Bu Blogda Ara

8 Kasım 2011 Salı

Avrupa'dan Universal Geldi!


Yetmiş ve seksenleri yaşayanlar bilir; o zamanlar yurt dışında yayımlanmış albümlerin memlekete gelişi öyle kolay olmazdı. Tıpkı filmler gibi, albümler de epeyce sonra ulaşırdı Türkiye’ye. Hatta bazen hiç ulaşmadığı da olurdu. Korsan baskılar, çekme kasetler, yurt dışına gelip gidenlere verilen siparişlerle kapatmaya çalışırdık açığı. Bir de radyo başında mesai harcayıp, en yeni şarkıları TRT-4’ün “stereo” yayınlarından kaydetmişliğimiz, anonslu manonslu öylece arşivlemişliğimiz vardır. Yine de ne yapsak çok eksik, çok geri kalırdık.

Neyse ki yabancı dergiler bulunurdu gazete bayilerinde. Mesela Kadıköy vapur iskelesi civarındaki gazetecilerde Melody Maker, Bravo, Billboard filan bulunabiliyordu pek haftası haftasına olmasa da. O dergilerin listelerinde, haberlerinde yer alan albümlere bakar bakar yutkunurduk. Ya gelir ya gelmezlerdi memlekete. Bir yerimiz şişse yeriydi yani.


Albüm gelmeyince klip de gelmezdi haliyle. Devir video devriydi. Bazı uyanık videocular, “Top of The Pops” gibi yabancı programların televizyondan kasete kaydedilmiş (elbette korsan) kopyalarını kiralarlardı. Genellikle demode olurdu onlar da; geriden takip ederdi listeleri. Tek kanallı televizyonda kırk yılda bir yabancı müzik klibi çıkacak diye en olmadık saatleri beklemekten perişan olurduk.


Mesela yılbaşı geceleri bütün programlar bittikten nice sonra, gece 2-3 gibi yabancı müzik yayını yapardı TRT. Görüp göreceğimiz o olurdu. Bir de Erhan Konuk’un “Müzik Stüdyosu” olurdu haftada bir. Onda da her popüler şarkının klibi olmazdı. (Konuk’un yıllardır yaptığı radyo/tv programlarında şarkı  seçimlerindeki müzikal beğeni skalasını hiçbir zaman anlayamayanlardanım korkarım; o da ayrı mevzu.)


Sonra Balet Plak, Milletlerarası Müzik Yayınları, Sony, EMI, BMG ve daha niceleri; gerek yabancı firmaların yayın haklarını alan yerli oluşumlar, gerekse yurt dışı kaynaklı firmaların artan pazar payının farkına varıp faaliyete geçirdikleri Türkiye kolları yabancı müzik albümlerine günü gününe ulaşmamızı sağladılar.

Önceleri kaset, sonraları CD formatında satışa sunulan yabancı albümler raflarda zebilullahdı artık. Fiyatları yerli albümlerin neredeyse iki katıydı; bundandır ki öğrenci harçlıklarımızdan ancak gözümüze kestirdiğimiz, arşivimize illa ki katmak istediklerimiz için bütçe ayırır, onları da öğrencilere taksit yapan (kredi kartımız yoktu hayır) kitapevlerinden satın alırdık ama buna da şükürdü. En azından elimizin altında olduklarını, aradığımızda bulacağımızı bilirdik.


Bütün bu duyarlılıklar, bu hassasiyetler şimdinin algısında şüphesiz çok anlamlı değil. Türkiye’de yayımlansa ne, yayımlanmasa ne diyor eminim şimdi okuyanların bir kısmı. Öyle ya, internetten sipariş edip, dünyanın her hangi bir ülkesinden istediğimiz albümü getirtmemiz pekâlâ mümkün artık. Hatta albümü mp3 formatında satın alıp anında dinlemeye başlamak daha da mümkün ve kolay.

Bundandır ki dünya müzik sektörünün devlerinden Universal’in 2004 yılında Türkiye pazarından çekilmesi, internetten müzik indirme lüksünün (henüz yasal platformalara kavuşmamış olsak da) tadına varan müzik tüketicileri için pek de dikkat çekici bir haber olmamıştı. Oysa sektör için çok büyük önem taşıyordu bu haber.


Nitekim yabancı firmaların Türkiye ayaklarının sektörde faaliyet gösteriyor olması (beraberinde getirdiği tekelleşme/globalleşme/tekdüzeleşme riskine rağmen) o günlerde de çok önemliydi, bugün de çok önemli. Çünkü bu sadece yabancı albümlerin Türkiye’de günü gününe yayımlanması anlamına gelmiyor. Yerli albümlerin, yerli müziğin ve onu üretenlerin de desteklenebilmesi, bu pazarda ve dahası uluslararası pazarda yer bulabilmesi için Universal ve benzeri firmaların varlığı büyük önem taşıyor.

Türk popüler müziğinin uluslararası pop müzik alanında at koşturacak ne teknik ne de artistik altyapısı yeterli şu an için. “Rock” deseniz belki bir gömlek daha iyi durumda ama o cephede de henüz bu yetkinlikte az sayıda isimden söz edilebilir ki onların da yaş, dil ve hatta din kriterleri nedeniyle yapabilecekleri sınırlı. Bunu ben değil, sektörün yazılı olmayan kuralları öngörüyor. Bu anlamda Türkiye’nin uluslararası pazarda daha ziyade “world music” kategorisinden şöhret çıkarması yüksek olasılık. Nitekim memlekette bu kapıyı aşındıranların sayısı (bilinen ve bilinmeyenle birlikte) hiç de az değil.


Kaldı ki uluslararası pazarda yer bulabilmenin yolunun teknik, artistik başarıdan, yaştan, dilden, dinden ve diğer bilumum tahmin edilebilir kriterden daha çok, yaygın ve sistematik bir pazarlama stratejisi güdecek büyük bir firma desteğinden geçtiği de bilinmeyen bir gerçek değil. Bu anlamda bugüne dek çok çaba harcanmadı. Bırakın yurt dışına müzik ihraç etmeyi, yurt içinde üretilen müziği desteklemeyi bile görevden saymadı bizim Türkiye büroları.

Universal’in geri çekilişinde şirketin Türkiye ayağının bir zamanların Unkapanı usul ve adabıyla işletilmesinin payı büyüktür. Nitekim aynı dönemde Sony ve BMG de yanlış projelere para yatırmış, eski Unkapanı firmalarının yayımladıklarından farksız albümlere imza atmışlardı.

Bugün ister yurt dışı bağlantılı olsun, ister yüzde yüz yerli malı, müzik firmalarının hemen hiç biri çok büyük isimler haricindekilerin albümleri için para harcamıyor. Olsun olsun şarkıcının cebinden harcayarak yaptığı albümü basıyor, dağıtıyor; taş çatlasın bir iki de klip çekiyor, döndürüyorlar. Yeni isimlerse şirketlerin kapısında yatıyor albüm bastırabilmek için. (Üstüne para veren bile var.)


Halbuki dünyanın her yerinde müzik sektörünü besleyen, ayakta tutan, yeni isimler, yeni albümler, yeni şarkılardır. Sadece satış garantisi olan işlere yatırım yapmak, hiç riske girmemek ise bırakın müzik sektöründeki misyonunuzu bir yana, ticaretin herhangi bir alanında bile kabullenilebilir bir yöntem değildir. Risksiz kazanç olur mu? Olur belki… Ama nereye kadar olur?..

İşte tam da bu ahval ve şeraitte, geçtiğimiz günlerde Universal Müzik’in Türkiye’deki faaliyetlerine Avrupa Müzik bünyesinde devam etme kararı aldığı ve anlaşmanın işlemeye başladığı haberi duyuruldu. Ben bir sevin, bir mesut ol…


Bilmediğim şey değildi aslında. İstinye’de açılacak ofise dek bir çok ayrıntıyı çok daha önceden haber almıştım ama bir sabah “mailbox”ımda bulduğum Justin Bieber ve Metallica & Lou Reed albümlerine ait basın bültenleri, Universal’in Türkiye’de start verdiğinin müjdecisi oldu ve haliyle yetmiş ve seksenlerin (yazının başında bahsi geçen) yoksunluğunu, yokluğunu yaşamış biri olarak bu durum beni ziyadesiyle memnun etti. 

Üstelik sırada Rihanna, Amy Winehouse gibi bombalar da varmış ki tadından yenmez.(Kabul ediyorum; Batıya karşı kompleksi hiç azalmamış bir kuşağın ferdiyim ve Batıyla aynı anda bir albüme kavuşma, bir filmi izleme lüksüm olduğunda kendimi zafer kazanmış gibi hissediyorum. Bir de Batıda bizden bir sanatkârın şarkısı tutmaya, albümü satılmaya görsün; sanırsın tekrardan Viyana’yı kuşattık; öyle bir abartılı hamaset hali.)


Avrupa Müzik bundan bir süre önce doksan sonu iki bin başı Universal katalogunu,bir döneme damga vurmuş  Tempa-Foneks katalogunu ve en önemlisi de Odeon gibi 87 yıllık bir firmanın arşiv değeri paha biçilemez dev katalogunu bünyesine katarak büyük bir atılım yapmıştı. Bu atılımdan şu ana dek dinleyici payına düşen, bugünün albümleriyle aynı fiyata piyasaya sürülen “back catalogue” Universal albümleri oldu.

Doksanlı yıllarda basılmış albümlerin yeni baskılarına (üstelik de birer tıpkıbasımken, yani hiçbir yenilik içermiyorken), bugünün rayicinden bedel biçmek nedendir, bu şekilde katalog devrinde harcanan para dinleyiciden çıkarılabilir mi orası meçhul ama Avrupa Müzik’in bu ilk atılımda başarılı bir strateji izlediği söylenemez. Katalogdaki bir çok önemli albümün basılmamış olması, basılanların nedense dijital satışa çıkarılmamış olması ve albümlerin piyasaya habersiz, reklamsız, adeta sessiz sedasız sürülmesi de cabası.


Umarım ve dilerim ki Avrupa Müzik, eski ve yeni Universal katalogunu şimdiden sonra doğru değerlendirmekle kalmaz, yanı sıra doğru düzgün Türkçe projelere de yatırım yapar, para harcar, destek olur. Sektörün her şeyden çok böyle atılımlara ihtiyacı var çünkü.

Ne olursa olsun Universal’in geri dönüşü Türkiye’de müzik adına öyle bir kalemde es geçilmeyecek, çok önemli bir haber. Müzik adına hayırlı ve de uğurlu olması dileklerini de ekleyerek Universal Müzik’e “hoş geldin” diyor, Avrupa Müzik’i de bu hamlesinden dolayı bir kez daha kutluyorum.

KASIM 2011

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder