Yeter ki Müzik Olsun
  • Seninle Üç Dakika
  • _Giriş
  • _1975
  • _1976
  • _1977
  • _1978
  • _1979
  • _1980
  • _1981
  • Röportajlar
  • Konser Yazıları
  • _2019 Konserleri
  • _2018 Konserleri
  • _2017 Konserleri
  • _2015 Konserleri
  • _2016 Konserleri
  • _2014 Konserleri
  • Günün Şarkısı
  • Albüm / Şarkı Eleştirileri
  • Güncel
  • Yıldızlar
  • Klasikler
  • Ses Dergisi
  • Günlükler
  • _Eurovision 2011 Günlüğü
  • _Eurovision 2010 Günlüğü
  • _Nasıl TV Programı Yaptık?

Bağzıları – “Hayaletler”


2016 yılında kurulan ve Bağzı Şeyler adıyla tanındıktan bir süre sonra isim değiştiren Bağzıları, Ömer Naldemir, Emre Sargın, Hür Kır ve İsmail Ozan’dan oluşuyor. Grup 2017’de “Bize Kalsın” ve 2018’de “Gece Lambası” albümlerini piyasaya sürdü, 2019’da ise “Sizin Olsun Dünyalar” adını taşıyan bir tekli yayımladı.


Özellikle ikinci albümüyle kendi kulvarında yerini sağlamlaştıran Bağzıları cephesinden geçtiğimiz günlerde yeni bir tekli daha geldi. “Hayaletler”, Garaj Müzik etiketiyle dijital platformlarda yerini aldı.


Canlı ve enerjik bir tavrın belirgin olarak ön plana çıktığı, melodik şarkılarıyla günümüz gruplarının çoğuna hâkim olan koyu kıvam “indie” havadan ayrılıyor Bağzıları. Kolay ezber edilebilir, eşlik edilebilir, ruhu ve dili genç şarkıları var ve bu bir avantaj. “Hayaletler” de bu genellemeye rahatlıkla dâhil edilebilir bir şarkı. Söz, müzik ve düzenlemesi grubun solisti de olan Ömer Naldemir’e ait şarkıyı daha ilk dinlediğinizde bir Bağzıları konserinde çalınırken eşlik ettiğinizi hayal edebiliyorsunuz.



0
Share

Emrah Demiralp – “Güzel Kadın”


Yıllardır müziğin mutfağında olmakla beraber son iki yıldır kendi sesinden şarkılar da yayımlamaya başlayan Emrah Demiralp’in yeni teklisi “Güzel Kadın”, Demiralp’in sahibi olduğu Müzikal İşler Production firmasının etiketiyle geçtiğimiz günlerde yayımlandı.


Emrah Demiralp daha önce Burcu Küngürlü ile birlikte “Sorma”, Yaprak Çamlıca ile birlikte “Yalandan”, solo olarak da “Bu Acı Geçiyor mu?” ve “Dokunmayın” teklilerine imza attı. Bunların her biri akustik kayıtlardı. “Güzel Kadın” ise bir “cover”. Söz ve müziği Turgut Raviş’e ait şarkı ilk kez 2015 yılında Raviş grubunun aynı adlı teklisinde yer almıştı. Şarkı yayımlandığı dönemde sevilmiş ve epeyce dile düşmüştü. Dört yıl sonra aynı şarkıyı bu defa Emrah Demiralp’in yorumuyla dinliyoruz.


Bu versiyon orijinalinden daha “soft”, daha ritim yürüyüşü daha farklı, Samim Sakaryalı tarafından yazılmış yaylı kompozisyonu ise şarkının ruhuna çok uygun bir romantizm getirmiş. Emrah Demiralp’in yorumu da öyle. Şarkıyı zaten sevenlerdenseniz, bu versiyonu da çok seveceksiniz; bilmiyorsanız da keşfetmenin tam sırası.      

0
Share

Sibel Can – “Cilveler”


1970 yılında İstanbul Karagümrük’de doğan Sibel Can, müzisyen olan babasından etkilenerek küçük yaşlardan itibaren dans etmek ve şarkı söylemekten başka bir şey düşünmez. Nitekim henüz 14 yaşındayken İstanbul’da Halikarnas Gazinosu’nda sahneye çıkmaya başlar. Hemen dikkat çeker ve teklifler ardı ardına gelir. Bir gecede altı ayrı yerde dans eder o dönemde. Hem iyi para kazanmaya hem de basında fotoğrafları, haberleri çıkmaya başlamıştır.


Gazeteci Melih Aşık, 1986 yılında Milliyet gazetesindeki Açık Pencere adlı köşesi için o günlerin gözde dansözü Sibel Can’la kısa bir röportaj yapar:

_Şu masanın üzerinde dans etme esprisi nedir?

_Bilmem ki… Daha çok kadınlar ısrar ediyor.

_Seviyor musunuz masanın üzerinde dans etmeyi?

_Bazen eteklerim masadaki cacıkların, fasulye pilakilerin 
içine giriyor, ona çok sinir oluyorum.


_Hani şu para yapıştırılıyor ya alına, göbeğe filan…O paraları ne yapıyorsunuz?

_Eğer orkestra yoksa para bana kalıyor. Varsa onlarla paylaşıyoruz. Çoğunu onlara veriyorum.

_Hoşunuza gidiyor mu paraların takılması?

_Gıdıklanıyorum vallahi…

_Böyle hep dans mı edeceksiniz?

_Türk müziği dersi alıyorum. İleride şarkı söyleyeceğim.


Derken Astoria Kulüp’te bir gece onu Fahrettin Aslan izler ve hemen orada ona ertesi gün ofisine gelmesini söyler. Gittiğinde Nükhet Duru da oradadır. Gazinocular Kralı Onu Nükhet Duru’ya emanet eder. Saçından giyeceklerine dek her şeyiyle Nükhet Duru ilgilenir ve Sibel Can, Maksim Gazinosu’nda dansöz olarak sahneye çıkmaya başlar.


Ne var ki Maksim’deki bu ilk çalışması sadece altı gün sürer. Gazetelerde çıkan haberler nedeniyle henüz 16 yaşında fark edilince polis devreye girer ve sahneye çıkması yasaklanır. Mahkeme kararıyla yaşı 22’ye çıkartılır ve bütün bu haberler onun daha da fazla tanınmasına neden olur.   


Gençliği, güzelliği ve dans yeteneğiyle günün en popüler dansözlerinden biridir artık. Fahrettin Aslan’la beş yıllık mukavelesi vardır ama onun gönlünde yatan aslan şarkı söylemektir aslında. Şarkıcılık yoluna ilk adım atışı ise kendi türünün en parlak isimlerinden gelen destekle gerçekleşir. Vedat Yıldırımbora, Özer Şenay ve Osman İşmen’in düzenleme ve müzik yönetmenliğine imza attığı ilk albümü “Günah Bize”, Orhan Gencebay’ın müzik firması Kervan plak etiketiyle 1987 yılı yaz aylarında yayımlanır. 33’lük plak ve kaset olarak piyasaya sürülen bu albüm herkesin dikkatini çeker. Bu dansöz kızın sesi ve şarkıcılığı hiç de yabana atılacak gibi değildir.


Nitekim kaseti dinleyen Fahrettin Aslan o dakika kararını verir. “Hazır olunca bana bildirin, onu sahneye assolist olarak çıkaracağım,” talimatını verir çevresindekilere. İki üç ay gibi kadar bir sürede assolistliğin bütün raconunu öğrenen Sibel Can, 29 Ekim 1987 gecesi Maksim’in en yeni ve en genç assolisti olarak ilk kez dinleyici karşısına çıkar.


Aynı yılın yılbaşı gecesi ise TRT’nin yılbaşı özel programında, Maksim sahnesinde yapılan çekimler ekrana gelir. Önce dansını izleriz, sonra da bir şarkısını. 


Beyaz kostümü, yaşından beklenmeyecek denli ağır tavırları, Emel Sayın’ı anımsatan hareketleri, mikrofon tutuşu, duruşu, arkasındaki büyük saz heyeti ve dahi “korist”lerine (alaturka solistlerinin vokalistlerine “korist” denirdi) varıncaya kadar gerçekten de tam bir assolisttir Sibel Can. Ekran başında izleyenler bunun farkına varır, kabul eder ve bu genç assolisti bağrına basar.


Sonrasını aşağı yukarı biliyorsunuz zaten. Gazino dünyasının son assolistlerinden biri olacak ve kariyerini uzun yıllar boyu sürdürecek Sibel Can’ın Yeşilçam filmlerini aratmayacak hikâyesi böyle başlar.


Dönelim tekrar ilk albüme… 11 şarkıdan oluşan “Günah Bize” 33’lüğünde ağırlıklı olarak arabesk, birkaç tane de sanat müziği formunda şarkı vardır. Vedat Yıldırımbora’nın üç bestesi, “Günah Bize,” Yalan” ve “Silemediler” başı çekse de, Orhan Gencebay’ın daha önce kendi seslendirdiği “Diyemedim ki” ve “Dünya Dönüyor” adlı besteleri de albümün ağır toplarıdır. “Gözünde bir Damla”, “Şarkı Sunan Diller”, “Gece Her Yer” ve “Yetti Bu Ayrılık” albümün alaturka kanadını oluşturur. 


Özer Şenay’ın iki bestesi ile de repertuar tamamlanır. Bu iki besteden biri olan ve sözleri Şakir Askan tarafından yazılan “Cilveler”, Sibel Can’ın kendi kendini yere göğe sığdıramadığı sözleriyle dikkat çeker:

“İnan yok bu dünyada benim gibi bir dilber
Kimde var böyle endam, bu bakışlar bu gözler…”

Diye başlar şarkı ve öyle de gider…


Yıllanmış koca koca assolistlerin sahnesine çıkmak, sahnesinde olmak için türlü ayak oyunları çevirdiği Maksim’e 17 yaşında assolist olacaksın, her sene ekrana acaba kim çıkacak kim çıkmayacak tartışmalarının yaşandığı TRT yılbaşı programının baş köşesine konacaksın ve üstelik halka kendini sevdirecek, bu sevgiyi yıllarca sıcak tutacaksın. Elbette bunu sadece güzelliğiyle başarmadı ama yine de güzelliğini metheden bu şarkıyı ne kadar söylese hakkı vardı. Keşke hep bu kadar masum kalabilseydi… Ama hangimiz kalabildik ki?

1
Share

Batu Akdeniz – “Vuruldum”


Batu Akdeniz, geride bıraktığımız ağustos ayında “Hareket Vakti” adlı teklisiyle dinleyici karşısına çıkmıştı. Geçtiğimiz günlerde ise yeni teklisi “Vuruldum”, Garaj Müzik etiketiyle yayımlandı. Akdeniz, önümüzdeki aylarda piyasaya çıkarmayı planladığı albümünün bir şarkısını daha dinleyiciyle buluşturdu böylece.


“Vuruldum”u iki yıl önce yazmış Batu Akdeniz ve yazdığı ilk Türkçe sözlü şarkıymış. Bilenler bilir, Akdeniz’in solo çalışmalarından önce müzik yaptığı grubu Heavy Sky’da, İngilizce sözlü şarkılar yazıyordu.


“Vuruldum” ilk dinleyişte dinleyene ‘70’li ya da ‘80’li yıllarda yazıldığı ve çalındığı izlenimi veren ağır ve oturaklı bir “blues”. Şimdilerde, özellikle Türkçe “rock” müzikte böyle şarkılar pek yapılamıyor, malum. Şarkının düzenlemesini Batu Akdeniz ve Bulut Gör birlikte yapmış ve bu genç müzisyenler şaşırtıcı derecede olgun bir iş çıkarmışlar ortaya. 


Batu Akdeniz, Türkiye’de üretilen “rock” müziğin genç kuşağında önemsenmesi gereken isimlerin başında geliyor. Bu şarkı bunu bir kez daha gösteriyor.  

0
Share
Elif Kaya – “Deja Vu, Vol.1”


İlk albümünü 2014 yılında yayımlayan Elif Kaya, sonrasında teklilerle ilerlemeyi tercih etti. İlk albümü gibi peşi sıra gelen teklileri de kararsızdı. Kendi tarzını, stilini ya hâlâ arıyor ya da belki bulmak istemiyordu, emin değilim. Nitekim geçtiğimiz günlerde de bu defa bir “cover” albümle çıktı karşımıza. “Deja Vu, Vol.1” adını taşıyan albüm Poll Production etiketiyle yayımlandı.


Albümde 5 eski şarkıyı yeniden seslendirmiş Elif Kaya ve Selim Çaldıran da albümün hem prodüktörlüğünü hem de aranjörlüğünü yapmış. Şarkıların biri ‘80’ler, diğerleri ise ‘90’lardan. Her biri zamanında epeyce ses getirmiş, dillere düşmüş, söyleyenleriyle de epeyce özdeşleşmiş şarkılar. Dolayısıyla albümü dinlemeye başlamadan önce bir merak uyanıyor içinizde. Dinlemeye başlayınca ise şaşkınlığa uğruyorsunuz.


“Cover” şöyle olmalı böyle olmalı diye ahkam keseriz bin yıldır. Aslını taklit etmemeli ama orijinali de çok değiştirmemeli şartlarında hemfikir kalırız genelde. Ne gam! Elif Kaya ve Selim Çaldıran tam tersini yapmak için adeta yemin edip girmişler stüdyoya. 5 şarkının 4’ünün orijinal versiyonlarıyla ilgisi yok. Hani üşenmeyip sözleri de değiştirselermiş 4 yeni şarkı ve 1 “cover”dan oluşan bir albüm diye dinletebilirlermiş bize. Zira bir tek “Selam Ver” tanıdık geliyor kulağa.


Olmayacak şey değil aslında. Bu da bir yöntem. Bir dönemin popüler şarkılarını bugünün ritim ve “sound” anlayışına uydurup, konsept bir iş yapmak nispeten anlaşılabilir. Misal, Michael Jackson’ın o gümbür gümbür “Beat It”lerinin “Billie Jean”lerinin filan bayağı “chill out” versiyonları filan yapıldı, yapılıyor. Gelgelelim içinden bizim komalı momalı, makamlı, yarım sesli nağmeler geçen şarkılarımıza bu müdahale yapılınca ister istemez “majörler tükendi, minörlere yolculuk” durumu hâsıl olmuş ve şarkıların melodik yapıları bambaşka hale gelmiş. Haliyle çok yadırgıyorsunuz dinlerken.


Daha batı formunda şarkılar seçilseydi belki bu kadar tuhaf bir sonuç çıkmazdı ortaya ama belli ki Çaldıran ve Kaya özellikle ters köşe olsun ve bu tuhaf sonuç çıksın istemişler. İbrahim Tatlıses tarafından meşhur edilip de sonrasında söylemeyenin kalmadığı “Mavi Mavi”, Nilüfer tarafından Osman İşmen düzenlemesiyle pop sularından geçirilmişti zamanında ama bu versiyonun onunla da bir ilgisi yok. Serdar Ortaç’ın bol darbukalı fıkır fıkır “Karabiberim”inin bu versiyonuyla artık ne göbek atabilir ne de kadehlere vurabilirsiniz. “Okayi yamaşita kombaba”sız bir “8.15” vapurunu kaçırsanız da üzülmeyebilirsiniz. Yeni haliyle adını rahatlıkla “Her Şey Bitti” olarak değiştirebileceğiniz “Sök Kalbini” ise artık kalbinizi yerinden sökmenize değmeyecek kadar “cool”.


Gerek düzenlemeler gerekse Elif Kaya’nın sakin ama çok yerinde vokal tekniği ile bütün olarak albümün müzikal niteliği gayet sağlam; ona laf yok. Eğer bu şarkıları böyle duymak sizi rahatsız etmiyorsa, keyifle dinleyebilirsiniz. Ama “cover” meselesine benim gibi tutucu yaklaşıyorsanız şayet, bu albüme pek de yaklaşmasanız daha iyi olur.     

0
Share
AŞKIN 50 TONU


Birkaç yıldır önce ortalığı kasıp kavuran “Bağdat” adlı şarkısında “ben dünyanın en büyük âşığı olabilirim,” demişti Ayla Çelik. Bu kez çıtayı biraz daha yükseltmiş zira yeni albümü “Daha Bi’ Âşık” adını taşıyor. (Eskiden Neriman diye bir şarkıcımız vardı. İlk albümünün adı "Öp Beni", ikinci albümünün adı "Sarıl Bana" olunca üçüncü albümünün adı ne olacak diye kendi aramızda iddiaya girmiştik. Ayla Çelik'in dördüncü albümünün adı da "Ultra Âşık" filan olur mu ki acaba, bilemedim.)  


İşin şakası bir yana her daim ana meselemiz aşk ve aşktan söz eden her şarkı bir sıfır önde giriyor dinleyiciyi yakalama yarışına. Memleketin pop tarihine baktığınızda dilden dile gezinmiş aşk şarkılarının büyük yüzdesinde kadınların imzası var. Sezen Aksu, Aysel Gürel, Fikret Şeneş, Çiğdem Talu, Ülkü Aker… Say say bitmez. Ayla Çelik’i de dâhil edebilir miyiz bu genellemeye? Ederiz tabii, neden etmeyelim? Ne var ki ne Sezen Aksu’yla ne de saydığım diğer isimlerden biriyle kıyaslamamak kaydıyla. (Ayla Çelik’in bir röportajında söylediğine göre kıyaslayanlar varmış çünkü, ben onun yalancısıyım.)


“Daha Bi’ Âşık,” Ayla Çelik’in üçüncü albümü. Geçtiğimiz günlerde Sony Müzik etiketiyle yayımlandı. Albümün ismi kadar şeker pembesi kapak ve kartoneti de 14 şarkının her birinde aşktan söz edildiğini bir bakışta haber veriyor dinleyeceklere. Zaten dinleyince de yanıltmıyor.


Müzik yazarı Mertbell albümden bahseden yazısında “adult pop” tabirini kullanmıştı. Çok yerinde bir tanımlama. Dünya popüler müzik literatüründe kullanımda olan bu tabir bizim memlekette (zaten yeterince tür karmaşası içindeyken) Türkçe pop kategorize edilirken dahi hemen hiç kullanılmadı. Ve fakat “teenage” kitle ile “adult” kitle arasındaki beğeni farkı son dönemde daha önce hiç olmadığı kadar açıldı. Şu anki genç kesimin büyük kısmı pop dinlemiyor, dinleyenlerin pop anlayışı ise ‘60’lardan bu yana alışageldiğimiz stilin dışında seyrediyor. Haliyle kafadan “adult” oldu o anlayış.


Bu kötü bir şey mi? Elbette değil. Dünyada melodi ve söz tamamen tükenene kadar alışageldiğimiz anlamda pop var olmaya devam edecek. Bizi kolayca yakalayacak, sarıp sarmalayacak, dilimize dolanacak, eğlendirecek, hafifletecek, yer yer de hüngür şakır ağlatacak. Ayla Çelik de bu albümüyle tam anlamıyla onu yapıyor.


12 tane sıfır kilometre, iki de “cover” şarkıdan oluşmuş bir albüm bu. Sadece bu bile bu zamanda kıymet verilmesi gereken bir çaba, belki de bir göze alınmış bir risk. Ayla Çelik, albümü daha piyasaya çıkmadan evvel, büyük bir heyecanla dinletti bana. Şarkıların hepsini dinleyip bitirdiğimizde “Şarkılar birbirini yemesin,” şüphesini dile getirmek ihtiyacı hissettim. Zira bugünün müzik endüstrisinde tekli olarak satışa sunulup kendince iş yapabilecek çok fazla şarkı dinlemiştim ardı ardına ve hepsini bir albüm olarak piyasaya sürmek, tek tek keşfedilmelerini ister istemez engelleyebilirdi. Ben bile albüm yapmanın dezavantajlarından bahsetmeye başlamışsam durum kötü demektir. Neyse ki Ayla Çelik benim gibi düşünenlere takılmamış, bildiğini okumuş.


Ayla Çelik için çok güçlü bir sesi ve yorumu olan muazzam bir şarkıcı diyemeyiz belki ama kendi şarkılarını söylemesinin avantajıyla dinleyiciyi kendi dünyasına buyur edebilen bir şarkıcı. Bu da az şey değil. Bununla beraber yıllar boyunca Sibel Can ve Demet Akalın gibi iki fenomene verdiği ve “hit” olmuş şarkıları da var. Haliyle şimdi yeni şarkılarını dinlerken ister istemez bazı şarkıları onlar söylese nasıl olurdu diye düşünüyorsunuz. Bazı şarkıları dinlerken “Bunu Demet nasıl kaçırdı?” filan diye sorduğum oldu benim mesela. Yüzüne karşı sordum, evet. Bu düşüncenin belirmesi ya onun şarkı verdiği isimlere çok uygun şarkılar yazmasından ya da şarkı verdiği isimlerin onun yazdığı şarkıları iyi taşımasından artık onu bilmiyorum.


O gün albümü dinlerken elimizde kartonet olmadığı için “Bunun düzenlemesini bu yapmıştır,” diye bir tahmin sevdasına düşüp birden fazla kez yanılmasaydım iyiydi. Bu düzenleme işi biraz çetrefilli. Bazen bir şarkı, sözü, müziği, yapısı, ruhu ve iklimiyle kendi düzenlemesini kendi çağırır, bazen de bir şarkı bir aranjörün elinde bambaşka bir şeye dönüşür. İkinci durumda aranjörün adını bulmak daha kolaydır ama ilk durum da aranjör için daha kolaydır tabii.


Bu albümde 5 şarkı Okay Barış, 3 şarkı Serkan Ölçer, 3 şarkı Erhan Bayrak, 2 şarkı Orhan Sancak ve 1 şarkı Alper Atakan, tarafından düzenlenmiş. Her biri farklı renkleri, tavırları olan müzisyenler. Neyse ki bir ortak payda var. Benim aranjör tahminlerimin tutmaması biraz bundan da olabilir. Albüm bir bütünlük duygusu verebiliyor dinleyene ki Ayla Çelik’in ilk albümü pek öyle değil, aksine dağınıktı dinleyenler bilir.


Albüm püfür püfür bir Akdeniz havasıyla başlıyor. Albüme adını da veren “Daha Bi’ ‘Aşık” için “Bağdat”ın devamı bile denilebilir. Kolay akılda kalan, sıcak sözleriyle de dile dolanan bir şarkı “Daha Bi’ Âşık”. Kimileri “öpe öpe öldüresim geliyor” lafında şiddet içeriği tespit etmiş; okuyunca süldüm geçtim. “Duyar kasmak” meselesi buluttan nem kapar hale getirdi bizi. Bazı kelimeler kullanıldığı cümlenin akışı içinde gerçek manasının ötesinde anlamlar taşır; oturup bunu mu anlatalım şimdi?”


Daha Bi’ Âşık”ın sözleri Ayla Çelik’e ait, bestede ise Ayla Çelik ve Serdar Aslan’ın ortak imzası var. Düzenleme ise Okay Barış tarafından yapılmış. Peşi sıra gelen “Yıldırım” ise yine Okay barış tarafından düzenlenmiş, söz ve müziği Ayla Çelik’e ait bir şarkı. Düzenlemede gitarların ön plana çıktığı bu şarkıda da Akdeniz havası devam ediyor. Elbette aşkı anlatan cümleler de.


Daha bu ne ki? Durun hele, yeni başladık. Bakın mesela şimdi de birinden ayrılırken ona bir kez daha âşık olma ihtimalini konuşacağız. “Âşık Oldum Giderken” tam da bunu anlatıyor çünkü. Hakkı Yalçın’ın sözlerini Ayla Çelik bestelemiş, düzenlemeyi ise Serkan Ölçer yapmış. Bence albümün iddialı, güçlü şarkılarından biri bu. Misal Ebru Gündeş filan gibi güçlü bir seste başka bir etki yaratabilirmiş belki ama Ayla Çelik’in çaresiz ve kırgın yorumu da başka türlü bir duygu yaratıyor dinleyende.


Arkasından bu kez aşkı zalim bir hükümdara benzeten “Hükümdar” adlı şarkı geliyor ki bu defa sözleri Atla Çelik yazmış, Gökhan Tepe bestelemiş ve Erhan Bayrak düzenlemiş. Başından beri süregelen akustik hava devam ediyor hâlâ, orta tempolarda ve Akdeniz sularında gezinmeye devam ediyoruz bu şarkıda da. Klişe bir melodik yapısı var “Hükümdar”ın ama tam da bu yüzden ilk dinleyişte kulağa yer ediyor.


Derken hoooop, Akdeniz’in doğusuna doğru uzanıyoruz. Sıradaki şarkı Lübnan dolaylarından çünkü. Arap müziğinin pop starlarından Ramy Ayach’ın sesinden popüler olan “Mabrouk” adlı şarkıyı Ayla Çelik günün birinde bir yerlerde duyuyor. Sadece birkaç saniyesini duyabildiği şarkıya bayılıyor ve hemen peşinde düşüyor. Şarkı bulunup izni alınınca da Türkçe sözlerini yazıyor; “Mabrouk” oluyor “Mecbur”. Okay Barış’ın orijinalinden daha sade ve daha temiz düzenlemesiyle de “Mecbur” albümün eğlenceli şarkılarından biri olarak beşinci sıraya yerleşiyor.


Hemen arkasından da albümdeki diğer “cover” şarkı geliyor. Söz ve müziği Erkin Koray’a ait “Çok Derinlerde”, Koray’ın 1990 çıkışlı “Tamam Artık” albümünün bir köşede kalmış, çok bilinmeyen şarkılarından biriydi. Ben bile ilk dinleyişte “Bir Erkin Koray havası var ama onun muydu bu şarkı neydi?” diye şüpheye düştüm. Erkin Koray şarkılarının birçoğundan geçen Arap çölleri havasını bu şarkıda da hissetmek mümkün ki haliyle de bu albümde “Mecbur”un arkasından gelmesi çok doğru olmuş. Biraz fazla tekrarlı, melodisi yerinde sayan bir şarkı ama Okay Barış’ın Retro tınılı düzenlemesiyle Ayla Çelik şarkıyı kendine yakıştırmayı bilmiş.


Bu kez Ayla Çelik, Serdar Aslan ve Gökhan Tepe ortaklığıyla bestelenmiş ve sözleri Ayla Çelik tarafından yapılmış “Canı Cehenneme” var sırada. Düzenleme Serkan Ölçer’e ait. Aynı coğrafyanın bir başka ucundan Endülüs taraflarından bir esinti geliyor bu şarkıda da. Ben böyle şarkıları pek bir sevdiğimden bu şarkıyı da ayrı bir sevdim, hemen aldım başucuma koydum.


Ardından gelen “İstanbul Delikanlısı” ise eski bir İstanbul havası gibi tınlıyor. Hem melodisi, hem ritmi hem de sözlerinde kullanılan eski kelimeler fesli, ince bıyıklı bir delikanlı ile feraceli bir genç kızın aşkını getiriyor insanın gözüne. Kız cumbada oturuyor, kafesin arkasında, delikanlı da elinde bastonu, setre pantolonuyla geçiyor aşı boyalı ahşap evin önünden. İşte “adult pop” dediğin böyle yapılır!

Şaka maka, dur kalklı ritmi, udun nakarata yol vermesi, arkadan ince ince sızlayan keman filan bir Erhan Bayrak şahaneliği olarak şarkıya çok şey katmış. Albümün ağır, oturaklı şarkılarından biri “İstanbul Delikanlısı”.


Gelin görün ki festi feraceydi filan derken güm diye düşüveriyoruz bugünün kucağına. Yine bir Erhan Bayrak düzenlemesi ve yine alaturka ritimler ama “geçişler sağdan, hadi yavrum yandan,” diyen nakaratıyla “Dünkü Bebek” bizi zamanın “atarlı” diline geri getiriyor. Bu da pek kolay ezbere düşebilecek bir şarkı. Benim Ayla Çelik’e “Demet bunu nasıl kaçırdı?” diye sorduğum şarkı da bu zaten. Dinleyince neden sorduğumu hemen anlayacaksınız.


Sıradaki şarkının adı: “Hayat”. Sözler Ayla Çelik’in, beste Ayla Çelik ve Gökhan Tepe’nin, düzenleme ise Orhan Sancak tarafından yapılmış. Yine yakın dönemin bir parça arabesk etkili, bir ağızdan söylenmeye müsait, dramatik pop şarkılarına güzel bir örnek. Sadece sözleri bile tek başına etki yaratabilecek, melodik matematiği de iyi çatılmış, hoş bir şarkı “Hayat”.               


Sözleri Hakkı Yalçın tarafından yazılmış, bestesi Ayla Çelik ve Serdar Aslan tarafından yapılmış “Yanıyo”nun düzenlemesi Okay Barış’a ait. Albümdeki diğer şarkılara göre biraz daha hafif, sırtını nakarata yaslamış bir şarkı “Yanıyo”.   
Sıradaki şarkı “Sen Yoksan Eğer”. Sözleri Şebnem Sungur’a, bestesi Ayla Çelik ve Serdar Aslan’a ait bu şarkının düzenlemesi ise Serkan Ölçer’in imzasını taşıyor. Bir önceki şarkı gibi bu şarkı da albümde sırası gelince dinlenen ama tek başına diğerleri kadar güçlü durmayan bir şarkı bence.


Biliyorum hiç hoş değil, ben Ayla Çelik olsam biraz da bozulurdum bunu okuyunca ama söylemeden edemeyeceğim. Tam Sibel Can’lık bir şarkı var sırada. “Gizli Bahçe”yi her dinleyişimde Sibel Can’ın sesi tınlıyor kulağımda, ne yapayım? Sözleri Ayla Çelik ve Şebnem Sungur, bestesi Ayla Çelik imzalı “Gizli Bahçe”, albümün en güzel şarkılarından biri gerçekten. Alper Atakan’ın düzenlemesi de şarkıyı öyle bir demlemiş ki, tam da albümün sonlarına gelmişken hicranlara düşüveriyorsunuz. (Halbuki çok mutlu başlamıştık dinlemeye.)


Nitekim hüzünlü bir baladla ulaşıyoruz sona. Final şarkısı “Aşk Tutar Beni”nin söz ve müziği Ayla Çelik’e, düzenlemesi Orhan Sancak’a ait. Bu şarkının kaydı yapılırken Ayla Çelik’in sesi yorgun muydu biraz, kötü bir gününde miydi, yoksa bu kaydın böyle olması ve böyle kalması bilinçli bir seçim miydi onu bilmiyorum. Ama enstrümanların her biri ayrı ayrı öyle lezzetli geliyor ki kulağa, solistin sesindeki çapaklar ister istemez fazladan fark ediliyor. Şarkı albüme çok etkili bir kapanış yapıyor, o ayrı.


Bütüne bakınca elimizde dolu dolu bir albüm olduğu gayet açık (uzun zamandır bu kadar uzun yazı yazmadım mesela ben, oradan pay biçin.) Özenilmiş, ince çalışılmış, belli ki para ve emek harcanmış bir albüm. Büyük büyük starlarımızın bile bu zamanda cesaret edemediği türden bir iş. Birden fazla “hit” çıkarabilecek güçte, ama hiç “hit” çıkarmasa da (zira “hit” kriterleri çok değişik bu ara) kendi dinleyicisini gayet memnun edecek, uzun uzun dinlenebilecek, yıllar sonraya da kalabilecek bir albüm “Daha Bi’ Âşık”. 


Nihat Odabaşı’nın çektiği fotoğraflarda Bilgecan Koçana’nın “sytling”i ile objektife poz vermiş Ayla Çelik, çiçekli, pembeli, baharlı ve hep gülüyor, gülümsüyor. Tam da kışa girerken en mutlu halinden en acıklı haline, aşkın 50 tonundan geçmek ve duygudan duyguya akmak için çok iyi bir seçenek olabilir Ayla Çelik şarkıları.

EKİM 2019

0
Share

Nur – “Yar İnan”


Hakkında çok fazla bir şey öğrenemedim. Bu internet çağında hâlâ tek isimle piyasaya çıkıp hakkında bir şey aranılıp bulunmasını imkânsız hâle getirmenin sebebini zaten anlayamıyorum. Gerçi Nur’un soyadının Yörükoğlu olduğunu öğrendim ama oradan da bir yere varamadım. Asıl mesleği simultane tercümanlıkmış ve 2018 yılından itibaren Instagram’da şarkı söylediği videolar paylaşmaya başlamış. Nur’dan Sesler adlı hesabını daha sonra bir YouTube kanalına da taşımış. Nur’un ilk teklisi “Yar İnan” ise geçtiğimiz günlerde GTR Müzik etiketiyle yayımlandı.


Paylaştığı videolara biraz göz attığınızda oldukça amatör şartlarda kaydedilmiş olmasına karşın, oldukça iyi bir sesle karşı karşıya olduğunuzu görüyorsunuz zaten. Geniş, açık, parlak bir ses ve son derece düzgün şarkı söyleyen bir şarkıcı (ya da şarkıcı adayı) Nur. Bütün videolarda bildik şarkılar söylemiş ama ilk teklisi bilinmedik bir şarkı. Söz ve müziği Koray Tunçel’e ait “Yar İnan”ın düzenlemesi ise Hakan Süersan tarafından yapılmış.


Eski nesil bir şarkı “Yar İnan”. Bu tabiri kullanmak üzücü ama öyle. ‘90’lardan çıkıp gelmiş gibi; hani ‘90’larda olsa bir Kayahan şarkısı olurdu belki, hatta belki de Nilüfer söylerdi. Maalesef bu tarzın, bu dilin ve bu melodik yapının bugünün gençliğinde pek karşılığı yok. Bu yüzden de böylesi şarkılar pek az üretilir oldu. Belki bir tek Sıla yürüyebiliyor bu yoldan. Oysa koca bir nesil duygusu, melodisi, sözü sağlam, inceden alaturka soslu yerli pop dinleyerek büyüdü. İyi şarkıcılar söyledi o şarkıların çoğunu. Yâni aslında şimdilerde göze görünmese de hâlâ hükmü var bu tarzın ve tavrın.


Tam da bu nedenle kendi dinleyicisini bulabilecek, sözü, müziği, düzenlemesi ve Nur’un etkileyici yorumuyla akıllarda kalabilecek, güzel bir şarkı “Yar İnan”. Eskiden pop şarkılarının onundan sekizinde gündelik hayatta hiçbir şekilde kullanılmayan “yar” kelimesinin illa ki kullanılmasını eleştirirdik. Şimdilerde o bile naif, saf ve masum geliyor kulağa. Benim gibi düşünenlerdenseniz bu şarkıyı dinleyin, iyi gelecek.


Ha bir de teklinin kapak tasarımı için bir şey söylemem lazım. Artık çok basit bir aplikasyonla bile çok daha iyi tasarımlar yapılabiliyor. Keşke bir miktar özen gösterilseymiş.

0
Share
Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa

Hakkımda


Photo Profile

Yavuz Hakan Tok
Müzik Yazarı / Eleştirmen / Arşivci

2001 yılında Bir Zamanlar adlı internet sitesinde müzik yazıları yazmaya başladı. Yanı sıra yazıları, Zip İstanbul, Koara, İkinci Kanal, Caretta, Mezun Life, Popüler Tarih dergilerinde, Bugün gazetesi ve Milliyet gazetesinde yayımlandı.

Daha Fazla



Takip Et

  • Instagram
  • YouTube
  • Twitter
  • Facebook

Bu Hafta Çok Okunanlar

  • Prestij Müzik'in Film Gibi Hikâyesi
    (Milliyet Sanat dergisi Şubat 2023 sayısında ve 5 Şubat 2023 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanmıştır.)    1997 yılında bir vesileyle Pre...
  • Ne Kadarı Fatih, Ne Kadarı Mabel?
    MABEL MATİZ - "FATİH"  “Yahu bu ne? Bu zamanda 25 şarkılık albüm mü olur? Kim dinleyecek bunu?” “Şarkıların hepsi birbirine benz...
  • Bu Yazının Sahibi Benim!
    “Aman sakın ha şarkılarınızı noterden tasdikletmeden filanca kişiye dinletmeyin!”
  • Çeşitli Sanatçılar - "Yıldız Tilbe'nin Yıldızlı Şarkıları"
    BİR “UYUMSUZ”UN ŞARKILARI (30 Temmuz 2018 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.) “Delikanlım”la başlayan şarkı ...
  • Çeşitli Sanatçılar - "Kayahan'ın En İyileri 1"
    “YOLU SEVGİDEN GEÇEN” ŞARKILAR (1. BÖLÜM)  NTV’de yayınlanan Söz ve Müzik belgeselinin Kayahan özel bölümü için kolları sıvadığımızda 2014...

Arşivden

  • Suna Yıldızoğlu Röportajı
    Yabancı Gelin Sonia, Türkiye'de nasıl ünlü bir sinema oyuncusu ve şarkıcı oldu?.. Yetmişlerde ona kim, neden açık çek verdi? Dillere...
  • Prestij Müzik'in Film Gibi Hikâyesi
    (Milliyet Sanat dergisi Şubat 2023 sayısında ve 5 Şubat 2023 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanmıştır.)    1997 yılında bir vesileyle Pre...
  • Ne Kadarı Fatih, Ne Kadarı Mabel?
    MABEL MATİZ - "FATİH"  “Yahu bu ne? Bu zamanda 25 şarkılık albüm mü olur? Kim dinleyecek bunu?” “Şarkıların hepsi birbirine benz...
  • İzlediklerim Ocak 2012
    ENBE ORKESTRASI - "SENDEN KIYMETLİ Mİ?" Bütün tartışmalara, eleştirilere rağmen popüler müzik piyasasında ENBE damgası vurulmuş ...
  • Oya Bora Röportajı
    "Hani Peter Pan masalı gibi bir hayal dünyası vardır ya; orada kötülük yoktur, orada ihanet yoktur, orada acı çekilmez. Bizim şarkılar...
Copyright © 2019 Yeter ki Müzik Olsun

Created with by Beauty Templates | Distributed by Gooyaabi Templates