Corona virüs tüm dünyayı altüst etti, çok acayip günler
yaşıyoruz. İnsanoğlu eninde sonunda bu musibetin de üstesinden gelecek muhakkak ama nasıl ve ne zaman onu henüz bilmiyoruz. Şu kadarcık karantinada bile tepetakla
olduk, bildiğimiz tüm dengeler bozuldu. Daha da bozulacağa benzer.
Seninle Üç Dakika
1977
“Bu
Milletin Parası Çarçur Edilmez!”
1976 yılının yaz aylarında TRT
koridorlarında 1977 Eurovision Şarkı Yarışması konusunda fısıltılar yayılmaya
başlamıştı. Artık katılmamız gerektiğini savunanlar kadar henüz hazır
olmadığımızı iddia edenler de vardı. Müzik camiası TRT’den çıkacak kararı heyecanla
beklerken, Bülent Özveren’in şimdiden yeni bir şartnameyi kaleme almaya
başladığı yazılıp çizilecekti.
Seninle Üç Dakika
1976
1976
“Bunların
Hesabı Sorulacaktır!”
12 Nisan 1975’te Süleyman Demirel’in kurduğu Milliyetçi Cephe Hükümeti meclisten güvenoyu aldı. Türkiye Cumhuriyeti’nin 39’uncu hükümeti olarak göreve başlayan kabine, Adalet Partisi, Milli Selamet Partisi, Cumhuriyetçi Güven Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi koalisyonu ile kurulmuştu.
12 Nisan 1975’te Süleyman Demirel’in kurduğu Milliyetçi Cephe Hükümeti meclisten güvenoyu aldı. Türkiye Cumhuriyeti’nin 39’uncu hükümeti olarak göreve başlayan kabine, Adalet Partisi, Milli Selamet Partisi, Cumhuriyetçi Güven Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi koalisyonu ile kurulmuştu.
Seninle Üç Dakika
1975 Ekstra
1975 yılı Eurovision Şarkı Yarışması Türkiye elemeleri, henüz aranjman hakimiyetinde ilerleyen Türkçe pop müziğe birçok yeni beste kazandırmasının yanı sıra yolun çok başındaki birçok şarkıcıyı da ülke çapında popüler kıldı. Onları yıllar boyu pop müziğin yıldızları olarak dinledik, alkışladık. Büyük çoğunluğu plak olarak basılan şarkılar hem o plaklar hem de kimi Yeşilçam filmleriyle uzun yıllar akıllarda kaldı. Bazıları ise yıllar sonra yeniden söylenerek tekrar tekrar gündeme geldi.
1975 Ekstra
1975 yılı Eurovision Şarkı Yarışması Türkiye elemeleri, henüz aranjman hakimiyetinde ilerleyen Türkçe pop müziğe birçok yeni beste kazandırmasının yanı sıra yolun çok başındaki birçok şarkıcıyı da ülke çapında popüler kıldı. Onları yıllar boyu pop müziğin yıldızları olarak dinledik, alkışladık. Büyük çoğunluğu plak olarak basılan şarkılar hem o plaklar hem de kimi Yeşilçam filmleriyle uzun yıllar akıllarda kaldı. Bazıları ise yıllar sonra yeniden söylenerek tekrar tekrar gündeme geldi.
Seninle Üç Dakika
1975 - 5. Bölüm
Şarkı bittiğinde Türkiye’de hemen her evden alkışlar yükseldi. Türk halkı, böylesi önemli uluslararası bir organizasyonda Türkiye’nin adını görmek, şarkısını duymaktan son derece memnun, şarkının başarılı yorumundan aldığı cesaretle, gelecek puanlardan da son derece ümitliydi. Diğer şarkılara da bakılırsa, ilk on içerisinde yer almamız işten bile değildi. Çok heyecanlı ve bir o kadar da iyimser ve iyi niyetliydik.
1975 - 5. Bölüm
"How Much Is Seven In French?"
Eurovision Şarkı Yarışması’nın yıllar boyunca hiç değişmeyecek
kurallarından biri de şarkı uzunluklarının üç dakikayı aşmaması idi. Yani aslında
her şey… Onca hazırlık, çaba, emek, telaş, gürültü patırtı, heyecan, yürek
çarpıntısı sadece o üç dakika içindi. Eurovision sahnesinde görüneceğimiz o üç
dakika… O sahnede boy gösterdiğimiz ilk şarkının adının “Seninle Bir Dakika” olması
belki de kaderin bir cilvesi idi. Zira bu meşum yarışmayla aramızda yıllar boyu
sürecek sevgi-nefret ilişkisinin adı da olsa olsa “Seninle Üç Dakika”
olabilirdi.
![]() |
| İsveç'te yarışmanın yapıldığı Stockholmsmassan adlı salon. |
22 Mart 1975 gecesi İsveç’te Türkiye on üçüncü sırada
yarışıyordu. Şarkımızdan hemen önce ekrana getirilen ve “postcard” tabir edilen
kısa tanıtım filminde Semiha Yankı, elinde bir resim fırçasıyla bir tuval
üzerine kendi portresini ve Türk bayrağını çizerken görüntülenmişti. İsveç
televizyonu o gece ekrana gelecek bütün “postcard”lar için böyle bir kompozisyon
oluşturmuştu. Her ülkenin yarışmacısı kendi resmini ve ülkesinin bayrağını, boş
bir tuvale, acemice de olsa resmediyordu.
Semiha Yankı, basma görünümlü elbisesi, kumral saçları,
masum ve çocuksu ifadesiyle sahnede belirdiğinde, heyecandan kalbimiz duracak
gibiydi. Timur Selçuk, orkestraya ilk işareti verdi ve “Seninle Bir Dakika”,
yarışmanın yapıldığı salonda yankılanmaya başladı.
Şarkı bittiğinde Türkiye’de hemen her evden alkışlar yükseldi. Türk halkı, böylesi önemli uluslararası bir organizasyonda Türkiye’nin adını görmek, şarkısını duymaktan son derece memnun, şarkının başarılı yorumundan aldığı cesaretle, gelecek puanlardan da son derece ümitliydi. Diğer şarkılara da bakılırsa, ilk on içerisinde yer almamız işten bile değildi. Çok heyecanlı ve bir o kadar da iyimser ve iyi niyetliydik.
Yarışma şarkılarının ardı ardına ekrana gelmesinden sonra,
sırada “interval act” denilen bölüm vardı. Ülke jürilerinin puanlamalarını
toplayıp, bildirmeye hazır hale getirmesine kadar geçecek bu sürede orkestra
tarafından çalınan İsveç şarkıları eşliğinde İsveçli ressam John Bauer’in
tabloları getirildi ekrana. Ardından puanlama başladı.
Puanlama esnasında anonslarını İngilizce ve Fransızca
yapmakta olan sunucu Karin Falck’ın Fransızca’ya yeteri kadar hâkim
olamamasından kaynaklanan sıkıntı ortaya çıkacak ve İngiltere’nin oylama
sonuçlarını alırken gayri ihtiyari sarf ettiği “How much is seven in French?
(Fransızcada yedi kaçtır ?)” cümlesi, canlı yayın falsolarından biri olarak
Eurovision tarihine geçecekti.
![]() |
| Yarışmanın sunucusu Karin Falck |
İlk Hezimet
Türkiye’de ekran başında yediden yetmişe hep beraber
hissettiğimiz coşkulu iyimserlik ise çok geçmeden hayal kırıklığına
dönüşecekti. On dördüncü sırada yarışan Monaco’ya gelene kadar Türk şarkısı bir
tek puan bile alamazken, Monaco’nun verdiği 3 puanın da gerisi gelmedi. Üstelik
aldığımız o 3 puan, teknik bir sorundan dolayı puan tablosuna da uzun süre
yansımayarak, sunucunun, Malta jürisinin oylarını açıklayan spikerin ve
salondakilerin gülmelerine neden olacak ve ekran başında zaten kahrolmuş Türk
halkını daha da fazla üzecekti.
Türk jürisinin verdiği oylar da salonda gülüşmelere yol
açmış, başından beri militarist bulunduğu için eleştirilere sebep olmuş
Portekiz’in şarkısına Türkiye’den 12 puan çıkması, neredeyse alay konusu edilerek,
alkışlanmıştı.
Gecenin sonuna gelindiğinde dünya başımıza yıkılmıştı sanki.
Dehşet içerisinde ekrana bakakalmıştık. Büyük ümitler, hevesler ve amatör bir
heyecanla katıldığımız ilk Eurovision Şarkı Yarışmasında sonuncu olmuştuk.
Yaşanan, kelimenin tam anlamıyla bir hezimetti.
Yarışmayı oldukça neşeli ve eğlenceli şarkısı “Ding-A-Dong”la Hollandalı topluluk Teach-In kazanmıştı. İngilizlerin tanınmış ve hatta
ünü artık biraz da eskimiş toplulukları The Shadows, “Let Me Be The One” adlı
şarkısıyla oldukça çekişmeli geçen puanlama sonucu ancak ikinci olabilmiş,
üçüncülüğü ise Wess & Dori Ghezzi ikilisi tarafından seslendirilen “Era”
adlı şarkıyla İtalya almıştı.
23 Mart günü Semiha Yankı, Erkan Özerman’la beraber tekrar
Paris’e geçecek, gitmeden önce de İsveç’te şu açıklamayı yapacaktı: “Ben ilk on arasına girmeyi düşünmüyordum
ama sonuncu olacağım da aklıma gelmemişti. Bizim yerimiz bu olmamalıydı, ama
beni sonuncu yapanları utandıracağım.”
Yarışmanın sonucu ülkede uzunca bir süre konuşulacaktı.
Yaşanan hezimete, Semiha Yankı’nın meşhur elbisesinden saç modeline, şarkının
çok ağır oluşundan, şarkıcımızın sahnede tek başına oluşuna dek her şeyden pay
biçiliyordu.
Ancak herkesin hemfikir olduğu asıl konu, oylamanın politik olması
idi. Kıbrıs Barış Harekâtının hemen ertesinde gerçekleşen bu yarışmada Avrupa
ülkelerinden puan beklemekle çok iyi niyetli davranmıştık. Avrupa, bizi hiçbir
zaman kendisinden kabul etmemişti ki zaten. Ağzımızla kuş tutsak onların bize
puan vermesinin imkânı yoktu.
Nitekim 29 Mart 1975 tarihli Ses dergisinde yarışma ile
ilgili yayımlanan yorum, bu düşüncelerimize tercüman olur gibiydi:
“Başlangıçta iyi
niyetli yorumlarla, Semiha Yankı’nın derece alacağından umutlanmış, yaşının
küçüklüğünü, şarkısının diğer birçok besteden daha tutarlı oluşunu lehimize
saymıştık. Ama ışıklı tablodaki oy verme işlemi başladığı zaman, eloğlunun ne
yaşa, ne başa bakmadığını gördük. Hem de hayli acı bir şekilde. Doğrusu
gönlümüz ve aklımız, sanatsal yanı ağır basması gereken uluslararası bir
yarışmada haçlı zihniyetinin sürdürüleceğini, Avrupalının klasik Türk
düşmanlığını ta buralara vardıracağını düşünmek istemiyor. Ama görünen o ki,
çeşitli ülkelerin temsilcileri gizli bir anlaşma yapmış gibi, oylarını
yakınımızdan bile zorlukla geçirdiler.”
![]() |
| Semiha Yakı ve Teach-In grubunun solisti. |
Bu masum ve alıngan, biraz kırgın, içerlemiş ama en çok da
kızgın halimizin haklı bir yanı da yok değildi. Gerçekten de bazı ülkelerin
politik, sosyal ve kültürel anlamdaki yakınlıkları, açık ve net biçimde
puanlamalarına yansımıştı; aslında başından beri de hep yansımaktaydı.
Her
ülkede oluşturulmuş halk jürilerinin sıradan insanlardan meydana geldiği
düşünülürse, bu tavrın belki bilinçli ve hesaplı değil ama duygusal olduğunu
söyleyebilmek de mümkündü tabii. Nitekim yarışmanın tüm tarihi boyunca hiç
değişmeyecek bazı yazılmamış kaideleri olduğunun farkına sonradan varacaktık.
Bununla beraber kimi kez çok şaşıracağımız sürprizler de olurdu puanlamalarda.
Ancak biz henüz bu konularda tecrübeli ve bilinçli değildik. Bundandır ki, daha
ilk kez katıldığımız bir yarışmada sonuncu olmayı kolay kolay gururumuza
yediremeyecektik.
İngiltere’de yayımlanan önemli müzik dergilerinden Melody
Maker’ın, 29 Mayıs 1975 tarihli sayısında Semiha Yankı ve şarkısı için şu
ifadeler kullanılıyordu:
“Salondan gelen
alkışlara bakacak olursak Türkiye’nin üçüncü olması gerekirdi. Haksızlığa
uğrayan yalnızca Türkiye oldu. Evrensel bir antipati ile bağdaştırabileceğim bu
tutum, evrensel müzik için bir yüzkarasıdır. Türkiye’nin Kıbrıs olaylarında
Avrupa’da uyandırdığı antipatiden dolayı, son derece güzel, son derece duygusal
olan “Seninle Bir Dakika” ancak 3 puanla sonuncu olabildi.”
Çok kırılmış, çok üzülmüştük. O günlerde insan ilişkilerimiz
de böyleydi. Çok sevdiğimiz, çok önemsediğimiz, ulaşılmaz gördüğümüz, ulaşmaya
çabaladığımız biri, çoğu zaman o farkında bile değilken, bizim onun hoşuna
gitsin diye yaptığımız şeyleri umursamaz, görmezse fena halde kırılabilir,
üzülebilir, hatta küsebilirdik. Nitekim milletçe de öyle yaptık. Avrupa’ya ve
Eurovision Şarkı Yarışması’na bir süreliğine küstük.
Seninle Üç Dakika
1975 - 4. Bölüm
Külkedisi Masalı
15 Ocak 1958’de İstanbul’da doğan Semiha Yankı’nın 17 yıllık
kısacık yaşamı bir Külkedisi masalı gibiydi. Ailesi sirklerde akrobat olarak
çalışırken ağabeyi kaza sonucu ölünce, para kazanıp ailesine gelir getirebilmek
için gazino ve gece kulüplerinde şarkı söylemeye başlamıştı.
Seninle Üç Dakika
1975 - 3. Bölüm
Birinci: Zeki Müren
Yarışmaya katılan şarkıların ilk dördü, 17 Aralık 1974 gecesi ekrana getirilmişti. Ankara’da Orkut Stüdyosu’nda gerçekleştirilen
çekimlerde solistler şarkılarını orkestra eşliğinde canlı olarak seslendirmiş,
bu kayıtlar banttan yayınlanmıştı. Bu ilk program Uğur Akdora, Attila Atasoy,
Yeşim ve Esin Afşar’ın şarkıları ekrana geldi.
Seninle Üç Dakika
1975 - 2. Bölüm
Bir Ekmek Parası
Bir Ekmek Parası
Evet, ihtisas jürisi kadar halk oyları da eşit oranda etkili
olacaktı. Bunun için bulunan yöntem, proje henüz bir öneri halindeyken
belirlenmişti. Televizyon yayınlarının seyredilebildiği şehir ve bölgelerde
evlere PTT yoluyla posta çekleri dağıtılacaktı. Her eve dörder adet dağıtılacak
bu çeklere, herkes televizyonda izlediği finalistler arasından birinciliğe
layık gördüğü finalistin adını yazacak ve en yakın postaneden 2,5 TL
karşılığında TRT’ye gönderecekti (bu rakam o günlerde bir ekmek parasına denk geliyordu.)
Bu yolla toplanan para TRT’ye gelir kaydedilecek, böylece yarışmaya bir
resmiyet kazandırılmış olacaktı.
Ferhat Göçer - "Sabahattin Ali Şarkıları"
Sabahattin Ali’nin kısacık yaşamından geriye kalan görece az
eserin ne çok kıymeti bilindi dünden bugüne. Eserleri şarkı oldu, film oldu,
tiyatro oyunu oldu ve hep gündemde kaldı. Pek az yazar, pek az şaire nasip
olmuş bir şey bu. 40 yılı aşkın süredir dillerden düşmeyen “Aldırma Gönül”
şarkısı ya da yıllarca çok satan kitaplar listelerinde ilk sıralardan inmeyen
“Kürk Mantolu Madonna” romanı bile tek başına yanına çok sayıda benzerini
koyamayacağımız örnekler.
Seninle Üç Dakika
1975 - 1. Bölüm
1975 - 1. Bölüm
İlk Adım
6 Nisan 1974 gecesi Eurovision Şarkı Yarışması’nı televizyondan
naklen izlemiş ve ekran başında gördüğümüz organizasyonun büyüklüğü ve
kusursuzluğu nedeniyle bir kez daha çok heyecanlanmıştık. O gece “Waterloo”
adlı şarkısıyla İsveç’i temsil eden ABBA grubu birinci olmuştu.
CENK EREN – “ADALETİN
BU MU DÜNYA? (REPERTUVAR SELDA BAĞCAN ŞARKILARI)”
2019 yılı Türkiye’de popüler müziğin dibe vurduğu yıl olarak
geçecek müzik tarihine. “Popüler” derken kelime anlamını kastediyorum, “pop
müzik” tabir ettiğimiz müzik türünü değil. İki temel sorun vardı: Yaratıcılık
yoksunluğu (beste, şarkı sözü üretiminin tıkanması) ve şarkıcı yoksunluğu.
Seninle Üç Dakika
Giriş
Grand Prix Eurovision
24 Mayıs 1956 Cumartesi gecesi, İsviçre’nin Lugano
kentindeki Teatro Kursaal’da gerçekleştirilen Grand Prix Eurovision yarışması, on
Avrupa ülkesinde canlı yayınla ekrana getiriliyordu. Yarışmada yedi ülke;
Hollanda, İsviçre, Belçika, Batı Almanya, Fransa, Lüksemburg ve İtalya, ikişer
şarkıyla yarışıyordu. Avusturya, Danimarka ve İngiltere son başvuru tarihine
yetişemedikleri için yarışmaya dâhil olamamışlardı ancak bu üç ülke televizyonu
da o gece yarışmayı naklen yayınlamakta idi.
İskender Paydaş – “Kağızman”
Şöyle bir baktım da… İskender Paydaş en son 2016’da Su Soley’le
birlikte “Müebbet Hayalet” teklisini çıkarmış. Yani üç yıldır yeni bir şey
yapmamış, tabii başka albümlere / şarkılara yaptığı düzenlemeleri saymazsak.
Kendisi de orkestrasıyla birlikte sürekli sahnede olduğu için aranın bu kadar
açıldığı pek de göze görünmemiş demek ki.
İskender Paydaş’ın yeni teklisi “Kağızman”, geçtiğimiz
günlerde İskender Paydaş Prodüksiyon etiketiyle yayımlandı. Önce enstrümantal zannettim,
dinleyince bir solist olduğunu gördüm. O solist tabii ki İskender Paydaş değil;
orkestrasının solistlerinden biri olan Ozan Ünlü imiş ama nedense şarkının ve
video klibin künyesinde Ozan Ünlü’nün adı geçmiyor. Teklinin kapağında da İskender Paydaş tek başına poz vermiş.
“Kağızman”ı vakti zamanında Barış Manço da söyledi, Haluk
Levent de, envaı çeşit türkücü, şarkıcı da… Bin yıldır bildiğimiz bir türkü. (“Ama
yeni nesil bilmiyor,” filan demeyin artık içim şişti bu yeni neslin
cehaletinden, bunu da bilsinler bir zahmet artık.)
Türkünün zaten “rock”a, popa gelir bir tarafı var ki İskender
Paydaş da oradan yürümüş. Çakı gibi bir düzenlemeyle bu anonim türküyü adeta
şahlandırmış Paydaş. Sanki uzun zamandır fazla aşağı düşürdüğü çıtayı biraz
yükseltmek, müzisyen tarafının altını çizmek istemiş. Ozan Ünlü zaten iyi bir
şarkıcı olduğunu hem sahnede hem de yayımladığı solo işlerde kanıtlamış bir solist
ki bu düzenlemenin hakkını da sonuna kadar vermiş.
Belki oturduğunuz yerde “Açayım da bir ‘Kağızman’ dinleyeyim,”
demezsiniz ama bir İskender Paydaş konserinde türkünün bu haliyle bir hayli
yükselebilirsiniz. Zaten amaç da o olsa gerek. Yoksa insanın “Ne gerek vardı?”
diye sorası geliyor insanın. Bir albümde dolgu olabilirdi belki ama tekli
olarak yayımlamak da, ne bileyim…
Seden Gürel – “Uyan”
Bugün 10 Kasım… Benim çocukluğumda 10 Kasımlar yas günleriydi.
Bayraklar törenle yarıya indirilir, radyo ve televizyonda ağırlaştırılmış yayın
yapılırdı. Hatta okulda o gün hiç gülmememiz, teneffüslerde oyun oynasak bile eğlenmememiz
gerekirmiş gibi gelirdi. Öyle hissederdik. Zamanla bu düşünce değişti, 10
Kasımlar bir yas günü değil, bir anma günü oldu. Doğrusu da buydu. Yas’a değil,
anmaya, hatırlamaya, anlamaya ihtiyacımız vardı çünkü.
Çok şarkıyla yad edilebilir Atatürk. O’nun sevdiği şarkılar
çalınır zaten sıklıkla. Adına yazılmış, O’nu anlatan çok şarkı da var. Ben
Seden Gürel’in “Uyan” şarkısını ayrı severim. Zira hesaplı kitaplı, hamasi,
büyük büyük laflar eden bir şarkı değildir. Aksine çok saf, çok naif, çok içten
bir hüznün, bir özlemin şarkısıdır. 1994 yılında yayımlanan ikinci Seden Gürel
albümü “Aklımı Çelme”nin çok göz önüne çıkmamış, gölgede kalmış şarkılarından
biridir. Zaten göz önüne çıksın diye albüme konulmadığı da bellidir.
Sözleri Zeynep Talu tarafından yazılan “Uyan”, Aykut Gürel
tarafından bestelenmiş ve düzenlenmiş. Şarkının iki farklı gayri resmi videosu
var YouTube’da ama her ikisinin de görüntü ve ses kaliteleri bir hayli kötü.
Neyse ki uzun süredir dijital platformlarda bulunamayan albüm bir süre önce
bulunur hale geldi. Ses kalitesi de iyi ama kapak görseli hatalı. Her nedense
bir sonraki Seden Gürel albümü “Muhtemelen”in kapağı ile servis edilmiş “Aklımı
Çelme” albümü. Şuraya orijinalini koyayım da belki zamanla düzeltirler.
“Uyan” bir çağrı… “O kadar çok şey var ki yarım kalan,”
diyor şarkının sözlerinde. Tabii şarkının 1994 yılında kaydedildiği
düşünülürse, fazla duygusal kalıyor bu cümle. Şimdi olsa “O kadar çok şey var
ki tahrip edilen, yıkılan, dökülen, parçalanan…” da denebilirdi.
Toprak Özcan – “Deniz
Kızı”
Hakkında çok fazla bir bilgi bulamadığım, genç bir müzisyen Toprak
Özcan. Her hafta dijital platformlara bir dolu daha önce duymadığım ismin
şarkısı düşüyor ve hepsini listeme almama rağmen vakit ayırıp dinlediğimde çok
azı bende heyecan uyandırıyor. İlgimi çekenleri ise araştırıyorum haliyle. Haklarında
bilgi sahibi olmak istiyorum ama çoğu zaman bu mümkün olmuyor. Toprak Özcan’ı
araştırdığımda da aynı şey oldu. Bir Baba İndie’deki mülakat dışında hiçbir şey
yok. Müzik geçmişi, deneyimi nedir bilmiyorum. Bilseydim, size de aktarırdım.
Toprak Özcan daha önce grup müzisyeni imiş anladığım kadarıyla.
Bu yılın yaz aylarında ise kendi adı ile bir projeye soyunmuş ve ilk olarak
haziran ayında “Mutlu Şeylerin Şarkısı” adlı şarkıyı kendi hesabına yayımlamış.
Geçtiğimiz günlerde yine kendi hesabına yayımladığı “Deniz Kızı” ise Toprak
Özcan’ın ikinci teklisi.
İlk şarkısında olduğu gibi bu şarkıda da hem söz ve müziği
yazmış, hem düzenlemeyi yapmış, hem de bütün enstrümanları çalıp kaydetmiş
Toprak Özcan. Ben her iki şarkıyı da “self made ya da “home made” işler olarak
gayet iyi buldum. Özellikle yeni tekli “Deniz Kızı” Toprak Özcan için “umut
vaat eden” tabirini kullanabilmeyi gayet mümkün kılıyor. Hani tam olarak tarif
edemezsiniz ama bir ışık, bir renk görürsünüz, “buradan bir şey çıkar,”
dersiniz. İşte tam olarak o.
Çok orijinal, çok eşsiz, çok yeni değil belki duyduğunuz şey
ama çok orijinal, çok eşsiz ve çok yeni şeyler yapabilecek bir müzisyeni işaret
ediyor. Tabii iki şarkıdan bu çıkarımı yapmak fazla iyimserlik gibi gelebilir. Bekleyip
görmek lazım.
Bu arada “Deniz Kızı”nın bir de canlı akustik kaydının videosu
var. Onu da yazının sonuna iliştireyim.
Çeşitli Sanatçılar – “Süper
Karışık”
Türkiye’de müzik dinlemek için kaset kullanılmaya
başlanmasının tarihi çok daha eski olsa da, 1986’da yürürlüğe giren bandrol
yasası ile birlikte yasal kaset üretimin başlaması, plakların sonunu getiren
kaset furyasının asıl başlangıcı oldu. Bu dönemde birçok firma maliyeti çok
daha düşük, kârı çok daha fazla kasetleri tercih etmeye başladı ve birçok albüm
plak olarak basılmadı. Dahası, firmalar çok sayıda toplama kaset yayımladılar.
Bu kasetlerin büyük kısmı bugünlere ulaşmadı ama içlerinde arşiv açısından
değer taşıyanlar da vardı. Neden mi? Çünkü bazı şarkıcıların albümlere girmemiş
kayıtları da yer alıyordu bu karışık kasetlerde.
İşte 15 Eylül 1986 tarihinde Yaşar Plak etiketiyle
yayımlanan “Süper Karışık” da böyle bir kasetti. Tür ayrımı ve müzikal bir akış
gözetmeksizin, rastgele seçilmiş, rastgele sıralanmış 13 şarkı vardı bu
albümde. İlk bakışta öyle gözüküyordu en azından ama biraz daha dikkatli
bakınca kasette çok enteresan şarkıların yer aldığını fark etmek mümkündü.
Mesela Bergen’in o güne dek yayımlanmış albümlerinde yer
almamış iki şarkı: “Mecburum” ve “Böyle Kadere”. Bergen o günlerde “Acıların
Kadını” albümü ile çok popülerdi ve “Süper Karışık” kasetinin ilanlarında da
Bergen ismi ön plana çıkarılmıştı bu yüzden.
Bir dönem Beyaz Kelebekler’in solisti olarak adını duyurmuş,
solo kariyerinde ise arabesk şarkılar söylemeyi tercih etmiş Semra İleten’in de
daha önce yayımlanmamış iki kaydı vardı kasette. O günlerin çok popüler iki
şarkısı “Gülüm Benim” ve “Dertli Dertli” de bu kez Semra İleten’in sesinden
çıkıyordu dinleyici karşısına.
Bunlardan daha da enteresanı ise daha önce hiç duymadığımız
iki Nilüfer şarkısıydı: “Alçak Gönüllü” ve “Kiminse”. O güne dek hiçbir şarkının
künyesinde adını söz yazarı olarak görmediğimiz Nilüfer, bu iki şarkının sözlerini
kendisi yazmıştı ve her iki şarkı da birer yabancı şarkının uyarlamasıydı. Bu
şarkılar “Nilüfer ’79” albümü için Burç Plak hesabına kaydedilmiş, nedense o
albüme girmemiş ve Yaşar Plak’ın bu toplamasıyla ilk kez dinleyici karşısına
çıkarılmıştı.
Nükhet Duru’nun 1981 yılında Yavuz Plak etiketiyle
yayımlanmış “Nükhet Duru ‘81” albümünden “İstanbul İstanbul”, Ajda Pekkan’ın
Yaşar Plak’la anlaşmazlığa düştüğü dönemde yayımlanmış “Sevdim Seni” albümünden
“Alışmak Sevmekten Zor” ve Sibel Egemen’in 1983 çıkışlı “Dünyam Değişti”
albümünden “Vazgeçmem Senden”, kasetin pop kanadında kalan şarkılardı.
Tülay Özer – Yaşar Plak işbirliğinin 1981 çıkışlı albümü “Kalbimdeki
Sevgili”den “Bir Fincan Kahve”, Ferdi Özbeğen’in 1980 albümü “Nice Yıllara”dan “İşte
Bizim Hikâyemiz”, Adnan Şenses’in 1985’de Yaşar Plak etiketiyle sadece kaset
olarak basılan “Dönme Sevgilim” albümünden “Topraklara Gömeceğim”, “Süper
Karışık”ın alaturka – arabesk kıvamını artırıyordu. Halk müziğinden ise bir tek
Ümit Tokcan’ın 1986’da yine sadece kaset olarak basılmış “Hicran” adlı
albümünden alınan “Nerdesin Sen” adlı şarkı vardı. (Adnan Şenses'in "Dönme Sevgilim" kaseti 1994 yılında, Ümit Tokcan'ın "Hicran" adlı kaseti ise 2014 yılında Yaşar Plak tarafından yeniden yayımlandı.)
İşte bu hakikaten süper bir biçimde karışık kaset geçtiğimiz
günlerde Yaşar Plak tarafından dijital albüm olarak yayımlandı. Böylece kaset
baskısı üzerinde kalmış bir dolu şarkı daha bugüne ulaşmış oldu. Bergen’in
sesini halihazırda dijital platformlarda mevcut albümlerinin dışında kalmış iki
şarkıda yeniden duymak, Nilüfer’i belki de kariyerinin en tuhaf şarkısı
denilebilecek “Alçak Gönüllü”de dinlemek ve aslında bütünde
‘80’ler müziğine şöyle balıklama dalmak için eşsiz bir albüm bu. Üstelik ses
kalitesi gayet iyi. Tavsiye ederim.
Hakkımda

Yavuz Hakan Tok
Müzik Yazarı / Eleştirmen / Arşivci
Müzik Yazarı / Eleştirmen / Arşivci
2001 yılında Bir Zamanlar adlı internet sitesinde müzik yazıları yazmaya başladı. Yanı sıra yazıları, Zip İstanbul, Koara, İkinci Kanal, Caretta, Mezun Life, Popüler Tarih dergilerinde, Bugün gazetesi ve Milliyet gazetesinde yayımlandı.
Bu Hafta Çok Okunanlar
-
(Milliyet Sanat dergisi Şubat 2023 sayısında ve 5 Şubat 2023 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanmıştır.) 1997 yılında bir vesileyle Pre...
-
MABEL MATİZ - "FATİH" “Yahu bu ne? Bu zamanda 25 şarkılık albüm mü olur? Kim dinleyecek bunu?” “Şarkıların hepsi birbirine benz...
-
“Aman sakın ha şarkılarınızı noterden tasdikletmeden filanca kişiye dinletmeyin!”
-
BİR “UYUMSUZ”UN ŞARKILARI (30 Temmuz 2018 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.) “Delikanlım”la başlayan şarkı ...
-
“YOLU SEVGİDEN GEÇEN” ŞARKILAR (1. BÖLÜM) NTV’de yayınlanan Söz ve Müzik belgeselinin Kayahan özel bölümü için kolları sıvadığımızda 2014...
Arşivden
-
Yabancı Gelin Sonia, Türkiye'de nasıl ünlü bir sinema oyuncusu ve şarkıcı oldu?.. Yetmişlerde ona kim, neden açık çek verdi? Dillere...
-
(Milliyet Sanat dergisi Şubat 2023 sayısında ve 5 Şubat 2023 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanmıştır.) 1997 yılında bir vesileyle Pre...
-
MABEL MATİZ - "FATİH" “Yahu bu ne? Bu zamanda 25 şarkılık albüm mü olur? Kim dinleyecek bunu?” “Şarkıların hepsi birbirine benz...
-
ENBE ORKESTRASI - "SENDEN KIYMETLİ Mİ?" Bütün tartışmalara, eleştirilere rağmen popüler müzik piyasasında ENBE damgası vurulmuş ...
-
"Hani Peter Pan masalı gibi bir hayal dünyası vardır ya; orada kötülük yoktur, orada ihanet yoktur, orada acı çekilmez. Bizim şarkılar...













































