Bu Blogda Ara

22 Ocak 2013 Salı

Yazmadıklarım 2



2011’in Aralık ayında piyasaya çıktığı için aslında 2012 yılı albümleri arasında saymamız gereken “Aşka Dair” adlı yeni Alpay albümü de yazmadıklarım arasındaydı. Türk popunun ilk büyük yıldızlarından biri olan Alpay yıllardır hiç ara vermeksizin albüm yapmaya ve şarkı söylemeye devam ediyor. Pasaj Müzik etiketiyle yayımlanan “Aşka Dair” ise elli yıllık bir zaman diliminde pek çok müzik akımının, türün ve tarzın içinden geçmiş Alpay kıdeminde bir müzisyenin geride bıraktığı yıllara rağmen nasıl dimdik ayakta durabileceğinin, hâlâ nasıl kendini dinletebileceğinin benzersiz bir örneği, dersi gibiydi.

Ha bugün ha yarın derken dinlemeyi ve yazmayı ertelediğim albüm, sonra nedense masamın üzerinde unuttuklarım ve yazmadığım için üzüldüklerim arasında kaldı. Yine de popüler müziğin gündelik seyrinden, modasından, “trend”lerinden etkilenmemiş/etkilenmeyecek bu albümü keşfetmek için hiçbir zaman geç değil. Etkili ve güçlü bir ses, her bir satırı şiirle dudak dudağa şarkı sözleri, nefis melodiler ve müzikal tadı yüksek düzenlemelerle bu albüm 2012’nin en iyi pop albümlerinden biri idi kesinlikle. Pek duyulmamış, kıyamet koparmamış olmasına bakmayın siz. O bizim hatamız; albümün değil.

Bu arada tıpkı Hakan Eren’in Ayten Alpman’a yaptığı “Bir Başkadır Ayten Alpman” projesi gibi bir proje daha yapılacaksa önümüzdeki yıllarda, bu mutlaka Alpay için olmalı diye düşünüyorum. Caz düzenlemelerle bildik şarkıları Alpay’ın eşsiz sesinden dinlemek şahane olur. Bu yazdıklarım kimin kulağına kar suyu kaçırır, orasını bilemem.


2012’de Yeni Türkü’nün yıllardır heyecanla beklediğim "Şimdi Ve Sonra" adlı yeni albümü de piyasaya çıktı ve kendimden bunu beklemezdim ama ben onu da yazmadım. Isınamadım galiba albüme. Albümden önce servis edilen “Böyle Gitmez”i çok sevmiş, Derya Köroğlu’nun sesini ne kadar özlediğimi fark etmiştim etmesine ama albümü öyle enine boyuna, uzun uzun dinleyemedim.

“Bayramlar mı eskidi, bizler mi yaşlandık?” diye sorar ya şarkıda hani adam, benimki de o hesap. Yeni Türkü’nün şarkıları ‘80’lerin o tam da büyümeye çalışırken yol aradığımız, yön aradığımız, bir ışık, bir iz peşinde koştuğumuz günlerinde mi güzeldi?.. O şarkılar onun için mi hâlâ ince ince dokunurken yüreklerimize, yenileri içeri sızmıyor bir türlü?.. Yoksa biz aynıyız da Yeni Türkü mü değişti?.. Değişti elbette, kadro aynı kadro değil nicedir. Formül aynı olsa da tat biraz kekremsi mi ne?..

Geçenlerde müzisyen ve prodüktör Alen Konakoğlu’nun bir röportajını okudum. Elemanları değişen grupların adlarının da değişmesi gerektiğini, çünkü artık aynı müziği yapamayacaklarını savunuyordu Konakoğlu. Yeni Türkü albümünü neden yazmak istemediğimin yanıtını galiba bu cümlede buldum.

Bu arada haksızlık etmiş olmak da istemem, Yeni Türkü’nün “Şimdi Ve Sonra” adı verilmiş yeni albümü, 1998 çıkışlı “Yeni” adlı bir önceki albümüne kıyasla fersah fersah daha iyi, eski Yeni Türkü tadına çok yakın bir albümdü. DMC etiketiyle yayımlanan albümün kapak tasarımı ise bu kategoıride bir ödül verirse, o ödülü tartışmasız kazanacak bir işti. Ama tıpkı MFÖ gibi Yeni Türkü de geçmişte o kadar iyi şeyler yaptı ki, onlar galiba bu saatten sonra ne yapsalar yaranamayacaklar bize.


2012’de bana hayal kırıklığı yaşatan albümlerin başında Nisan ayında yayımlanan Funda Arar’ın “Sessiz Sinema”sı geliyordu. Arar’ın bir önceki albümünü yazarken acaba haksızlık mı ediyorum diye düşündüğüm olmuştu. Ama bu albüm gösterdi ki, hiç de haksızlık etmemişim.

