Bu Blogda Ara

15 Ekim 2017 Pazar

Sibel Tüzün Röportajı

"ÖNEMLİ OLAN TIKLANMAK DEĞİL, ANI YARATMAK"


Röportaj bittiğinde saat sabaha karşı 3'ü geçiyordu. Röportaj kariyerimin ilk 'gece yarısından sonra' röportajı olmuştu bu çünkü o tarih aralığında Sibel'in İstanbul'da bulunacağı tek gündü ve o gün de sahnede olması gerekiyordu. Haliyle sahnesi bittikten sonra oturup konuşabildik. Ahbaplığımız eskidir; dert değildi yani. Zaten röportaj gibi değil de kulis sohbeti gibiydi konuşmamız. 




3 Ekim 2017 Salı

Gökhan Türkmen Röportajı

"Daha İyisi, Daha İyisi..."

En çok kullandığı kelimeler “birazcık” ve “mevzu”. Konuşurken çok heyecanlı, çok içten ve çok gerçekçi. Popüler olmanın getirdiği sözünü sakınma refleksi sıfır ki buna pek ender rastlarım, özellikle de karşımdaki beni bir “röportaja gelmiş gazeteci” yerine koyuyorsa. Kırk yıldır ahbap olduklarımın bile kayıt cihazını açtığımda başkalaştıklarını görmüşlüğüm vardır. Sanırım Gökhan Türkmen sahiden röportaja gelmiş bir gazeteci ile konuşuyor olsa da bundan farklı konuşmazdı. Dedim ya, “çiğ yemedim ki karnım ağrısın” tavrında, içten ve dürüst bir genç adam.



Gökhan Türkmen’le Göksu’daki evinin bahçesinde, yağmurda ıslanmış bir Eylül sonu Cuma öğleden sonrasının serinliğinde, müzikten, onun müzik yolculuğundan, arada müzik sektöründen ve daha fazlasından konuştuk. Sonra ben yine birlikte fotoğraf çektirmeyi unuttum ve aşağıda gördüğünüz fotoğrafı röportajdan dört gün sonra Zorlu PSM Studio’da vereceği konser öncesi kuliste çektirebildik ancak. Neyse, fotoğraf bahane… Siz anlattıklarını okuyun.       


16 Eylül 2017 Cumartesi

Mavi Röportajı

"İYİ MÜZİK YAPMAYA ÖZENİYORUM"


"Mesela televizyon programını izlediğinde aslında ne kadar kaşının gözünün seğirdiğini, utandığını, o anda özgüvensiz olduğunun çok belli olduğunu fark ediyorsun. Kendini çirkin buluyorsun filan. Sonra bir de şeyler başlıyor… Mesela klip çekerken yönetmen “Öyle durma, sola doğru bak,” diyor, sen anlıyorsun ki sağ tarafında hiç iş yok. Stüdyoda kayıt yapıyorsun, aranjör “Şurada sesini Melodyne’la düzeltmek gerekebilir,” diyor. Yani her şekilde egon törpülenmeye başlıyor. "


Geçtiğimiz aylarda Pasaj Müzik işbirliğiyle hayata geçirdiği "Saz Söz Mavi" projesi kapsamında her ay yeni bir şarkıyla dinleyici karşısına çıkıyor Mavi. Mavi'yle müzik yolculuğunu, müzik sektörünü ve daha fazlasını konuştuk. 


31 Ağustos 2017 Perşembe

Okay Barış Röportajı


Levent Yüksel’in söylediği, sözleri Sezen Aksu tarafından yazılmış “Kadınım” şarkısına gönderme yapan, bir bakıma o şarkının anti-tezi bir şarkı yazar 2013 yılında Okay Barış. “Kadınım Diyorsan” adını taşıyan bu şarkı onun ilk albümünde yer alacak şarkılardan biridir. Albümü dinletmek için götürdüğü Aykut Gürel şarkıyı duyunca “Ben bunu Sezen’e dinleteceğim,” der ve dinletir de. Okay Barış’ın (kendi tabiriyle) “Sezen’e atarlandığı” şarkı sandığı gibi onu kızdırmaz, aksine hoşuna gider, ilgisini çeker ve hikâye öyle başlar. 


Geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle yayınlanan yeni teklisi “Beter Ol” ile dinleyici karşına çıkan Okay Barış ile Sezen Aksu’nun Göksu’daki stüdyosunda bir araya geldik. 

28 Ağustos 2017 Pazartesi

Türküola'dan Yeni Baskı Plaklar


Ne güzel oluyor böyle eski albümler birer birer plak olarak basılıyor yeniden. Önceleri tek tüktü, şimdilerde hemen her müzik firmasının katalogundaki albümleri plak olarak basma projesi var. Şu ana dek basılandan çok daha fazlası basılmak üzere hazırlanıyor. İçlerinde çok da güzel sürprizler var.


Ülkenin eski ve köklü müzik firmalarından biri olan Türküola da katıldı bu kervana. Türküola etiketli iki ‘80’li yıllar albümünün, Zeki Müren’in “Eskimeyen Dost” ve İbrahim Tatlıses’in “Mutlu Ol Yeter” albümlerinin plak baskılarını geçtiğimiz günlerde satışa sunuldu.


Türküola enteresan bir firmadır. Türkiye’de de faaliyet göstermiş ama daha ziyade Almanya’da bastığı plak ve kasetlerle bir efsane olmuştur. O plak ve kasetler arşivciler arasında bugün bile çok revaçtadır. Buna iki sebep var. Birincisi plakların ses kalitelerinin Türkiye baskılarına göre çok daha iyi olması ve elden ele fazla dolaşmadıkları için temiz kalmış olmaları. İkincisi ve daha bence daha önemlisi ise Türküola’nın Almanya katalogunda Türkiye’de hiç basılmamış albümlerin, bazen de şarkıların bulunması.


Peki bu nasıl olmuş?.. Türküola Almanya’da sadece kendi Türkiye katalogundaki albümleri yayımlamamış. Almanya’da kendi başına plak basıp dağıtacak ağı olmayan başka Türk firmalarına ait albümlerin yurt dışı basım haklarını da almış. Ve bu albümleri de çoğunlukla farklı kapak tasarımları, farklı şarkı dizimleri ve hatta bazen farklı isimlerle yayımlamış. Ve bir şekilde kaydedilip bir nedenle albümlere konmamış kimi şarkılar da bu transferler esnasında Almanya’ya gidivermiş.


İşin bu kısmı en konusuna hâkim arşivciyi bile zora sokacak kadar kafa karıştırıcı ve hâlâ sürprizlere açık. Bir bakıyorsunuz Ajda’nın 1980 Eurovision Türkiye finalinde seslendirdiği üç şarkının Türkiye’de hiç yayımlanmamış orijinal stereo kayıtları çıkıyor bir Türküola etiketli Almanya baskısı Ajda Pekkan kasetinden. 


Bir bakıyorsunuz Erol Evgin’in yine Almanya baskısı Türküola etiketli ‘70’ler plağında “Etme Eyleme” şarkısının daha önce hiç duymadığınız sazlı bir versiyonu var. Bir başka Türküola etiketli Erol Evgin kasetindense hiç bilmediğiniz, duymadığınız bir şarkı çıkıyor. 


Esmeray’ın, Asu Maralman’ın, Nurhan Damcıoğlu’nun ve daha bir sürü şarkıcının Türkiye’de hiç yayımlanmamış şarkıları, hatta albümleri… Daha neler neler…


İşte İbrahim Tatlıses’in yeni yayımlanan Türküola etiketli plağı “Mutlu Ol Yeter” de böyle bir albüm. Albümün detayına girmeden kısaca Tatlıses’in o dönemini anlatmak lazım tabii.


İbrahim Tatlıses’in meşhur oluşu 1978 yılına rastlarsa da aslında öncesinde epeyce çabalamışlığı var. Bir dolu plak ve mahalli kasetler de doldurmuş ‘70’lerde. Hatta onu meşhur eden “Ayağında Kundura” türküsünü ilk plağa okuması 1975 ama türkü çok daha sonra, Tatlıses tek kanallı televizyona çıkıp seslendirdikten sonra dillere düşüyor. 1978’de ise amatörlük ve tanınma devresini tamamlayıp profesyonelliğe geçiş yapıyor. Büyük gazinolarda solist altı çalışmaya başlıyor, film çeviriyor ve de Türküola firması ile anlaşarak ilk profesyonel 33’lüğünü dolduruyor (Öncesinde iki 33’lüğü daha var ama onlar 45’lik derlemeleri.)


“Ayağında Kundura” türküsünün yeni versiyonunun da yer aldığı ve albüme adını verdiği bu plak tamamen türkülerden oluşuyor. Yine Türküola’dan 1979 yılında çıkan “Ceylan” da bir türkü albümü. Aynı yıl aynı firma hesabından yayımlanan 45’liği “Sabuha / Ayrılık Kolay Değil” ile türkü-arabesk sularında da dolaşıyor ama Tatlıses’in adlı adınca ilk arabesk plağının 1980 çıkışlı “Seni Yakacaklar / Ölürsem Kabrime Gelme” olduğu söylenebilir. 


Nitekim yine 1981 yılında çıkan üçüncü Türküola etiketli Tatlıses 33’lüğü “Gülmemiz Gerek”in bir yüzü arabesk şarkılardan, bir yüzü türkülerden oluşuyor. 1981 yılının sonlarına doğru ise “Mutlu Ol Yeter / Bir Kulunu Çok Sevdim” 45’liği yayımlanıyor.


Türküola – Tatlıses ortaklığı 1982 yılında yayımlanan “Yaşamak Bu Değil” 33’lüğü ile sona eriyor.


Bu kısa diskografi hikâyesinden de görüldüğü üzere Türkiye’de yayımlanmış Türküola etiketli ve “Mutlu Ol Yeter” adını taşıyan bir Tatlıses 33’lüğü yok. Bu plak aslında Türküola’nın Almanya’da Tatlıses’in yayımlanmış ve yayımlanmamış kayıtlarından oluşturduğu bir derleme.


İlk iki şarkı, “Mutlu Ol Yeter” ve “Bir Kulunu Çok Sevdim” zaten 1981 çıkışlı 45’likte yer alan şarkılar. Ardından gelen “Dert Sayanım”, “Yaşamak Bu Değil” 33’lüğünden alınmış. Plağın B yüzünde yer alan “Gönül Senin Elinden” ve “Yoğurt Koydum Dolaba” adlı türküler de yine “Yaşamak Bu Değil” 33’lüğünden.


B yüzünün açılışında yer alan “Ceylan” adlı türkü, aynı adlı, 1979 çıkışlı plaktan alınmış. Geriye kalan üç şarkı ise Tatlıses’in Türküola döneminde kaydedilip albümlerine girmemiş, yayımlanmamış şarkıları: “Daldalanım Dalım Yok”, “Yaz Gelsin de Gidelim” ve “İsyan Etmek Boşuna”.


CD furyasının yeni başladığı dönemde, muhtemelen ‘90’ların başında bu albüm Türkiye’de CD formatında yayımlandı. Aynı dönemde Tatlıses’in Türküola kayıtlarından derlenmiş ve “Acı Gerçekler” adı verilmiş bir başka CD’si daha yayımlanmış, hatta 2003 yılında bu iki CD bir “box-set” olarak ADS Müzik etiketiyle “İmparatorun Mazisi” adıyla yeniden piyasaya sürülmüştü. Dedim ya, çok karışık.


Sonuç olarak eski baskısı az bulunan çünkü Türkiye’de satışa çıkmamış bir Tatlıses albümü şimdi yeni baskısıyla elimizde. Ses kayıtları da gayet güzel. Bazı şarkılarda, özellikle Tatlıses’in sesinde yer yer distorsiyon duyar gibi oluyorsunuz ama CD kayıtlarıyla mukayese ettim, o kayıtlarda da var o distorsiyon. Muhtemelen kayıtlardan ya da ilk “mastering”den kalan arızalar. Bir de özellikle “Ceylan” türküsünde sesin zaman zaman birkaç saniyeliğine de olsa tek kanala yaklaşması sorunu var ki enteresan bir biçimde CD kayıtlarında da var bu arıza. Plağın ilk baskısı elimde olmadığı için o karşılaştırmayı yapamadım; yapan olursa bana da söylesin.


Gelelim Türküola’dan yayımlanan diğer plağa, Zeki Müren plağına. Tabii yine önce Zeki Müren’in o dönemini özetleyerek gelelim.

Zeki Müren’in taş plaklar döneminde, yani 1950’lerde başlayan ve epeyce hızlı giden plak kariyeri 1975 sonrasında yavaşlamaya başlamıştır. Kendisi artık eskisi kadar sıklıkla plak doldurmak için stüdyoya girmez ama eski 45’liklerinin toplamalarından oluşan albümler yayımlanmaya devam eder. 


Grafson’un dört 33’lükten oluşan  “Pırlanta” serisi, Sahibinin Sesi firmasının taş plak kayıtlarından derlediği “Altın Eserler” 33’lüğü, yine Grafson’un “Hatıra” ve “Anılarım 1” adı verilmiş 33’lükleri, 1975-1980 arası Zeki Müren ismini yine plak dükkanlarının baş köşelerinde tutacak toplama albümler olur.


Müren özellikle 1976’dan sonra çok az plak doldurur. Mesela 1976 ve ‘77’de birer 45’lik doldurur sadece. ‘76’da Odeon hesabına “Güneşin Oğlu”, ‘77’de Coşkun Plak hesabına “Mücevher 1” 33’lüklerini kaydetmek için stüdyoya girer. 


Sonra Elenor Plak’la anlaşır, 1978 yılında “Sükse” ve “Nazar Boncuğu” adları verilmiş iki yeni Müren 33’lüğü ve 1979 yılında bir de Elenor etiketli 45’lik çıkar piyasaya.


Dönem arabeskin giderek etkisini arttırdığı bir dönemdir. Zeki Müren de bu furyaya ayak uydurmaktan geri kalmaz. Plak ve sahne kariyeri boyunca ağır alaturka eserlerin yanında popüler alaturka şarkılar, dönemin moda fantazi şarkıları, türküler hatta aranjmanlar da söylemiştir ama dönemin arabesk anlayışına “Dost Bildiklerim”, “Hayat Harcadın Beni” gibi şarkılarla o yıllarda yavaş yavaş ısındığı söylenebilir. 


Bu ısınmanın sonucu ise Türküola Plak ile anlaşması sonrasında yayımlanan ilk 33’lükle belirginleşir.


1980 yılı sonunda yayımlanan “Kahır Mektubu” enteresan bir denemedir. Plağın A yüzünde yer alan 26 dakikalık bu şarkı bir alaturka – arabesk eserdir ve Arap müziğinin o bitmek bilmeyen şarkılarını andırmaktadır. Nitekim Müren’in sesinden “Kahır Mektubu” çok sevilir ve ilgi görür.


1982 yılında ise Zeki Müren bu defa Selami Şahin’in prodüktörlüğünde stüdyoya girer ve bu iki büyük ismin ortak çalışması “Eskimeyen Dost” adlı bir albüm olarak dinleyici karşısına çıkar. 


Bu albüm “Kahır Mektubu”nun yarattığı etkiyi ikiye katlayacak ve Zeki Müren’i o dönem tekrar popüler kılacak bir albüm olacaktır. Zira 1980 yılında geçirdiği kalp krizi sonrası sahnelerden uzaklaşan Müren daha sakin bir döneme girmiştir ve en dişli rakibi Bülent Ersoy’un plak dünyasında değil belki ama sahnelerde ve magazin dünyasında fırtına gibi estiği, manşetlerde başı tuttuğu bir dönemdir.


1982’de Türkiye’de Türküola etiketiyle yayımlanan “Eskimeyen Dost”, her nedense ve nasılsa Almanya’da farklı bir biçimde basılır. Kapak fotoğrafı aynıdır ama grafik tasarımındaki çerçeve ve fotoğraf renklendirmesi yoktur Almanya baskısı plağın kapağında. Fakat daha da önemli bir eksik vardır bu plakta. Türkiye baskısındaki bir şarkı Almanya baskısında yer almaz. Şarkıların sıralaması da değişmiştir.


Selami Şahin bu albümün sadece prodüktörü değildir; albümde aynı zamanda beş de bestesi vardır. İşte o beş şarkıdan biri de sözlerini Ahmet Selçuk İlkan’ın yazdığı “Acaba”dır ve plağın Türkiye baskısında B yüzünün ikinci yer almaktadır. Almanya baskısının kayıp şarkısı da “Acaba”dır.


Genellikle tam tersi olup Almanya baskılarına fazladan şarkı konurken bu şarkı neden çıkarılmış bilinmez. Ancak sonrasında bu albüm Türkiye’de hep bu şekilde yayımlandı. Dokuz şarkı olarak ve farklı şarkı sıralamasıyla.


Çok kez farklı kapaklarla (kimi zaman "Sev Beni" adıyla) CD formatında yeniden basıldı, hatta 1986 yılında Özer Plakçılık etiketiyle basılmış bir kaseti de var ve şu anda dijital platformlarda hem o kaset hem de Türküola’nın CD baskısı yüklü ama bunların hepsi Almanya’daki baskının uzantıları. Türkiye’deki baskı ise sadece o dönem basılan o seride kalmış vaziyette.



Nitekim bu yeni basım plak da yine aynı Almanya baskısının üzerinden yapılmış. Şarkıların sırası orijinal plaktan farklı, “Acaba” yine yok, “Kayboldum Aşk Yollarında”nın adı “Sev Beni Beni” olmuş. Türkiye baskısındaki açılır kapaksa (ki ortasında şahane bir Zeki Müren sahne fotoğrafı vardır) bu baskıda tek kapağa dönüşmüş. Ses kalitesi (en azından benim elimdeki CD baskısına kıyasla) çok daha iyi ama kusursuz değil. Sanki ses seviyesi olmadı gerekenin biraz üstüne çekilmiş gibi. Kapak fotoğrafı ise maalesef epeyce kötü.


Şunu da söylemek lazım ki bu albümle başlayan Zeki Müren – Selami Şahin ortaklığı 1987 yılına kadar sürmüş ve Müren bu plaktan sonra Selami Şahin’in kurduğu Lider Plak’a transfer olup, o firma hesabına dört albüm doldurmuştu.  


Yine de Zeki Müren diskografisinin bu önemli ve kıymetli plağına yıllar sonra kavuşmuş olmak sevindirici. Daha genç kuşak Müren’i ağırlıklı olarak ’90 yılında yaptığı albümlerle biliyor çünkü. TRT arşivinden en çok o döneme ait görüntüleri yayınlanıyor, en çok o şarkıları dolaşıyor internette. Oysa Zeki Müren’in artık çok yorgun ve hasta olduğu o dönem şarkıcılığında da gözle görülür bir düşüş vardır o yıllarda. Sözgelimi bu albümdeki şarkıcılığı ile kıyaslanmaz. Zeki Müren - Selami Şahin ortaklığının “light arabesk” tavrı, Metin Alkanlı’nın şahane düzenlemeleri de plağın yapıldığı dönemin bir yansıması olarak ayrıca dikkate değer.  

Bakalım Türküola Plak bundan sonra nasıl sürprizlerle karşımıza çıkacak, arşivlerde kalmış hangi albümler tekrar raflara çıkacak?

AĞUSTOS 2017  

12 Ağustos 2017 Cumartesi

Onurr Röportajı


"Ben İzmir’deydim. Sezen Hanım aradı, “Okuyacağım ben bu şarkıyı,” dedi. Ben ağlamaya başladım heyecandan. Ertesi gün İzmir’den döndüm, stüdyoya gittim. O akşam da Sezen Hanım’ın vokal kaydı vardı. Rüya gibiydi. Kendi kendime dedim ki “Onur en dibe vurduğun, en kötü olduğun anlarda bu geceyi hatırlayacaksın. Hayattan daha büyük bir beklentin yok artık.” 


Sakin grubunun şarkı yazarı ve solisti Onurr Özdemir'in Onurr olma hikâyesi. 

Onur Özdemir bestesi "Günaydın Memur Bey" Sezen Aksu'nun albümüne nasıl girdi?

Alper Narman - Onur Özdemir şarkılarının formülü ne? 

Onurr'un kafası neden şişti?


2 Ağustos 2017 Çarşamba

Geçmişe Mazi Demeyen Bir Diva


(Milliyet Sanat dergisi Temmuz 2017 sayısında yayımlanmıştır.)

Yıllar önceydi… Selda Bağcan’la radyo programım için bir röportaj yapmış, röportaj sonrasında ise tanıtımlarda kullanmak üzere programın adına gönderme yapan “Ben Selda Bağcan, ben de ‘Ah Mazi’deyim,” cümlesini ona söyletmek istemiştim. Bir an tereddüt etmiş sonra da gülerek “Ben de ‘Ah Mazi’deyim ama ‘âtî’de olmayı tercih ederim,” deyivermişti. Manasını ancak yıllar sonra anlayacakmışım. Selda hakikaten mazide değil âtîdeymiş meğer. Geçmişte değil, gelecekte.


Müzik sektörünün ana yurtlarından birinde doğmamışsanız, yaşınız 20’yi geçmişse, dünya dillerinden birinde şarkı söylemiyorsanız, yaptığınız müzik popüler müzik normlarında değilse ve arkanızda dünya müziğini elinde tutan kartellerden birinin desteği yoksa dünya starı olmanın hayallerini kurmayın der pop müzik endüstrisinin yazılmamış kutsal kitabı. Şimdilerde bu beş kaideye bizim memleketten biri el yazısıyla altıncısını ekledi: “Şayet Selda Bağcan değilseniz.”


Olympia Konser Salonunda konuk solist olarak boy göstermek, Avrupa’da yaşayan Türklerin doldurduğu Gurbet Kervanı konserlerinde sahneye çıkmak, bilemediniz Eurovision’da birinci olmak filandı bizim Avrupa’yı müziğimizle fethetme hayallerimizin en uç noktası. Klasik müzik ve caz müzisyenlerimizi (bir de Tarkan’ı) tenzih edersek tabii. Bir Türk müzisyenin plakları dünyanın her yerinde satılacak, şarkıları ezber edilecek, dünya çapında festivallerde sahneye çıkacak, dünyanın en önemli müzik dergileri ve gazetelerinde hakkında övgü dolu yazılar yazılacak ve dahi “diva” unvanına layık görülecek deseler güler geçerdik. Hatta bu kişi Selda Bağcan olacak deseler “Yok artık!” bile diyebilirdik.


Çünkü biz “diva” kelimesinin karşılığını yıllar yılı hep genç (genç olmasa da öyle görünmeye ölümüne azmetmiş) ve güzel ve alımlı ve de çalımlı, tavus kuşu ihtişamında kadınlar sanmıştık. Çünkü biz Selda Bağcan’ı bir dönem (sırf söylediği şarkılar nedeniyle)yargılamış, hapiste yatırmış, dile kolay 20 yıl televizyona çıkmasını yasaklamış ama şimdilerde muktedir sofralarında baş köşelere kurulan “diva”mızın, ardında 12 Eylül yönetiminin mi yoksa bir gazino patronunun mu olduğunu asla bilemediğimiz yedi yıllık sahne yasağı kadar dert etmemiş, konuşmamıştık. Hadi itiraf edelim, biz Selda Bağcan’ın kıymetini yeterince bilememiştik. Gelin görün ki “eller” bilmişti işte.


Muğla’da doğan, öğrencilik yıllarını Ankara’da geçiren Selda Bağcan, 10 yaşında eline aldığı gitarıyla ilk şarkılarını kaydettiğinde henüz üniversite öğrencisidir. 1971 yılında piyasaya çıkan “Kâtip Arzuhalim Yaz Yare Böyle / Mahpushane İçinde Mermerden Direk” 45’liği ile bir anda ülke çapında tanınır. Dünyada Joan Baez fırtınası eserken Türkiye’de 1969 yılında Hümeyra, 1970 yılında ise Esin Afşar benzer bir biçimde tek bir gitar eşliğinde şarkılar söyleyerek ilk plaklarını yapmıştır. Ancak Selda’nın benzersiz sesiyle yarattığı etki çok başka olur ve hemen ardından gelen “Tatlı Dillim Güler Yüzlüm / Mahpushanelere Güneş Doğmuyor” 45’liği ile birlikte ilk iki 45’liğin satışı az görülmüş bir başarı kazandırır bu gencecik şarkıcıya.


1971-1975 yılları arası yayınlanan on yedi 45’lik plakla adını iyiden iyiye kabul ettirmiştir Selda Bağcan. Halk türküleri ve türkü formunda besteler seslendirir, müziği giderek tek bir gitardan, Anadolu-pop-‘rock’ üçgeninde zengin bir müzikal forma evrilir ve dönemin siyasal atmosferinde müzikle dile getirilen düşüncelerin yegâne seslerinden biri olarak şarkıları birer slogana dönüşür.


Aşkı anlatmak kadar doğaldır şarkılarda düşünceyi, hâli anlatmak. Oysa resmi ideolojinin güdümündeki TRT’de aynı günlerde Yasemin Kumral elinde Pembe Panter oyuncağıyla “Bim Bam Bom”u söyleyip kim bilir kaçıncı defa artık onun da bir sevgilisi olduğunu ilan ederken Doğu’da bebeklerin öldüğünü anlatan “Anayasso”yu söyletmezler Selda Bağcan’a. Plakları ve konserlerinde söyleyebilir sadece.


1976 yılında yayınlanan ve kendi adını taşıyan ilk 33’lük plağının, ‘âtî’de ona dünya starlığının kapılarını açacak plak olacağını kimse tahmin edemez o günlerde. Bu plak 2006 yılında İngiltere menşeli Finder Keepers Records firması tarafından tekrar basılacak ve albümden “İnce İnce Bir Kar Yağar” başta olmak üzere birçok şarkısı kısa sürede birer “hit” e dönüşecektir.


Aslında ‘70’lerin saykodelik müziğinin yeniden keşfedildiği 2000’lerden çok daha eskidir Selda Bağcan’a Türkiye dışında duyulan ilgi. Daha 1986 yılında Woomad Festivaline davet edilmiştir ama Türkiye’de pasaportuna el konulduğu için ancak bir yıl sonra, pasaportu tekrar verildiğinde gidebilir. Aynı yıl festivalin plağında yer alan şarkısı dünya radyolarında çalınmaya başlayınca Selda Bağcan ismi giderek tanınır hale gelir. 


Giderek artan ilginin yansımaları ise 2000’li yıllara kendini göstermeye başlayacaktır. Skate 2 adlı bilgisayar oyununda ve ardından Rap yıldızı Mos Def’in bir şarkısında “İnce İnce Bir Kar Yağar”ın kullanması, “Yuh Yuh”un, “Yaz Gazeteci”nin Türkçe halleriyle ezber edilmesi, Elijah Wood’un Selda hayranlığına dair o meşhur fotoğraf ve haberler, Times gazetesinin ‘dünya müziğinde yaşayan efsane ve tarihi kadın şarkıcılar’ listesine dâhil edilmesi, Selda’nın dünyanın farklı şehirlerinde festivalden festivale koşması, 2015 yılında Boom Pam ile birlikte sahne aldığı Le Guess Who festivalindeki performansının plak olarak yayınlanması…


İlk plağından bu yana yaptığı müziğin ve dünya görüşünün iktidarlarla uyuşmaması nedeniyle yaşadığı sıkıntılara rağmen, Türkiye’de müzik giderek daha kolay tüketilir bir metaya, bir cilalı imaj paketine dönüşüyorken o, 2000 yılında geçirdiği çok ciddi trafik kazasının travmatik ve fiziksel etkilerine de kafa tutarak tavizsiz ve müdanasız tavrıyla hiç ara vermeden, hiç yorulmadan, hiç de sitem etmeden, küsmeden, kırılmadan albüm yapmaya, konser vermeye devam etti, ediyor. Geçmişte yayınlanmış bütün kayıtlarının haklarını devralıp yıllar sonra onları dinleyicisine tekrar sunmakla kalmadı, 2015 yılında plak formatında da yayınlanan “40 Yılın 40 Şarkısı” albümüyle bir kez daha bu çok kıymetli müzikal geçmişin özetini çıkardı. Bu serinin ikinci albümü de bu yıl bitmeden yayınlanacak. Ama şimdi sırada çok başka bir proje var.


Türkiye ve dünyanın farklı ülkelerinden ‘dj’ler Selda Bağcan şarkılarını yeniden düzenlediler. İçlerinde David Guetta da var Bedük de.  İpek İpekçioğlu da var Doğukan Manço da. Önümüzdeki günlerde yayınlanacak albüm, niye “artık bizim de bir dünya starımız var” diyerek böbürlendiğimizi dosta düşmana bir kez daha gösterecek. Selda’nın neden “mazide değil, âtîde olduğunu da.

HAZİRAN 2017