Yeter ki Müzik Olsun
  • Seninle Üç Dakika
  • _Giriş
  • _1975
  • _1976
  • _1977
  • _1978
  • _1979
  • _1980
  • _1981
  • Röportajlar
  • Konser Yazıları
  • _2019 Konserleri
  • _2018 Konserleri
  • _2017 Konserleri
  • _2015 Konserleri
  • _2016 Konserleri
  • _2014 Konserleri
  • Günün Şarkısı
  • Albüm / Şarkı Eleştirileri
  • Güncel
  • Yıldızlar
  • Klasikler
  • Ses Dergisi
  • Günlükler
  • _Eurovision 2011 Günlüğü
  • _Eurovision 2010 Günlüğü
  • _Nasıl TV Programı Yaptık?

Simge – “As Bayrakları”


Simge son olarak Ozan Doğulu “130 BPM Kreşendo” albümünde seslendirdiği Ersay Üner şarkısı “Ne Zamandır” ile çıkmıştı karşımıza. Sayısal veriler o albümün en fazla ilgi gören şarkısı olduğunu gösteriyor ama ben kendi adıma o şarkıya pek ısındığımı söyleyemeyeceğim. Geçtiğimiz günlerde ise Simge’nin yeni teklisi “As Bayrakları” DMC etiketiyle yayımlandı.


Şarkının sözleri Onurr, müziği Onurr ve Simge imzası taşıyor, düzenleme ise Erhan Bayrak tarafından yapılmış. Ekip şahane, ona diyecek yok. Şarkının dili, sloganı, çeldirici melodisi ve gümbür gümbür düzenlemesi de “hit” ehli ellerden çıktığını gösteriyor.


Ama bir şey var ki, oraya takılıyorum. Bu şarkı Simge için sahiden doğru bir şarkı mı? Simge’nin arkadaşı kontenjanından Seçkin Günuç’un çektiği ve Madonna’nın klibinden alıntı yapıldığı için tartışmalara neden olan klip Simge için doğru klip mi?


İyi niyetinden ve müziğe olan tutkusundan ve de iyi şarkıcılığından kuşku duymadığım, sevdiğim biri Simge. Tırnaklarıyla kazıyarak geldi şu an bulunduğu yere. “Miş Miş” gibi garantili bir şarkıyla yakaladığı çıkışı “Yankı”, “Üzülmedin mi?”, “Prens ve Prenses” ve “Ben Bazen” gibi riskli şarkılarla sürdürdü ve popun ana akımında bir fark, bir üst çizgi yarattı. “As Bayrakları” türevi şarkıların ritim, “sound” ve slogan anlayışını yukarıda bahsi geçen şarkılarla ters yüz eden bizzat Simge’nin kendisiydi. O dikenli yoldan hasar almadan, tam aksine kendi kulvarındakilerin arasından sıyırılarak çıktıktan sonra vardığı yer burası olmamalıydı sanki.


Bu şarkıyı bir başkası söylese dert etmez, hatta kişisine göre belki doğru da bulabilirdim ama söz konusu Simge olunca bunları yazmak ihtiyacı hissettim. Çünkü Simge’nin böyle büyük büyük, şatafatlı laflara da, ışıltılı, abartılı kostümlere de, bazı fotoğraf karelerinin içinde yer almaya da ihtiyacı olmadığını düşünüyorum.    

0
Share
Ahmet Kenan Bilgiç – “Şey Şey Şey”


Ahmet Kenan Bilgiç’in müzik ve sinemanın büyüsüne kapılmasına çocukken izlediği Geleceğe Dönüş filminde, Michael J. Fox’un “Johnny Be Good”u söylediği sahne sebep olmuş. Bu itkiyle gitar çalmaya başlamış ve arkası gelmiş. Eskişehir’de üniversite okuduğu yıllarda kurduğu Gevende’nin ilk albümü 2006’da yayımlanmıştı. Bilenler bilir, Gevende’nin müziği sadece Türkiye’de değil, dünyada da ses getirdi grup dünya çapında festivallerde çaldı, turnelere çıktı.


Ahmet Kenan Bilgiç’in müzik yolculuğu ise Gevende ile sınırlı kalmadı. Kurucusu olduğu Lu Records adlı plak şirketinin yanı sıra Jingle House bünyesinde yaptığı reklam müzikleri, dizi ve film müzikleri ve stok müzik oluşumu bimuziklazim.com projesiyle dört koldan üretmeye devam etti. Bilgiç’in ilk solo teklisi “Şey Şey Şey” ise geçtiğimiz günlerde Lu Records etiketiyle yayımlandı.


Ben de Tuğçe Yapıcı’nın bu şarkı vesilesiyle birbabaindie.com ‘a yazdığı yazıdan öğrendim: Gevende bir süreliğine ara vermiş ama buna karşın bu şarkı Ahmet Kenan Bilgiç’in 2020 yılında piyasaya çıkacak ilk solo albümünün habercisiymiş.


“Şey Şey Şey”in söz, müzik ve düzenlemesi Ahmet Kenan Bilgiç’e ait. Bilgiç’in ukulele de çaldığı kayıtta ona gitarlarda Bilal Karaman, davulda Berke Can Özcan ve perküsyonda Memduh Akatay eşlik etmiş. Bir de vokallerde Feryal Öney, Ekin Beril, Kutay Soyocak, Şebnem Hassanisoughi, Burak Ekinil, Güler Tuncer ve Caner Anar’dan oluşan bir koro.


“Reggae” gibi çok yerel ama bir o kadar da evrensel bir müzik formunun farklı bir dinamikle, türler arasında dolaşarak üretilmiş Türkçe bir örneği “Şey Şey Şey”. Adaptasyon kokusu yok bu yüzden. Öte yandan eğlenceli ve kavrayıcı. Özellikle vokallerin devreye girdiği kısımlar ilk dinleyişte eşlik etme hissi uyandırıyor. Tam da bu sebeple şarkının alternatif müzik dinleyicisi dışında bir kitlenin de ilgisini çekmemesi için hiçbir sebep yok.

0
Share
Yaşar Kurt – “Saatimi Söktüler”


Geçtiğimiz aylarda yayımladığı “Ruhum” adlı teklisiyle, uzun bir aradan sonra geri dönüşünün sinyalini vermişti Yaşar Kurt. Eski bir şarkısını yeniden seslendirerek önce kendini hatırlattı, hafıza tazeledi, geçtiğimiz günlerde ise yeni teklisi “Saatimi Söktüler”le tekrar karşımıza çıktı. (Tabii bir Garaj Müzik politikası olarak bu şarkı da aslında Temmuz ayında Garaj Stüdyo'da video olarak yayınlanmıştı, ancak tekli olarak diğer dijital platformlara yeni girdi.) 


“Saatimi Söktüler”, söz, müzik ve düzenlemesi Yaşar Kurt’a ait bir şarkı. Şarkıda “Oysa ben ne güzel şarkılar yazacaktım,” derken adeta bunca zamandır neden yeni bir şarkısını dinleyemediğimizin gerekçesini anlatır, özrünü diler gibi. Yalnız onun değil, hepimizin saatini söktüler aslında. Uyanacak, ayağa kalkacak zamanımız kalmadı.


Şarkının sözlerini ilk duyduğumda Yaşar Kurt bilmediğim bir şiiri bestelemiş herhalde diye düşündüm önce. Az kelimeyle çok şey anlatan, hatta sadece başlığı ile bile bir şiir gibi tınlayan şarkı sözleri yazmış çünkü. Üstüne müzikte vardığı yerin yetkinliğiyle notalara dökmüş o sözleri. Öyle de düzenlemiş. Caz tadı alabileceğiniz piyano partisyonları, elektro gitar solosu, içten içe kaynayan bas yürüyüşü ve Yaşar Kurt’un kirli vokaliyle şölen gibi bir şarkı “Saatimi Söktüler”.


Şarkılar olanın şahidi, olacakların habercisidir ya bazen… Saatleri geri almanın zamanı geldi galiba. Tabirin her iki anlamıyla da.

1
Share
Şanışer ft. Fuat, Ados, Hayki, Server Uraz, Beta, Tahribad-ı İsyan, Sokrat St, Ozbi, Deniz Tekin, Sehabe, Yeis Sensura, Aspova, Defkhan, Aga B, Mirac, Mert Şenel, Kamufle – “Susamam”


Genellikle hiçbir albümü ya da şarkıyı kulağımda bir miktar demlenmeden yazmam ama bugün Günün Şarkısı kendiliğinden çıkıp geldi ve tarihe not düşmek adına bugüne yazılması gerekti.


Şanışer’in Fuat, Ados, Hayki, Server Uraz, Beta, Tahribad-ı İsyan, Sokrat St, Ozbi, Deniz Tekin, Sehabe, Yeis Sensura, Aspova, Defkhan, Aga B, Mirac, Mert Şenel, Kamufle’yle birlikte yaptığı şarkıdan bahsediyorum elbette. “Susamam”, dijital alemlere dün gece gün dönerken düştü ve düşer düşmez de gündem oldu. Bu yazının yazıldığı saatlerde de hâlâ gündemin baş köşesindeydi.


Nasıl olmasın ki? Daha bir gün önce bir Tik Tok fenomeni gazlamakla meşguldü memleketin en önemli müzik firmasının genel müdürü. Onun öncesinde bir Youtube fenomeninin bilmem kaç milyona ulaşmış “şarkısı” köreltiyordu müziğe olan inancımızı. Sahte dinlemeler, satın alınmış tıklamalarla yaratılmış "post truth" dünyanın içinde müziği, sözü, şarkıyı, şiiri kaybetmiştik nicedir.


Her müzik türünün kendi misyonu içinde güzel olabileceğini; ticarisiyle, endüstriyeliyle, sanatsalıyla, protestiyle, gelenekseli, moderni, yereli, evrenseli, eğlencelisi, dramatiğiyle bir bütünün parçalarını tamamladığını, asıl meselenin müziğin türü değil, iyi ya da kötü yapılmış olması, kendi içinde namusunu koruması, amacına dürüstçe hizmet etmesi olduğunu unutmuş gibiydik.


“Susamam” bana iyi geldi bu yüzden. “Rap” yapan bir avuç gencin bir araya gelip ülkede yıllardır yaşanan gerçekleri suratımıza suratımıza çarpması, susanları susmamaya, konuşanları sesini yükseltmeye davet etmesi, yıllardır ince ince inşa edilmekte olan korku imparatorluğunun temeline dinamit koymaya cesaret göstermesi tek başına sorgusuz sualsiz ayakta alkışlanmayı hak ediyor.


14 dakika 50 saniye boyunca aynı “beat” üzerinden türevler üretip (ki Murat Acar yapmış bunu), onu her bir “rap”çinin kendi rengini gösterecek bir biçimde akışkan hâle getirerek bir tema yaratmak ve o temayı bir dakikası bile boş kalmayacak biçimde her motifi farklı bir dantel misali işlemek de bir başarı, onu kabul etmek lazım. 


Sözgelimi Deniz Tekin bir “rap”çi değil ama bütünün içerisinde asla yama gibi durmamış; hatta onun söylediği yer şarkının en etkili kısımlarından biri olmuş.   


Evet, 14 dakika 50 saniyelik bir manifesto dinliyoruz. Kadın sorunundan hayvan haklarına, çevre meselesinden, yağma ve talan düzenine kadar her şeye dokunuyor. Yer yer didaktik olma pahasına başından sonuna tokat gibi. Bu çocukların hiçbiri 50 yaşında değil sonuçta. Kendi bakış açıları, dünya görüşleri, yaşanmışlıkları ve ifade biçimleriyle içinden geçtikleri zamanın fotoğrafını çekip önümüze koyuyorlar. Ve bu söylem, 50 yaşında ya da 40-45, 60-75 fark etmez, birilerinin söylediği, yazdığı, çizdiği nice şeyden çok daha büyük etki yaratabilir. 


İroni kaldırmıyor artık bu ülke çünkü. Zekice, göndermeli, ince söylemler hedefini bulmuyor, edebiyatın, sanatın uzun vadeli dönüştürme, değiştirme misyonu ise zamanın hızında gücünü yitiriyor. Böyle bam bam bam söylenmeliydi bazı şeyler ve bu ancak “rap”in konuşkan dilinde karşılığını bulabilirdi ki bulmuş.


Mesnetsiz bir sınıfsal çatışmayı körükleyen, neye ve kime olduğu asla anlaşılamayan yersiz arabesk isyanlarla duygu sömüren, amaçsızca küfreden, uyuşturucu maddelere güzelleme yapan, kin, nefret, öfke ve de mafyatik bir özgüvenle kendinden başka herkesi ve her şeyi küçük görme, aşağılama duygusu pompalayan, hepsinden çok da Tarzanca yazılmış, kopuk düşünce parçacıkları ve ifade bozukluklarından ibaret olan “rap” işlerini hiçbir zaman sevmedim. Son dönemde bu tip işlerin yükselmesi ve de işin enteresanı müzik çevrelerinde de alkış alması ise beni üzüyordu açıkçası. Ne modaysa ona “Abi çok iyi yaaaeea” diyenler hep vardı gerçi, ben de neye üzülüyorsam…


Sözün özü “Susamam” elbette eleştirilebilecek yanları olmasına karşın şu zamanda kimsenin sırtlanamayacağı bir misyonu yüklenmiş, hem müzikte, hem ülke gündeminde taşları yerinde oynatabilecek bir iş. Belki yıllar sonra üzerinde sadece müzik yazarlarının değil, toplumbilimcilerin ve siyasetbilimcilerin de kalem oynatacağı türden bir şarkı, bir olgu, bir olay. Günün Şarkısı olmaktan çok daha fazlası yâni. Ben sıcağı sıcağına ancak bu kadarını görebildim.

0
Share

Hande Yener – “Bu Yüzden”


Bazı şarkıcılar seslerinin gücüyle ya da rengiyle ayrıcalıklıdır. Öyle ki söyledikleri en kötü şarkı bile güzel gelebilir kulağınıza, güzelleşebilir. Kiminin aralığı geniştir, tekniği parmak ısırtır, kiminin dar alanda dokunduğu yeri yakan bir etkisi, başka bir rengi vardır.


Hande Yener’in 2004 yılında ortalığı kasıp kavuran onu popun baş köşesine yerleştiren “Aşk Kadın Ruhundan Anlamıyor” albümü, tıpkı önceki iki albümü gibi en çok bu noktada çelmişti dinleyicinin gönlünü. Günün pop müzik anlayışını bir tık öteye götüren şarkılarda değildi işin bütün sırrı. Orada basit ve eğlenceli şarkılarda bile kulağı dolduran, kendine has bir rengi olan, vurguları güçlü, köşeleri belirgin bir ses, bir şarkıcı vardı.


Bir sonrasında “Apayrı” albümü ile başka bir yola girdiğinde bazı şarkılarda daha “cool” bir vokal tekniğini tercih etse de yine de o renk kendini gösteriyordu. Gelgelelim, giderek kaybolmaya, silikleşmeye başladı. Tekniği tamamen değişirken artık o etkileyici ses renginin yerinde yeller esiyordu. Elektronik müziğin ruhsuz, kimliksiz, robotik vokal tekniği yapıştı kaldı Hande Yener’e. Pop müziğe geri döndüğünde de durum değişmedi. Son dönemde yaptığı şarkılarda o ses renginin kırıntılarını, belli belirsiz duyabiliyoruz sadece.  


Bugün niyetim ders vermek değil, sadece “tbt” yapmaktı ama bu maksatla bu şarkıyı tekrar dinleyince bunları yazmadan edemedim. Bu hafif ve eğlenceli şarkıda bile kulağımıza gelen ses ne kadar dolgunmuş. Bir de Hande Yener’in son iki şarkısını dinleyin. Şarkılar iyi ya da kötü, onu tartışmıyorum ama sözgelimi “Krema”yı bu haliyle Ebru Polat da söyleyebilirdi. Bir de yine bir Mete Özgencil şarkısı olan “Hoş Geldiniz”i dinleyin ardından ve Hande Yener’in sesi ve şarkıcılığıyla şarkıya kattıklarına bakın.


Bana “Kuş” ve “Krema” hakkında neden yazmadığımı çok soran oldu. Mesele iyi şarkı, kötü şarkı meselesi değil. Hande Yener şu anda karşımıza olağanüstü üst düzey şarkılarla çıksa da eskisi gibi olmayacak. Ses rengiyle ve şarkıcılığıyla yarattığı etkiyi ne şahane şarkılar, ne yeni imajlar ne büyük büyük şovlar yaratabilir. Önce oraya odaklanması lazım.


Doğrusu bu ya, Erol Köse Prodüksiyon etiketiyle yayımlanan “Aşk Kadın Ruhundan Anlamıyor” albümündeki diğer “hit”lerin bir parça gölgesinde kalmış “Bu Yüzden”, benim o albümde hâlâ en sevdiğim şarkılardan biri. Fettah Can ve Alper Narman ortaklığıyla yazılmış bu şirin şarkının Volga Tamöz tarafından yapılmış düzenlemesi ise bugün dâhi kulağa eski gelmiyor. Beyler, yeniden şöyle şarkılar yapmanız çok mu zor?

0
Share
Aynur Aydın – “Gel Güzelim”


Geçtiğimiz Nisan ayında “Düşüne Düşüne” adlı teklisini yayımlayan Aynur Aydın bu defa bir ‘90’lar “cover”ı ile çıktı karşımıza. “Gel Güzelim”, geçtiğimiz günlerde Seyhan Müzik etiketiyle piyasaya sürüldü.


Sözleri Aysel Gürel’e, bestesi Garo Mafyan ait şarkı ilk kez Jale’nin 1996 yılında yayımlanan üçüncü albümü “Beni Hatırlarsın”da yer almıştı. O albümde şarkının adı “Gel Güzelim Gel” idi ve albümün hem açılış hem de çıkış şarkısı olmuştu. Orijinal versiyonu Garo Mafyan tarafından düzenlenen şarkının yeni düzenlemesi ise Berk Kirtis imzası taşıyor.


Bu yeni düzenlemeyi çok sevdiğimi öncelikle söyleyebilirim. Berk Kirtis şarkının notalarıyla oynamadan, trafiğini alt üst etmeden, günün ritim ve “sound” anlayışına son derece doğru bir şekilde adapte etmiş şarkıyı. Zira Garo Mafyan gibi hem besteleri hem de düzenlemeleri dinler dinlemez fark edilen, karakteristik bir müzisyenin bir eserine yeni bir şeyler katmak çok zor ve yersiz de olabilirdi.


Bu “cover” haberini ilk duyduğumda bu şarkının Aynur Aydın’a yakışacağı konusunda şüphe etmiştim ama dinleyince öyle olmadığını gördüm. Aslında tam da Aydın’ın ihtiyacı olan şarkı imiş meğerse. Bilen bilir, Jale sıcak, enerjisi yüksek bir şarkıcıdır. Aynur Aydın da şarkıyı onun etkisi altında söylemiş, hatta yer yer tınısı da benzemiş ama bu iyi olmuş çünkü hem onun da enerjisi hiç olmadığı kadar yükselmiş hem de Türkçe vurguları bu defa doğru olmuş.


Gelelim Aynur Aydın’ın yönetmenliği üstlendiği klibe… Bilmeyenler için özetleyeyim: Şarkının epeyce renkli ve orijinal fikirlerle dolu gözüken klibindeki birçok fikrin aslında moda fotoğrafçısı Eliraz Kallah’ın çekimlerinden esinlendiği Pop Bizde tarafından ortaya çıkarıldı. Aynur Aydın’da bunun esinlenme değil, selam gönderme, "remake"  olduğunu söyleyerek savundu kendini. Nitekim klipte birtakım göndermeler var. Mesela Hülya Avşar’ın “Bu Gece Uzun Olacak” klibindeki o ikonik pop sallama sahnesi, klibin sonunda Aysel Gürel’e gönderilen selam gibi… Ancak Kallah’a yapılan “göndermeler” birden fazla tabii, haliyle konu tartışmaya açık. 


Ben Aynur Aydın’ın yerinde olsam, şarkının orijinal klibinde Jale’nin giydiği ekose desenli elbisenin bir benzerini giyip göndermenin tillahını yapardım ama o düşünülmemiş nedense.


İşin bu tarafını bir kenara koyarsak, “Gel Güzelim”in bu yıl dinlediğimiz sayısız ‘90’lar “cover”ı arasında en iyilerinden biri olduğu rahatlıkla söylenebilir.

0
Share
Zerrin Özer – “Kıyamam”


Türkiye’nin en önemli caz yorumcularından Sevinç Tevs’in ve “Maden Kralı” ünvanlı Siham Kemali Söylemezoğlu’nun kızı Şehrazat Kemali Söylemezoğlu, bizim bildiğimiz adıyla Şehrazat, yakınlarının hitabıyla Şehro, 1952 yılının 3 Eylül’ünde Ankara’da dünyaya geldi. 1960 yılına ailesi onu kolej eğitimi alması için Lübnan’a gönderdi. Köklü bir ailenin mensubuydu, iyi bir eğitim almıştı ve tıpkı annesi gibi onun da gönlünde müzik vardı.


İlk 45’liği “İmkânsız Aşk / Beni Unutma”, 1969 yılına yayımlandı. Aynı yıl dönemin en önemli müzik firması Odeon Plak’a transfer oldu ve bu firmadan da “İki Gölge / Dün Gece” 45’liği piyasaya sürüldü. 1972 yılında Ali ve İsfendiyar ikilisiyle birlikte “Yıldız Dağı / Miskete Övgü” 45’liğini doldurdu. 1974’de ise “Kelebek / Dili Dost Kalbi Düşman” 45’liği yayımlandı.


Uzunca bir süre müzik hayatına aktif olarak sahnede de devam etti, 1980 yılında 4 şarkılık “Sevemedim Karagözlüm”, 1981’de 6 şarkılık “Sevdim Bir Genç Adamı” kısaçalarları yayımlandı. Plak kariyeri bu plaklardan ibaret kaldı ama ‘90’ların başında müzik sektörüne bu defa besteci olarak geri döndü. 1989’un son günlerinde yayımlanan “Ajda ‘90” albümünde Ajda Pekkan’in seslendirdiği “Yaz Yaz Yaz” ve “Yazık Olur” aslı şarkılar Şehrazat’ın yayımlanan ilk besteleriydi. Arkası hızlı geldi.


Besteleriyle sadece ‘90’lara değil, tüm Türk pop müziği tarihine damgasını vurdu. Yıllar boyunca hem günü yakalayan popüler şarkılara hem de uzun yıllar boyunca dinlenilecek klasik şarkılara imza attı. “Sürgün”, “Bahçede”, “Su Gibi”, “Hesap Ver”, “Kıyamam”, “Faka Bastın”, “Sen İste”, “Namussuz Akşamlar” ve daha niceleri…


“Kıyamam” ilk kez 1997 yılında Zerrin Özer tarafından seslendirildi ve “Zerrin Özer ‘97” adlı albümde yer aldı. Prestij Müzik etiketiyle yayımlanan albümde şarkının düzenlemesi Emre Irmak tarafından yapılmıştı. Sonrasında farklı kapaklarla birkaç kez yeniden basılan albüm bugün dijital platformlarda Avrupa Müzik etiketiyle bulunabiliyor.


İyi ki doğdunuz Şehrazat. Siz olmasaydınız, müzik eksik kalırdı. Nice şarkılara!

0
Share

Hazar Aytan – “Kalabalıkta Kaybettim”


Ankara’da doğup Ayvalık’ta büyüyen, müziğe çocuk yaşlarda piyano eğitimi alarak başlayan Hazar Aytan, daha sonra davul çalmaya merak salmış ve ilk sahne deneyimini de lise yıllarında yaşamış. Üniversite eğitimini müzik üzerine almış ve bu süreçte çeşitli grup ve solistlere hem sahnede hem de stüdyoda davul çalarak eşlik etmiş. Bir yandan da kendi şarkılarını yazıyormuş.


Korel Memili ve Caner Hız’la birlikte kurduğu Sonra adlı grup 2015 yılında bir albüm yayımlamış ve bu albümdeki yedi şarkının söz ve müziği Hazar Aytan’a aitmiş. Albümün stüdyo aşamasında solo şarkılarının da “demo” versiyonlarını kaydetmeye başlayan Hazar Aytan, ilk teklisi “Bi’ Sorun Var”ı 2018 yılı Haziran ayında Pak Bahadur ismiyle yayımlamış. Bu isimle ardı ardına yayımlanan yedi tekliden sonra 2019 yılı Haziran ayında yayımladığı sekizinci teklisi “Salın Beni” ile birlikte kendi adını kullanmaya başlamış. Şu anda dijital platformlarda bu tekli ve öncesinde yayımlanan altı şarkıdan oluşan kısaçalara Hazar Aytan ismini arattırarak ulaşmak mümkün.


Hazar Aytan’ın kendi hesabına yayımladığı son teklisi “Kalabalıkta Kaybettim”, geçtiğimiz günlerde yayımlandı. Aslında bir albüm olmasını planladığı şarkılarını sektörün içinde bulunduğu durumdan dolayı teker teker yayımlamaya karar vermiş Hazar Aytan. Bu şarkı da onlardan biri. Onu daha iyi tanımak için sosyal medyada yazdığı şu cümlelere dikkat etmek lazım:


“Türkiye’deki kadar rahat canlı cover yapılan başka ülke de bilmiyorum batıda. Zira normal şartlarda, başkasının müziğiyle ticari çıkar yaratacağınız her durumda birileri sizden o hakkı talep edecektir. Burada böyle olmasının yegâne sebebi de müzisyenlerin ta kendisidir. Başkalarının müzikleriyle dinleyiciye tembellik aşılarsınız. Yeni müzikler aranmaz olur. Uzun vadede ticari olarak bile bir anlamı yok zira pastanın her daim küçülüp, tekele bağımlı hale gelmesine sebep olur.”


Bu şartlar altında kendi müziğini yapmaya çalışan ve yaptıklarını bağımsız bir şekilde servis eden bir müzisyen Hazar Aytan. Nitekim bu şarkısında da diğer şarkılarında olduğu gibi işin büyük kısmını tek başına üstlenmiş. Sözü yazmış, besteyi yapmış, düzenlemiş, çalmış, kaydetmiş. Müzisyen arkadaşları Korel Memili ve Ozan Doğan Ariz’in de katkıda bulunduğu bu şarkı ve bundan önceki şarkılar kendi tabiriyle “do it yourself” yöntemiyle ortaya çıkarılmış.


Kalabalıkta kaybettiği yalnızlığını ararken hayatla yüzleşen bir genç adamın hikâyesi “Kalabalıkta Kaybettim”. Hayyam’a da bir selam gönderen şarkı sözleri kadar, vurucu girişi, retro gitar ve klavye tınıları ile ilk dinleyişte etki yaratan bir şarkı. Temiz, dürüst, yalansız, dolansız, hilesiz bir “rock'n roll” şarkısı. Bu şarkıyı dinledikten sonra bir ay kadar önce piyasaya çıkan bir önceki tekli “Kendi Kendime”yi de dinlemelisiniz mutlaka. İkisi birbirini pek güzel tamamlıyor zira.

0
Share
Teneke Trampet – “Silahsız”


Bugün 1 Eylül Dünya Barış Günü ama sabahtan beri bakıyorum, sosyal medyada doğru düzgün bahsi bile geçmedi. En azından benim takip ettiklerim arasında gündem olmadığını söyleyebilirim. Geçtim ülkeyi, dünyanın şu düzeninde, şu hâlinde, barış kelimesi giderek daha ütopik geliyor kulağa. İnsanlar arası savaşın bitmediği bir dünyada ülkeler, uluslar, dinler, ırklar arası savaşın bitmesi bir hayâl sanki.


Güne en uygun şarkı bu olabilir. Teneke Trampet’ten “Silahsız”. İnsan nasıl silahsız olur? Topsuz tüfeksiz, roketatarsız, tabancasız olmak yeter mi silahsız olmaya? Yoksa silahsızlık düşüncede mi başlar? “Öldürmek erkeklikse biz erkek değiliz,” diyor şarkı. “Söyleyin düşünceyi bağlayacak ip nerede?” diye soruyor sonra.  


Teneke Trampet bu şarkıyı yıllar önce yazmış. Tam yılını bilemiyorum ama yedi yıl öncesine ait bir kayıt da var YouTube’da. Geçtiğimiz yıl bir Sofar videosu olarak servis edilmişti. Tekli versiyonu ise geçtiğimiz günlerde SMM etiketiyle yayımlandı.


Sözü ve müziği zamansız bu şahane şarkının dijital müzik arşivlere girmesi bir kazanç. Bir kere teknik olarak Sofar videosundaki kaydın çok daha temiz versiyonu olmuş. Dahası bir on yıl, yirmi yıl, otuz yıl sonra dinlendiğinde de sözünün söyledikleri aynı yere dokunacak bu şarkının. Biz geldiğimiz gibi, silahsız gitsek bile.   

0
Share

Can Oflaz - "Aşk mı Meşk mi?"


Müzisyen biyografilerinin vazgeçilmez klişesi “müziğe küçük yaşlarda başladı”nın yanına bir klişe daha eklendi son yıllarda: “adını YouTube videoları ile duyurdu”. Müziğin genç kuşağında adını YouTube videolarıyla duyurmayan yok gibi artık. Can Oflaz da onlardan biri.


Fakat Can Oflaz’ın müzik geçmişi bundan ibaret değil. Üniversite yıllarında önce Bilgi Üniversitesinde müzik eğitimi, ardından Bahçeşehir Üniversitesinde caz vokal eğitimi alan Can Oflaz, ayrıca çeşitli eğitmenlerden özel dersler de alarak müzik donanımını pekiştirmiş. Bir dönem Ladies and Gentlemen İstanbul Korosu’nda yer almış, bu dönemde yaptığı ilk “cover” videoları ile ilgi çekmiş.


Yanı sıra reklam oyunculuğu da yapan Can Oflaz’ın YouTube kanalında yayınladığı kayıtlar giderek tanınırlığını arttırmasında bir hayli etkili olmuş. Bu kayıtlarda her bir enstrümanı kendisinin çalması ve kendi yaptığı düzenlemelerle bildik şarkılara getirdiği enteresan yorumlar sahiden de dikkat çekiciydi ve ben de Sezen Aksu’nun “Vay” şarkısına yaptığı çarpıcı “cover”la onu tanımıştım.


Ancak Can Oflaz’a asıl çıkışını sağlayan 2017 yılında tekli olarak da yayımlanan “Fikrimin İnce Gülü” şarkısı oldu. Ortak hafızamızda yer etmiş kıymetli şarkılardan biri olan bu şarkının genç “cover”ı Can Oflaz isminin daha geniş kitlelerce tanınmasını sağladı.


Yakın dönemde Benimle Söyle adlı yetenek yarışmasının jüri üyelerinden biri olarak ekranda görünen Can Oflaz’ın yeni teklisi “Aşk mı Meşk mi?” ise geçtiğimiz günlerde Sony Müzik etiketiyle yayımlandı. Şarkının söz ve müziği Can Oflaz’a ait, düzenleme ise Gürsel Çelik tarafından yapılmış.


Can Oflaz ilk kez kendine ait bir şarkıyı servis ediyor. “Cover” yapmak için seçtiği şarkıların dolaştığı kulvardan farklı olarak baştan ayağa pop bir şarkıyla, biraz da ters köşe yaparak çıkıyor dinleyici karşısına. Profesyonel bir düzenleme, kayıt ve video ile de şu ana kadar yaptıklarının bir basamak üzerine çıkıyor. Olması gereken de bu zaten.


Şarkının sözleri ve melodik yapısı pop kulvarında çok yeni şeyler vaat etmiyor. Hoş, hafif, ferah bir şarkı “Aşk mı Meşk mi?” Bununla birlikte Gürsel Çelik’i düzenlemesi daha ilk dakikadan itibaren dinleyeni kavrıyor, harekete geçiriyor. Özellikle ritim yürüyüşü nefis ve nefeslilerin kullanılma biçimi nefis. Can Oflaz “vazgeçebilirim” kelimesindeki prozodi hatası dışında parlak bir şarkıcılık performansı ve açık, geniş sesiyle göz dolduruyor.


Bu genç ve yetenekli müzisyenin adını önümüzdeki dönemde daha sık duymamız şaşırtıcı olmayacak.

0
Share


Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı. Parçalanmak üzere olan bir imparatorluğun paylaşılmış topraklarını kurtarabilmek için hayatını ortaya koymuş, canını feda etmiş tüm şehitlerimizin, gazilerimizin, ebedi ve tek Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’ün aziz hatıralarına saygı, minnet ve şükranla…    


0
Share
Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa

Hakkımda


Photo Profile

Yavuz Hakan Tok
Müzik Yazarı / Eleştirmen / Arşivci

2001 yılında Bir Zamanlar adlı internet sitesinde müzik yazıları yazmaya başladı. Yanı sıra yazıları, Zip İstanbul, Koara, İkinci Kanal, Caretta, Mezun Life, Popüler Tarih dergilerinde, Bugün gazetesi ve Milliyet gazetesinde yayımlandı.

Daha Fazla



Takip Et

  • Instagram
  • YouTube
  • Twitter
  • Facebook

Bu Hafta Çok Okunanlar

  • Prestij Müzik'in Film Gibi Hikâyesi
    (Milliyet Sanat dergisi Şubat 2023 sayısında ve 5 Şubat 2023 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanmıştır.)    1997 yılında bir vesileyle Pre...
  • Ne Kadarı Fatih, Ne Kadarı Mabel?
    MABEL MATİZ - "FATİH"  “Yahu bu ne? Bu zamanda 25 şarkılık albüm mü olur? Kim dinleyecek bunu?” “Şarkıların hepsi birbirine benz...
  • Bu Yazının Sahibi Benim!
    “Aman sakın ha şarkılarınızı noterden tasdikletmeden filanca kişiye dinletmeyin!”
  • Çeşitli Sanatçılar - "Yıldız Tilbe'nin Yıldızlı Şarkıları"
    BİR “UYUMSUZ”UN ŞARKILARI (30 Temmuz 2018 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.) “Delikanlım”la başlayan şarkı ...
  • Rüya Çağla Röportajı
    Bizim kuşak ergen yaşlarında yetmişleri dolamıştı diline. O ispanyol paça pantolonlar, devasa yakalı, göğüs bağır açık gömlekler, apartma...

Arşivden

  • Suna Yıldızoğlu Röportajı
    Yabancı Gelin Sonia, Türkiye'de nasıl ünlü bir sinema oyuncusu ve şarkıcı oldu?.. Yetmişlerde ona kim, neden açık çek verdi? Dillere...
  • Prestij Müzik'in Film Gibi Hikâyesi
    (Milliyet Sanat dergisi Şubat 2023 sayısında ve 5 Şubat 2023 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanmıştır.)    1997 yılında bir vesileyle Pre...
  • Ne Kadarı Fatih, Ne Kadarı Mabel?
    MABEL MATİZ - "FATİH"  “Yahu bu ne? Bu zamanda 25 şarkılık albüm mü olur? Kim dinleyecek bunu?” “Şarkıların hepsi birbirine benz...
  • İzlediklerim Ocak 2012
    ENBE ORKESTRASI - "SENDEN KIYMETLİ Mİ?" Bütün tartışmalara, eleştirilere rağmen popüler müzik piyasasında ENBE damgası vurulmuş ...
  • Oya Bora Röportajı
    "Hani Peter Pan masalı gibi bir hayal dünyası vardır ya; orada kötülük yoktur, orada ihanet yoktur, orada acı çekilmez. Bizim şarkılar...
Copyright © 2019 Yeter ki Müzik Olsun

Created with by Beauty Templates | Distributed by Gooyaabi Templates