Firma değişikliğinin Funda Arar’ın yeni albümüne olumlu etki edeceğini düşünmüştüm ama belli ki Hüseyin Emre (Emre Plak), Funda Arar - Febyo Taşel çiftinin işine karışmamış, onlar da daha önce ne yapıyorlarsa yine aynısını yapmayı uygun görmüşlerdi. Tam da bahar aylarında ortalık cıvıl cıvılken Funda Arar’ın ağır romantik, iç çekişli, hüzünlü ve hatta karanlık yeni şarkıları açıkçası bana hiç hitap etmedi. Eğer albümü yazsaydım, önceki albüm için yazdıklarımı tekrar etmek durumunda kalacaktım ki bari ben tekrara düşmeyeyim deyip kalemi elime almadım.

Şu sıralar albümün dördüncü klibi “Yoksun” dönüyor televizyon kanallarında. Arar yine ağır çekim görüntüler eşliğinde melankolik bir uyuşukluk içerisinde şarkısını mırıldanır gibi yapıyor kamera karşısında. Yapabileceklerinin en iyisinin bu tür şarkılar olduğunu düşünüyorsa mesele yok. Ama bence öyle değil.


İlk albümünü büyük bir beğeniyle dinleyip yazdığım Barbaros’un yine Sony Müzik etiketiyle yayımlanan ikinci albümü “Hayırdır”ın da bana hayal kırıklığı yaşattığını söyleyebilirim. Bu kadar iyi bir ilk albümün ardından ne yapsa kuşku yaratacaktı belki ama bu albümde Barbaros’un ağırlıklı olarak kendi şarkılarına yer vermesi, albümü baştan sona dinledikten sonra, erken alınmış bir karar gibi geldi bana. Çıkış şarkısı “Yeter”i beğenmiştim. Ne ki o da pek ses getirmedi. En güzel şarkısı “Borcun Var” için henüz klip çekilmediğine göre albümün henüz miadını doldurmamış olduğunu düşünebiliriz. Az bulunur donanımda bir şarkıcı, az bulunur nitelikte bir ses Barbaros. Çok daha fazla dikkat çekmeli. Bunun için ihtiyacı olan tek şeyse daha etkili şarkılar.


Benzer şeyler Yonca Lodi için de söylenebilir. 2010 yılında kariyerinin en parlak çıkışını yakalayan Lodi, 2012’yi sadece Mart ayında yayımlanan bir tekliyle geçirmeyi tercih etti. Bir Soner Sarıkabadayı şarkısı olan “Ton Farkı”nın üç ayrı versiyonla yer aldığı dijital tekli Lodi’ye hiçbir şey kazandırmadı. Sertab Erener “Bu Böyle”,  “Açık Adres” ve “Koparılan Çiçekler”le Sarıkabadayı’nın bu tarz şarkılarına son noktayı koymuştu zaten. Bir dördüncüyü Sertab bile söylese olmazdı ki Yonca Lodi söyleyince hiç olmadı. Lodi’nin 2013 yılında piyasaya çıkacak albümünün bu şanssız işi unutturmasını umuyorum.


Yine sadece dijital platformlarda piyasaya çıkan, üç şarkı ve bir versiyondan oluşan yeni Niran Ünsal teklisi “İnce Ayar” ise kendi klasmanında dikkate değer bir çalışmaydı. Söz ve müziği kendisine ait iki şarkı ve bir de “cover” barındıran bu tekli ile Niran Ünsal onun sesini ve şarkılarını sevenleri ziyadesiyle memnun etti. İlk klip şarkısı olarak seçilen ve hayli enteresan bir şarkı olan “Bir Şans Daha” Ünsal’ın eğlenceli yanını bir kez daha ortaya çıkarırken, “Çıkmaz Sokak” ise onun yıllardır alışageldiğimiz pop-arabesk çizgisinde yine alabildiğine parladığı bir şarkı olarak kulaklara takıldı. Ama en çarpıcı olanı Niran Ünsal’ın “Kader Diye Diye” adlı şarkısına getirdiği tüyler ürperten yorumdu. Bu tekliden aylar sonra yayımlanan Orhan Gencebay’a saygı albümünde Niran Ünsal neden yoktu, onu hiç bilemedim ama keşke olsaydı diye düşünmeden de edemedim.


Niran Ünsal’ın kardeşi Nida Ünsal ilk albümü “Dıptıs Dıptıs”ı 2006 yılında yayımlamış, sonrasında bir daha sesi soluğu çıkmamıştı. O da tıpkı ablası gibi 2012 yılında üç şarkılık bir dijital tekliyle dinleyici karşısına çıktı. Nü Müzik imzalı taşıyan bu prodüksiyonda kendi yazdığı şarkıları seslendiren Nida Ünsal epeyce ümitliydi ama tekli yeterince ses getirmedi.

Ablasına kıyasla daha pop, daha genç bir müzik türünün peşinde koşuyor Nida Ünsal. Nitekim bu teklide de özellikle “90’s” ve “Stereo” adını taşıyan şarkılarıyla günümüz dans müziği standartlarını yakalamaya niyetli olduğu belliydi ama bu riskli bir denemeydi elbette. Bu tür şarkılar yurt dışındaki namzetlerini aratmayacak bir düzenleme ve “sound”la kaydedilmediği sürece ‘hafif’ gelebiliyor türün meraklılarına; çünkü her an her tür müziği dinleyebildiğimiz bir zaman diliminde yaşıyoruz artık ve ister istemez fark ayırt edilebiliyor.

