Bu Blogda Ara

21 Nisan 2016 Perşembe

Giden Gidene



Attila Özdemiroğlu’nu alkışlarla uğurladık dün. Sonsuzluğa… O, neresi olduğunu bilmediğimiz ama varlığına inanarak, oraya uğurladıklarımızın acısına bir nebze olsun teselli bulabildiğimiz yere…


Demeye kalmadan Prince’in ölüm haberi düştü sosyal medyaya. Herkes bir şeyler yazmaya başladı. Dünyanın bir ucunda bir müzisyen ölüyor ve sen hiç aynı havayı solumadığın, yüz yüze gelmediğin bir adamın/kadının ardından hüzünlere boğuluyorsun. Bunu ancak müzikle, sanatla açıklayabilirsin. Gerisi hikaye… İlham almışsın, ışık almışsın, güç almışsın, el almışsın belki de… Yol almışsın onlarla birlikte. Duygulanmışsın, gülmüşsün, ağlamışsın, büyümüşsün… Tanışsan ne tanışmasan ne?


Ki benim Attila Abi ile tanışmışlığım, oturmuşluğum, kalkmışlığım vardı sık aralıklarla olmasa da. “Yavuzcuğum” diye telefon açışı gitmeyecek kulaklarımdan. Çocuk gözlerindeki muzır bakışları, neşeli, esprili hali, tavrı, ne çok şey bildiğini ancak kurcalayarak keşfedebileceğiniz, hayat bilgisini, bilgeliğini öyle olur olmaz ortalığa saçmayan mütevazılığını… Çok yakınımı kaybetmiş gibi hissediyorum iki gündür. Eminim ki çok kişi de aynı şeyi hissediyor. Cenaze töreninde konuştuğum herkes benzer sözler sarf etti onun için. Gidenin ardından edilen beylik lakırdılar değildi.



Şimdi dönüp baktığım zaman bir dönem dalgasını geçtiğimiz ‘80’leri tam da ergen-genç yaşlarda yaşamış olmak ne büyük nimetmiş. Ne bereketli, ne zengin bir müzikal devirmiş o. David Bowie’si, Tina Turner’ı, Michael Jackson’ı, Queen’i, Prince’i… Saymakla bitmez. 


Bir de tam İngilizce eğitimi aldığım yıllar. Her bir şarkıyı ezber ediyorum, sözleri anlamaya çalışıyorum, Hey dergisi, Blue Jean dergisi filan posterlerle, haberlerle, röportajlarla iyice açıyor iştahımı. Bir USA For Africa konseri yapılıyor, soluğum kesiliyor televizyon başında. TRT’de klip filan görmek ne mümkün. Devir video kaset devri neyse ki. Özel video kasetler var böyle yabancı kliplerin olduğu (korsan tabii), onlara dadanıyorum. Prince bir ikon, bir deli, bir deha… En çok “Raspberry Beret”i severdim ben nedense. “When Doves Cry”dan, “Kiss”den filan daha çok. Yıllardır da dinlememişim. Ölüm haberini alınca açıp ilk onu dinledim. Ne diyeyim... İlhamımız azalıyor böyle böyle. Dünyanın giderek kuraklaşması sadece küresel ısınmadan değil.

NİSAN 2016

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder