Bu Blogda Ara

22 Şubat 2015 Pazar

Sesim Geliyor mu?


Müzik dünyası bir süredir sahte tıklama skandalıyla çalkalanıyor. Mutlaka duymuşsunuzdur ama özetle söylemek gerekirse You Tube’da Müzik Yapımcıları Meslek Birliği’nin (Bağlantılı Hak Sahibi Fonogram Yapımcıları Meslek Birliği; nam-ı diğer MÜYAP) kanalında yayınlanmış bazı videoların birileri tarafından manipüle edilerek milyonları aşan tıklanma sayıları elde edildiği, böylece haksız kazanç sağlandığı iddiası var. Aslına bakarsanız bu iddia yeni değil. Hatta bu kadarla sınırlı da değil. Başta TT Net olmak üzere, müzik servis edilen hemen her dijital platform için benzer iddialar yıllardır gündemdeydi ama ortada somut bir delil yoktu ya da deliller hasıraltı ediliyordu. Bu defa ise You Tube sahte tıklamaları bizzat tespit ederek ve silerek işi ayyuka çıkardı. Sektörde nicedir dilden dile dolaşan bazı şeyler de böylece gazetelere düştü, açıkça konuşulur oldu.

Kabul etmeli ki tıklanma sayıları uzunca bir süredir müzik dünyasının reyting ölçeri oldu. Bu sadece Türkiye’de değil, dünyada da böyle. Albümlerin mekanik satışları dibe vurunca yerini alan popülerlik ve satış göstergesi internette görüntülenme, dinlenme, izlenme verileri. Teknoloji bunu gerektiriyorsa yapacak bir şey yok. Ancak teknoloji henüz manipülasyona çare bulmuş değil. Ya da daha doğrusu manipülasyona çare bulunması kimsenin işine gelmiyor. Çünkü parasını bastırıp tıklanma sayılarınızı yükseltmek çok ahlaksız olmakla beraber çok kolaycı bir çözüm. Sonra gelsin “Şarkımız 1 milyonu geçti, teşekkürler,” nidaları, gitsin “Tıklanma rekorları kırdık, sağ olun var olun” yaygaraları. Ama kazın ayağı öyle değil tabii.


Aynı zamanda “dj”lik de yapan bir müzik yazarı olarak açıkçası internetteki verilere büsbütün kayıtsız kalamasam da, çok da ciddiye aldığım söylenemezdi. Çünkü sürekli olarak mekânlarda çaldığınız zaman hangi şarkının gerçekten tutulduğunu, ezber edildiğini, istendiğini gayet net bir şekilde görüyorsunuz. Buna zaman zaman yazılarımda da değinirdim. Bazı şarkılar internette kıyametler koparıyor görünürken, mekânlarda çaldığımda hiç reaksiyon alamazdım mesela. Ya da bazıları internette orta halli seyrederken mekânlarda umumi arzudan da öte, ısrar kıyamet hatta baskı nedeniyle çalmak zorunda kalırdım.

Bir örnek vereyim; Kasım 2012’de MUYAP kanalına yüklenen “Ankara’nın Bağları”, şu ana dek 17.800.000 tık almış; Mart 2013’de yüklenen “Yatcaz Kalkcaz Ordayım” ise 24.000.000’da. İkisi birbirinden çok farklı tarzda şarkılar, klasmanları ayrı ama ben her ikisinin de çalındığı yerlerde “Ankara’nın Bağları”nın çok daha fazla çalındığına ve istendiğine defalarca kez şahit oldum. Hatta yılın şarkısı “Ankara’nın Bağları”dır desem abartı olmaz. En sosyetesinden en orta hallisine her yerde ama her yerde mutlaka isteniyor ve çalınıyor aylardır. Bu sadece internet verilerinin yanıltıcı olabileceğine dair basit bir örnek; kimseyi suçlamak niyetinde değilim.


Nitekim “dj” siz olmasanız bile, azıcık gözlem yaptığınızda, sağda solda, tatilde, gittiğiniz mekânlarda, girdiğiniz dükkanlarda, mağazalarda çalanlar, hatta otobüste yanınızdaki dikilen gencin kulaklığından kulağınıza çarpanlar bile internetten daha güvenilir veriler sunabiliyor size. Ama elbette tüm bunların sayısal bir karşılığı yok; internetin ise var.

İşte tam da bu nedenle şarkıların radyo ve televizyonlarda yayınlanma sıklıklarından yola çıkarak listeler hazırlayan uluslararası pazar araştırması kuruluşu Nielsen’in verileri Türkiye şartlarında inandırıcılığını yitiriyor. Şirket her ne kadar sistemlerinin manipülasyona açık olmadığını, listelerin el değmeden hazırlandığını iddia etse bile, şarkıların radyo ve televizyonlarda yayınlanma sıklıklarının sağlıklı referanslara dayanmadığı bir müzik piyasasında bu verileri ölçü alan bir sistemin de sağlıklı işlemesi mümkün değil. Bu nedenle Nielsen ölçümleri yarardan çok zarar veriyor müzik piyasasına; hatta manipülasyona dolaylı yoldan katkıda bulunuyor. Çünkü manipülasyonun büyüğü internette değil, radyolarda ve müzik televizyonlarında yapılıyor. Ve sonra radyo ve televizyonlar dönüp yine Nielsen verilerini baz alıyor, böylece içinden çıkılmaz bir kısır döngü içinde beraber dönüp duruyoruz. Bir örnek de buna vereyim madem. Ben bu işten azıcık anlıyorsam, kimse beni Emre Kaya’nın “Sorma” şarkısının bir “hit” olduğuna, kıyametler kopardığına ve çok ama çok istendiğine ikna edemez. Ama bu aralar Kral TV’de saat başı yayınlanıyor bu klip. Haliyle Nielsen listelerinde yükselmesi de çok mümkün. Şimdi bu işi bir başarı gibi lanse edebilir miyiz?


Peki çözüm ne? Bir tek çözüm yok elbette. Öncelikle herkes kendini aklamalı. Şu aralar herkes birbirini suçluyor çünkü herkes şu veya bu şekilde suçlu aslında. Şişirmeler, pompalamalar, manipülasyonlarla geldiğimiz noktada müziğin nasıl bir çöküş içerisinde girdiği, sektörün hem ticari anlamda hem de üretkenlik/müzikalite adına neler kaybettiği ortada. Hep beraber silkelenmek ve bir “temiz eller” operasyonu yapmak zorundayız. Radyolar klip çekilmiş şarkılarla “playlist” oluşturmaktan, televizyonlar çıkar karşılığı klip yayınlamaktan, firmalar sadece belirli isimlere oynamaktan, müzisyenler rakiplerinin önünü kesme operasyonlarından bir an önce vazgeçmeli. Özellikle ucuz emek ve ahbap çavuş ilişkileri uğruna kaliteden ödün veren, inandırıcılığını kaybeden müzik medyasına çok iş düşüyor.

(Geçtiğimiz günlerde NOBEL’e seslenen başvekilden esinlenerek) Ey müzik medyası! Sesim geliyor mu?..


AĞUSTOS 2013 

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder