Bu Blogda Ara

10 Şubat 2015 Salı

Mabel Matiz'le Stüdyoda Bir Gün

BARIŞ MANÇO'YA BAKARAK ŞARKI SÖYLÜYOR


(Milliyet Sanat dergisi Ocak 2015 sayısında yayımlanmıştır.)

Galatasaray’da, Babajim Stüdyolarındayız. Mabel Matiz, üçüncü albümünün vokal kayıtlarını yapıyor. Buradaki kayıt odası penceresiz, dört duvar bir oda. Kayıt için içeri girip kapıları kapattınız mı, kimseleri görmek mümkün değil. Mabel’in önündeki mikrofonlara doğru şarkı söylerken yüzünü döndüğü duvarda ise bir Barış Manço resmi asılı. 

“Burası biraz klostrofobik bir yer. Bana ilk gösterdiklerinde ‘Ben burada şarkı söyleyemem,’ dedim,” diye anlatacak daha sonra Mabel. “Ama teknik ekipman çok iyi filan diyerek beni sakinleştirdiler. ‘Sana burada istediğin gibi bir dünya yaratırız,’ dediler fakat tabii kimse dünya filan yaratmadı. Ben de şarkıları kaydetmeye başladığımızda önümdeki duvara sevdiğim, ilham aldığım birilerinin fotoğraflarını yapıştırmaya başladım. İlk gün Zeki Müren fotoğrafı vardı, sonra Fikret Kızılok, Aysel Gürel, en son da Barış Manço’yu koydum. Devamı gelir. Daha beş şarkı okuyacağım çünkü. David Bowie, Patti Smith filan var sırada.”


Stüdyoda şarkı söylerken kalabalık seyirci isteyenini de, hiç kimseyi görmek istemeyeni de biliyorum ama fotoğrafa bakıp şarkı söyleyenini ilk kez görüyorum galiba.

“Enerji veriyorlar bana,” diyor Mabel. “Böyle şeylere inanan bir insanım. Bütün bu adını kazımış isimlerden ilham almış biri olarak onların görsel ya da ruhani enerjilerini karşımda görmek, hissetmek bana çok iyi geliyor.”


YARIM SAATTE HAVAYA GİRİYOR

Her yerde rahatlıkla şarkı söyleyebildiğini ama stüdyoya girdiği zaman zorlandığını anlatıyor Mabel sonra. Düzenleme ve enstrüman kayıtları neyse de, şarkı söyleme aşamasında ‘stüdyo psikolojisi’ denilen şey onu çok etkiliyormuş. “Gelmeden önce evde mum yakıyorum, bazı günler Reiki yapıyorum. Onlar da ruhu yükseltiyor. Kayıt odasına geçtiğimde havaya girmek bir yarım saatimi filan alıyor. Bazen giremiyorum ve bugün yapmayalım deyip çıkıyorum.”

Mabel Matiz’in Şubat ayının ortalarında çıkması planlanan yeni albümünde 14 şarkı yer alacak. Bunlardan biri eski bir şarkının ‘cover’ı. Bunun dışında bir de yabancı bir şarkının Mabel tarafından Türkçe adapte edilmiş versiyonu yer alıyor albümde. Geçtiğimiz Aralık ayında Türkiye’ye gelip İstanbul, İzmir ve Ankara’da konserler veren Rus müzisyen Evgeny Grinko, İstanbul ziyaretinde meğerse stüdyoya girip Mabel’in Türkçe sözlerle seslendireceği bestesinin piyano partisyonlarını da çalmış. Şarkıyı vokal kayıtları yapılmadığı için dinleyemedim ama gerek tavır, gerekse müzikal olarak birbirine çok yakın görünen bu iki müzisyenin ortaklığından nasıl bir iş çıktığını merak etmedim değil.


Albümde üç de ortak beste var. Bu şarkıların birini Onur Nevşehirli, birini Cihan Murtezaoğlu, birini de Ezgi Altıner’le ortak bestelemiş Mabel. ‘Cover’  şarkı haricindeki bütün şarkıların sözleri Mabel’e ait. Albümün prodüktörlüğü ve aranjörlüğünü ise Can Güngör üstlenmiş. “Can zaten inanılmaz yetenekli,” dyor Mabel. “Onno Tunç, Uzay Heparı ve Ozan Çolakoğlu’ndan sonra gelen önemli ve büyük bir müzisyen. Umarım yolu çok uzun ve ışıklı olur.”

“Nasılsa artık popüler oldum diye popüler aranjörlerden biriyle çalışmayı düşünmedin mi?” diye soruyorum. “Düşünmedim,” diye cevaplıyor bu sorumu. “Düşünmedim çünkü popülerliğimi popüler bir aranjöre borçlu değildim. Ama bu demek değil ki ileride böyle şeyler yapmayacağım. Mesela Ozan Çolakoğlu benim en beğendiğim aranjör. Belki ileride onunla bir şeyler yapmayı hayal ederim.”


"İLK DEFA TESLİM OLDUM"

“Biraz huysuz musun stüdyoda?”

“Evet,” diyor hiç sözünü sakınmadan. “İlk defa bu kadar teslim olmuş durumdayım. Önceki albümlerde her an, her saniye düzenlemeleri yapanların ve çalanların tepesindeydim ama bu albümde prodüktöre anlatmam gereken şeyleri anlatıp, bir şarkı yazarı olarak şarkının nasıl akması gerektiğini izah edip gerisini ona bırakıyorum. Bu ilk defa yaptığım bir şey. Başak burcuyum ben. Çok takıntılıyım. Önceki albümlerde çok kavgalar ettik. Mesela geçen albümde en çok sevilen şarkılar, en kanlı, en zor kaydedilmiş şarkılardır aslında. Albümün son günlerinde zar zor tamamlanmışlardır. “Zor Değil”, “Aşk Yok Olmaktır”, “Yaşım Çocuk”… Bu albümde daha bir barış içerisindeyim.”


Stüdyoda işimiz bitince üst kata çıkıyor, birer kahve içerken sohbete devam ediyoruz. Mabel’i ilk albümünün çıktığı günlerden bu yana tanıyor olmanın verdiği avantajla gözlemleme şansına sahibim. Eskiye nazaran epeyce temkinli. Daha iki yıl olmuşsa da “Yaşım Çocuk” diyeli, o da büyümüş ister istemez. “Şöhret ne değiştirdi hayatında?” diye sormanın tam sırası şimdi.

“Eskiden biraz daha anonim geziyordum sokaklarda. Gerçi hâlâ büyük ölçüde bunu yapabiliyorum. Vapurlarda, metrolarda dolaşabiliyorum. Ben sokakta mutluyum çünkü. Sokaktan ayıramam kendimi. Ama şöhret tabii ki biraz daha dikkatli olmayı gerektiriyor.”


“Şarkı yazarken eskiye nazaran çok daha fazla insana ulaşacağını bilmek üzerinde bir baskı yaratıyor mu?”

“Zaman zaman evet... Buna insanlar ne tepki verecekler, bu şarkının nasıl bir dönüşü olur, bu kelime kimi nasıl etkiler gibi düşünceler gelip gidiyor. Bazen oralarda kayboluyorum, bazen hiç ciddiye almıyorum o şeytanı. Ama genel olarak şarkı yazarken yine kendi halimdeyim. O özgürlüğü hissedebiliyorum. Ama tabii ki başarılar, bugüne kadar gelen tepkiler ve alınmış bir yol var ve çok küçük bir parça dahi olsa bir şeyleri ben farkında olmadan şekillendiriyor olabilir.

"DİL OLARAK SADELEŞTİM"

Dil olarak bir nebze sadeleştiğimi düşünüyorum. Ama basitleşmeden. Çünkü anlaşılır olmanın değerli olduğunu düşünüyorum artık. İnsanlara anlayabileceği bir kanaldan ama kendi dilinde de inat ederek bir şeyler verebilmek kıymetli. Son bir buçuk yıldır şarkı yazarken böyle bir çabam var. Anlaşılmaz olmak öyle yıllardır sandığımız kadar iyi bir şey olmayabilir. Böyle bir soru işaretiyle yazıyorum artık bazı şarkıları. Bu albümde benim en çok hissettiğim şey, şarkı sözü olarak bir nebze daha sade, açık ve doğrudan bir şeyler var. Ama alışageldiğimiz, ilk iki albümde olan o perdeli anlatım da bazı şarkılarda yine ortaya çıkıyor.”


“Mabel Matiz’i başından beri çok seven, sesini ve şarkılarını çok etkili bulanlar olduğu kadar, onun şarkı söyleme biçimi ve ses tınısını eleştirenler, beğenmeyenler de oldu. Bunları da okumuş, duymuşsundur mutlaka?”

“İlk albüm çıktığında bunları duyunca kahroluyordum,” diyerek itiraf ediyor üzüldüğünü Mabel. “Sonra o akan yol içinde buna üzülmek yerine, bunun üzerine bir şeyler koymaya çalışmanın daha olumlu olacağını düşünmeye başladım. Zaten ilk çıktığımdan bu yana şarkı söyleme biçimimi daha olumlu bir yerlere taşıdığımı düşünüyorum; bu konuda çalışıyorum. Birileri tabii ki çok sevecek ve içselleştirecek, birileri de sevmeyecek. Bu yapılan her iş için böyle. Hepimiz bir şeyleri seviyor, bir şeyleri sevmiyoruz. Kaldı ki bu kadar alternatif, otantik ve bağımsız bir yerden çıkan bir müzik dilinde daha da şiddetli hale geliyor bu. Bununla halleştim artık. Sadece saygı unsurunu hep gözetiyorum. Bir şeyleri tabii ki sevemeyebiliriz ama saygı önemli bir şey.” 


ARALIK 2014

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder