Bu Blogda Ara

15 Eylül 2014 Pazartesi

Yeliz'le Stüdyoda Bir Gün

STÜDYODA AŞKIMI YAŞIYORUM, AYRILIYORUM, BARIŞIYORUM


(Milliyet Sanat dergisi Ağustos 2014 sayısı ve 9 Ağustos 2014 tarihli Milliyet gazetesi Cadde ekinde yayımlanmıştır.)

Zemin kattaki dairenin demir kapısı ağır ağır açılıyor. Tanıdık bir şarkının dokuz sekizlik ritmi, tanıdık bir sesin tok ve güçlü tınısı duyuluyor uzaktan uzağa. Koridorun duvarlarında yıllardır o stüdyoda yapılmış albümlerin kapak resimleri asılı. Çift kapının ardındaki odaya girince, bir Temmuz günü öğleden sonrasının olağan sıcağı yerini keskin bir klima serinliğinin yalancı ferahlığına bırakıyor. Atılgan uzay gemisinin kumanda odasındayız sanki. Üzerinde ne işe yaradığını asla bilmediğimiz yüzlerce düğme bulunan ama her birinin başında büyük bir ciddiyetle sürekli o düğmelerle oynayan görevlilerin etrafa endişeli bakışlar attığı masalardan biri duruyor odanın başköşesinde. Ne ki masanın başında düğmelerle oynayan Mister Spock değil; aranjör ve besteci Sezgin Gezgin. Ben değil ama o, kocaman mikserin üzerindeki her bir düğmenin ne işe yaradığını gayet iyi biliyor. Bakışları da endişeli değil; aksine gayet memnun. Atılgan’ın kumanda odasında olsak uzay boşluğunu göreceğimiz devasa penceredense kayıt odasını görüyoruz. Kayıt odasındaki mikrofon sehpasının önünde duran panel, sesi odayı çınlatmakta olan Yeliz’i görmemizi engelliyor ne çare.


Şarkılı Türk filmlerinden ezber ettiğimiz bir klişe vardır oysa. Akvaryum denilen camlı bölmenin ardında şarkıcı kulağında kulaklıkla şarkıcısını söylerken, diğer tarafta müzik yönetmeni “çok güzel çok güzel” anlamına gelen işaretler yapar, sonra birbirlerine gülümserler. Bu klişeyi neden bozduğunu daha sonra şöyle açıklıyor Yeliz bana: “Ben stüdyoda şarkı söylerken kimseyi görmemeliyim. Çünkü orada kendi dünyama giriyorum. Orada aşkımı yaşıyorum, orada kavgamı ediyorum, ayrılıyorum, barışıyorum, sevişiyorum.”



Henüz 17 yaşındayken ilk plağını dolduran ve 18 yaşında Türkiye’deki ilk Eurovision Şarkı Yarışması ulusal finallerinde seslendirdiği “Hayalimdeki Adam” şarkısıyla ikinci olarak bir anda şöhreti yakalayan Yeliz, o günlerden bu yana dokuz 45’lik ve yedi albüm yaptı. 2012 yılında 45’lik plak kayıtlarından oluşan “En İyileriyle Yeliz” albümü yayımlandı. Yeliz bu defa dört şarkıdan oluşacak bir mini albüm için stüdyoda.


Prodüktörlüğünü Hakan Eren’in, aranjörlüğünü Sezgin Gezgin’in yaptığı bu yeni albümde Soner Arıca’nın iki, Serhat Tekin’in bir yeni şarkısı var. Bir şarkı ise daha önce Yonca Evcimik’in seslendirdiği ve sözleri Sibel Alaş’a, bestesi Yonca Evcimik’e ait olan “Bumerang”. Stüdyoya girdiğimde solist kayıtları yapılan şarkı da o zaten. “Ben yaz için tek bir şarkı yapacaktım. Yonca da tesadüfen bu şarkıyı koymuştu Instagram’a. Orada görünce hatırladım şarkıyı. Dokuz sekizlik filan, tam aradığım gibi. Ben bunu yapmak üzere yola çıktım aslında. Diğer şarkılar sonradan geldi,” diyor Yeliz.

Sonradan gelen diğer şarkıların sahiplerinden biri, Soner Arıca da yanımızda ama kaydı yapılan şarkı, onun şarkılarından biri değil. Yıllardır aynı mekânda Yeliz cuma, Soner Arıca ise cumartesi geceleri sahneye çıkıyor. 


Tanışıklıkları çok eskiye dayansa da, yakın dostlukları bu vesileyle olmuş. Birlikte seslendirdikleri iki şarkıdan oluşan bir tekli de yaptılar 2011 yılında. Ancak Soner Arıca bu defa sesiyle değil, besteleriyle var. “Bu çalışmada ben kendimi regülatör olarak tanımlıyorum,” diyerek açıklıyor Soner Arıca stüdyoda bulunma sebebini. “Bir şeyleri dengelemek adına buradayım. Birlikte bir şey ortaya çıkarıyoruz. Kavga da edebiliriz işi yaparken; arkadaşlar kavga edebilir. Bir de şu var ki, ben hata yapsam da ‘aman ben yaptım nasılsa’ derim ama Yeliz gibi büyük bir yorumcunun albümünde benim fikrim bir hataya sebebiyet verirse çok üzülürüm. Kendi albümüme titizlenmediğim kadar titizleniyorum bu yüzden.”


YELİZ'İ AĞLATAN PARÇA

Yeliz’e olan hayranlığını da saklamıyor Soner Arıca: “Yeliz’le o kadar yakınız ki, onun şarkıcı Yeliz olduğunu unutuyoruz bazen. Kendi albümüm için çalışırken biz Sezgin’le iki arkadaş, birbirimizi ite kaka iş yapıyoruz ama burada ara sıra birbirimize bakıp, şunu hatırlatıyoruz: Oğlum Yeliz lan bu!”

Yeliz’se Soner Arıca’nın orada bulunmasından son derece memnun. “Ben hep olsun istiyorum. Çok güç veriyor bana,” diyor.


Albümdeki Soner Arıca şarkılarından birini dinletiyorlar daha sonra bana. Tamamen Batı formunda, yavaş tempolu, neredeyse senfonik bir şarkı bu… Adı “Gidiyorum”. Yeliz şarkıyı dinlerken gözyaşlarına engel olamıyor. “Ben bir şey yaşıyordum o günlerde. Bir arkadaş toplantısında Soner bir hüzün gördü yüzümde. ‘Sende bir şeyler var’ dedi. Sonra bu şarkıyı getirdi bana ve çok acayip bir şey oldu. Şarkının sözlerinde anlatılanları gerçek hayatımda kelime kelime, birebir yaşadım ve ertesi gün de stüdyoya girip bu şarkıyı okudum. Kafamda bir şey yaratmaya gerek kalmadı yani. Çok ‘canlı’ bir şarkı oldu bu yüzden.”


Albümdeki diğer Soner Arıca şarkısı ise “Her Şeyimsin” adını taşıyor. Kıvrak ritimli, Ege-Akdeniz kıyılarında dolaşan bir şarkı “Her Şeyimsin”. Soner Arıca bu şarkıyı Yeliz için yazmamış ama Yeliz şarkıyı duyar duymaz ‘bu benim olsun’ demiş. Albümde bu şarkının bir de Yunanca versiyonu da olacakmış ve Yunanca sözleri Michael Kuyucu yazıyormuş. “Yıllardır en büyük hayallerimden biri Yunanca bir şarkı söylemekti,” diyor Yeliz.


Sahnede defalarca izlediğim Yeliz, stüdyoda başka türlü coşkulu ve heyecanlı görünüyor. Sezgin Gezgin, “Gidiyorum”u kaydederken duyduğu tuhaf sesi anlatmaya başlıyor ben bunu söyleyince. “Yeliz şarkıyı söylüyor, kaydediyoruz ama bir yerden de tak tak tak diye bir ses geliyor. Oturduğum yerden bir kalktım. Yeliz kendini kaptırmış, ayakkabısının topuğuyla yere vuruyor şarkıyı söylerken.”


STÜDYODA TOPUK SESİ

Geçtiğimiz yıl Sezen Aksu konserlerinde Emel Müftüoğlu’nun sahneye çıkıp Yeliz’in şarkı söylerken topuk vurmasını taklit ettiğini anlatıyor Yeliz sonra. Ve stüdyoda o konsantrasyonla, topuğunu vurduğunu fark etmediğini, topuk sesini hiç duymadığını söylüyor.


Albümde bir de “Gerisi Olay” adını taşıyan hareketli bir Serhat Tekin şarkısı var. Tamamen güncel pop çizgisindeki bu şarkı, Yeliz’den duymaya alışık olduğumuz şarkılardan farklı. “Ben disko kızı değilim,” diyor Yeliz. Adıyla özdeşleşen “Bu Ne Dünya Kardeşim”in en sevmediği şarkısı olduğunu yıllardır söyler zaten. Ona kalsa hep yavaş şarkıları tercih edebilir. “Ama bu bir proje... Dört ayrı tarzda şarkı var. Serhat Tekin’in şarkısı tam günümüz şarkısı. Benim bir türlü anlayamadığım o ‘kop kop kop’ şarkılardan. Ben yürüyüş yaparken sürekli yabancı radyoları dinliyorum. Baktım bütün şarkılarda bir Latin havası var. Buna da bir Latin esintisi koyalım dedim Serhat’a. Disko kızı değilim ama ruhumda bir Latinlik, bir romanlık, bir damar durumu da var. Hepsinin gırtlağı ayrı; sesim var diye her şarkıyı aynı şekilde okuyamazsın.”


Sonra ne oluyorsa oluyor ve kendimi az önce Yeliz’in şarkı söylediği mikrofonun başında, şarkılara ‘back’ vokal yaparken buluyorum. Röportaj yapmak için gidip, albüme vokal yapan ilk kişi olarak basın tarihine geçmiş de olabilirim, ona emin değilim. Sonuç mu? Onu albüm çıkınca, hep birlikte göreceğiz.


MONTAJDA ÇIKARILAN BÖLÜMLER

YHT: Stüdyoda şarkı söylemek mi, sahnede şarkı söylemek mi?

YELİZ: Şarkılık mesleğinin içinde benim en çok bulunmak zevk yer aldığım bölüm stüdyoda şarkı söyleme  bölümü. Ne konser, ne sahne, ne röportaj… Beni koysunlar stüdyoya, 50 şarkılık bir albüm yapayım. Onu çok seviyorum. Başka bir dünyaya giriyorum stüdyoda. Sahnede daha kolay; orada senin gözüne bakan insanlar var ve onlardan enerji alıyorsun. Burada ise tek başınasın ve duyguyu kendi kendine vermek durumundasın. Stüdyoda çok daha fazla yoruluyorum. Bir şarkıyı oturup bitirdikten sonra dayak yemiş gibi oluyorum. Ama hissettiğin, sevdiğin şarkıyı etinden et koparılıyormuş gibi okumak bambaşka bir duygu. Soner’in “Gidiyorum” şarkısı öyle oldu. İnsan kendini dinlerken ağlar mı? Ben ağlıyorum.

Burada şimdi seninle konuşan Yeliz başka, sahnedeki Yeliz başka, stüdyoda şarkıları okuyan Yeliz de başka. Ben orada dışarıdan bir gözle, beni dinleyen birisi gibi dinliyorum Yeliz’i, kendimi dinlemiyorum o anda. Kendimi dışarı çıkarıyorum. Bunu yıllar önce öğrendim. Onun için de rahat rahat ağlıyorum kendimi dinlerken.


YHT: Soner Arıca ile çalışmak zor mu diye sorsam?

YELİZ: Bundan sonra mümkünse hep Soner’le çalışayım. Ben ona “Altın Çocuk” diyorum. Fiziğiyle ruhuyla, kalbiyle hak ediyor bu ismi. Gerçekten altın. Bana beste verdiği için söylemiyorum bunu. Zaten severdim eskiden beri ama yıllar önce kader bizi bir mekânda bir araya getirdi. Daha yakın olduk. Düşünün ki Soner bana şarkısını dinletti bir gün ve ben “Bu şarkıyı okumam lazım,” dedim. Klibini yeni çekmişti, şarkısını yeni lanse ediyordu. Gık demeden hemen stüdyoyu ayarlayıp “Tamam beraber okuyalım,” dedi (yazarın notu: “Neredeydin?” şarkısından bahsediyor.) Hangi şarkıcı yapar bunu? Bunu yapacak beş kişi sayabilirsen bana, ben bu mesleği bırakırım.

SONER ARICA: Bu meslek insanı biraz bakırlaştırıyor. Altın çocuk olarak kalamıyorsun.

YELİZ: Kalıyorsun, kalıyorsun... (Gülüşmeler)


YHT: Peki Yeliz’le çalışmak zor mu Soner?

SONER ARICA: Bu defa benim için zor bir durum. Daha önce yaptığımız düetlerde Yeliz benim evime geldi, koltuğum bu, nereye oturacaksa oraya oturacak gibi bir durum söz konusuydu. Ama şimdi çok hassas bir şey var. Yeliz’den daha çok uykularım kaçıyor benim. Bu albümde benim iki şarkım var. Özellikle “Gidiyorum”, her zaman yazılabilecek şarkılardan değil. Benim en müdahalesiz kalacağım kısım Yeliz’in şarkıları yorumlaması. Aksine o bize öğretir. Besteni bir şarkıcı yorumlarken, duygusunda biraz sapmalar olduğunda mutsuz oluyorsun. Ama Yeliz de hiç öyle bir şey olmadı. Yeliz’in geçmişinde “Yalan” gibi, “Sel Suyu” gibi çok özel şarkılar var. Tek isteğim “Gidiyorum”un da onlar gibi bir yere oturması ileride. Yoksa çok “hit” olması filan umurumda değil. Sezgin (Gezgin) sen de bir şeyler söylesene?

SEZGİN GEZGİN: Ne söyleyeyim?

SONER ARICA: Geçen gün stüdyoyu terk ettiğimi anlat mesela.


Ama Sezgin anlatmıyor; yine Soner anlatıyor.

SONER ARICA: Bizim aramızda şöyle oluyor: Sezgin bir aranjman yapıyor. Ben şurasını atalım mı burasını şöyle yapalım mı diyorum. Şarkının müzikalitesini mahvediyorsun diyor. Aranjör olarak o daha matematik çalışıyor. Bense işin duygusuna bakıyorum. Mesela eskiden bana “intro”lar çok uzun gelirdi. Hep söylenirdim bu “intro” niye bu kadar uzun diye. Bekliyorum bekliyorum bekliyorum, şarkının sözleri başlamıyor. Şimdi mesela “intro”su kısa şarkılar moda oldu. Bazen böyle konularda birbirimize girdiğimiz oluyor. Geçen benim kendi şarkılarımdan birinde böyle bir anlaşmazlık yaşadık, ben de “Bir daha gelmeyeceğim buraya,” dedim mesela.

YHT: Sahiden aranjör olarak sen anlat biraz da Sezgin. Çünkü sen Soner’le yıllardır birlikte çalışıyorsun ve Yeliz’in albümüyle eşzamanlı olarak bir yandan da Soner’e bir tekli hazırlıyorsunuz bu sıralar.


SEZGİN GEZGİN: Düzenlemeyi yaparken şarkıcının nasıl okuyacağını hayal ederek bir şey yazmam gerekiyor. Masaya oturduğumda aranjenin kafamda bitmiş olması lazım. Aranjeye masada oturup “Nasıl bir şey yapalım?” diye sorarak başlayanlar var. Ben öyle değilim. Ben yapılması gereken bir şarkı varsa, şarkıyı da dinlediysem, buradan evime giderken takside yapıyorum onun aranjmanını mesela. Masaya oturduğum zamansa sadece doğru sesi bulup yazmak kalıyor.

SONER ARICA: Ben “Gidiyorum”un aranjesini ilk dinlediğimde, Sezgin’in tamamen kafamdaki şeyi yapmış olduğunu gördüm mesela. Ne bir eksik, ne bir fazla…


SEZGİN GEZGİN: Bazen şarkıyı seçme şansım oluyor, bazen de olmuyor. Ama aslında her şarkının aranjmanı aslında içinde gizlidir. Ben sadece fazlalıkları atıyorum. Michelangelo’ya sormuşlar ya, “Nasıl yaptın bu heykeli?” diye. “O zaten taşın içindeydi, ben fazlalıklarını atıp ortaya çıkardım,” demiş. Aynen öyle işte... Birisi şarkıyı çıplak sesle söylediğinde de aranjesini çıkarabiliyorum kafamda. Şarkı onu veriyor zaten. Makinenin başına oturduktan sonrası zor benim için. Ondan öncesi kafamda bitiyor. Benim çalışma stilim böyle. Bir de şanslıydım tabii, bana gelen bütün şarkılar böyleydi.

Geçen gün Yeliz, “Hadi oturalım da şu şarkının iskeletini çıkaralım,” dedi. Dedim ki “Çıkmaz çünkü benim onu önce kafamda bitirmem lazım.” O da “Bana fenalık geldi, ben bilsem oturup ben yazacağım,” dedi. “Buyur yap,” dedim. “Ama ilk on beş yılı zordur!” Tabii şimdi artık duyuyoruz yaptığımız şeyleri. Eskiden her şey kağıt üzerindeymiş; adam partisyonları yazıp getiriyormuş. Şimdi de partisyon veriyoruz yerine göre ama bazen beş altı, bazen on kanal veriyoruz. Sonra karar veriyoruz hangisini kullanacağımıza.


SONER ARICA: Dur bir dakika! Bunu mutlaka söylemem lazım. Sezgin artık benim besteciliğimi beğeniyor.

SEZGİN GEZGİN: Bazen bir şarkı dinletiyor bana Soner. “A güzelmiş, bundan bir tane daha yap da tesadüf olmadığını anlayalım” diyorum.

SONER ARICA: Evet bunu “İyisi Geliyor” için demiştin geçende.

SEZGİN GEZGİN: Doğru doğru. O çok enteresandır. Şarkıyı dinletti bana. “Bunu yapalım, bir kenarda dursun; belki biz kullanırız, belki birilerine dinletiriz,” dedi. Ben de dedim ki, “Bunu yapacağım ama sen bunu kimseye vermeyeceksin, kendin söyleyeceksin ve de klip çekeceksin.”  Güldü. “Yok yahu,” dedi. Ben şarkıyı yapmaya başladım, “Tamam ben bunu vermiyorum kimseye,” dedi. Sonra stüdyoya kapandık, şarkıyı bitirdik ve dediklerim aynen oldu. Bazen bazı şeyler anlık gelişiyor. Hiç hesapta yokken, hesap yapmadan…

SONER ARICA: Ama ben de onu tehdit ettim, “Eğer daha önce yaptıklarından farklı bir şey yapmazsan ben de bu şarkıyı okumam,” dedim ve hakikaten yaptı.


SEZGİN GEZGİN: Tabii mesela “Dava”nın yeni versiyonunda şarkının bir yerinde ekstrem bir şey yaptım. Soner dinledi, şöyle bir bana baktı. “Of tamam yap yap, battı balık yan gider,” dedi. Bunlar aslında yabancı şeyler ama Türkiye için yabancı. Yoksa dünyada neler neler yapılıyor. Ben testere sesinden bas gitar yaptım mesela. Soner’in sesini enstrümana çevirdik şarkının bazı bölümlerinde. Önemli olan şarkının türü, biçimi değil aslında; dinleyene verdiğiniz enerji. Doğru enerjiyi vermişseniz tamamdır. 

Aslında dünyanın en iyi enstrümanistleri Türkiye’de ama yeterli destek verilmiyor. Yurt dışında bir şey yapıldığında buraya onu taşıyoruz. O an “Güzel yapmış,” diyoruz ama aynısı burada yapıldığında rağbet görmüyor. Aslında Avrupa’dan önce yaptığımız birçok şey var, bu konuda bir sürü örnek sayabilirim.

SONER ARICA: Geçen tam on gün stüdyoda yaşadık. Dışarıda ne olup bitiyor, hava aydınlık mı karanlık mı onu bilmiyorduk. Dedim ki Sezgin’e “Bu şarkılar çıkacak, kimi beğenecek kimi beğenmeyecek herkes bir şey söyleyecek ama biz hayatımızdan bir on günü buna harcadık.” Bunu şikâyet için söylemiyorum. Bana “Tatil mi burası mı?” diye sorsalar, “İki gün tatil, beş gün burası,” derim. Çok güzel bir şey burada çalışmak… 

TEMMUZ 2014

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder