Yeter ki Müzik Olsun
  • Seninle Üç Dakika
  • _Giriş
  • _1975
  • _1976
  • _1977
  • _1978
  • _1979
  • _1980
  • _1981
  • Röportajlar
  • Konser Yazıları
  • _2019 Konserleri
  • _2018 Konserleri
  • _2017 Konserleri
  • _2015 Konserleri
  • _2016 Konserleri
  • _2014 Konserleri
  • Günün Şarkısı
  • Albüm / Şarkı Eleştirileri
  • Güncel
  • Yıldızlar
  • Klasikler
  • Ses Dergisi
  • Günlükler
  • _Eurovision 2011 Günlüğü
  • _Eurovision 2010 Günlüğü
  • _Nasıl TV Programı Yaptık?

Bülent Ersoy – “Bir Tanrıyı Bir de Beni Unutma”


O zamanlar müzik piyasasının kalbi Unkapanı Plakçılar Çarşısı’nda atıyordu. Açık bir iş hanı görünümündeki o binada yan yana dizilmiş, her birinin vitrini plaklar, afişlerle süslü, her birinden müzik sesleri yükselen dükkanlar aynı zamanda sektörün en irili ufaklı plak şirketlerinin ofisleriydi. Hem rakip hem de dosttular birbirleriyle.


En büyük rekabet şarkıcı transferlerinde yaşanırdı ama iş yapacak bir şarkının kokusu alındığında da ortalık karışırdı. “Baharı Bekleyen Kumrular Gibi” ya da “Bir Tanrıyı Bir de Beni” ya da “Aşk Duası” adlarıyla bilinen şarkı da 1978 yılında Plakçılar Çarşısı’nı fena karıştıracaktı.


Sözleri Ali Tekintüre’ye, bestesi Coşkun Sabah’a ait bu şarkı aslında ilk kez Bülent Ersoy’un sesinden halka ulaştı. 1974 yılında henüz hiç kimsenin adını bilmediği bir solistken birdenbire Maksim Gazinosu’na assolist olarak çıkarılan Bülent Ersoy üç yıl içerisinde büyük bir şöhret yakalamış, ülke müzik ve magazin gündemine adeta bomba gibi düşmüştü. 


Plaklarında tamamen, sahnede ise ağırlıklı olarak klasik Türk müziği eserleri seslendiren, sesi Müzeyyen Senar’a, hâli ve tavrıyla Zeki Müren’e benzetilen bu genç, 1977 yılında konservatuardan arkadaşı Coşkun Sabah’ın “Toprak Alsın Muradımı” adlı bestesini seslendirmiş, bu arabesk – alaturka şarkı hem Bülent Ersoy’a hem de adı henüz geniş kitlelerce tanınmayan Coşkun Sabah’a ivme kazandırmıştı.


Aynı yılın 31 Ekim günü Bülent Ersoy’un ikinci sinema filmi Ölmeyen Şarkı sinemalarda gösterime girdi. Bülent Ersoy, baş rollerini Fatma Girik ve Gülşen Bubikoğlu ile paylaştığı bu filmde bir konservatuar hocasını canlandırıyor ve bu yüzden de yine ağır Türk müziği şarkıları söylüyordu ama filmde bir de daha önce hiç duyulmamış bir şarkı vardı. “Baharı Bekleyen Kumrular Gibi” diye başlıyordu şarkı ve sözleri Ali Tekintüre’ye, bestesi Coşkun Sabah’a aitti.


Şarkı film sayesinde kısa sürede dikkat çekti. Bülent Ersoy’un sesinden plak olarak yayımlanması kaçınılmazdı artık. Oldu da nitekim. Ancak olay tam da burada patlak verdi. 1978 yılı mart ayı içerisinde bu şarkı Bülent Ersoy’un yanı sıra Emel Sayın ve Mine Koşan tarafından da plak yapıldı. Emel Sayın’ın plağını yayımlayan Yavuz Plak ile Bülent Ersoy’un plağını yayımlayan Elenor Plak arasında bir mücadele başladı.


Besteyi Coşkun Sabah 1975 yılında Yavuz Plak’a Emel Sayın’ın okuması için satmış, ancak şarkı plak yapılmayınca iki yıl sonra Bülent Ersoy’un okuması için bu defa Elenor Plak’la anlaşmıştı. Şarkı birdenbire popüler olunca Yavuz Plak da Emel Sayın kaydını 2 yıl sonra plak yapıvermişti. Coşkun Sabah şarkıyı ikinci kere satarken durumdan Elenor Plak’ın haberdar olduğunu söylüyor, Elenor Plak ise bunu yalanlıyordu. Fakat o arada ne olmuşsa olmuş, Coşkun Sabah Bülent Ersoy’a bir sebepten kızmış ve kendi tabiriyle ona “haddini bildirmek” için şarkıyı bir de Mine Koşan’a vermişti. Plakçılar Çarşısı’nda yaşanan “Baharı Bekleyen” enflasyonunun sebebi buydu.  


Bir de tuhaf bir başka durum var ki şarkı Emel Sayın için satıldığında adı “Aşk Duası” idi ve Sayın’ın plağı da bu adla çıkacaktı. Oysa Bülent Ersoy’un plağında “Bir Tanrıyı Bir de Beni Unutma” adıyla yer alıyordu. Aynı plağın B yüzünde söz ve müziği Bülent Ersoy’a ait şarkının adı neydi peki? Şaka gibi ama “Aşk Duası”. Bu bir tesadüf müdür, bir hinlik mi onu bilmiyorum.


Olayın devamında ne olduğunu bilmiyorum. Şirketler birbirlerine ya da besteciye dava açtılar mı, açtılarsa nasıl sonuçlandı, bu konuda hiçbir bilgi bulamadım ama “Baharı Bekleyen” sonrasında Adnan Şenses, Gönül Yazar, Ferdi Özbeğen, Ahmet Özhan ve Gökben gibi birçok isim ve bestecisi Coşkun Sabah tarafından da yeniden seslendirildi, dönemin en popüler şarkılarından biri olarak yıllarca dilden dile dolaştı. Bugün de çok kişi ezbere bilir hâlâ. 


Şarkıyla ilgili bir başka anektod var ki ondan da bahsetmem lazım. Başından beri birbirinin rakibi olan ve birbirilerinden hiç mi hiç haz etmeyen Zeki Müren ve Bülent Ersoy 1980 yılında Gülizar Gazinosu’nda Nigar Uluerer’in doğum günü kutlaması vesilesiyle aynı ortamda bulunur, gazetecilere birlikte ilk kez poz vermekle kalmaz, sahnede bir şarkıyı da beraber söylerler. Seneler sonra bu ses kaydı bir şekilde ortaya çıkar ve ikilinin tek düeti olarak tarihe geçer. Hangi şarkıyı söylemişlerdir dersiniz?



0
Share

Pera – “Ölebilirim”


Bir dönem Türkçe müzik piyasasını kasıp kavurmuş “rock” furyası etkisini yitirince olan o dönem adını duyurmuş genç gruplara oldu. Zaten köşe başlarını tutan isimler belliydi, onların arasına giremeyenler içinse başka yönlere gitmek ya da dağılmak seçenekleri kaldı geriye. O furyayı ucundan yakalamış genç bir grup olan Pera ise kendi köşe başını tutabilmeyi bir şekilde başardı. İstikrarlı gitti, yolunu şaşırmadı, zaman içinde kazandığı kitleyi hayal kırıklığına uğratmadı.


2012 yılında piyasaya çıkan ilk albümünden beri sevdiğim, dikkate değer bulduğum, önemsediğim bir grup oldu Pera. Sonrasında üç albüm daha yaptılar, üzerine tekliler de koydular. 2019 yılında grup cephesinden iki tekli gelmişti: “Sorarım Hayatı” ve bir arabesk “cover” olan “Yakarsa Dünyayı Garipler Yakar”. Pera’nın yeni teklisi “Ölebilirim” ise geçtiğimiz günlerde Soundfeed Production etiketiyle piyasaya sürüldü.


Söz ve müziği Gökhan Mandır’a ait “Ölebilirim”, klasik kalıplarda, melodik bir “rock” şarkısı. Dinleyeni çabuk kavrıyor, dile kolay dolanıyor. İsmi çok dramatik olsa da sözlerdeki esprili tavır ve kıvraklık melodide de kendini gösteriyor. Zaten şarkının Gökhan Mandır tarafından çekilen klibi de ona nispet, epeyce eğlenceli. Belli ki klibi çekerken de, şarkıyı çalıp söylerken de eğlenmişler. Bu da şarkının enerjisine doğrudan yansımış. Dijital platformların kaygan zeminlerinde sayısal veriler ne gösterir bilemem ama şarkının tam bir “konser hiti” olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.



0
Share

Yiğit Mahzuni Feat. Genco Arı – “Şefaat”


Yiğit Mahzuni (Yiğit Birkan Demir), Âşık Mahzuni Şerif’in torunu ve müzik genlerini aileden alan, 1996 doğumlu gencecik bir müzisyen. Henüz 20 yaşındayken, 2016 yılında ilk albümü “Seni Düşündüm” ile müzik piyasasına resmi girişini yapan Yiğit, aslında çocukluğundan beri hem enstrüman çalıyor, hem türkü söylüyor ve dahası beste yapıyormuş. 


2017 yılında yayımlanan “Mahzuni’ye Saygı” adlı albümde Mustafa Ceceli ile birlikte “Merdo”yu seslendiren Yiğit Mahzuni, yakın dönemde de YouTube videoları ile kendi kitlesini yarattı.  


Yiğit Mahzuni 2019 yılı Nisan ayında Dilşah Gücüm’le birlikte “Iğdır’ın Al Alması” türküsünü caz formunda bir düzenlemeyle seslendirmişti ki o da bir Genco Arı prodüksiyonuydu. Mahzuni’nin ILS Vision Music etiketiyle yayımlanan yeni şarkısı “Şefaat”in düzenlemesi de Genco Arı tarafından yapılmış.


Âşık Mahzuni Şerif denince akla ilk olarak “Çeşmi Siyahım” gelir, “Yuh Yuh” gelir, “Dom Dom Kurşunu”, “Zalım” filan gelir de “Şefaat” hemen gelmez. Türkü Mahzuni tarafından 1973 yılında plak yapılmıştır. Asıl adı “Dünyanın Hesabı Ahrette” olan türkünün orijinali de dört kıtadan oluşuyor ama Yiğit Mahzuni versiyonunda sadece ilk kıta kullanılmış. Zaten bu versiyon bir yandan Âşık Mahzuni Şerif’in o derya deniz bilgeliğini, eşsiz ozanlığını torununun sesiyle bugüne taşırken, bir yandan da bugünün ritim ve “sound” anlayışının izlerini sürüyor. Elektronik dans müziği altyapılı türküler modasından daha farklı, daha incelikli bir iş bu. Sadece bağlama sesinin kullanımındaki ustalık bile bunu gösteriyor ki bu tamamen her tür müzik türüne çok hâkim Genco Arı’nın başarısı.


Yiğit Mahzuni ağız ya da şive yapmadan, yüksek perdelerde dolaşmadan, çok temiz, duru ve sakin bir biçimde seslendirmiş türküyü. Böylece türkünün içindeki derin hüzün de daha dokunaklı bir biçimde çıkmış ortaya. Kendisi de beste yapabiliyor iken bir yandan dedesinin mirasına sahip çıkıyor olması da ayrıca alkışı hak ediyor.


Yiğit Mahzuni ve Genco Arı işbirliği bu yolda başka işlerle devam eder umarım. Çünkü burada geleceğe dair umut veren bir ışık var.

0
Share

Fettah Can – “Bırak Ağlayayım”


Fettah Can 2018’de “Kalakaldın mı?” ve “Aradığım Aşk” adlarını taşıyan iki tekli yayımlamıştı. 2019’da Fettah Can cephesinden gelen ilk şarkı ise geçtiğimiz günlerde CF etiketiyle yayımlandı. Söz ve müziği CF’nin C’si Cansu Kurtçu’ya ait “Bırak Ağlayayım” adlı şarkının düzenlemesi Alper Atakan tarafından yapılmış.


Bir dönemin en üretken söz yazarı ve bestecilerinden biri olan, 2014 yılından bu yana dört albüm ve çok sayıda tekli ile üretimlerine şarkıcı olarak da devam eden Fettah Can’ın kendi kuşağının birçok önemli ismi gibi bir süredir rölantide gitmesinin anlaşılabilir bir tarafı var. Bildiğimiz, sevdiğimiz, bin yıldır kanıksadığımız şarkı formunun sallantıda olduğu bir dönemdeyiz. O formda şahane işler yapmış müzisyenler için de şahane işler dinlemeye alışmış dinleyiciler için de zor bir dönem. İki tarafında motivasyonu düşmüş durumda zira.


Fettah Can’ın yeni şarkısı “Bırak Ağlayayım” da içinde alaturka nağmeler barındıran, Akdenizli Egeli havalardan çalan hoş bir “yetişkin pop” şarkısı. Hani efkârlı bir anınızda iki kadehinize eşlik edebilecek, ya da eş dost bir arada demli bir sofrada bir ağızdan söylenebilecek türden şarkılardan. Eğer her şeye rağmen bu türde şarkıların duygusuyla, etkisiyle bağınız hâlâ kopmadıysa sözlerinin, ritminin, ud sesinin ya da Fettah Can’ın sesinin sizi bir yerden yakalayabileceği bir şarkı.


İçinde melodi olan, söz olan, müzik olan, duygu olan şarkılar yazmakta, çalmakta, dinlemekte direnmeli. Fettah Can direnmeli, Cansu Kurtçu direnmeli, Alper Atakan direnmeli. Sayısal verilerin asap bozucu kurt kapanına rağmen direnmeli. Müziğin sadece bir element, bir unsur, bir öğe olarak kullanıldığı ve bütününü “müzik” diye tanımlamanın anlamsız kaldığı “şey”lerin içinden başka türlü çıkmamız zor. 
0
Share

Mabel Matiz – “Gözlerine”


“İlk defa bir sanatçı klibinde osmanlının bir padişahına yer veriyor BÜYÜK SANATÇISIN MABEL MATİZ”

“dislike atanlar fatih sultan mehmed portresini hazmedemeyen batılı puştlar”

“Mabel matiz abimizin bu defa ki klibi bayanların katılımı ile muhteşem bir çekim gerçekleştirmiş olup klibin ilgi çekici figürleri ve yeni yüzleri daha da hit kazandırmıştır...”

“Dansözün memintolar da tombiktoymuş.”

“Mabel,subliminalleri dayamışsın,şair arka planda ne anlatmak istiyor? :)”


Yukarıdaki cümleler tahmin edersiniz ki bana ait değil; Mabel Matiz’in yeni şarkısı “Gözlerine”nin klip altı yorumlarından birkaçı. Noktasına virgülüne dokunmadan alıntıladım. Bunların yanı sıra yüzlerce farklı yorum da var, merak eden okur / okuyordur zaten. Kimileri beğenilerini anlatıyor kendince, kimileri metaforları analiz ediyor, kimileri şarkıyı bir şeylere benzetiyor, birilerine yakıştırıyor filan…


Klip altı yorumları çoğu zaman asap bozucu olsa da aslında çok şey anlatıyor. Müzisyenler nasıl bir kitleye hitap ettiğine, anlatmaya çalıştıklarının nasıl ve ne kadar anlaşıldığına dair çok fazla ipucu bulabilir bu yorumlarda. Müzisyen değilim ama bir yazar olarak ben şu ipucunu çok net görüyorum mesela: İnternet çağında yazmak, üretmek her zamankinden daha zor artık. Eskiden eğitimle, okumayla, görmeyle, denemeyle, öğrenmeyle şekillenirdi insanın algısı, bakış açısı, donanımı… Şimdi sadece internetle şekilleniyor. Oradan öğreniyor, oradan okuyor, orada görüyor, işitiyor, deniyor ve oradan bakıyoruz hayata. Hepimizin kafası karışık o yüzden. Aslında neyi sevdiğimizi, neyi beğendiğimizi, neyi önemseyip neyi ciddiye almadığımızı bile tam olarak bilmiyoruz. Kimse bilmiyor. Bu dönemde yazılanlar, üretilenler de bu kaosun içinde arıyor anlamını. Çoğu kez de bulamıyor.


Mabel’in hem şarkı sözlerinde hem de kliplerinde incelikli detaylar, göndermeler, küçük kelimelerle kurulmuş büyük cümleler, yer yer objelerle, kostümler ya da sadece atmosferle sembolize edilmiş düşünceler, duygular var. Yani internet çağının kafası karışıklarını büsbütün sersem edecek şeyler… Mabel dozu giderek arttırıyor çünkü zaman içerisinde o cesareti ve özgürlüğü buldu kendinde. “Gözlerine” de böyle bir şarkı. Bir yanıyla hummalı bir aşk şarkısı, orta doğulu ve oryantal; yani tam ağız tadımıza uygun ama öte yandan rahatsız edici, dürten, çomak sokan bir tarafı da var.


Başından beri bizi Mabel şarkılarına bizi en çok ısındıran şeylerden biri de melodilerinin kulağımıza hep tanıdık gelmesi oldu. İçinden Barış Manço, Zeki Müren, Sezen Aksu, Ajda Pekkan hatta Türkan Şoray, Sadri Alışık, Adile Naşit, Münir Özkul geçiyordu sanki şarkılarının. Belli belirsiz, bir silüet, bir iz, bir anı, bir yara tebessüm, bir yara gibi… Çetrefil şarkı sözlerine, Mabel’in çatallı sesine, zor anlaşılır diksiyonuna rağmen şarkılarının bunca sevilmesinde o aşinalığın payı büyük. “Gözlerine” ise aşinalığın dozunu biraz kaçırıp, doğrudan bir Erkin Koray şarkısı gibi tınlıyor. “Şaşkın”a benzediği yorumlarına katıldığımı söyleyemem, melodik örgü, yürüyüş, ritim filan benzese de nota diziliminin kopyalandığını söylemek haksızlık olur.


Bununla birlikte yine klip altı yorumlarında dile getirilen bir başka hususa yüzde yüz katılıyorum. Şayet İbrahim Tatlıses hâlâ aktif olarak piyasada olsaydı, ne yapar eder bu şarkıyı Mabel’den alır, okurdu. Ve yakışırdı da… Tam da bu nedenlerle “Gözlerine” diğer Mabel Matiz şarkılarından ayrı bir yere yerleşebilir ve daha uzun vadeli, daha geniş çaplı bir etki yaratabilir. Tıpkı Sezen Aksu’nun “Rakkas”ı, Tarkan’ın “Gül Döktüm Yollarına”sı, Erkin Koray’ın “Fesupanallah”ı gibi. Çünkü evet, bizim öyle “ömürlük” oryantal klasiklerimiz var; modası hiç geçmeyen, hiç eskimeyen. Nasıl ki “Rakkas”ın aslında bir tuhaf geleneğimizi, oturak alemlerini anlattığı, pistte göbek atan kimsenin umuru olmadıysa, “Gözlerine”nin ne anlattığına da takılmayabiliriz o coşkuyla. Şarkının bestesinde Sezen Aksu’nun da payı olması ve ilk kez bir şarkıda Mabel ve Sezen’in ortak imzasının olması da kaderin bir cilvesi gibi düşünülebilir buradan bakınca.


Şarkının aranjörü Sabi Saltıel ise bu sıralar yaptığı her işle kendi çıtasını yükseltiyor. Bu şarkıda da hem eski hem yeni düzenleme ve “sound” anlayışının bu kadar ustalıkla iç içe geçirilmiş olması tesadüf değil. Saltıel şimdiden 2020’li yılların Türkçe müziğinde adı sıklıkla anılacaklardan olmayı garantilemiş gözüküyor.


Ana akıma kendi müziğini kabul ettirmiş ya da kendi müziğiyle ana akım tabirinin yanına bir soru işareti koymuş bir müzisyenin bir gün bir şarkıyla ana akım geleneklerine selam durması ne derece gereklidir, doğrudur? Bu bilinçli ve stratejik bir hamle midir yoksa canı sadece eğlenmek, bu akım makım kategorizasyonlarına tekme sallamak mı istemiştir, onu Mabel’in bundan sonra yapacaklarını görünce anlayacağız.

0
Share
Muraz – “Sen Ve Ben”


Daha önce de yazmıştım, bir grubun üyesi olmak bir müzisyen için yaratıcılık alanının dışına çıkmayı bir miktar zora sokan bir şey. Kişisel olarak her şeyi deneyebilirsiniz ama grupların kimyası buna kolay izin vermeyebilir. Bu noktada grupla devam ederken solo işler de yapmayı deneyen çok müzisyen var. Kimileri solo işlerinde de grupla yaptığı müziğin yörüngesinde dolaşıyor, kimileri ise tamamen farklı sulara yelken açıyor.


Yıllardır Gripin üyesi olarak tanıdığımız, Gripin’in kimi şarkılarında da besteci, bazen de söz yazarı olarak imzasını gördüğümüz Murat Başdoğan ilk kez solo bir çalışmayla çıktı karşımıza. “Sen Ve Ben” adı verilmiş tekli geçtiğimiz günlerde Eğlence Fabrikası etiketiyle yayımlandı.


Teklide şarkının “Radio Edit”, “Extended Version” ve enstrümantal olmak üzere üç versiyonu var. Söz, müzik ve düzenlemeler Murat Başdoğan tarafından yapılmış. “Solo” tabirinin hakkını veren bir iş bu zira tamamen “self-made” bir çalışma, bir proje. Zaten Murat Başdoğan da Muraz ismini kullanarak bunun bir proje olduğunu altını çiziyor. Hazır rüştünü ispat etmiş, kitlesini kemikleştirmiş bir isme sahipken Murat Başdoğan, o ismin ve Gripin markasının arkasına sığınmak istememiş belli ki. Bu bir cesaret ve öte yandan da bir samimiyet göstergesi bence.


“Sen Ve Ben” Gripin müziğinden tamamen bağımsız olarak elektronik sularda seyreden, daha genç, daha dinamik, daha modern ve başka bir kitlenin ilgisini çekebilecek bir şarkı. Şu dönemde buna benzer çok iş yapılıyor olsa da bu işi benzerlerinden farklı kılan müzikal derinlik ve incelik, armonik yapı ve deneysel ses kullanımı ki kuşkusuz bu da Murat Başdoğan’ın bunca yıllık birikiminin bir yansıması. Her ne kadar basın bülteninde “doğu-batı sentezi” klişesi kullanılmış olsa da ortaya çıkan sonuç klişelerin ötesinden ses veriyor.


0
Share

Utku Barış Andaç – “Bir Kadın Çizeceksin”


Utku Barış Andaç, küçük yaşlardan itibaren müzik eğitimi almaya başlamış ve konservatuarın müzik eğitimi bölümünden mezun olmuş. Aldığı derslerle keman konusunda icracı olarak kazandığı donanımı, çeşitli orkestralarda çalarak kazandığı donanımla perçinlemiş, bir dönem eğitmenlik de yapmış. Yaylı orkestralar için yazdığı kompozisyonlar ve yaptığı düzenlemelerin yanı sıra Anadolu Quartet ekibinin bir parçası olarak çok sayıda konsere çıkmış, bir de albüm kaydetmiş. 2018 yılında ise Ozan Sarıboğa ile “Azerbajian Love Songs” adını taşıyan bir albüm yayımlamış.


Tabii bunların hepsi popüler kültürün bir tık uzağında duran işler olduğu için öyle her yerde bangır bangır görmemiş olabilirsiniz. Belki Utku Barış Andaç’ı Aydilge’nin eşi olarak, birlikte çektikleri videolardan, Aydilge'nin klibinden ya da sosyal medyadan biliyorsunuzdur.


Geçtiğimiz günlerde yayımlanan yeni teklisi ile Utku Barış Andaç, bu kendi silahını da elinden bırakmadan zorluyor popüler kültürün kapılarını zorluyor. Silah derken, yanlış olmasın, kemanından ve klasik müzik eğitiminden bahsediyorum tabii ki.


Dünyada örnekleri çok; David Garrett, Lindsey Stirling, Jose Asuncion ilk aklıma gelenler. Her biri birer pop star kadar ilgi gören yeni nesil keman virtüözleri, klasik müzikle popüler müziği birbirinin içinde geçiren eserleri çalarken yaptıkları işe bir şov görselliği de getiriyorlar. Türkiye’de ise Canan Anderson bu işin en fazla bilinen ismi. Örnekler çoğaltılabilir. Elbette bizde sözsüz müzik her zaman mesafeli karşılandığı için pop star şöhretinde bir keman sanatçımız henüz yok. İşte Utku Barış Andaç tam da o boşluğun karşılığı olabilecek bir işle çıkıyor karşımıza.


Bir Ferman Akgül bestesi olan ve Manga’nın ilk “hit”lerinden biri hafızalarımıza yer eden “Bir Kadın Çizeceksin”i Bach’ın “Toccata and Fugue In D Minor”ıyla iç içe geçirmiş Utku Barış Andaç ve Atakan Ilgazdağ’ın düzenlemesiyle çalmış. Kulağa hem çok tanıdık hem çok yeni geliyor ki bildiğim kadarıyla Türkiye'de böyle bir deneme ilk defa yapılıyor. Kemanın zaten tek başına büyülü sesi, iyi çalan bir müzisyenin elinde doğrudan etki yaratıyor. Keşke ritim kompozisyonu da daha yaratıcı ve yenilikçi, hatta belki biraz da etnik olsaymış, çok daha şahane olurmuş.


Bununla birlikte klip, klibin atmosferi ve Utku Barış Andaç’ın Aydilge tarafından tasarlanan imajı amacına çok uygun. O konudaki önerim ise Andaç’ın kamerayla daha çok ve daha sıcak göz temasına girmesi olurdu kuşkusuz. Bir dahaki klibe artık.        

0
Share
Teoman – “Gönülçelen”


‘90’ların ikinci yarısında Türkiye’de “rock” müziğin genç kuşağı popüler kültüre yavaş yavaş giriyor, ana akımla tanışıyordu. Önceki kuşaktan farklı olarak bu yeni neslin müziği daha kentli, daha batılı ve daha az protestti. Hatta kimileri hiç protest değildi; derdi sadece kendiyleydi. Belki ‘90’lar kuşağının aradığı da tam olarak buydu. Şeker şurup poptan daha sert ama apolitik.


Teoman tam da o arayışın karşılığı olabilirdi. Oldu da… 1997 yılında yayımlanan ve kendi adını taşıyan ilk albümüyle dikkat çekti, 1998’de yayımlanan ikinci albümü “O” ile kendi kulvarında bir stara dönüşüverdi. Bilen biliyor, tanıyordu zaten ama mesele geniş kitlelerin, “rock” dinlemeyenlerin ilgi alanına girmesiydi ki “O” albümündeki şarkılar bunu kısa sürede sağladı.


2000’de yayımlanan “Onyedi”nin sonraki yıllarda kanıksayacağımız Teoman stilinin kendini iyiden iyiye gösterdiği albüm oldu. Romantik serseri, uyumsuz, “ıssız”, tepeden tırnağa büyük şehirli genç adam şarkılarıydı bunlar. “Onyedi” albümü neredeyse her şarkısıyla “hit” olunca ve üstüne üstlük “remix”lerden oluşan bir kısaçalarla da desteklenince, peşi sıra gelecek albümün önünü de açmış oldu. Teoman artık öksürse satar, dile düşerdi ama o öksürmedi. Yine her bir şarkısı “hit” olacak “Gönülçelen” albümünü hazırladı ve albüm 2001 yılı Kasım ayında piyasaya sürüldü.


Bir önceki albümdeki gibi bu albümde de iki “cover” vardı: Barış Manço’dan “Anlıyorsun Değil mi?” ve Özdemir Erdoğan’dan “Sevdim Seni Bir Kere”. Her ikisi de ‘80’lerde popüler olmuş bu iki şarkı bir kuşak tarafından Teoman şarkısı olarak bilinecek ve sevilecekti böylece. Albümdeki diğer sekiz şarkı ise söz ve müzikleri Teoman tarafından yazılmış şarkılardı. Prodüktör olarak Murat Akad’ın, aranjör olarak ise Teoman, Burhan Kulle, Burak Kulaksızoğlu ve Arbak Dal’ın imzaları vardı albümde.


Hem şarkı sözleri hem de müziklerin birbiriyle bağlantısı, bütünlüklü “sound”, bir önceki albümün, dolayısıyla da o albümün başarısının devamını getiriyordu. Nitekim bir önceki albümün parlak işlerinden “Zampara’nın Ölümü” de, ikinci ve son kısmıyla yer alıyordu bu albümde. Yanı sıra “İstasyon İnsanları”, “İstanbul’da Sonbahar”, “Doktor” ve albüme adını veren “Gönülçelen” teker teker “hit” olabilcek güçteydi ki oldular da. “Soluk Soluğa” ise Türkçe sözlü müzikte hiç alışık olmadığımız kadar “erotik” sözleriyle Teoman’ın daha sonra yapacağı bu tür şarkıların öncülerinden biriydi.


“Gönülçelen” albümü geçtiğimiz günlerde Murat Akad ve Universal işbirliğiyle plak olarak basıldı. Albümü bu vesileyle tekrar dinleyince albüm kültürünün neredeyse unutmak üzere olduğumuz tadına yeniden vardım. Dinlediğim her bir şarkıdan ayrı mutlu oldum, ayrı yaşanmışlıklar hatırladım. 2001 yılında çıkmış bir albümün nostaljik duygu vermesine biraz bozulduysam da yakın bir geçmişte memlekette böylesi albümler yapılmış olmasından haz duydum. Şu kötü zamanlar gelip geçtiğinde yine böyle albümler yapmak isteyenlere rehber olacaklar listesine pekâlâ konulabilir “Gönülçelen”. Plak olarak arşivlere koyabilmek çok kıymetli o yüzden.  

0
Share

Ebru Yaşar – “Alev Alev”


“Aaa bu şarkıyı Ebru Yaşar nasıl söyler? Feridun Düzağaç buna nasıl izin verir?” diyenlerden değilim. Müzikte katı çizgilerle ayrıldığını sandığımız türler arası geçişin aslında ne kadar kolay olabildiğini, kategorilerin ne kadar yalan olduğunu gösteren her örnek başımla beraber, kabulümdür. Tabii “cover” yaparken şarkının orijinalini perperişan etmemek kaydıyla.


Ebru Yaşar, Feridun Düzağaç’ın 2003 çıkışlı ve her şarkısı ayrı “hit”, “”Orijinal Alt Yazılı” albümünden “Alev Alev”i yeniden seslendirdi ve şarkı geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle tekli olarak yayımlandı. Söz ve müziği Feridun Düzağaç’a ait şarkının bu düzenlemesi Mustafa Ceceli tarafından yapılmış.


Yazının başından beri iki kere Ebru Yaşar yazdım ve her ikisinde de elim ister istemez önce Ebru Gündeş yazdı. Gerçi Gündeş aynı adlı bir şarkısı var geçmişte ama bu şarkı da ona çok yakışırdı şimdi doğruya doğru. Kaldı ki o da en az Ebru Yaşar kadar bütçe ayırabilirdi bu şarkıyı satın almak için. Ben tabii bir Ebru Yaşar hayranı değilim. Gerçi 1996 yılında yayımlanan ilk albümünün “hit” şarkısı “Bu Sahilde” herkes kadar beni de etkisi altına almıştı o dönem. Enteresan bir sesti ve popun alıp başını gittiği o günlerde arabesk kulvarı pek fazla genç şarkıcı çıkarmıyordu.


Sonra o genç kız büyüdü, palazlandı, “Seni Anan Benim İçin Doğurmuş”, “Aşkımız Buraya Kadar”, “Sırtımdan Vurdu” gibi kendine ait “hit”ler yakalayarak yerini yaptı. Şimdi bakıyorum, bugünün pop / arabesk seven gençliğinde bir karşılığı var Ebru Yaşar’ın. Biraz çocukluklarından gelen, nostaljik bir sevgi bu ama Ebru Yaşar 2010’larda da boş durmadığı ve kendi janrında parlak işler yaptığı için gündemini de bir şekilde korudu öte yandan.


“Alev Alev”, Ebru Yaşar’a yeni bir gündem yaratabilir. Şarkının yeni düzenlemesi ve yorumu belki bir başyapıt değil ama kötü de değil. Bu “cover” vesilesiyle bir kişi bile Feridun Düzağaç şarkılarıyla tanışsa, o da kârdır ayrıca. 


Ebru Yaşar’ın sesi ve yorumunu ne kadar sevdiğinizle bağlantılı olarak ciğerinizi de sökebilir bu versiyon, canınızı da sıkabilir, orası size kalmış şarkının arabeskleştirilmesindeki doz bana doğru geldi. Bundan fazlası sahiden can sıkabilir, bundan azı Ebru Yaşar’a yakışmayabilirdi.  

0
Share

Bugüne bir şarkı değil; O'nun sesi yakışırdı en çok. Hatırlamak için... Unutmamak için... Unutanlara hatırlatmak için...

29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!


0
Share

Ahmet Kaya – “Hani Benim Gençliğim?”


Hâlâ onun 43 yaşında öldüğüne inanmakta zorlanıyorum. O kadar kerli ferli, yaşını başını almış bir adam gibi gelirdi ki gözüme hep… Belki sesinin haşmetinden, belki görüntüsünün heybetinden, bilmiyorum. İlk albümü “Ağlama Bebeğim” 1985 yılında piyasaya çıktığında da sadece 28 yaşındaymış. Gencecikmiş yâni.


’80 ihtilali sonrası Selda Bağcan, Cem Karaca, Zülfü Livaneli, Edip Akbayram yani sol tandanslı müzik dinlemek büsbütün yasak değilse de en hafif tabiriyle “sakıncalı” oldu bir süre. İhtilalin derdi en çok “komünistler”leydi çünkü. Sol görüşlü düşüncenin tamamı “komünist”ti; “güneşli, güzel günler,” “aydınlık”, “şafak”, “yoksulluk”, “kavga” filan gibi laflar hep komünistti.


Ne müziğin sesini kısabilirsiniz, ne de düşüncelerin… Nitekim çok geçmeden “protest” tavırlı şarkılar yeniden gösterdi yüzünü plaklarda… 1985 yılında Edip Akbayram, Mahzuni’den, Selda Bağcan, Livaneli’den şarkılar koyarken albümlerine, Livaneli de Theodorakis’le birlikte “Güneş Topla Benim İçin” diyordu. Cem Karaca henüz Türkiye’ye dönememişti. Tam da o sıralarda çıktı Ahmet Kaya’nın ilk albümü “Ağlama Bebeğim”. Önce Livaneli’nin müziğine benzetti herkes şarkılarını. Ondan mıdır bilinmez, gözlüklü bir fotoğrafının illüstrasyonunun yer aldığı kaset kapağı başka bir illüstrasyonla değiştirildi ikinci baskıda.


İhtilalin vaat ettiği “huzur ve güven ortamı” gelmiş miydi memlekete sahiden? Yoksa zamanında şiirler, şarkılarla anlatılmış acılarımız, dertlerimiz, kusurlarımız, eksikliklerimiz devam ediyor muydu? Belki de artmıştı. Yeni şarkılar anlatacaktı onları da ama artık yeni bir dile, yeni bir üsluba ihtiyaç vardı. O sloganlar, metaforlar, klişeler eskimiş, devrimi tamamlamıştı. 


Ahmet Kaya ilk iki albümünde onlardan beslenen yeni bir ses gibi görünse de, 1986 yılında yayımlanan “Şafak Türküsü”ve yine aynı yıl bitmeden piyasaya çıkan “An Gelir” adlı albümleriyle birlikte o yeni dilin ve yeni üslubun öncüsü oluverecekti. Protest müzik, artık Anadolu poptan değil, arabeskten el alıyordu. O halde başka bir ad bulmalıydı bu türe. Dünyanın en saçma tabirlerinden biri olan “özgün müzik” yakıştırması böyle doğdu.


Ahmet Kaya külliyatından bugüne bir şarkı seçerken doğrusu bir hayli zorlandım. O kadar çok bende yer etmiş, hayatımın bir dönemine eşlik etmiş şarkısı var ki… Fakat galiba ben Ahmet Kaya’nın ‘80’li yıllarını, daha doğrusu 1993’e kadar yayımladığı albümleri, o albümlerdeki şarkıları daha çok sevdim. Yâni Ahmet Kaya denilince benim aklıma “Giderim”, “Kum Gibi”, “Nereden Bileceksiniz” filan gelmiyor öncelikle. “Öyle Bir Yerdeyim ki” geliyor mesela, “Hani Benim Gençliğim?”, “Şafak Türküsü”, “Gökyüzü”, “Sevgi Duvarı”, “Suskun” ve o döneminden başka başka bir sürü şarkı geliyor. Ne çare o yıllarda televizyona çıkarılmadığı için de o döneme ait doğru düzgün görüntüsü yok.


“Hani Benim Gençliğim?” Ahmet Kaya’nın 1987 yılında yayımlanan “Yorgun Demokrat” adlı albümünün açılış şarkısıydı. Sözleri Yusuf Hayaloğlu tarafından yazılan, bestesi Ahmet Kaya tarafından yapılmıştı. Tüm albümün düzenlemesini ise Ahmet Kaya’nın uzun yıllar birlikte çalışacağı Osman İşmen yapmıştı. 


Denilebilir ki Ahmet Kaya’nın sesini belirli bir kitlenin dışına da duyurabilen şarkılardan biri oldu “Hani Benim Gençliğim?” Belki herkesin “penceresiz kaldığı”, “uçurtmasının tel örgülere takıldığı” anlar, zamanlar vardı hayatında. Daha 18 yaşındaydım ama benim vardı mesela. Bu şarkıyı dinler dinler, ağlardım o yüzden.  


Sonrası malum. Bugün Ahmet Kaya şarkıları toplumun her kesiminden, farklı yaşayış biçimleri, siyasi görüş ve müzik beğenilerine sahip insanların az sayıdaki ortak paydasından biri. Demek ki neymiş? Müziğin etkisi siyasetler üstüymüş. Kalbe dokunan kalırmış.

Bugün Ahmet Kaya’nın doğum günü. İyi ki yaşamış. Ruhu şâd olsun.

0
Share
Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa

Hakkımda


Photo Profile

Yavuz Hakan Tok
Müzik Yazarı / Eleştirmen / Arşivci

2001 yılında Bir Zamanlar adlı internet sitesinde müzik yazıları yazmaya başladı. Yanı sıra yazıları, Zip İstanbul, Koara, İkinci Kanal, Caretta, Mezun Life, Popüler Tarih dergilerinde, Bugün gazetesi ve Milliyet gazetesinde yayımlandı.

Daha Fazla



Takip Et

  • Instagram
  • YouTube
  • Twitter
  • Facebook

Bu Hafta Çok Okunanlar

  • Prestij Müzik'in Film Gibi Hikâyesi
    (Milliyet Sanat dergisi Şubat 2023 sayısında ve 5 Şubat 2023 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanmıştır.)    1997 yılında bir vesileyle Pre...
  • Ne Kadarı Fatih, Ne Kadarı Mabel?
    MABEL MATİZ - "FATİH"  “Yahu bu ne? Bu zamanda 25 şarkılık albüm mü olur? Kim dinleyecek bunu?” “Şarkıların hepsi birbirine benz...
  • Bu Yazının Sahibi Benim!
    “Aman sakın ha şarkılarınızı noterden tasdikletmeden filanca kişiye dinletmeyin!”
  • Çeşitli Sanatçılar - "Yıldız Tilbe'nin Yıldızlı Şarkıları"
    BİR “UYUMSUZ”UN ŞARKILARI (30 Temmuz 2018 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.) “Delikanlım”la başlayan şarkı ...
  • Çeşitli Sanatçılar - "Kayahan'ın En İyileri 1"
    “YOLU SEVGİDEN GEÇEN” ŞARKILAR (1. BÖLÜM)  NTV’de yayınlanan Söz ve Müzik belgeselinin Kayahan özel bölümü için kolları sıvadığımızda 2014...

Arşivden

  • Suna Yıldızoğlu Röportajı
    Yabancı Gelin Sonia, Türkiye'de nasıl ünlü bir sinema oyuncusu ve şarkıcı oldu?.. Yetmişlerde ona kim, neden açık çek verdi? Dillere...
  • Prestij Müzik'in Film Gibi Hikâyesi
    (Milliyet Sanat dergisi Şubat 2023 sayısında ve 5 Şubat 2023 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanmıştır.)    1997 yılında bir vesileyle Pre...
  • Ne Kadarı Fatih, Ne Kadarı Mabel?
    MABEL MATİZ - "FATİH"  “Yahu bu ne? Bu zamanda 25 şarkılık albüm mü olur? Kim dinleyecek bunu?” “Şarkıların hepsi birbirine benz...
  • İzlediklerim Ocak 2012
    ENBE ORKESTRASI - "SENDEN KIYMETLİ Mİ?" Bütün tartışmalara, eleştirilere rağmen popüler müzik piyasasında ENBE damgası vurulmuş ...
  • Oya Bora Röportajı
    "Hani Peter Pan masalı gibi bir hayal dünyası vardır ya; orada kötülük yoktur, orada ihanet yoktur, orada acı çekilmez. Bizim şarkılar...
Copyright © 2019 Yeter ki Müzik Olsun

Created with by Beauty Templates | Distributed by Gooyaabi Templates