Bu Blogda Ara

11 Mart 2013 Pazartesi

Hani Bana Ödül?

2012 "TÜRKİYE MÜZİK ÖDÜLLERİ" ADAYLARI AÇIKLANDI!


Geçtiğimiz yıl on sekizinci kez dağıtılan Kral TV Müzik Ödüllerinin başladığı yıl hayata gözlerini açanlar şimdilerde yetişkin. Bu on sekiz yılda, bir müzik ödüllerinde olmaması gereken ne varsa hepsi oldu. Şaibeler mi çıkmadı, adaletsiz ödüller mi verilmedi, adam mı kayırılmadı, ödüller bazı firmaların/kişilerin tekeline mi kalmadı, aklınıza ne gelirse… 

Şöyle ya da böyle on sekiz yılı geride bırakmış bir ödül kurumunun artık sadece sayısal olarak değil, statü ve saygınlık bakımından da rüştünü ispat etmesi şart olmuştu. Kral TV’nin Doğuş Grubuna geçmesinden sonra harcanan çaba hep bu yöndeydi. Bunda kısmen başarılı olunduğu da söylenebilir. Nitekim geçtiğimiz günlerde bu yıl yapılacak ödül töreninin tanıtımı için düzenlenen basın toplantısında “Gezegen” Mehmet’in  (Akbay) oturduğu masaya MÜYAP, MÜYORBİR, MESAM ve MSG başkanlarını/temsilcileri oturtması, toplantının yapıldığı salonda en ön koltuklara sektörün majör firma sahiplerinin/yöneticilerinin sıralanması boşuna değildi. Bu Kral’ın gövde gösterisiydi ve verilen mesaj müzik sektörünün bütün sacayaklarının bu ödül töreninin arkasında olduğu idi. Üstelik bu cesaretle ödül töreninin adı (el çabukluğu marifet) Türkiye Müzik Ödüllerine evrilmişti. Ülker gibi güçlü bir sponsorun ortaklığı da cabasıydı. E daha ne olsundu?..


2012 yılı Türkiye Müzik Ödülleri adayları dün (11 Mart 2013 Pazartesi) yapılan bir basın toplantısıyla açıklandı. Oylamalar ve seçimler yüzde yüz adil ve şeffaf da olsa (ki öyle olduğuna hâlâ ikna olduğumu söyleyemem) bir kez daha tartışılacak bir tablo çıktı ortaya. Toplantıdan sonra fuayede vakit geçirirken hemen yanımdaki masada “Gezegen” Mehmet’in Twitter’da yazılan yorumları okuyup, yanındakilere “Hâlâ şöyle diyorlar, böyle diyorlar,” diye serzenişte bulunduğuna şâhit oldum. Haklı mıydı, haksız mı acaba?.. Ne yapsalar yaranamıyorlar mıydı gerçekten? Eve dönerken Osmanbey-Şişli hattının olağan bir iş günü kalabalığında, erken bahar güneşinin tadını çıkara çıkara yürürken, uzun uzun bunu düşündüm. Bakın neler geçti aklımdan…

Hiç birimiz inkâr edemeyiz. Ödül organizasyonunda çalışan ışıkçısından, sesçisinden, sunucusuna, o gece giyinip süslenip kırmızı halıda yürüyeninden, patlamış mısırıyla ekran başına oturanına, gazetesine haber üstüne haber yapanından, alınan/verilen her ödülü sosyal medyada tartışa tartışa bir hal olanına kadar hepimiz bu refleksleri yıllar boyu Oscar ve Grammy ödüllerini izleyerek kazandık. Hep onlara özendik, onlar gibi olmak istedik. Olabildik mi?.. Elbette hayır. Ama nedenlerimiz vardı elbette.


Bir kere bahsi geçen her iki ödül geleneğinin arkasında da birer akademi var. Oscar ödülleri Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi, Grammy ödülleri ise Kayıt Sanatları ve Bilimleri Ulusal Akademisi  tarafından veriliyor. Ödüllerin kimlere, niçin verileceğini akademisyen düzeyinde uzmanlardan oluşan jüriler belirliyor. Haliyle de kategorileri tanımlayan “best” (en iyi) kelimesi yerli yerine oturuyor. Çünkü sinema da, müzikte de (popüler olsun veya olmasın) nihayetinde birer sanattır ve sanatta iyinin kriterleri bellidir. Çok satmak, çok gişe yapmak, çok popüler olmak bu kriterleri değiştirmez.

Oysa bizim müzik ödüllerinde kaçının sahiden uzman olduğunu hiçbir zaman bilemediğimiz 200 kişilik “uzman” jüri (% 20) ve halk oylaması (% 20) var. Radyolarda en çok çalınanlar (% 20), internette en çok indirilenler (% 20) ve en çok mekanik satış yapanlar (% 20) var. Yani biz “en iyi”yi aramıyoruz aslında. En popüleri, en beğenileni, çalınanı, satılanı arıyoruz. (Yüzdeler adayların belirlenmesinde kullanılan değerlerdir ve Kral TV tarafından resmi olarak açıklanmıştır.)


Mekanik ve dijital satış değerleri MÜYAP tarafından veriliyor. Yani MÜYAP üyesi olmayan yapım şirketlerince yayımlanmış albümleri de devre dışı bırakmış oluyoruz böylece. Kaldı ki MÜYAP’tan alınan değerleri (yani % 40’ı) belirleyen de, yani albümlerini satın alan yahut indirenler de değerlendirmede % 20 pay sahibi olan halkın ta kendisi. Bu noktada jürinin uzmanlığının da şaibeli olduğunu düşünürsek (yani jüriyi de halktan kabul edersek), etti mi size % 80! Geriye ne kaldı? Nielsen’in “en çok çalınan” raporları. Bu raporlar neye göre hazırlanıyor? Radyoların şarkı ve şarkıcıları çalma sıklıklarına göre. Ona kim karar veriyor? Yine halk! Yani en azından biz öyle biliyoruz; halk istiyor, radyolar çalıyor. Anlayacağınız biz aslında % 100 halk oylaması yapıyoruz. Yani çoğunluğun beğendiğini, dinlediğini ödüllendiriyoruz; asla “en iyi”yi değil.


Zaten bugün açıklanan aday listeleri de bu açık ve net ortaya koyuyordu. Mesela yılsonunda sahiden işin uzmanları sayabileceğimiz müzik eleştirmenleri/müzik yazarları tarafından yapılmış “en iyi albüm” listelerini hatırlayalım. Ödüle aday beş albümle o listelerde kesişen sadece bir tek albüm var; o da Göksel’in “Bende Bi’ Aşk Var” albümü. Ne Yasemin Mori’nin, ne Genç Osman’ın, ne Hediye Güven’in, ne de benzerlerinin esamisi okunuyor ödül listesinde. Sadece albümlerde değil, şarkı, şarkıcı hatta klip adayları arasında da hiçbiri yok.  


“En iyi grup” adaylarına bakalım mesela. Bir yanda Kolpa, bir yanda Mor ve Ötesi. Bir yanda Manga, bir yanda Seksendört. Ben bu ülkede bu grupları aynı dalda aday yapacak bir tane “uzman” kişi tanımıyorum. Aynı şekilde Murat Boz ve Volkan Konak’ı birbirine rakip yapmak da hiçbir “uzman”ın işi olamaz.


Tamamen “uzman” jüri tarafından belirlenmiş klip adaylarında ise daha acayip bir durum var. Hem sanatsal, hem estetik, hem de teknik açıdan “Acıyor” klibi belirgin bir şekilde daha iyiyken, hadi diyelim öyle düşünmüyorsunuz, en azından “Yalnız Kuş”la eşdeğerken (ki aynı yönetmenin elinden çıkma ikisi de) neden “Yalnız Kuş” aday sizce? Acaba daha yeni ve dolayısıyla daha popüler olduğu için mi? Peki oldukça vasat bir klip olan “Türkan” niye aday? Klip “iyi” olduğu için mi, şarkı popüler olduğu için mi? Peki nerede bizim “uzman” jüri?..   


Olaya bir de tersten bakalım ve “en iyi” başlığını görmezden gelip, en popülere teslim olduğumuzu kabul edelim. Bu durumda proje kategorisindeki adayların arasında yer alan Badem albümünün Volga Tamöz’ün albümünden daha çok sattığına, daha çok oylandığına nasıl inanacağız? Badem’in albümü çok da iyi bir albümdü; sözüm ona değil. Ama burada bir terslik yok mu sizce de?..


İster “en iyi” deyin, ister en popüler, en sevilen… Bir başka acı gerçek daha çıkıyor bu aday listesinden: Türkiye’de arabesk, alaturka, halk müziği ve alternatif müzik dallarında (hatta bazı kategorilerde “rock” müzikte de) “en iyi” ya da en popüler listelerine girmeye aday bir tek şarkı, şarkıcı ya da albüm yok. (Volkan Konak’ı halk müzikçi, Orhan Gencebay’ın poplaştırılmış şarkılarını arabeskten sayarsanız, “ikiden fazla” diye düzeltebilirim bu genellemeyi.) Ne tuhaf değil mi?..


Yani mesele aday listelerinin adil olması değil. Belki adil ama asla tutarlı değil; “en iyi” hiç değil. “Bu Akşam Bütün Meyhanelerini” diye kadeh tokuşturarak başladığımız geceye “Gangnam Style” dansıyla devam edip, “Dağılmak istiyorum” diye zıp zıp zıplayan, “Batsın Bu Dünya” diye feryat ettikten hemen sonra, “Ankara’nın Bağları”yla göbek atan, “Damat Halayı”yla geceyi noktalayabilen bir milletiz biz. Beğeni skalamızın meşrebi oynak, kafalarımız alabildiğine karışık. Haliyle oylamalara da yansıyor bu.           


Hal böyleyken ödüller aslında ismine de yakışır hale geliyor. Kimilerinin itiraz ettiği “Türkiye Müzik Ödülleri” tabiri neresinden baksanız kulağa doğru geliyor. Yemeyenin malını yerler demiş atalar. Bu ismi sahiplenmesi gereken tek bir kanal vardı aslında Türkiye’de ama o da bu işi bir kere denedi ve caydı. Ödül törenine dekolte giyip gelen kadın şarkıcılar tehdidi olduğu sürece de bir daha deneyeceğini sanmam.   

Bu arada atlamamak gereken bir başka mevzu daha var. Film ve dizi müzikleri ödülleri, söz konusu film ve dizilere değil, müziklerine veriliyor ve o müziklerin birer bestecisi var. Ama aday listelerinde her nedense adları yok. 


Sözün özü, en azından MTV ödüllerinde olduğu gibi aday belirleme safhasında gerçekten uzman bir jüri görev yapmalı diye düşünmüyor değilim. Ama bizim memlekette o da pek akıl karı değil gibi. Bir kere geçmiş yıllardaki şaibelerin beş on katı şaibe çıkar (Eurovision örneğini hatırlayın.) Başlarız hemen jüride kim kimin arkadaşıydı, kim kimin sevgilisiydi, kim kimi niye seçtiyi didiklemeye. Daha da fenası var. Bizim “uzman”lar alternatif ve “rock” müzikten başka müzik dallarını pek görmezler. Sürekli yabancı müzik, ama en çok “rock” dinleyen, Türkçe pop (arabeski, alaturkayı filan saymıyorum bile) dinlemeyi ve yazmayı bir tür basitlik, yozluk olarak gören, en fazla aynı barlarda takıldıkları alternatif ve “rock” müzisyenleri tanıyan bu kitlenin (evet evet müzik yazarlarımızdan/eleştirmenlerimizden bahsediyorum; bir de çok daha elitist akademisyenlerimiz var ki oraya hiç girmiyorum) seçeceği adayları ben saymayayım şimdi; siz tahmin edin (ya da gazetelerdeki yılsonu değerlendirmelerini tekrar hatırlayın.)


Bizim uzmanlar öyle el alemin akademisyenleri gibi popüler olanla olmayanı aynı kefede tartıp, “iyi” olmayı tek kriter kabul etmezler ki. (Mesela “Dağılmak İstiyorum” gerçekten iyi bir pop şarkısıydı ama yılsonu değerlendirmelerinde hangi müzik yazarının listesinde gördünüz?) E böylesi bir ödül töreninin magazin değeri, televizyondaki izlenme oranı, aldığı reklam payı ne olur ki en fazla?.. Hem ona o zaman Türkiye Müzik Ödülleri denir mi?.. Hop, döndük mü yine başa?..


“E peki ne yapalım, çözüm ne o zaman?” dediğinizi duyar gibiyim. Bu noktada aklıma geçenlerde bir müzik yazarının yazdığı yazı geldi. Sanırım hayatımda duyup duyacağım en saçma “TEZ”di bu: Neymiş, internet üzerinden müzik dinlemeye yarayan yasal “streaming” siteleri bir müddet sonra müzik eleştirmenlerini ortadan kaldıracakmış. Çünkü o siteler kullanıcının müzik zevklerini tanıyıp, ona göre önerilerde bulunuyorlarmış. Bakın bu saçma “TEZ”den yola çıkarak adayları ve ödül verilecekleri belirlemeyi tamamen bilgisayarlara bırakabiliriz. Verileri yükleriz, “en iyi” kriterlerini de yükleriz, en popülerler zaten belli. Basarız tuşa, çıkar ödül sahipleri; ne şaibe kalır ne bir şey. Ne halkın tutarsızlığı, ne uzmanların fazla tutarlılığı sorun olur. Aday gösterilmeyen, ödül alamayanlar da “Hani bana adaylık, hani bana ödül?” diye veryansın edip durmazlar belki o zaman. Ne de olsa bilgisayarlar karşısında boynumuz kıldan ince.

Bu da mı saçma oldu?.. Neyse… Daha iyi önerisi olan varsa buyursun yazsın, benden bu kadar!

Bu yazı www.sahiplen.com tarafından Yavuz Hakan Tok adına koruma altına alınmıştır. Kaynak gösterilmeden ve izinsiz kullanılması kanunen suç teşkil etmektedir.  

MART 2012

2 yorum :

  1. Alternatif bir ödül töreni düzenlenmeli. 'EN İYİ'leri ödüllendirmeli. Kral her zaman haksız ve adaletsiz.

    YanıtlaSil
  2. YİNE HER SENE OLDUGU GİBİ Bİ KAC KİŞİ ETRAFİNDA DÖNEN BİR ÖDÜL TÖRENİ OLMUŞ.. SANİRİM BU İSİN İCİNE SİKE KATİLDİGİNDAN BERİ (YESİM SALKIM 99) KRAL ÖDÜLLERİ Bİ İSE YARAMAZ BİR HAL ALDİ .. OYSA Kİ BU YIL ÇOK İYİ ŞARKILAR KLİPLER VARDİ.. KATEGORİLER DÜSÜRÜLDÜ ÇOK KÖTÜ OLDU.. NİYE BİR EBRU YASAR BİR BÜLENT ERSOY BİR NİL BURAK BİR YILDIZ TİLBE YOK .. NİYE FANTAZİ ARABESK SANAT MÜZİGİ KATEGORİLERİ YOK.. EN İYİ KLİP DALİNDA DEMET AKALIN TÜRKAN ADAY GÖSTERİLMİŞŞ. ONU GÖRDÜGÜM AN BİTMİŞ BU İS DEDİM :/ ALBÜM EKİM KASİM GİBİ CİKTİ YAZİN CİKAN YADA 2012NİN BASLANGİCİNDA CİKAN BÜTÜN SARKILAR GÜME GİTTİ.. DEMEKKİ POPİLERLİK İŞ YAPIYOR TÜRKİYE DE HALA .. YAZIK ÇOK YAZIK..

    YanıtlaSil