Yeter ki Müzik Olsun
  • Seninle Üç Dakika
  • _Giriş
  • _1975
  • _1976
  • _1977
  • _1978
  • _1979
  • _1980
  • _1981
  • Röportajlar
  • Konser Yazıları
  • _2019 Konserleri
  • _2018 Konserleri
  • _2017 Konserleri
  • _2015 Konserleri
  • _2016 Konserleri
  • _2014 Konserleri
  • Günün Şarkısı
  • Albüm / Şarkı Eleştirileri
  • Güncel
  • Yıldızlar
  • Klasikler
  • Ses Dergisi
  • Günlükler
  • _Eurovision 2011 Günlüğü
  • _Eurovision 2010 Günlüğü
  • _Nasıl TV Programı Yaptık?
Ceren Gündoğdu – “Kayıp”


Ceren Gündoğdu müzik kariyerinin ilk ödüllerini 2014 ve 2015 yıllarında Liselerarası Müzik Yarışması’nda kız solist dalında kazandığı birincilikle almış. 2015 yılında ayrıca beste dalında da üçüncü olmuş. Bir halk müziği ustası olan Zafer Gündoğdu’nun kızı olması sebebiyle zaten müziğin içine doğmuş ve üniversite eğitimini sosyoloji üzerine alırken de müzik çalışmalarına devam etmiş. 


Genç yaşında epeyce deneyim kazanmakla yetinmeyip konservatuarda önce piyano, sonra da müzikal – tiyatro bölümlerinde eğitim almış. 2011-2013 yılları arasında ise Devlet Tiyatrosu’nun bir hayli ses getiren Sidikli Kasabası Müzikali’nde rol alarak müzikal eğitimini perçinlemiş.


Tabii bu dönemin bütün genç müzisyenleri gibi onun da adının duyulmasında YouTube için kaydettiği “cover” videoların payı olduğu söylenebilir. 2018 yılında Bak Ne Söylicem adlı YouTube kanalı için kaydedilen “Creep”, daha sonra dijital platformlarda tekli olarak da yayımlanmış ama Ceren Gündoğdu’nun ilk teklileri, ondan önce piyasaya sürülen “Kardan Adam”, “Tepetaklak” ve bir yıl öncesinde videosu yayımlanan “Âni” adlı şarkılar.


2019 yılında EMI Müzik’le çalışmaya başlayan Ceren Gündoğdu’nun bu firmadan “Ben Hep Seni Sevdim” ve “Sağım Solum Aşk” adlı teklileri yayımlandı. Bir süre önce de Vera ile birlikte kaydettiği “Bozuk Para” ile çıktı dinleyici karşısına. Yeni teklisi “Kayıp” ise geçtiğimiz günlerde yine EMI Müzik etiketiyle piyasaya sürüldü.


Diğer şarkılarında olduğu gibi bu şarkısında da söz ve müziği kendisi yazmış Ceren Gündoğdu. Aranjörlüğünü ve prodüktörlüğünü ise Arel Koray Nalbant yapmış. Akustik tavırlı, sakin “soft” şarkılar yazıyor Ceren Gündoğdu. Tamamen batı formunda, armonileri sağlam, kendine has bir tavrı olan, olgun şarkılar bunlar. 


Eğitimli ve donanımlı bir müzisyen olduğunu biyografisini okumamış olsanız bile tahmin ediyorsunuz şarkılarını dinlerken. Ne var ki tek kusur da aynı yerden kendini gösteriyor. Onun kuşağının büyük kısmında kendini gösteren bir kusur bu. Sesli harflerin hemen hepsini eziyor ve Türkçe şarkılarda çoğunlukla İngilizce vurgular kullanıyor.


Bu bir moda ve bu tarz şarkı söyleyenlerin de seveni çok, onun farkındayım ama bu kadar doğru şarkı yazabilen ve sesini bu kadar iyi kullanabilen bir müzisyenin kalbe de dokunabilmesi, kelimelerinin duygusunu da aktarabilmesi şahane olurdu diye düşünmeden edemiyorum.

0
Share

Nebahat Çehre tramplene çıkan basamaklardan birine oturdu. Ellerini de dizlerinin üzerinde kenetledi. Serçe parmağında altın bir halka ve üzerinde sallanan renkli, iri taşlar gözümüzü aldı. Gerçekten orijinal yapılı bir yüzüktü. İlgi çektiğini anlayınca dizlerinin üzerindeki ellerini çözdü. Serçe parmağını gerip, bize doğru uzattı. Yeşilli, mavili, kahverengili taşlar güneşin altında pırıl pırıl parlıyordu.

“Nasıl? Güzel değil mi?” dedi. “Hayranlarımdan bir fabrikatör hediye etti. 1000 liraya almış.”


Sanırsınız yukarıda anlatılanlar 2008-2010 yılları arasında yaşanıyor da yüzüğü gösteren Nebahat Çehre değil; bizzat Firdevs Yöreoğlu. Öyle de Firdevs’lik bir hareket aslında ama Ses dergisi muhabirinin saniyesi saniye okuyucuya aktardığı bu anlar, 1964 yılında Nebahat Çehre’yle havuz başında yapılan bir röportajda yaşanıyor. Olay havuz başında cereyan ettiği içinde genç Nebahat haliyle mayosuyla poz veriyor derginin fotoğrafçısına, o sıralar kilo aldığından yakınmayı da ihmal etmeden.


Henüz üç yıllık film artisti Nebahat Çehre’nin röportajda anlattığı asıl derdi ise fazla kiloları değil; sinemadaki talihsizliği.

“Ben şansız bir yıldızım. Çünkü çok fırsat kaçırdım. Eğer önüme çıkan fırsatları kullanmayı bilseydim, durumum daha başka türlü olabilirdi. Türkan Şoray’ı meşhur eden Otobüs Yolcuları daha önce oynamam için bana teklif edilmişti. Gecelerin Ötesi’nde gene ben oynayacaktım. Bir türlü olmadı işte. Kıskanmak gibi olmasın ama Semra (Sar)’ın benden ne farkı var? Söyler misiniz?.. Vücudum derseniz çok şükür yerinde. Halk derseniz, seviyor. Günde 70’e yakın mektup da alıyorum hayranlarımdan. Fakat ben bu kozlarımı bir türlü gerektiği gibi kullanamıyorum. Bu yüzden de kızıyorum hakkımın yenilmesine.”


Genç kız hiç de haksız sayılmaz. 1959 ve 1960 yıllarında katıldığı güzellik yarışmalarıyla adını duyuran, şöhreti yakalayan ve 1961 yılında Yeşilçam’a transfer olan Nebahat, bir türlü şeytanın bacağını kıramamıştır. Mesela ilk filmi Yaban Gülü’nde ikinci derece rollerden birindedir ve başrolde 1954 plaj güzeli Leyla Sayar oynamaktadır. Türkan Şoray, Filiz Akın, Fatma Girik gibi genç artistler alıp başını gitmişken, 1963’te Ses dergisinin yarışmasıyla tanınan Ajda Pekkan ve Hülya Koçyiğit sinemaya başrollerle başlayıp kısa sürede yıldız olmuşken Nebahat hâlâ yardımcı rollerde oynamaktadır.


“Bugüne kadar birtakım prensiplere sadık kalarak yaşadım. Fakat onların bana bir şey kazandırmadıklarını, bilakis kaybettirdiklerini görüyorum,” der aynı röportajda ve artık prensiplerine sadık kalmayacağını gösteren ilk hamleyi de oracıkta yapar. Kendine rakibe olarak belirlediği Sevda Ferdağ’a “diss” atar. “4 kilo atarsam eski formumu bulurum. Ama söz aramızda, bu halimle de Sevda’dan iyiyim.”


Yazının başındaki yüzük gösterme meselesinin ve Nebahat’in Sevda Ferdağ için söylediği bu sözlerin ne kadarı gerçek, orası meçhul. Şimdilerde “off the record” deniyor ama o zamanın adabında “söz aramızda” demiş kızcağız; yâni yazılmayacağını düşünerek bir laf etmiş aslında. E o yıllarda röportajların kaydedilerek değil not tutarak yapıldığı da düşünülürse, magazin gazeteciliğinin abartı payını da göz önüne almak lazım.  


Öyle ya da böyle, Sevda Ferdağ bu lafın altında kalır mı? Kalmaz ve birkaç hafta sonra yine Ses dergisine zehir zemberek açıklamalarda bulunur. Yine o abartı payıyla soslanmış röportaj, “Güzellik Kim Nebahat Kim?” başlığıyla çıkar.


“Ben kendimi Nebahat Çehre ile mukayese bile etmem. Bir kere Nebahat’in boyu kısa olduğu gibi vücut ölçüleri idealden uzak. Hem vücudum hem yüzüm ondan güzel. O, fotojenik de olmadığı için pek az film çevirebiliyor. Nebahat Çehre 4 değil 14 kilo verse yine benim sinemada çıktığım yere erişemez. En büyük rejisörler en kuvvetli filmlerde bu yaz beni oynatıyorlar.”


Bu karşılıklı “diss”leşme çok ses getirmez ve kısa sürede unutulur gider. Zaten bir süre sonra Nebahat Çehre ismi gazete ve dergi manşetlerine fırtınalı bir aşk hikâyesiyle çıkmaya başlayacaktır. Daha ilk filmini çevirirken tanıştığı, filmin yönetmeni Atıf Yılmaz’ın asistanı ve onunla birlikte filmin senaryosunu da yazmış olan Yılmaz Güney’le Nebahat’in yolu 1964 yılında bir kez daha kesişir. 


Kamalı Zeybek filminde başrolleri paylaşan Nebahat Çehre ve Yılmaz Güney arasında alevlenen aşk evliliğe kadar gidecek, ama bu arada araya Yılmaz Güney’in evlilik dışı kızı ve kızının annesi girecek ve Çehre – Güney ilişkisi başından sonuna dek basına epeyce malzeme olacaktır.


Sinemada daha sonraları ‘dört yapraklı yonca’ diye adlandırılacak ekürinin arasına giremese de, Yeşilçam denince ilk akla gelen kadın yıldızlarından biri olmasa da 1975 yılına kadar film çevirmeye devam eder Nebahat Çehre. 


Daha kariyerinin başında Atıf Yılmaz gibi, Metin Erksan gibi iyi yönetmenlerle çalışma fırsatı yakalamış, Yılmaz Güney’le birlikte çevirdiği filmlerle sinema kariyerini perçinlemiş olsa da oyunculukta asıl çıkışını yapmasına henüz uzun yıllar vardır. Yeşilçam’daki star sistemi, kast düzeni, ayak oyunları, birçok yıldızı oyunun dışına itmektedir zaten. O da çaresiz, birçok dönemdaşı gibi o günlerde para kazanmanın ve ayakta kalmanın çok daha kolay yolu olan şarkıcılığa yönelir.


Halk yıllardır beyaz perdede gördüğü yıldızları (şarkı söyleyebilse de söyleyemese de) kanlı canlı sahnede izlemeye bayılmaktadır. Gazinocular her gün yeni bir Yeşilçam yıldızını sahneye çıkarmanın telaşındadır bu nedenle. Nebahat Çehre de gelen tekliflere epeyce direndikten sonra Zeki Müren’in cesaretlendirmesiyle kararını değiştirir ve Ali Erköse’den musiki dersleri almaya başlar.


O günlerde yine Ses dergisine verdiği röportajda sahneye çıkmanın nedenini şöyle açıklar: 

“Bugüne kadar yapılan tekliflere karşı direndim. Ama ortada şöyle bir gerçek var. Türk sinemasında üç tane kadın oyuncu var. Sinema tamamen o üç yıldıza çalışıyor. Bizlerse işin hamalıyız. Bunca zaman sinemada kalıp iyi şeyler yapmak için direndim ama ortaya çıkan filmler meydanda. Bu durumda sahneye hayır demenin, hayır demekte direnmenin yersizliğini anladım.”


Musiki dersleri bir ay sürer. Bu bir aylık sürede Ali Erköse, Nebahat Çehre’ye 14 şarkı öğretir. Nebahat, beşi tuvalet, sekiz kostüm diktirerek sahne hazırlıklarını tamamlar. Gecede 7500 lira yevmiyeyle Ankara’daki Lunapark Gazinosu’nda ilk kez şarkıcı olarak halkın karşısına çıkacaktır.


Sinemadan sahneye geçenlerin sahne maceraları genellikle kısa sürer. Bu furyadan halk çabuk sıkılır ve şarkı söyleyemeyen sinema artistleri birer ikişer elenirken, geriye sadece söyleyebilenler kalır. Nebahat Çehre’nin bunlardan biri olacağı ise daha sahneye çıktığı ilk gece, 1 Ağustos 1970 gecesi anlaşılmıştır. 


Ses dergisi muhabiri Taner Atilla o geceyi başından sonuna dek takip eder ve şu satırları kaleme alır:

Nebahat Çehre’de gözle görülür, beş duyu ile hissedilir bir tutukluk vardı. Ama bu tutukluk işin sadece şov kısmında kalıyordu. Nebahat Çehre alaturka şarkıları gerçekten çok başarılı bir şekilde söylüyordu. İlk gece alkışlar yüzünden üç kere sahneye çıkmak zorunda kaldı, tam dokuz şarkı söyledi. Dakikalarca alkışlanan ve çok kişinin ‘sinemadan sahneye geçenlerin en iyisi’ dedikleri Nebahat Çehre, kuliste sevinç gözyaşları döküyordu.


Bu arada dokuz şarkı gözünüze az gibi görünmesin zira gazinolarda kadrolar kalabalık olduğu için assolist ve solist altı dışındakiler kendilerine verilen 15-20 dakikalık süre içinde genellikle 5-6 parça anca söyler ve sahneden inerlerdi.


Diğer Yeşilçam yıldızları gibi Nebahat Çehre de gazino kadrolarında önceleri solist altının, bazen de assolistin altında sahneye çıkar, bir dönem assolist de olur. Sahne macerası aralıklarla da olsa ‘80’lerin başına kadar devam eder. İlk ve tek plak kaydı için de o sıralarda stüdyoya girer.


Ali Kocatepe, sahibi olduğu 1 Numara Plakçılık etiketiyle yayımlayacağı konsept bir albüm hazırlamaktadır. “Gazino 1 Numara” adını verdiği bu albümde çeşitli şarkıcıların kayıtları, Halit Kıvanç’ın anonsları ve alkış efektleriyle dinleyiciye bir gazino atmosferi yaşatmayı planlamıştır. Plaktaki gazinonun kadrosunda ise Kamuran Akkor, Nükhet Duru, Gökben ve Ertan Anapa gibi yıldızların yanı sıra, ismi bilinmeyen Senem ve Çetin ikilisi ve Şeyma adında bir solist ve o günlerde gazino sahnelerinin ve film setlerinin gözde yıldızlarından Suna Yıldızoğlu vardır. Kadro iki Yeşilçam yıldızıyla tamamlanır: Daha önce 45’lik plaklar yayımlamış Selma Güneri ve o güne dek şarkı kaydetmek için hiç stüdyoya girmemiş Nebahat Çehre.


Bu plak için Nebahat Çehre’nin seslendirdiği şarkı ise ilk kez 1978 yılında Tülay Özer tarafından plak yapılan, sonrasında Ferdi Özbeğen tarafından da seslendirilen “Büklüm Büklüm” adlı Sezen Aksu bestesidir. Bu alaturka formdaki şarkı, alaturkayı başarıyla icra ettiğini gazino sahnesinde yıllardır ispat etmiş Nebahat Çehre için biçilmiş kaftandır. Zor bir şarkıdır öte yandan, geniş bir ses aralığı gerektirir ama Çehre şarkının altından başarıyla kalkar. Sonuç o kadar iyidir ki bu şarkı plağa B yüzünün ilk şarkısı olarak konulur.


Bu plak hâlâ koleksiyonerlerin arşivlerinde kalmış, maalesef bugünlere ulaşamamış bir albüm. Dijital platformlarda bulmak mümkün değil. 2009 yılında Odeon Müzik’le giriştiğimiz “Şöhretler Gazinosu” projesinde sinema ve tiyatro yıldızlarının Odeon arşivinde var olan plak kayıtlarını bir araya getirmek düşüncesiyle yola çıkmıştık. Proje şekillenirken benim aklıma bu kayıt da geldi. Odeon hesabına yapılmamıştı ama belki izinlerini alıp bu albüme koyabilirdik. Aşk-ı Memnu’nun ortalığı kasıp kavurduğu o günlerde Nebahat Çehre oyunculuğuyla zirvedeyken geçmişte kalmış şarkıcılığını anımsatmak ilginç olabilirdi. Nitekim izinler alındı ve bu şarkı da bu sayede bugünlere ulaşmış oldu.


2010 yılı ocak ayında o günlerde Pal FM’de devam eden radyo programım için Nebahat Çehre’yle bir telefon röportajı yapmıştık; daha doğrusu Elhan yapmıştı. Bu vesileyle o kaydı da arşivimden çıkarıp dijital alemlere salmak istedim. Meraklısı aşağıdaki videodan dinleyebilir.



Çehre'nin bu röportajda ve başka birçok röportajında da itiraf ettiği gibi müziğe devam etmemekle hata yaptığını düşünüyorum ben de. Plak yapan Yeşilçam yıldızlarının hepsini dinlemiş biri olarak tıpkı Ses dergisi muhabiri gibi ben de onun şarkıcılık işinde Yeşilçam’ın en iyisi olduğunu söyleyebilirim, sadece elimizdeki tek kaydını dinleyerek bile. Ah işte o yıllarda Nebahat Çehre’nin karşısına Firdevs Yöreoğlu çıksaydı ve “Aptallık etme, sen Nebahat Çehre’sin, sesinin kıymetini bil!” deseydi şimdi bu pişmanlığı yaşamıyor olurdu belki de.



Nebahat Çehre “Büklüm Büklüm”ü bir kez de televizyonda seslendirdi. Çok emin değilim, bu konuda kesin bilgi de bulamadım ama saç, makyaj ve dekordan yola çıkarsak, 1980’i 1981’e bağlayan yılbaşı gecesi olma ihtimali yüksek. Görüntünün temiz kaydını umarım ve dilerim TRT Arşiv bir gün karşımıza çıkarır.


Peki 1980 yılında bu plak yayımlandıktan sonra ne oldu? Nebahat Çehre çeşitli röportajlarında plağın üç ay liste başı olduğunu söylese de işin aslı pek öyle değil. Yanlış hatırlıyor olsa gerek. Plak öyle aman aman bir ilgi görmedi yayımlandığı günlerde. Zaten arabesk dışındaki plakların pek fazla satılmadığı bir dönemdi. Doğrusu bu ya, yıllardır film de çevirmediği için Nebahat Çehre de eskisi kadar popüler değildi. Neyse ki 1985 yılında Kahreden Gençlik adlı filmle, 10 yıl aradan sonra sinemaya döndü ve sahneyi tamamen bıraktı. Beş filmde oynadıktan sonra dört yıllık bir ara daha verdi ve 1992’de rol aldığı Yedikuleli Mihriban dizisi ile birlikte de televizyon kariyeri başladı.


Denilebilir ki 2004 tarihli Haziran Gecesi dizisi bir kuşağın Nebahat Çehre’yi yeniden keşfetmesini sağladı. 2008’de başlayan Aşk-ı Memnu ise Nebahat Çehre kariyerinin zirvesi oldu. Muhteşem Yüzyıl’daki Valide Sultan rolü de en az Kumru Aydın ve Firdevs Yöreoğlu kadar güçlü bir kadın karakter olunca ve bu üç rol de ayrı ayrı Nebahat Çehre ile özdeşleşince, kendi yaş skalasındaki güçlü kadın rollerinin yegâne yıldızı olduğu gerçeği su götürmez hale geldi. 



Hayatın bize ne zaman ne getireceğini hiç bilemeyiz ya... Yirmili yaşlarında kıymetinin bilinmediğinden yakınan genç kız, altmış yaşından sonra daha önce hiç olmadığı kadar popüler oluvermişti işte.



Her ne kadar kendisi bu kalıba sokulmaktan rahatsız olduğunu her fırsatta dile getirse de dizi yapımcılarının da dediği gibi hakikaten “alternatifi yok.” Çünkü o beden dili, o asalet, o dik duruş ve o incelikli oyunculuk kolay bulunabilen şeyler değil.


Şarkısını yazmak üzere çıkmıştım yola ama yazı ister istemez mini bir Nebahat Çehre biyografisine dönüştü. Yazının sonunu da sürprizli bağlayayım o vakit. 2017’de Cenk Eren’in Bostancı Gösteri Merkezi’nde verdiği konserde Nebahat Çehre uzun yıllar sonra ilk kez sahneye çıkıyor ve “Büklüm Büklüm”ü Cenk Eren’le birlikte seslendiriyor. Arşivlik bu video da bu yazının noktası olsun.


0
Share
Lalalar – “Hata Benim Göbek Adım / Yalnız Ölü Balıklar Akıntıyı Takip Eder”


Anadolu popun saykodelik “rock” tavrı bir süredir alabildiğine popüler. Hem eskiden yapılanlar, hem de yeni neslin yaptıkları Türkiye’den çok dünyada ilgi görüyor ayrıca. Bu yüzden de özellikle sınırların dışına çıkmak isteyenler için neredeyse kolay yol haline geldi. Turistlere kilim satmak gibi mi?.. Belki biraz öyle ama batı tipi “rock” müziğini batıya satamayacağımız da ortada. Zamanında yurt dışına açılmak bu kadar kolay olsaydı, Türkiye’den en az birkaç uluslararası yıldız çıkarabilirdik belki de.


Lalalar, Barlas Tan Özemek, Ali Güçlü Şimşek ve Kaan Düzarat’tan kurulu bir grup. Mazisi çok eski değil ama grubu oluşturan müzisyenlerin hepsi uzun süredir sektörde var olan isimler. Ali Güçlü Şimşek’i hem Çilekeş’ten hem de Gaye Su Akyol’la yaptıklarından biliyoruz, Barlas Tan Özemek daha önce solo bir albüm yayımlamıştı, Kaan Düzarat ise “dj” olarak zaten tanınıyordu. Lalalar olarak ilk teklileri “İsyanlar”ı ise 2019 yılında yayımladılar. Ardından “Mecnun’dan Beter Haldeyim” geldi. Geçtiğimiz günlerde ise Lalalar’ın iki teklisi birden yayımlandı; yâni bir nevi 45’lik. Zaten her iki şarkının isminin yanında da ‘7’’ Edition’ ibaresi var.


Dünyada bu türün gözde olduğu ve Türkiye’de de Anadolu popla harmanlandığı dönemi bilenler için bugün yapılanların bir kısmı “replika” gibi geliyor, doğruya doğru. Ama bu müziği sahiden bugünün içinden geçirebilen, taklide ya da tekrara düşmeden, yaratıcı ve özgün işler yapabilenler de çok. Lalalar daha önce yayımlanmış iki şarkısıyla bile bunu hissettirmişti; yeni şarkılar da durumu netleştiriyor.


Lalalar’ın müziğinde en dikkat çeken şey güçlü bas yürüyüşleri, parlak “riff”ler ve deforme edilmiş, kirli sesler. Şarkı sözleri yetkin, melodiler etkili. Bütün bunlar grubu emsallerinden bir adım öne çıkarıyor. “Yalnız Ölü Balıklar Akıntıyı Takip Eder”, sert sözleriyle bir şarkıdan çok bir manifesto gibi. Aksak ritmiyle kulağa eğlenceli gibi gelse de aslında değil. 



“Hata Benim Göbek Adım” ise sözleri bir kenara koyarsak, melodik açıdan pekâlâ bir ‘70’ler Orhan Gencebay ya da Ferdi Tayfur şarkısı olabilirmiş. Her iki şarkının yarattığı atmosfer de birbirinden farklı ve bağımsız olarak çok etkileyici.


Daha şimdiden yurt dışında birçok festivalde, mekânda çalmaya başlamış Lalalar. Ben de merakla takip ediyorum.

0
Share

Ayşe Hatun Önal – “Efsane”


Ayşe Hatun Önal, Fikri Karayel, bir de üstüne Ufuk Kevser… Çok parlak gözüküyor böyle yan yana yazınca. Beklenti büyük oluyor. “Cool” bir elektronik şarkı mesela… Hani Ayşe Hatun Önal biraz o sulardan çıktı ya son zamanlarda… Hani Fikri Karayel ve Ufuk Kevser de tam o havalardan çalar ya…


Enteresan ama öyle bir şarkı değil karşımıza çıkan. İsmi çok iddialı: “Efsane”. Ne var ki daha şarkının başında duyduğumuz “Efso” vokaliyle bir kalıyorsunuz şöyle. Bayatlamadı mı çoktan bu “efso” esprisi (hatta şarkısı bile yapıldı çok önce?) Dahası ben kendi adıma sözlerin ne anlattığını, neden bahsettiğini zerre anlamadım. Hadi onu geçtim. Bu melodiyi ben bir yerden tanıyorum. Yoksa neden şarkıyı dinler dinlemez “Devrim istiyorsanız devrim yapalım, rüzgâr nereden esiyor ona bakalım,” diye mırıldanmaya başlayayım? Ne alakası var? Var işte. Timur Selçuk’un “Dönek Türküsü” dolaşıyor “Efsane”nin melodisinde.   


Ayşe Hatun Önal'ın sesinde acayip bir karizma var. "Güzel ses, güçlü ses, şahane şarkıcılık" filan demiyorum bakın. Başka bir şey; belki bir "aura"; ona kabul. Bu şarkıda da o meydan okuyan, tavırlı sesi yine çok çekici. Klibin bir mesajı, alt metni var, o da hoş. Dahası Ufuk Kevser’in düzenlemesi çok çok iyi.


Ayşe Hatun Önal’ın ne yapsa beğenecek bir kitlesi var. Müzikte her şey çok sıradanlaşmış, renksizleşmişken biraz farklılık, biraz ters köşe iyidir belki de. Yine de “Efsane”nin beklentimin çok altında kaldığını söylemeliyim. En azından bu üçlüden beklentim bu değildi.

0
Share

Sevinç Tevs – “Ve Ben Yalnız”


1927 yılında Ankara’da doğdu. Ankara Devlet Konservatuarı Şan Bölümünü bitirdi. Ablası Sevim Tevs’le birlikte Ankara Radyosu’nda yaptığı programlarla tanındı. 


İstanbul’da ilk konserini Saray Sineması’nda verdi ve büyük ilgi gören bu konseri diğerleri izledi. Taksim Gazinosu ile imzaladığı üç aylık sözleşme sonrasında da müzik yaşantısına İstanbul’da devam etti.


1948 yılında Arif Mardin’in “For You” adlı bestesiyle katıldığı New York Caz Festivali’nde birinci oldu. 1957 yılında BBC Radyosu’nun Türkçe yayınlar servisi için iki program yaptı. 


1958 yılında gazeteci Cüneyt Sermet, Milliyet gazetesindeki köşesinde ondan “Türkiye’nin en iyi kadın caz şarkıcısı” diye söz ediyor ve onun dünyaca ünlü caz solisti Sarah Vaughan’la aynı kalibrede olduğunu söylüyordu.   


Türkiye'nin ilk madencisi iş adamı Siham Kemali Söylemezoğlu ile evliliğinden doğan kızının adını Şehrazat koydu. Önceleri şarkı söyleyerek müzik dünyasında adını duyuracak Şehrazat, sonrasında Türkiye’nin en önemli pop müzik bestecilerinden biri olarak anılmaya başlanacaktı. 


1968 yılında Yunanistan’da düzenlenen Apollonia Şarkı Festivali’nde Türkiye’yi temsil etmek üzere seçilen iki besteden biri olan Özdemir Erdoğan’ın bestesi “Özleyiş”i Ajda Pekkan seslendirirken, Selmi Andak’ın bestesi “Ve Ben Yalnız” ise Sevinç Tevs tarafından seslendiriliyordu. Ancak festivalden sonra şarkıyı plak yapan Sevinç Tevs değil, Gönül Turgut oldu. Tevs ise uzun yıllardır sahnede olmasına rağmen hâlâ bir plak kaydı yapmamıştı.


Kariyeri boyunca Amerika, Fransa, Küba, Portekiz, Mısır ve Belçika başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde konserler veren, televizyon programları yapan Tevs, 1972’de Elmadağ’da kendi açtığı gece kulübü Club The Rythm Section’da program yapmaya başladı. Ancak bir süre sonra kulübü kapattı ve üç yıl kadar bir süre sahneden uzak kaldı.


1976 yılında ölümünden çok kısa bir süre önce çıktığı son televizyon programında hastalığından bahsederken şu cümleleri kuracaktı: “Sıkı durun, ürkmeyin ha! Kanserim ama korkmuyorum. Onunla altı ay önce vedalaştık, bir daha karşılaşacağımızı sanmıyorum. İnsan isterse hastalık konusunda bir yere kadar geciktirme yapabilir,” demişti. Ancak 24 Ekim 1976 günü hayata gözlerini yumdu.


İlk ve tek plağı ise ölümünden birkaç ay sonra düzenlenecek anma gecesi için basıldı. Türk Kanser Vakfı yararına yapılan gece için basılan plakta Tevs’in iki caz standardı kaydı yer alıyordu. 


Sevinç Tevs’in sesinden kaydedilmiş ve hiç yayımlanmamış “Ve Ben Yalnız” ise 2009 yılında sürpriz bir biçimde gün ışığına çıktı. 1968’de yapılmış bu kayıt, Selmi Andak bestelerinin orijinal kayıtlardan oluşan iki albümden birinde, “O Şarkıyı Henüz Yazmadım”da ilk kez yayımlandı.


Ne yazık ki bu benzersiz sesten, bu dünya çapında caz yorumcusundan elimizde kalan kayıt sayısı çok ama çok az. Umarım ve dilerim ki varlığını bildiğim kimi kayıtlar da zaman içerisinde yayımlanır.

Bugün Sevinç Tevs’in ölüm yıldönümü. Ruhu şâd olsun.   

0
Share
Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa

Hakkımda


Photo Profile

Yavuz Hakan Tok
Müzik Yazarı / Eleştirmen / Arşivci

2001 yılında Bir Zamanlar adlı internet sitesinde müzik yazıları yazmaya başladı. Yanı sıra yazıları, Zip İstanbul, Koara, İkinci Kanal, Caretta, Mezun Life, Popüler Tarih dergilerinde, Bugün gazetesi ve Milliyet gazetesinde yayımlandı.

Daha Fazla



Takip Et

  • Instagram
  • YouTube
  • Twitter
  • Facebook

Bu Hafta Çok Okunanlar

  • Prestij Müzik'in Film Gibi Hikâyesi
    (Milliyet Sanat dergisi Şubat 2023 sayısında ve 5 Şubat 2023 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanmıştır.)    1997 yılında bir vesileyle Pre...
  • Ne Kadarı Fatih, Ne Kadarı Mabel?
    MABEL MATİZ - "FATİH"  “Yahu bu ne? Bu zamanda 25 şarkılık albüm mü olur? Kim dinleyecek bunu?” “Şarkıların hepsi birbirine benz...
  • Bu Yazının Sahibi Benim!
    “Aman sakın ha şarkılarınızı noterden tasdikletmeden filanca kişiye dinletmeyin!”
  • Çeşitli Sanatçılar - "Yıldız Tilbe'nin Yıldızlı Şarkıları"
    BİR “UYUMSUZ”UN ŞARKILARI (30 Temmuz 2018 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.) “Delikanlım”la başlayan şarkı ...
  • Çeşitli Sanatçılar - "Kayahan'ın En İyileri 1"
    “YOLU SEVGİDEN GEÇEN” ŞARKILAR (1. BÖLÜM)  NTV’de yayınlanan Söz ve Müzik belgeselinin Kayahan özel bölümü için kolları sıvadığımızda 2014...

Arşivden

  • Suna Yıldızoğlu Röportajı
    Yabancı Gelin Sonia, Türkiye'de nasıl ünlü bir sinema oyuncusu ve şarkıcı oldu?.. Yetmişlerde ona kim, neden açık çek verdi? Dillere...
  • Prestij Müzik'in Film Gibi Hikâyesi
    (Milliyet Sanat dergisi Şubat 2023 sayısında ve 5 Şubat 2023 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanmıştır.)    1997 yılında bir vesileyle Pre...
  • Ne Kadarı Fatih, Ne Kadarı Mabel?
    MABEL MATİZ - "FATİH"  “Yahu bu ne? Bu zamanda 25 şarkılık albüm mü olur? Kim dinleyecek bunu?” “Şarkıların hepsi birbirine benz...
  • İzlediklerim Ocak 2012
    ENBE ORKESTRASI - "SENDEN KIYMETLİ Mİ?" Bütün tartışmalara, eleştirilere rağmen popüler müzik piyasasında ENBE damgası vurulmuş ...
  • Oya Bora Röportajı
    "Hani Peter Pan masalı gibi bir hayal dünyası vardır ya; orada kötülük yoktur, orada ihanet yoktur, orada acı çekilmez. Bizim şarkılar...
Copyright © 2019 Yeter ki Müzik Olsun

Created with by Beauty Templates | Distributed by Gooyaabi Templates