Bu Blogda Ara

28 Ekim 2018 Pazar

Seyyal Taner Röportajı


"KİMSE KALBİNİN İŞİNE SON VERMESİN"


“Ülkü Aker o şarkıyı yazdığında benim yaşım çok gençti,” diyerek başlıyor anlatmaya. Şarkı birdenbire patladı, plağı çok sattı, Altın Plak aldı. “Hemen peşinden bir şey daha yapmak lazım,” diyorlar. Ülkü de diyor ki “Genç yaşında kalbinin işine son verdirttik kızın, bari bu defa kalbini affettirtelim.” Sonra da oturup “Kalbimi Affettim”i yazıyor. Ama ben sonra anladım ki bu işin yaşı başı yokmuş. Kalbin işine hiç son vermemek lazım.”




Rock Müzikaller

HÂLÂ MÜZİKAL, HÂLÂ ROCK



(Milliyet Sanat dergisi Eylül 2018 sayısında yayımlanmıştır.)

‘80’li yıllarda tek kanaldan yayın yapan siyah beyaz televizyonlarımızda az buz müzikal film izlemedik. İncir çekirdeğini doldurmayacak konuları, durup dururken şarkı söylemeye ve dans etmeye başlayan oyuncuları, neşeli şarkılarıyla o şahane müzikal filmler… Müzikallere tutkuyla bağlanmış bir kuşak varsa bu ülkede, bilin ki televizyon sayesindedir. Zira ne Braodway prodüksiyonlarının Türkiye’ye gelebilmesi ihtimali mümkündü o yıllarda ne de Türkiye’de kısıtlı imkanlarla sahneye konulan yerli ve yabancı müzikallerin Broadway ihtişamını yakalaması. İyisiyle kötüsüyle yapılanları da sevdik, bağrımıza bastık, o ayrı. Ama yurt dışına gidip yerinde izlemek gibi bir lükse sahip değilseniz, müzikalin hasını izlemek ancak filmler sayesinde mümkün oldu memlekette.

Şimdilerde zaman zaman yurt dışından büyük prodüksiyonlar gelip Türkiye’de perde açıyor açmasına ama bizim için o çapta müzikaller sahnelemek hâlâ zor.


Müzikaller tarihinde iz bırakmış müzikallerden temaları bir araya getiren Rock Müzikaller adlı gösteri on bir yıl aradan sonra ikinci kez sahneleniyor. Rock Müzikaller’in 2018 versiyonu 24 Eylül’de Harbiye Açık Hava Tiyatrosunda izleyici karşısına çıkacak.



Türkiye’de pek azı sahnelenebilmiş Hair, We Will Rock You, Rock of Ages, American Idiot, Jesus Christ Superstar, Footloose, Rent ve School of Rock gibi müzikallerden bölümlerin yer alacağı bu gösteri kalabalık bir kadroyla sahneye konuluyor. Aslı Gökyokuş, Ayça Varlıer, Erdem Yener, Evrencan Gündüz, Fatma Turgut, Ferman Akgül, Gripin, Güvenç Dağüstün, Özge Borak, Özge Fışkın, Seran Bilgi ve Şehnaz Sam’ın yanı sıra Zuhal Olcay da konuk sanatçı olarak sahnede olacak o gece. Bu ekibe genç yeteneklerden oluşan bir dans grubu ve koro da eşlik ediyor. Uniq İstanbul’da dansçı seçmelerinin yapıldığı gün gösteri ile ilgili detaylı bilgi almak üzere yapım ekibinin konuğu oldum.


Gösterinin yapımcılığını Nurcan Karaca, yönetmenliğini Onur Turan, müzik direktörlüğünü ise Tuluğ Tırpan üstlenmiş. Koreograf Nur Sonbahar, dekor tasarımı Aslı Varlıer, görsel sanat tasarımı ise Cevdet Canver imzası taşıyor.

“İlk kez 2006’da Broadway’den İstanbul’a Müzikaller projesini yapmıştık. Umulmadığı kadar ilgi görünce bir sonraki sene Rock Müzikaller’i yapmaya karar verdik. Geçtiğimiz yıl Broadway’den İstanbul’a Müzikaller projesini tekrar ettik. Bu sene de Rock Müzikaller’i yeni bir kadro ve güncellenmiş bir içerikle tekrar ediyoruz,” diye anlatıyor projenin mimarı Nurcan Karaca. Daha önce İbrahim Tatlıses ve Şebnem Ferah’ın senfonik konserlerine de imza atan Karaca gerçek bir müzikal tutkunu olduğunu da söylüyor.   


Sözü tam bu noktada yönetmen Onur Turan devralıyor. Onur Turan Haldun Dormen ekolünden yetişmiş genç bir yönetmen. “Aslında bu defa müzikalin bir şov olduğu mantığından bir tık öteye çıkarak, o müzikallerin kendi dönemlerinde anlatmak istediklerini, alt metinlerini çok da ajite etmeksizin seyirciye vermek istedik. Mesela bunlardan bir tanesi çocuk istismarı meselesi. Ayça Varlıer, Aslı Gökyokuş, Özge Borak ve Fatma Turgut, Spring Awakening müzikalinden ‘Mama Who Bore Me’ ve ‘The Dark I Know Well’ adlı şarkıları çocuk istismarına dikkat çekmek ve dur demek için söyleyecekler. Bunun gibi birçok kurgumuz var.”


Onur Turan bu gösterinin müzikal şarkılarından oluşturulmuş bir konser gibi algılanmamasını gerektiğinin altını çiziyor sonra: “Belli müzikallerin belli şarkılarından bloklar oluşturuyoruz evet ama her blokun kendi içinde bir teması var ve bütün bloklar birbirine bağlı. Hem müzikal anlamda hem de reji anlamında. Yani bu bir konser formatı değil. Öyle olsaydı zaten ne bana ne Tuluğ’a ihtiyaç olurdu ne de özel çok fazla prova yapmaya. Bir de şunun altını özellikle çizmek lazım: Biz sadece ‘rock’ müzik dinleyen insanlara hitap eden bir proje yapmıyoruz; müzikal tiyatro izleyicisine yönelik bir iş yapıyoruz. Nitekim kadromuz da geniş bir yelpazede ‘rock’ müzik yapan şarkıcılar ve müzikal tiyatro dünyasının yıldızlarından kurulu. Seçtiğimiz müzikaller arasında ‘hard rock’ türünde olan da var, ‘pop rock’ türünde olan da. Öyle bir denge kurduk. Yani sadece cayır cayır elektronik gitarların çalındığı bangır bangır bir müzik olmayacak o gece.”


Kullanılacak şarkıların nasıl seçildiğini ise müzik direktörü Tuluğ Tırpan anlatıyor: “Bir beyin takımımız var; birlikte seçiyoruz. Her ne kadar bu bir şovsa da kendi içerisinde dinamikleri olan bir iş. Bu işe gönlünü katarak dâhil olmuş arkadaşlarımızın da kendilerini en doğru şekilde prezante edebilecekleri şekilde bir şarkı dağılımı yapmaya çalışıyoruz ki bu çok önemli. Çünkü baştan sonra bir müzikali oynamasalar bile söyledikleri şarkılarda bir karakteri seslendiriyorlar aslında; sadece şarkı söylemiyorlar. Bu yüzden de biraz zorlanıyoruz hem kendimizi hem de onları mutlu etmek adına. Bir sürü şarkı geliyor gidiyor. O olsun, bu olmasın… Ama şimdiye kadar aşağı yukarı hep on ikiden vurduğumuzu düşünüyorum.”  


Tuluğ Tırpan Viyana Konservatuarı ve Viyana Müzik Akademisi’nden mezun bir klasik müzik ve caz piyanisti. Yıllardır Türkiye’de sayısız önemli müzikal işe imza atmış Tırpan, Avusturya’da yaşadığı dönemde de benzer projelerde çalıştığını söylüyor. “2007’de Türkiye’ye yeni dönmüştüm ve Sertab Erener beni Nurcan’la tanıştırınca Rock Müzikaller projesinde birlikte çalışmaya başladık. Bildiğim ve yaptığım bir işti aslında ama uzun yıllar yurt dışında kaldığım için Türkiye’de kimseyi tanımıyordum. Alman, Avusturyalı, İsviçreli müzikal yıldızlarının seslendirdiği şarkıları bir kez de bizimkilerden dinleyince bu beni olumlu anlamda şaşırtan bir deneyim oldu. Bizde de nasıl bir potansiyel olduğunu gördüm. Seyircinin ilgisi de bizi çok sevindirdi işin doğrusu.”


Nurcan Karaca on bir yıl önceki gösteride yaşadıkları bir deneyimi anlatıyor bunun üzerine: “Hayko Cepkin’in ilk müzikal tecrübesiydi. Tuluğ’un onun için seçtiği ve ona yakışacağını düşündüğü şarkıyı söylememek için epeyce direndi. Sonunda kabul edip söyledi ve o şarkı gösterinin en çok alkış alan, en beğenilen bölümlerinden biri oldu. Kimin neyi nasıl yapabileceğini, hangi şarkıyı doğru taşıyabileceğini çok iyi gözlemleyebiliyor Tuluğ. Bu konuda hem yeteneği hem de tecrübesi çok. Mesela o gösteride Hayko’nun söylediği şarkıyı bu defa Ferman Akgül söyleyecek. Parça aynı ama yorumlayacak kişiye göre hem şarkının icrası hem de reji değişiyor. Bambaşka bir şey çıkıyor ortaya.”


Nurcan Karaca “Aslında yola ilk çıktığımızda amacımız yeni bir müzikal yapmaktı,” deyince Tuluğ Tırpan da onaylıyor bunu. “Üçümüzün de hayali bu hâlâ. Gönül istiyor ki böyle bir tek bir gece de değil, Broadway’deki oyunlar gibi ya da Türkiye’deki Lüküs Hayat gibi on – on beş sene devam etsin, insanlar karakterleri tanısınlar, sevsinler, yıllar sonra çocuklarına anlatsınlar.”


Bunun eskiden olduğu gibi bugünkü Türkiye şartlarında da hiç kolay olmadığını, yakın zamanda bir müzikal projesinin içinde yer almış ve hâlâ yer almakta olan biri olarak çok iyi biliyorum. Ama her şeye rağmen yazının başında bahsettiğim o müzikal tutkusuna benim gibi kendini kaptırmışların arasında olmanın verdiği tanıdıklık duygusuyla içten bir “İnşallah”, diyorum. Sonra şeytan dürtüyor tabii ve sormadan edemiyorum: “Yeni bir müzikal yapılsa hem oyunculuk hem şarkıcılık hem de dans performansı açısından bu işin altından kalkabilecek kimler var Türkiye’de?”

“Bu Fatih Terim’e hangi oyuncuyu transfer edeceksin diye sormaya benziyor,” diyor gülerek Tuluğ Tırpan. “İsim vermeyeceğim ama ben şu anda Türkiye’de altmışa yakın ismin böyle bir projede neyi yapıp neyi yapamayacağını biliyorum.”


Sohbeti bitirip hep beraber bir üst kata çıkıyoruz. Seçmelere katılacak genç dansçılar bizi bekliyor. Derken gösteri dünyasında kullanılan tabiriyle “audition” başlıyor. Laf aramızda dansçıların oracıkta verilen koreografiyi nasıl kolayca ezber edip nasıl hatasız tekrar edebildiklerine yine şaşırıyorum. Buna hep şaşıracağım sanırım; zira o başka bir yetenek ve zekâ işi. Günün sonunda dilime takılıp kalansa “audition” sırasında defalarca kez çalınan aynı adlı Abba müzikalinin şahane şarkısı “Mamma Mia” oluyor haliyle. (Ama bu şarkı 24 Eylül’deki gösteride yokmuş, onu da söyleyeyim.)


AĞUSTOS 2018

Seninle Başım Dertte Müzikali

YEŞİLÇAM FİLMLERİ TADINDA MÜZİKAL


(Milliyet Sanat dergisi Temmuz 2018 sayısında yayımlanmıştır.)

İBRAHİM - “Şöhret olacaksın yani?”

NERİMAN - “E herıld yani. Yıllardır bunun için uğraşıyorum ben, olmayayım mı?

Taksi şoförü İbrahim, şantöz Neriman’a plak teklifi geldiğini öğrenince deliye döner. Neriman plak yapacak, belki de şarkı söylediği pavyondan ayrılacak, büyük bir gazinoya transfer olacaktır. Pavyonun kapısında taksi şoförlüğü yapan İbrahim için bu, Neriman’ı bir daha görememek demektir. Daha ona âşık olduğunu bile söyleyemeden…


Selami Şahin’in ‘60’lardan bugünlere dillerden düşmeyen şarkıları bir müzikalde bir araya getirildi. Hikâyesi 80’li yıllarda geçen Seninle Başım Dertte müzikali 21 ve 22 Temmuz’da Küçükçiftlik Park’ta perdelerini açıyor.


İki yılı aşkın bir süredir projesi tasarlanan, yaklaşık dört aydır da provaları devam eden müzikalin yazarı ve müzik danışmanı olarak her safhada işin içinde olsam da bu kez provalardan birini dışarıdan bir gözle izlemek ve dergiye yazmak için Tiyatro Kedi’nin Atölye Sahnesindeyim. Siyah duvarlar, kırmızı seyirci koltukları, dekor olarak kullanılan koltuklar, masa ve sandalyeler, irili ufaklı aksesuar, reji masasında üzerine sayısız not alınmış tekstler ve bir prova geleneği olarak simit ve gravyer peyniri…


Oyuncuların da yönetmenin de işi zor. Zira bir müzikal için bir tiyatro oyunundan çok daha fazla çalışmak gerekiyor. Sadece oyun provası değil; haftanın iki günü koreograf Gökmen Kasabalı eşliğinde dans provası, şan dersleri, müzik yönetmeni Semih Erdoğan’ın stüdyosunda devam eden şarkı provaları…


Lider Şahin ve Burçin Bildik’in epeyce hüzünlü ikili sahnesi prova edildikten hemen sonra Burçin’e müzikal hakkında neler düşündüğünü soruyorum. “Bu müzikal her şeyden önce Selami Şahin’in ne kadar büyük bir müzik adamı olduğunu, şarkılarının bilinçaltımızda ne kadar yer ettiğini bir kere daha gösterdi bana,” diyor Burçin Bildik.


Provada oyundaki şarkılar yeri geldikçe ‘demo’ kayıtlardan çalınıyor, sahne geçişleri, koreografiler çalışılıyor. Derken provayı filan unutup hep birlikte şarkılara eşlik ederken buluyoruz kendimizi. Şarkıları ezbere bilmeyen yok.


Hisarlı Pavyon’un dansözü manikürcü Okşan’ı Öncül Aktarıcı canlandırıyor. “Her kız çocuğunun bir dansöz olma hayali vardır ya işte… Bilirsiniz, böyle süslü taşlı elbiseler… Benim de vardı. Bu rol için teklif geldiğinde ilk düşündüğüm bu oldu,” diyor Öncil Aktarıcı. Oyunun diğer tüm kostümleriyle beraber, dansöz kostümünün de Sadık Kızılağaç gibi bir usta tarafından hazırlanıyor olmasını ise büyük bir şans olarak nitelendiriyor.


Müzikalin bir başka renkli karakteri Tanju’yu canlandıran Cenk Tunalı’ya oyunu bir cümleyle anlatmasını istediğimde şu cümleyi kuruyor: “Gerçek bir müzik ziyafeti, çok eğlenceli bir nostalji ve çok tanıdık ama bir o kadar keyif dolu bir aşk hikayesi...” Sürprizi bozmamak için bu yazıda Tanju karakterinden fazla bahsetmemeye de birlikte karar veriyoruz.


Aynı nedenle Şoför İbrahim’in oyunun sonunda ortaya çıkacak büyük sırrından da burada bahsetmeyeceğim ama İbrahim karakterini canlandıran Lider Şahin’e müzikal hakkında hissiyatını sorabilirim. “İlk oyunculuk deneyimimde bu kadar büyük bir projede bu kadar önemli isimlerle çalışmayı kendi adıma bir şans olarak görüyorum,” diyor Lider.  “Umarım müzikalimiz Türk müziğine değerli eserler bırakmış Selami Şahin'e layık bir yerde görülür.”


Selami Şahin’in oğulları Lider ve Emirhan Şahin kardeşler, babalarının ‘80’li yıllarda kurduğu ve şimdilerde Lider Entertaintment adıyla faaliyetlerini yürüten şirketi tam da bu kaygıyla yönetiyorlar. Selami Şahin markasına yakışır bir iş çıkarmak müzikal ekibindeki herkesin ortak kaygısı ama galiba bu yükün ağırlığı en çok Lider’in ve prodüktörlüğü üstlenen Emirhan’ın omuzlarında.


Lider Entertaintment’ın yapımcılığını üstlendiği müzikal, Tiyatro Kedi’nin bir projesi olarak hayata geçirildi. Usta oyuncu Hakan Altıner müzikalin Genel Sanat Yönetmenliğini üstenirken, oyundaki kilit karakterlerden birini, Cevdet Kanlıcalı’yı canlandırıyor. “Genel prova aşamasında; sağlam bir oyun metnini, olağanüstü müzikler, incelikli bir reji, sıra dışı sahne ve kostüm tasarımı, marifetli bir koreografi ve maharetli oyunculuklar ile izlerken düşünüyorum ki herkes elinden gelenin en iyisini yapmış,” diyerek ifade ediyor düşüncelerini Hakan Altıner.


GÜLTEN – Koskoca Neriman’ın annesiyim bugüne bugün. Ay nereye gitsek gazetelerde boy boy resimlerimiz çıkıyor. Halk bizden örnek alıyor giydiğimizi ettiğimizi. Sanatçıyız biz.

NERİMAN – Sanatçıyız… Biz?

İbrahim’in korktuğu başına gelmiş, Neriman şöhreti yakalamış ve büyük gazinolara transfer olmuştur. Bu durum en çok yıllardır kızını şöhret etmek için uğraşan Gülten Hanım’ı memnun eder. Deli dolu, telaşlı ve komik ama bir taraftan da atmaca gibi bir annedir Gülten. Türk tiyatrosunun duayen oyuncularından Suna Keskin, bu oyunda Gülten rolüyle izleyici karşısına çıkıyor. Her prova günü ekipteki herkesin Ortaçgil’in o meşhur şarkısındaki gibi yanına gidip “Merhaba,” demeye can attığı, herkesin “Suna Abla”sı o. “İnsanların duygularına hitap eden güzel müzikler, güzel sözcüklerle birleşince hem seyirciler hem oyuncular mutlu olacaktır eminim. Bu müzikal aynı zamanda benim tiyatro sahnesinde 55’inci yılımın bir kutlaması. Bunca yıldır oynadığım karakterlerden arasında Gülten’in ayrı bir yeri olacak benim için,” diyor Suna Keskin.  


Hasan karakteri için ‘oyunun kötü adamı’ ama bildiğiniz kötü adamlardan değil dersem bilmem ‘spoiler’ vermiş olur muyum. Karakteri canlandıran Anıl Yülek, “İzleyenlerin evlerine keyifli bir şekilde dönecekleri ve tadının damaklarında kalacakları bir iş çıkardığımızı düşünüyorum,” diyor. Genç bir oyuncu ve müzisyen olarak bu projenin bir parçası olmaktan duyduğu mutluluğu da ekliyor sözlerine.


Oyunun yönetmeni Damla Cercisoğlu’nun yanına gidiyorum bu defa. “Bu müzikal bir çoğumuz için meslek hayatımızda yeni bir sayfa,” diyor Damla. “Benimse yönetmen olarak kariyerimin çok önemli bir dönemeci. Bir kadın yönetmen olarak yola çıkarken istediğim şey, hayata tutunmak için mücadele eden bir kadın karakterle onu anlamaya çalışan bir erkeğin aşkını Yeşilçam hikayeleri tadında anlatabilmekti. Zira ben de Neşeli Günler filmi ile büyümüş nesildenim.”


Televizyon dizi izleyicilerinin yakından tanıdığı Toprak Sağlam oyunun başrollerinden birini, Neriman’ı canlandırıyor. “Kendimi içinde hayal ettiğim ve bunun için çok emek verdiğim rüyam gerçek olmak üzere. Hem de yaşayan bir efsanenin muhteşem eserleriyle. Toprak’a ne oldu derlerse mutluluktan öldü desinler,” diyor gülerek Toprak. Nitekim bu söylediklerini provanın her saniyesinde gözlemek mümkün. Özellikle Lider’le ikisinin ortak sahnelerinde yaptıkları muziplikler nedeniyle sık sık baştan almak zorunda kalıyorlar.


İnsanın 25 yıllık eşiyle röportaj yapması da bir tuhaf ama bu oyunla sahneye ilk kez oyuncu olarak çıkacak olan Elhan Tok’a da soruyorum düşüncelerini. Elhan oyunun en eğlenceli karakterlerinden birini, Yeşilçam sevdalısı ‘film ve ses yıldızı’ Aysel’i canlandırıyor. “Mucizeler aslında gerçektir; sadece zamana ihtiyaçları vardır. Bence bu müzikal de bir mucize. En kıymetli tarafı da hayalleri bir olanların bir araya gelmesi. Benim içinse hayatımın ‘bonus’u,” dedikten sonra “Boşvere Boşvere”yi söylediği sahnenin provası için yerini alıyor.  


İş bilir ve kurnaz plak yapımcısı Osman rolünde yılların usta oyuncusu İsmail Düvenci var. “Bugüne dek oynadığım ve izlediğim müzikallerin içinde en sürükleyici ve en güzel olanı bu,” diyor Düvenci. “Dilerim Selami Şahin gibi değerli diğer bestecilerimiz için de onlar henüz hayattayken buna benzer projeler yapılır.” Daha oyunun tekstini ilk okuduğunda plakçılar çarşısına gidip oradaki yapımcıarla tanışan, rolüne çalışan İsmail Düvenci provaya getirdiği kestane şekerleri ile de ağzımızı tatlandırıyor.


Son olarak meraklıları için müzikalin turne programını da not düşeyim: 17 Ağustos Antalya Konyaaltı Açık Hava, 18 Ağustos Alanya Açık Hava, 26 Ağustos Bodrum Antik Tiyatro, 28 Ağustos Kuşadası Amfi Tiyatro, 30 Ağustos Çeşme Açık Hava, 1 Eylül Ayvalık Amfi Tiyatro, 2 Eylül Altınoluk Amfi Tiyatro, 8 Eylül Bursa Açıkhava.


HAZİRAN 2018