • _1976
  • _1977
  • _1978
  • _1979
  • _1980
  • _1981
  • Röportajlar
  • Konser Yazıları
  • _2019 Konserleri
  • _2018 Konserleri
  • _2017 Konserleri
  • _2015 Konserleri
  • _2016 Konserleri
  • _2014 Konserleri
  • Günün Şarkısı
  • Albüm / Şarkı Eleştirileri
  • Güncel
  • Yıldızlar
  • Klasikler
  • Ses Dergisi
  • Günlükler
  • _Eurovision 2011 Günlüğü
  • _Eurovision 2010 Günlüğü
  • _Nasıl TV Programı Yaptık?


Bir nesil onu “Baba” ya da daha yaygın bilinen adıyla “İstemiyorum Baba” ile tanıdı ama bizim nesil çok daha önce tanımıştı aslında. Henüz “Kızım seni Edi’ye vereyim mi, kızım seni Büdü’ye vereyim mi?” diye onu darlayan tuhaf adamlar yoktu. Özel televizyonlar, radyolar, “Top 10” listeleri, reyting rekorları kıran eğlenceli yarışma programları yoktu. Ağır başlı siyah beyaz televizyonun ağır kanlı sunucuları alabildiğine düzgün diksiyonlarıyla kibar kibar anons ederdi sıradaki sanatçıyı: “Sevgili seyircilerimiz, şimdi genç bir sanatçımız var sırada. Sözleri Tülay Aktulga’ya, bestesi Ertuğrul Çayıroğlu’na ait bir şarkı seslendirecek bizler için. Dilerseniz kendisini buraya davet edelim ve şarkısının ismini bize kendisi anons etsin. Alkışlarınızla: Rüya Ersavcı!”
0
Share

Sertab Erener - "Ben Yaşarım" 


Sertab’a çok söylemişler. Demişler ki “Bu yeni düzende öyle albümle malbümle bu iş olmuyor. Dijital platformlar şarkıları listelere tek tek alıyor, pazarlama tek şarkı üzerinden gidiyor.” Demişler ama dinletememişler. Böyle anlattı bu yaz Açık Hava’da izlediğim konserinde Sertab.
2
Share

Nur Yoldaş - "İz Bırakanlar Vol.1" 


2020 kötü geldi, kötü gidiyor. 2021’de neler olur bilmiyoruz ama iyimser olmak için sebepler bulmaya çalışıyoruz işte. 2020 bize yeni bir Nur Yoldaş albümü getirdi mesela; geçmişten bugüne, bu ülkede yapılan müzikle biraz ilgiliyseniz, bundan kocaman bir sevinç çıkarmak pekâlâ mümkün.


Nur Yoldaş, ‘70’lerde Nur Belda olarak başladığı müzik yolculuğunu, Ergüder Yoldaş’la evlendikten sonra Yoldaş soyadıyla devam ettirdi. Çiftin ilk dönem yaptıkları “İşler ve Günler”, “Berlin Berlin”, “Boş Beşik” ve “İlyada” gibi son derece ilerici ve deneysel şarkıları ‘80’lerin hemen başında “Sultan-ı Yegâh” fırtınasına giden yolu açtı. İki albüm süren Nur Yoldaş – Ergüder Yoldaş ortaklığı, Türk pop müziğinin aslında ne olması ve nasıl olması gerektiğine dair, müzik geçmişimizde bugün dahi üstüne çıkılamamış, benzeri yapılamamış örnekler bıraktı. 


‘90’larda “Sakine” adlı üçüncü albümünü piyasaya çıkaran, sonrasında sahneye devam etse de albüm yapmayan Nur Yoldaş, geçtiğimiz yıllarda oğlu Tunç Devrim Yoldaş’ın imzasını taşıyan “Sahiden”, “Bir Gamlı Hazan” ve “Masal” adlı şarkıları yayımlamış, böylece yıllar sonra yeni şarkılarla dinleyici karşısına çıkmıştı. Bu şarkılardan “Masal”, 2018 yılında Amerika’da Hollywood Songwriting Competition adlı yarışmanın “world music” kategorisinde birincilik ödülü kazanmış, bu haber o günlerde basında yer bulmuştu.


Nur Yoldaş, son derece iyi bir şarkıcı olması bir yana, bir entelektüeldir aynı zamanda. Dünyayı, olan biteni, sanatı, tarihi bilir, yakından takip eder. Bu derece mütevazı olması da bundandır. Onun yerinde bir başkası olsaydı, “Sultan-ı Yegah”ın başarısıyla kazandığı şöhreti ve popülerliği sürdürmek için piyasanın koşullarına ayak uydurabilir ve bugün olduğundan çok daha varlıklı, şatafatlı bir hayat sürebilirdi. O ise göz önünde olmamayı göze alarak korudu ismini. Yıllar sonra geri döndüğünde hâlâ aynı sağlam yerde duruyor olmasını şüphesiz buna borçlu.


Nur Yoldaş’ın Arpej Müzik etiketiyle yayımlanan yeni albümü “İz Bırakanlar” beş şarkıdan oluşuyor. Beş şarkının beşi de Türkçe “rock” ve alternatif müziğin yakın geçmişinden bildiğimiz şarkılar. Emre Aydın’dan “Hoşça Kal”, Cem Adrian’dan “Ben Seni Çok Sevdim”, mor ve ötesi’nden “Araf”, Şebnem Ferhat’tan “Artık Kısa Cümleler Kuruyorum” ve Özlem Tekin’den “Aşk Her Şeyi Affeder mi?”


Neresinden baksanız riskli bir iş. Neden? Çünkü “rock” camiası, müzisyeninden dinleyicisine (“rock” müziğin felsefesine tamamen zıt bir biçimde) tutucudur. Kolay kolay dışarı kız vermez. Bir şarkının küçücük dokunuşlarla “rock”tan alaturkaya, poptan arabeske evrilebileceği gerçeği de nedense hiç dile getirilmez. Haliyle riskin büyüğü şarkıların “rock” kategorisinden seçilmiş olması.


İkinci risk ise yakın bir zamanda bir vesileyle yazdığım “cover” meselesi. Bugün artık müzik piyasasında tutunmaya çalışmanın en kolay yolu “cover” yapmak ve bu yüzden de suyu çıkarılmış vaziyette. Oysa “cover” yapmak içinde iddia barındıran bir teşebbüs. Şarkıya yeni bir şey katabilecek, eski halini aratmayacak bir öneriniz varsa ne âlâ; ötesi ticaret. Şarkıcı olarak yeni bir şey katabilmek için de bir şarkıcıdan fazlası, bir yorumcu olmanız gerekiyor her şeyden önce. Tabii söz konusu Nur Yoldaş olunca bu kaygı kendiliğinden bitiyor ve tam tersine “cover” şarkı nasıl söylenir dersi başlıyor. Bu paragrafı da “coverperest” genç arkadaşların gözüne sokmak için yazdım nitekim.


Hepsi sevdiğimiz şarkılar, hepsi şarkıcılarının sesinden kulaklarımıza yer etmiş şarkılar ve üstelik henüz ilk versiyonları unutulacak kadar eski de değiller. Buna karşın Nur Yoldaş sesi ve şarkıcılığı ile şarkıların üstüne çıkıyor; daha önce ondan duymaya alışık olmadığımız bir müzik türünün içinde son derece kendinden emin bir biçimde, kendi izlerini sürerek geziyor.


Düzenlemeler de “rock” formunun dışına çıkmamakla birlikte, şarkıları senfonik tınılarla besleyip, klasiğin sınırlarında dolaştırarak Nur Yoldaş’a yol veriyor. Zaten bu projedeki bir başka risk de düzenlemeler olabilir, şarkılar kulağa büsbütün yabancı gelebilir, tatsız kaçabilirdi. Yakın geçmişten birkaç “rock” şarkısının caz versiyonlarını hatırlıyorum mesela, kötü birer örnek olarak. Öyle olmamış neyse ki. Düzenlemelere kimlerin imza attığını da not düşeyim bu arada: “Hoşça Kal” Koray Üsgülen, “Ben Seni Çok Sevdim” Tolga Şanlı, “Araf” ve “Aşk Her Şeyi Affeder mi?” Deniz Beydilli, “Artık Kısa Cümleler Kuruyorum” ise Cengiz Tural, Deniz Beydilli,Koray Üsgülen ve Tolga Şanlı tarafından düzenlenmiş.    


Albümde en çok ilk klip şarkısı olarak da seçilen “Ben Seni Çok Sevdim”den etkilendim. Zaten çok sevdiğim ama Nükhet Duru’nun sesinden daha da çok sevdiğim bu şarkıyı, Duru’dan bir başkasının bu kadar etkileyici bir biçimde söyleyebileceğine açıkçası hiç ihtimal vermezdim.


Beş şarkı arasında doğru seçim olmadığını düşündüğüm tek şarkı ise “Aşk Her Şeyi Affeder mi?” oldu. Şarkının gezindiği ses aralığı, Nur Yoldaş’ın ses aralığını daraltmış, zorlamış hissine kapıldım. Bir de hep tersini savunurum ama, bu defa Yoldaş’ın sesinin mikste biraz daha aşağıda kalması daha parlak bir sonuç verebilirmiş gibi geldi bana. Özellikle de “Hoşça Kal”da.


Albümün alt başlığı “Vol.1”; yani belli ki arkası gelecek. Gelen ne olur, yine “rock” yöresinden mi seçilir şarkılar, yoksa başka bir sürpriz mi çıkar karşımıza, bunu yakın gelecekte göreceğiz ama devamının gelecek olması zaten tek başına şahane bir haber.


İyi ki Nur Yoldaş var. İyi ki Tunç Devrim Yoldaş, annesinin kaldığı yerden, aynı sağlam yerden devam etmesi için yanında. İyi ki ülkenin görüp göreceği en muazzam müzisyenlerden birinin gölgesi üzerlerinde, mirası ellerinde.    

0
Share

Cem Belevi – “Leyla & Mecnun”


Cem Belevi, ilk albümü “Bilmezsin”le sektöre giriş yaptığında takvimler 2013 yılını gösteriyordu. O zamanın pop müzik anlayışı, dinleyicinin bir pop müzik şarkıcısından beklentileri çok başkaydı. 2020’ye gelene kadar çok şey değişti. Oradan buraya gelirken kimisi yolda kaldı, yokuşu çıkamadı, kimisi değişimi görmezden gelerek yola devam etmeye çalıştı, kimisi de yanlış vitese taktı. Belevi ise sürece uyum sağlayıp, frene ve gaza doğru zamanda basanlardan oldu. Çoğunlukla kendi yazdığı şarkılarla, kariyerini kendi kendine yönlendirirken aynı kulvardaki dönemdaşları gibi paniğe kapılmadı, o panikle olmayacak işler yapmadı.


Misal, çoğunlukla tebessüm ederek, bazen saçımı başımı yolarak dinlediğim, izlediğim kimi popçuların “rap”, “trap,” hiphop” denemeleri var. Ya taklit, ya yanlama, ya olmamışlık, özentilik, ya komik duruma düşme… Oysa 2020 içinde piyasaya çıkan ve Belevi’nin Tetik’le işbirliği yaptığı “Adaleti Yok” teklisini dinlediğimde ne güldüm ne de saçımı başımı yoldum. Doğru bir isimle, doğru bir şarkıyla, doğru bir bileşimdi çünkü.


Yine yıl içerisinde yayımlanan “Kaç Kere Sever İnsan” ile “Farkında mısın?” ve “Bundan Sonra”nın akustik versiyonları da hem günü yakalayan hem de klasik pop anlayışının izlerini süren şarkılardı. Malum, artık hiçbir şarkı kolay kolay büyük patlamalar yapmıyor. Acil “hit” telaşına düşmek yerine bir stil, bir tavır çerçevesinde dişe dokunur işlerle ilerlemek lazım. Bu anlamda Cem Belevi’yi başarılı buluyorum.


Cem Belevi’nin geçtiğimiz günlerde piyasaya çıkan “Leyla & Mecnun” adlı yeni şarkısı da bu başarıyı perçinliyor. Ritmi, düzenlemesi, melodik yapısı, dili tamamen bugünün pop anlayışında ama bir yanıyla da Belevi’nin çizgisinin bir uzantısı gibi. Akıllıca, ticari bir iş ama avam değil.


Şarkının sözlerini Cem Belevi yazmış, beste ise Belevi ve Asil Gök’ün ortak imzasını taşıyor. Düzenlemeyi Asil Gök ve Görkem Öker birlikte yapmışlar. Asil Gök imzası, doğal olarak beraberinde Derya Uluğ ismini de getirmiş ve uzun zamandır yeni bir şarkısını duymadığımız Uluğ, “Leyla & Mecnun”un bir kublesine ses vermiş. Şarkının yayımlandığı gece Derya Uluğ ve Cem Belevi’nin birlikte açtıkları canlı yayına şöyle bir göz attım ve birlikte başka müzikal ortaklıklara da imza atabileceklerini, atmaları gerektiğini düşündüm. En azından o uyumu, kafa denkliğini hissettim.


Açıkçası bu tarz şarkılara ayılıp bayıldığımı söyleyemem (eski kafalıyım malum) ama popun güncel eğilimlerini de görmüyor değilim. O çerçeveden bakınca da Cem Belevi konumunda (yani eski ve yeni nesil pop arasında kalmış) bir genç müzisyen için “Leyla & Mecnun”un ne kadar doğru çatılmış bir şarkı olduğu ortada. Ne yalan söyleyeyim, benim bile dilime dolandı, aklıma takıldı bir zamandır.


Orhan Gencebay’ın “Leyla ile Mecnun” filmi için yaptığı şarkılardan birinde erkekler korosu “Leylaaaa” der, kızlar korosu “Mecnuuuun” diye cevap verir. Bu böyle birkaç kez tekrarlanır. Sene 1983’tür. E şimdi olmuş 2020, genç adam herhalde “Mecnun’u arama beni de oyalama, sende de Leyla yok,” diyecek. “Leylaaaaa” diye çöllere düşen Mecnun, “Mecnuuuun” diye inleyen Leyla mı kaldı?


0
Share

 Seninle Üç Dakika

1981 - 1. Bölüm

Küçük Jüri, Büyük Jüri, Halk Jürisi


7 Nisan 1980’de Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, yedi yıllık görev süresini doldurarak köşkten ayrılacak, yerine Cumhuriyet Senatosu başkanı İhsan Sabri Çağlayangil vekalet etmeye başlayacaktı. 
1
Share

Demet Evgar - "Nanay" 


Yetenekli ya da yeteneksiz, eğitimli ya da eğitimsiz, becerikli ya da beceriksiz herkes oyuncu ya da şarkıcı olabilir, oluyor. Olamaz diye bir yasa da yok. Velakin bir de “ışık” diye bir şey var. Karizma desen değil, güzellik, yakışıklılık ya da sesi şahanelik de değil. Işık işte. Isı veren, sıcak bir ışık, enerji. O ışık ki gözle görülür, o sıcaklık ki arada kameralar, ekranlar, perdeler, monitörler olsa bile izleyene ulaşır. Bunun eğitimi, yeteneği, şusu busu yok. Bu başka bir şey.


Demet Evgar tartışmasız çok yetenekli ve iyi bir oyuncu, o ayrı ama ekranda, onu perdede, her nerede görsek bize geçen sıcaklığın sebebi tek başına bunlar değil. Yukarıda bahsettiğim o ışık var onda. Formüle edilemeyecek, kitaplardan öğrenilemeyecek, isteseniz de para verip edinilemeyecek bir şey bu. Aksini düşünen elbette vardır ama ben böyle düşünüyorum en azından. Onu, kendi döneminden meslektaşları arasında ayrı bir yere koyuyorum.


Oyuncu şarkı söyler mi?

Sormak bile ayıp. Söylemelidir zaten. Mesleğinin bir parçasıdır. Belki şarkıcı gibi söylemez de oyuncu gibi söyler ama söyler. Demet Evgar da söylüyordu, biliyorduk. Multitap’ın “Bu Şarkıyı Dinliyorsan” adlı şarkısındaki konukluğu, Fikret Kızılok’un “Fark Etmeden”ini solo olarak seslendirdiği video, “Aile Arasında” filmi için Ayta Sözeri ile birlikte söylediği “Yanayım Yanayım” ve oyuncuların şarkı söylediği bilumum etkinliklerdeki canlı performansları ilk aklıma gelenler. Haliyle Evgar’ın bir tekli yayımladığı haberi şaşırtıcı değil belki ama merak uyandırıcıydı. Hele ki haberin devamında söz ve müziği Sezen Aksu’ya ait yeni bir şarkıyı, Aykut Gürel prodüktörlüğünde kaydettiğini öğrenince.


İrem Records etiketiyle yayımlanan şarkının adı “Nanay”. Sezen Aksu’nun hınzır ve esprili cümlelerinin arasına çaktırmadan hayat bilgisi sıkıştırdığı çok şarkısı vardır ya hani; işte bu da onlardan biri. Türkülerden aşina olduğumuz “nanay canım nanay, nanay gülüm nanay” kısmı işin oltası. Hikâye başka aslında. Hikâye gayet teatral. Demet Evgar da oynuyor zaten. Söylerken oynuyor. Oynarken söylüyor. Şarkının eğlenceli ve kadın dayanışması mesajlı klibinde de mimik ve jestlerini büyük büyük kullanarak bunun altını çiziyor; şarkıyı, şarkıdaki kadını ete kemiğe büründürüyor. Bu haliyle bir yandan şarkıcılık taslamıyor ama bir yandan da vurguları, nüansları, şarkının yapısı itibarıyla dar ses aralığında sesini kullanma biçimiyle benim diyen şarkıcıyı aratmıyor. 


Böyle bakınca, bu şarkının Aykut Gürel’in daha önce Bergüzar Korel ve Gökçe Bahadır’la yaptığı albümlerden farklı bir proje olduğunu daha net görüyorsunuz. Orada söz konusu isimler o projelerin birer parçasıydılar ama burada proje bizzat Demet Evgar’ın kendisi gibi bir durum var. Şarkının sıfır kilometre olması, Murat Acar tarafından yapılmış düzenlemenin güncel “sound”un içinden geçmesi de bunun göstergeleri zaten.


Özetle, Demet Evgar şarkıcılık yolunda ilk adımı doğru yerden atmış görünüyor. Devam ederse şayet, umarım bu minvalde devam eder.

0
Share

Seher Çelik – “Hayat”


Bayılıyorum Şehrazat’a… Müdanasız tavrına, dobralığına, lafını tak tak söylemesine, kafası kızdığında karşısındaki babası olsa tanımamasına. Tabii en çok da şarkı yazarlığına… Türk pop tarihinde hem çok sayıda dönem “hit”ine hem de uzun soluklu, klasik, büyük şarkılara imza atabilmiş sayılı besteciden biridir. “Kıyamam”, “Hesap Ver”, “Sürgün”, “Bahçede”, “Su Gibi”… Hangi birini sayayım?..


Herkes yazsın, söylesin bir şeyler tabii, çok ses, çok renk olsun amenna. Bu işler iki “beat” otuz sekiz başıbozuk cümleyle yapılabilir hale geldiğinden beri “hıdı hıdı dıdı dıdı” neler dinliyoruz. Bazen ciddiyetsizlik ve anlamsızlıktan da eğlence çıkarır insan, ona da amenna ama işte bir de gerçek müzik var. Sözü, müziği, düzenlemesiyle içi dolu, doygun, yetkin, evrensel, şu veya bu zamana, akıma, modaya, güne sığmayacak şarkılar… Yukarıdaki paragrafta “büyük şarkı” derken, verdiğim örneklerden de anlaşıldığı üzere, tam da bunu kastediyordum.


Geçtiğimiz günlerde, adını ilk kez duyduğumuz bir genç şarkıcının sesiyle bize ulaşan yeni Şehrazat şarkısı “Hayat” da o örnekler arasına rahatlıkla koyulabileceklerden. ‘90’larda olsaydık zaten şimdiye diğerlerinin arasında yerini almış olurdu ama bugünlerin çeri çöpü içinde ne kadar kıymet verilir, onu bilmiyorum. Ne gam! Şehrazat yapmış yine yapacağını.


Seher Çelik’in seslendirdiği “Hayat”ın düzenlemesini Erhan Bayrak yapmış ve Bayrak yine ustalığını konuşturup, şarkıyı nefis bir tango zeminine oturtmuş. Çok daha klasik, senfonik bir düzenleme de pekâlâ kaldırırdı şarkı ama genç bir şarkıcı için bu tercih çok daha doğru olmuş. Erhan Bayrak ayrıca bu projeye prodüktör olarak da imza atmış, onu da söyleyeyim.


Seher Çelik hakkında pek fazla bir şey bilmiyoruz. Basın bülteni bu konuda aydınlatıcı olmaktan uzak. Çelik’in sosyal medya hesapları da bir ipucu vermiyor. Basın bülteninde “Akademisyen, sanat yönetmeni, koro şefi, şancı, söz yazarı ve besteci kimliklerinin içinde büyüttüğü yorumcu kimliğini, okumadaki ustalığı ile tümüyle gözler önüne seriyor,” diye bahsediliyor Seher Çelik’ten ama akademik uzmanlığı nedir, müzik geçmişi nicedir, Şehrazat’la yolu nasıl kesişmiştir, o konular tamamen sır.


Bununla birlikte evet, Seher Çelik cümlede saklı iddianın altında kalmamış ve bu zor şarkının hakkını ziyadesiyle vermiş. Şarkının intervali doğrudan Nilüfer’in, bir miktarda da Demet Sağıroğlu’nun sesini anımsattı bana ama Seher Çelik’in tınısı ikisine de benzemiyor. Temiz entonasyonu, doğru vurguları, parlak ve açık bir biçimde kullandığı sesiyle Çelik, bu ilk teklisinde kırk yıllık profesyonelleri aratmıyor.


Şehrazat’a bayıldığımı size söylemiş miydim? Neyse… Bir daha söyleyeyim. “Hayat! Benim sana değil, senin bana borcun var,” gibi bir şarkı cümlesini her babayiğit kuramaz. Biraz yaşamak, biriktirmek, biraz tekâmül etmek, sırra ermek lazım. Nihayetinde bunu da ancak “şu dünyaya bir türlü sığmayanlar” bilir.

0
Share

Emir Can İğrek – “Akşamcı”


Gündemi tamamen pandemiye teslim olmuş, bütün, barları, pavyonları, diskoları zapt, konserleri iptal edilmiş, bütün eğlencesine el konulmuş bir yıl oldu 2020. Ne şarkı dinleyenin dinleyesi kaldı ne şarkı söyleyenin söyleyecek hevesi. Ben ki hafta sekiz gün dokuz yeni şarkı çıkaranlara “Yanlış yapıyorsunuz, yapmayın çocuuum, boğmayın bizi,” diye ahkam kesip durur idim, ben bile “Aman salın gitsin, boğulmuşuz zaten boğulacağımız kadar,” noktasına gelmişim bu süreçte. Beş duyumuz var hepi topu. Dördünü temkinli kullanıyoruz zaten virüs korkusundan. Bari kulaklarımız kaygısız kalsın, çoktan seçme özgürlüğüne sahip olsun, ne yapalım.


Yakın dönemin yükselen yıldızlarından Emir Can İğrek de 2020 yılını bir hayli üretken geçirenlerden. Şöyle bir sayayım: Mart ayında üç parçalık “Sapa”, nisan ayında “Meydan”, mayıs ayında Patron’la “Darbe”, temmuz ayında “Saman Sarısı”, eylül ayında Zeynep Bastık’la “Dargın” ve “Sapa”nın “Cenk Gürsoy Remix” versiyonu. Geçtiğimiz günlerde, kasım sonunda da Hypers etiketiyle iki şarkılık “Akşamcı” servis edildi dijital platformlara.


Başından beri kendine has bir tavır ve üslupla yol alıyor Emir Can İğrek. Eskinin edebi dilini bugünün genç diline bu kadar zekice uyarlayabilen çok az müzisyen var onun kuşağında. 50 yaşını devirmiş beni buradan yakalayabiliyor mesela; 15 yaşını devirmiş genci de haydi haydi yakalıyor zaten. Son dönemde bu kadar melodi zengini şarkılar yazabilen de çok yok. Şarkılarının düzenlemeleri de dar alanda kısa paslar atmaya çalışmıyor. Çok büyük, çok iddialı önermeler getirmeye çalışmadan, sofistike denemelere girişmeden, alabildiğine sade, basit ama amatör ve kararsız tınlamayan, samimiyeti hissedilen, sıcak şarkılar üretiyor.


“Akşamcı” da bu kategoride bir şarkı. Tıpkı teklide yer alan diğer şarkı “Tenha” gibi, bu şarkının da söz ve müziği Emir Can İğrek’e ait. “Akşamcı”nın düzenlemesi Yiğit Avcı, “Tenha”nın düzenlemesi ise Alperen Gün imzası taşıyor.  


Bektaşi’ye sormuşlar, “Namaz kılar mısın?” diye. “Bayramdaaaaan bayrama”, diye cevap vermiş. Bir de sormuşlar “İçki içer misin?” diye. “Akşamdaaaaan akşama,” demiş. Hah işte “Akşamcı” tabiri de buradan çıkmış. Biliyorsunuzdur ama yine de hatırlatayım dedim.


“Akşamcı”, adından ne anlıyorsanız öyle bir şarkı. Şarkının çıkışının içki satışı yasaklarına denk gelmesi de talihin bir cilvesi. O yüzden hafta sonları dinlememenizi öneririm. Hele klibini hiç izlemeyin. 35 mm film tadındaki klip fena halde akşamcılığa özendirebilir sizi. Ruh sağlığınızı ve manevi gelişiminizi olumsuz yönde etkileyebilir. Belki de tam tersi olur. Türlü bahanelerle, yasaklar, kısıtlamalarla bizden çalınan eğlencemizi ve neşemizi her şeye rağmen, her şart koşulda, eninde sonunda geri alacağımızı hatırlatır, iyi gelir.


“Akşamcı” çakırkeyif genç adamının o akşamlar geçtiğinde, ücrada bir başına kaldığında hissettiklerini ise ikinci şarkı, “Tenha” anlatıyor sanki. Böyle bir organik bağ var iki şarkı arasında. Farklı aranjörlerin elinden çıkmış olmalarına karşın müzikal bir bağ da var. Her iki şarkı, İğrek’in kendine has müziğiyle yürüdüğü yola birer taş daha döşüyor.


Bunu daha önce yazmıştım, yine tekrar edeceğim: Emir Can İğrek’in vokal tekniğinde kolay çözümlenebilir bir sorun var. Yaygın olarak genç şarkıcıların çoğunda görülen bir sorun bu. Sesinde nazal bir tını var ve bu fiziki bir sorun değil; tamamen sesin kullanılış biçimi, yanlış yerleşmiş alışkanlıktan doğan bir sonuç. Belki böyle sevildiğini düşünüp bunu dert etmiyor, belki özellikle böyle kalmayı tercih ediyor ama aslında biraz çalışmayla çok daha parlak ve etkili tınlayabilir sesi. Bu da bütün şarkıları aynı tamperaman ve duygu hattında söylediği hissinden kurtarır dinleyiciyi. Bunu da benden başka dert eden dinleyici var mıdır onu da bilmiyorum bu arada.


Yukarıda bir yerlerde “Akşamcı” için “dinlemeyin” “izlemeyin” filan dedim ama ciddiye almadınız umarım. İroni bitti ya memlekette, alt yazı koymak şart. Dinleyin siz dinleyin. Vallahi bir şarkı dinlemekle “Akşamcı” olunmaz. Hafta sonu içki içerseniz Covid olursunuz, o ayrı.

1
Share

 Ezgi Bıcılı - "Yalancı Dünya"


Dijital çağda müzik piyasasına tek isimle girmek büyük hata. Neyse ki Ezgi Bıcılı bu hatadan çabuk dönmüş ve ikinci teklisinde soyadını da kullanmış. Üşenmedim, saydım, Spotfy’da sanatçı olarak arttırdığınızda tam dokuz tane Ezgi çıkıyor. Bıcılı’nın soyadını kullanmadan çıkardığı ilk teklisini ara ki bulasın.


Müzisyen bir aileden gelen ve müziğe çocuk yaşlarında piyano eğitimi alarak başlayan, sonrasında lise ve üniversite eğitimini de müzik üzerine alıp piyano öğretmenliği yapan Ezgi Bıcılı, Ankara ve İzmir’de başlayan sahne macerasını zamanla İstanbul’a taşımış ve Ajda Pekkan, Neco, Demet Sağıroğlu ve Ziynet Sali gibi birçok isme vokal yapmış. Bıcılı, ilk teklisi “Yaz Bitmeden”i 2019 yılında Ziynet Sali’nin de desteğini alarak yayımlamıştı.


Zaten daha ilk şarkısında sağlam bir şarkıcı olduğunu gösteriyordu Ezgi. Profesyonel bir tanıtım çalışması da yapılmıştı o dönemde. Tabii bu devirde bir tek şarkıyla bir anda geniş kitleleri yakalamak hiç kolay değil. Adım adım ilerlemek ve o adımları doğru atmak gerekiyor. Nitekim geçtiğimiz günlerde piyasaya çıkan ikinci tekli “Yalancı Dünya”yla Ezgi ikinci adımını doğru atmış gibi gözüküyor.


Söz ve müziği Sezen Asku’ya ait “Yalancı Dünya”, Aksu’nun 2000 çıkışlı “Deliveren” albümünde yer almıştı. Üzerinden 20 yıl geçtiğine inanmak zor ama öyle. Şarkı, bildiğim kadarıyla o günden bugüne ilk kez yeniden seslendiriliyor. Bu bakımdan akıllıca bir seçim olmuş. O bir yana, 20 yıllık bu şarkının bugünün müzikal anlayışında bu kadar doğru tınlayabileceğini pek şahsen tahmin edemezdim. Zaten sözüyle müziğiyle sanki bugün yazılmış gibi, o ayrı. Bir de üstüne öyle bir düzenleme yapılmış ki, şarkı asıl anlamını ve üslubunu şimdi, bugünün müzikal anlayışında bulmuş.


Sezen Aksu’nun “rap” olsun diye değil ama laf kalabalığından endişe etmeden yazdığı şarkının A bölümlerinden “rap” çıkarmak bir fikir. Nakarat kısmındaki alaturka-arabesk kıvamı sazla, darbukayla, nağmeli bir yorumla ağdalamak da bir fikir. Bu, belki ilk bakışta herkesin aklına gelebilecek iki iyi fikri kusursuz bir uyumla bir araya getirmekse bir başarı. Şarkıda eski nesil ve artık kullanılmayan bir Türk sazını kullanmak da incelikli bir tercih.


“Rap-arabesk” moda olacaksa illa, bunun nasıl yapılabileceğine dair sağlam bir örnek var artık elimizde. Boş konuşmayan, bir şeyler söyleyen, bir derdi olan, bunu hem fikrî hem de müzikal anlamda içi dolu bir biçimde, zerre avama kaçmadan dinleyiciye sunan bir örnek. Bu bakımdan şarkıyı orijinalinden daha üst bir noktaya taşıyarak güncelleyen Can Ercan ve Ateş Berker Öngören’i tebrik etmek lazım.


Şarkının “rap“ kısımlarında, sırf şimdilerde moda diye “Siyahi Amerikan-Gurbetçi Türk” karışımı aksanı tercih etmeyen Ezgi Bıcılı’yı da tebrik ediyorum. Dinlerken içim ferahladı.    


Bildiğim kadarıyla Ezgi Bıcılı, kendi gibi müzisyen eşi Can Ercan’la birlikte şarkılar da yazıyor. Hatta “Yaz Bitmeden” ikisinin elinden çıkmış bir şarkıydı. Muhakkak kendi şarkılarını kullanmaya devam edeceklerdir ama dikkat çekmek adına hemen her yeni ismin başvurduğu “cover” yöntemine başvurmaları, birçokları için dezavantaj olurken Bıcılı için avantaj olmuş. İlk şarkıda eksik olan şey, o kalabalığın arasından ayrılmayı sağlayacak farklılıktı belki de. Doğrusu ben Ezgi Bıcılı cephesinden gelecek yeni şarkıları merakla bekleyeceğim şimdi.

0
Share


1980 Eurovision Türkiye elemeleri, sadece Ajda Pekkan ve ona şarkı yapmak için seçilen besteciler üzerinden yürüdüğü için daha önceki yıllarda olduğu gibi popüler müziğe yeni isimler kazandırmamış, bu nedenle de müzik sektörüne pek de faydası olmamıştı. Aynı şekilde, her sene elemelerden sonra elemelere katılan birçok şarkı plak olarak yayımlanırken, 1980 yılından elimizde kalan sadece “Petrol”ün 45’liği olacaktı. Türkiye’de yayımlanan 45’lik parçanın sadece Türkçe ve İngilizce versiyonlarını içeriyordu.


Oysa basında okuduğumuz kadarıyla “Petrol”ün bir de Fransızca versiyonu vardı ve sadece yurt dışında plak olan bu versiyonu biz ancak TRT radyolarında çalındığında duyabilecektik.


“Petrol” oryantal yapısıyla kapı komşumuz Yunanistan’da da yankı bulmuştu. Her ne kadar Yunanistan yarışma gecesi bize puan vermediyse de şarkı aynı yıl Yunanistan’da Yunanca sözlerle Doukissa tarafından plak yapıldı. “Petrol”ün hem Türkiye’de hem de yurt dışında plaklarını basan Philips firması tarafından 1980 yılında yayımlanan ve Doukissa’nın kendi adını taşıyan 33’lük plağında şarkı, “Aman Petro” adıyla yer alıyordu.
 


Türkiye’de “Petrol”ü Ajda Pekkan’dan sonra ilk yeniden seslendirense Kristin Haydar oldu. “O da kim?” diyebilirsiniz şayet ‘80’leri yaşamadıysanız. Adından da anlaşıldığı üzere Fransız bir insan kendisi. O vakitler bir Türk’le evliydi. O Türk de güya Haydarpaşa Garı’na adını veren Haydar Paşa’nın torunu idi. Bu yüzden de Kristin Hanım, Haydar soyadıyla ve “Haydar Paşa’nın gelini” olarak Türkiye’ye lanse edilmişti. Tesadüf bu ya, hem sinema oyuncusu hem de şarkıcıydı Kristin Haydar ve Fransa’dan menajer Erkan Özerman marifetiyle bu “mesleklerini” Türkiye’de icra etmek üzere transfer edilmişti.


Kristin Haydar, Türkiye’de gazino sahnelerine çıkıp, film çevirip basında boy boy çıplak fotoğraflarıyla manşet olurken, bir de 33’lük plak dolduracaktı. 1981 Mayıs ayında yayımlanan bu plakta “Petrol”ü de yeniden seslendirmişti.


Şarkının söz yazarı Şanar Yurdatapan’ın 12 Eylül sonrası vatandaşlıktan çıkarılması sonucu “Petrol”, yıllar boyu TRT’de yasaklı şarkılar listesinde yer aldı. Hatta her yıl Eurovision öncesi yapılan programlarda önceki yıllarda Türkiye’yi temsil eden şarkılar ekrana getirilirken 1980 yılı hep atlandı. Ajda Pekkan’sa yarışmada aldığı başarısız netice sonrası şarkıya zaten küsmüştü. Ta ki 2000 yılına kadar. Pekkan, o yıl eski şarkılarını “remix” versiyonlarıyla seslendirdiği “Diva” adlı albümü için “Petrol”ü 20 yıl sonra ilk kez yeniden kaydediyordu. Şarkının bu düzenlemesi Kıvanch K tarafından yapılmıştı.


2011 yılında ise bir başka “remix” versiyon bu defa Ozan Doğulu tarafından yapıldı ve Ajda Pekkan bir kez daha yeniden seslendirdi. Bu versiyon ise Ozan Doğulu’nun o yıl piyasaya çıkan “130 BPM Allegro” adlı albümünde yer aldı.


1980 elemelerinde Ajda Pekkan tarafından seslendirilen “Bir Dünya Ver Bana” ve “Olsam”, sadece Türküola Plak tarafından Almanya’da basılan bazı kaset ve CD’lerde yer aldı ama Türkiye’de hiçbir zaman basılmadı.


“Bir Dünya Ver Bana”yı Ajda Pekkan’ın dinlemesi için besteci Cenk Taşkan’ın “demo” kaydını Ayşegül Aldinç’e okuttuğunu biliyorduk. Bu kayıt yıllardır hiç ortaya çıkmamış bir kayıttı. İşte bu yazıyla ilk kez gün ışığına çıkıyor. Buyurun, Ayşegül Aldinç’in sesinden “Bir Dünya Ver Bana”. 


Yarışmada ilk elemeyi geçemeyen “Sevgi Nedir, Nasıl Sevilir?” tamamen sır olarak kalırken, “Cennet”, Modern Folk Üçlüsü’nün 1980 yılı aralık ayında piyasaya çıkan “Pop” adlı 33’lük plağında yer alarak dinleyici karşısına çıkacaktı.



0
Share
Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa

Hakkımda


Photo Profile

Yavuz Hakan Tok
Müzik Yazarı / Eleştirmen / Arşivci

2001 yılında Bir Zamanlar adlı internet sitesinde müzik yazıları yazmaya başladı. Yanı sıra yazıları, Zip İstanbul, Koara, İkinci Kanal, Caretta, Mezun Life, Popüler Tarih dergilerinde, Bugün gazetesi ve Milliyet gazetesinde yayımlandı.

Daha Fazla



Takip Et

  • Instagram
  • YouTube
  • Twitter
  • Facebook

Bu Hafta Çok Okunanlar

  • Prestij Müzik'in Film Gibi Hikâyesi
    (Milliyet Sanat dergisi Şubat 2023 sayısında ve 5 Şubat 2023 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanmıştır.)    1997 yılında bir vesileyle Pre...
  • Ne Kadarı Fatih, Ne Kadarı Mabel?
    MABEL MATİZ - "FATİH"  “Yahu bu ne? Bu zamanda 25 şarkılık albüm mü olur? Kim dinleyecek bunu?” “Şarkıların hepsi birbirine benz...
  • Bu Yazının Sahibi Benim!
    “Aman sakın ha şarkılarınızı noterden tasdikletmeden filanca kişiye dinletmeyin!”
  • Çeşitli Sanatçılar - "Yıldız Tilbe'nin Yıldızlı Şarkıları"
    BİR “UYUMSUZ”UN ŞARKILARI (30 Temmuz 2018 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.) “Delikanlım”la başlayan şarkı ...
  • Çeşitli Sanatçılar - "Kayahan'ın En İyileri 1"
    “YOLU SEVGİDEN GEÇEN” ŞARKILAR (1. BÖLÜM)  NTV’de yayınlanan Söz ve Müzik belgeselinin Kayahan özel bölümü için kolları sıvadığımızda 2014...

Arşivden

  • Suna Yıldızoğlu Röportajı
    Yabancı Gelin Sonia, Türkiye'de nasıl ünlü bir sinema oyuncusu ve şarkıcı oldu?.. Yetmişlerde ona kim, neden açık çek verdi? Dillere...
  • Prestij Müzik'in Film Gibi Hikâyesi
    (Milliyet Sanat dergisi Şubat 2023 sayısında ve 5 Şubat 2023 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanmıştır.)    1997 yılında bir vesileyle Pre...
  • Ne Kadarı Fatih, Ne Kadarı Mabel?
    MABEL MATİZ - "FATİH"  “Yahu bu ne? Bu zamanda 25 şarkılık albüm mü olur? Kim dinleyecek bunu?” “Şarkıların hepsi birbirine benz...
  • İzlediklerim Ocak 2012
    ENBE ORKESTRASI - "SENDEN KIYMETLİ Mİ?" Bütün tartışmalara, eleştirilere rağmen popüler müzik piyasasında ENBE damgası vurulmuş ...
  • Oya Bora Röportajı
    "Hani Peter Pan masalı gibi bir hayal dünyası vardır ya; orada kötülük yoktur, orada ihanet yoktur, orada acı çekilmez. Bizim şarkılar...
Copyright © 2019 Yeter ki Müzik Olsun

Created with by Beauty Templates | Distributed by Gooyaabi Templates