Nida Ünsal müziğini bu yönde sürdürmeye kararlı ise daha güçlü ve etkili bir “sound” yakalamak zorunda. Bu da daha iddialı ve pahalı bir prodüksiyon demek elbette.

Dijital teklileri yazmamamın çok açık bir sebebi var: Onlara el süremiyor olmam. Henüz buna alışmış değilim. Hakkında bir fikir sahibi olmak için hâlâ albüm kutusuna, kompakt diske dokunmanın, kartoneti gözden geçirmenin şart olduğuna inanıyorum. Bu zamanda bunu söylemek komik belki ama Allah’ın bildiğini de kuldan saklayacak değilim.


2012’nin çok konuşulan üç “dj” albümünü de yazmak gelmedi içimden. Çünkü herkes ama herkes bir şekilde fikir beyan etti, yazdı, çizdi haklarında. En çok konuşulan sanırım Ozan Çolakoğlu’nun “01” adlı albümü oldu. Albümde Tarlan, Ajda Pekkan, Sezen Aksu, Gülşen, Göksel, Yalın ve de Sertab Erener varken bunca konuşulmasından daha doğal bir şey olamazdı herhalde. Bir de düşünün ki Ozan Çolakoğlu bugüne dek yaptığı işlerle rüştünü kim bilir kaç kez ispatlamış. Sürpriz olmadı ortaya çıkan işin bunca parlak olması.

Albümde Tarkan’ın şarkısı “Aşk Gitti Bizden” ve Gülşen’in şarkısı “Seyre Dursun Aşk”, 2012 yılına “hit” olarak yazıldılar. Aynı başarıyı Ajda Pekkan’ın seslendirdiği Tarkan bestesi “Ben Yanmışım” gösteremedi ve radyolar ve eğlence yerleri 2012 boyunca da Ajda’dan “Yakar Geçerim”i çalmayı tercih ettiler. Albümde yama gibi duran Sezen Aksu şarkısı “Gizli Aşk”ı bir kenara koyarsak, elektronik dans müziği standartları açısından Türkiyeli değil dünyalı bir çizgideydi Çolakoğlu’nun düzenlemeleri. Ama albümden çıkan en büyük “hit”in en arabesk eksenli şarkı (“Seyre Dursun Aşk”) olması enteresandı tabii.


Erdem Kınay’ın “Proje” adlı albümünü aynı derecede sevdiğimi söyleyemeyeceğim. İçinde İngilizce sözlü şarkıların da olduğu bu projede Kınay’ın ağırlıklı olarak kendi bestelerini kullanması doğru bir tercih değildi. Kınay iyi bir aranjör olduğunu gösterdi belki ama çoğu kişi besteciliği için aynı şeyi düşünmedi. Albümden “hit” gibi gözüken bir tek “Rota” çıktı ki ben onun kerametini de şarkıda değil, Demet Akalın’da arıyorum. İlk klip şarkısı olarak seçilen ve Aynur Aydın tarafından seslendirilen “İşporta”nın bir “hit” olduğunu ise asla düşünmüyorum.  

Bu aralar Merve Özbey’in seslendirdiği “Duman”la tekrar rotasyona giren albüm belli ki bir süre daha rafa kaldırılmayacak. Tıpkı “Seyre Dursun Aşk” gibi, hem sözleri hem de melodik yapısıyla sırtını arabeske dayamış, alaturka sazlarla da rahatlıkla icra edilebilecek bir şarkıyken, “kop kop kop” ritimlere bulanarak dans edilebilir hale getirilmiş bu şarkının da tutmaması için bir neden yok. Ne de olsa içine bir parça arabesk sürülmüş her şeyi seviyoruz; “rock” da olsa, dans müziği de bize olsa fark etmez.


Volga Tamöz’ün “Tam 90’dan” albümü ise bence yılın en akıllıca yapılmış projelerinden biriydi. ‘90’lı yılların “hit”lerini ve şarkıcılarını bugüne taşımak ve bu fikri bir aranjör albümü konseptinde kullanmak ve bu projeye “Tam 90’dan” adını vermek kabul etmek lazım ki kıskanılacak bir işbilirlikti. Ama albümü dinlerken o kadar da coşmadığımı itiraf etmek zorundayım. Bunun sebebi tamamen kişisel olabilir. Belki de bu şarkılar benim için o kadar da eski ve dolayısıyla heyecan verici değillerdir. Hatta içlerinde “Hadi Yine İyisin” gibi hatırlamak bile istemediklerim dahi vardır. Belki de bugünün elektronik dans müziğinin ‘90’ların kulak tırmalayan elektronik altyapılarını bile arattığını düşündürmüştür bana bu albüm. Oysa ki Volga Tamöz sevdiğim bir aranjördür. Kim bilir, belki de sevdiğim aranjörleri albümlerinin kliplerinde “dj” setinin başında çalıyormuş ve de çalarken kopuyormuş gibi görmek sinirlerimi bozuyordur. Ne desem yalan olur.

DEVAM EDECEK 

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder