Bu Blogda Ara

25 Aralık 2014 Perşembe

Yazmadıklarım 2014 - 2

ASYA – “AŞK İZ BIRAKIR”


Uzun süredir albüm yapmayan Asya, 2014 Mart ayında DMC etiketiyle piyasaya sürülen yeni albümü “Aşk İz Bırakır”la çıktı karşımıza. 2007’de yayımlanan son albümü “Aşktır Beni Güzel Yapan”ın üzerinden 7 yıl geçtiği düşünülürse, epeyce uzun bir ara verdiği söylenebilir. Ama o, 2000’lere girdiğimizde ‘90’lardaki hızını kesmiş, sektördeki yarıştan çekilmişti zaten. Öyle de devam ediyor. Hemen hiç ortalarda gözükmüyor ve sadece ara sıra albüm yapıyor.

Sekiz şarkı ve bir “remix”ten oluşan bu yeni albüm çok fazla ses getirmedi. Zira Asya da albümün çok üzerine gitmedi sanki. İlk iki üç ay promosyon turları yaptı, iki de klip çekti ve sonra bir kenara koydu albümü.  


Tabii ‘90’lardan bu yana köprünün altından çok sular aktı. Asya ise 2000’lerde yayımlanmış iki albümünde olduğu gibi, bu albümünde de ağırlıklı olarak kendi yazdığı şarkıları söylüyor. Zarif, naif, iddiasız şarkılar bunlar. Belki ‘90’larda çalınıp söylense çok daha fazla ses getirecek bu şarkıların günümüz popunda ne çare, pek de alıcısı yok artık. Hal böyle olunca da, iyi bir şarkıcıdan, ılık bir bahar meltemi etkisi yaratan hoş ve hafif şarkılar dinlediğinizde kalıyorsunuz albüm bittiğinde. İyi aranjörlerle, iyi müzisyenlerle, iyi stüdyolarda, iyi kayıtlar yapılmış olması da kulağınıza kâr kalıyor.

Asya daha fazlasını yapamaz mı? Elbette yapabilir. Buna her bakımdan imkânı var. Ama böylesini tercih ediyor olsa gerek. Yine de ben olsam kendi yazdığım şarkılarda ısrar etmek yerine, başka bestecilerin yeni şarkılarını da sorar soruştururdum. Asya kalibresinde bir şarkıcının en azından bir parça daha iddialı ve güçlü şarkılar söylediğini görmek/duymak istiyor insan.

YILDIZ TİLBE – “ŞİVESİ SENSİN AŞKIN”


Yıldız Tilbe uzun yıllardır ‘90’lardaki o pop halinden sıyrılmış, düpedüz arabeske soyunmuştu. Hem “kitsch” görüntüsü, hem duruşu, tavrı, şarkı söyleme biçimi, hem de yazdığı şarkılar bu minvaldeydi. Hatta son olarak “Yeniden Eskiler” adı verilmiş iki disklik bir arabesk albüm yayımlayarak, bir dönemin arabesk şarkılarını yeniden seslendirerek abartmıştı da bu durumu. 2014 yılı Nisan ayında Özdemir Plak etiketiyle piyasaya süren yeni albümünde ise yıllar sonra tekrar pop tavrı ve tınısında bir şarkılarla çıktı karşımıza.


Müzikte yirminci yılını kutlamak maksadıyla hazırladığını söyledi Tilbe bu albümü. 12 şarkılık albümde 3 tane daha önce duyulmamış Tilbe şarkısı vardı. Diğerleri ise farklı şarkıcılar tarafından seslendirilmiş Yıldız Tilbe şarkılarının sahibinin sesinden yorumları idi. Bir Yunan şarkısına Tilbe’nin yazdığı Türkçe sözlerle Emir’in söylediği “Eline Düştüm”, Tarkan’dan dinlediğimiz ve bestesi de Tarkan’a ait olan “İşim Olmaz”, Ebru Gündeş’in seslendirdiği “Seninle Çok İşim Var”, Fatih Erkoç’un sesinden tanıdığımız “Kardelen”, Deniz Seki’nin söylediği “Destur Çek” bunlardan bazılarıydı.


Yıldız Tilbe artık bir klasik. Sırtını kimseye dayamadan, plan program, strateji yapmadan, oyunu kuralına göre oynamadan, sadece şarkılarıyla kendini sevdirmiş, bütün o delimserek hallerine, başına buyrukluğuna rağmen kocaman bir hayran kitlesi edinmiş bir nevi şahsına münhasır ikon. Haliyle, öyle de yapsa böyle de yapsa, onu da söylese bunu da söylese dinleyecek, sevecek, hazır bir kitlesi var.


Bana kalsa, şarkı söylerken (en azından stüdyoda) bu derece dağıtmasa, biraz daha ilk zamanlarındaki gibi derli toplu söylese çok daha iyi olacak ama bu da artık onun alamet-i farikası oldu; yapacak bir şey yok. Albümün aranjörü Selim Çaldıran’ın da Tilbe’nin bu delibozuk şarkı söyleme biçimini gizlemek yerine büsbütün ortaya çıkaran bir biçimde düzenlediği “Sana Şarkı Söylerim”in albümün açılışında dinleyiciyi sersem etmesi boşuna değil. Yıldız Tilbe bu… Olduğu gibi sevdiklerimizden...

SİBEL CAN – “GALATA”


Sibel Can da tıpkı Yıldız Tilbe gibi ne söylese dinleyecek birilerini bulabilen isimlerden. Bütün o ‘80’li yıllar assolist geleneğinin gösterişini, abartısını, buna mukabil yapaylığını, plastikliğini bir şekilde 2010’lu yıllar popüler müziğine adapte edebiliyor işte; bu da az maharet değil. Ama evet, kendi türünde iyi şarkı söylüyor ve bu da ona zaten çok az ismin uzun soluklu koşabildiği bir kulvarda ona epeyce avantaj sağlıyor.


2012’de yayımlanan “Meşk” albümü bir “cover” albümdü ve pek fazla ses getirmemişti. Sibel Can 2014’ün ilk ayında piyasaya çıkan “Galata” adlı yeni albümüyle bu açığı kapatmaya niyetli görünüyordu. Son dönemin internet fenomeni şarkısı “Kış Masalı”nı kapmıştı bir kere her şeyden önce. Halil Sezai’den iki şarkı almış, bu şarkılardan birini de onunla düet yaparak söylemişti. Sezen Aksu, Serdar Ortaç, Fettah Can, Cansu Kurtçu, Berksan, Volga Tamöz... Yani “hit” şarkı üretme ihtimali yüksek kim varsa albüme dokunmuştu bir yerinden. Daha ne olsundu?


Tabii en önemli değişiklik de Can’ın yaklaşık 14 yıldır birlikte çalıştığı Emre Plak’tan ayrılıp, DMC’ye geçmesiydi. DMC – Sibel Can ortaklığının bu ilk albümü de içi poz poz Sibel Can kartpostallarıyla dolu, açılır kapaklı, havalı bir ambalajla satışa sunuldu.


Ne var ki hazır hit “Kış Masalı”nı bir kenara koyarsak, Sibel Can’ın bu albümünün, albüme adını veren “Galata” da dahil olmak üzere, ikinci bir “hit” çıkarabildiğini söyleyebilir miyiz, bilmiyorum. Çok amatör, çok kusurlu bir beste olan “Kış Masalı”nı hale yola koyabilmek için ters yüz etmek, bestenin sahibinin sesinden bu kadar dile düşmüş bir şarkıyı başka bir trafikle söylemek iyi bir fikir miydi, ona da emin değilim. Şarkının yaz aylarında dijital platformlarda servis edilen “remix” versiyonu ise suyunun suyunu çıkarma çabasından başka bir şey değildi sanki.


Bana kalırsa albümün en iyi şarkılarından biri “Şükran”. Ama bir “Lâle Devri” olur mu; olmaz elbette. Fettah Can ve Cansu Kurtçu’nun ortak şarkısı olan ve Sibel Can’ın Fettah Can’la (duble Can yani) düet yaparak söylediği “Erkek Erkeğe”, tam bir Sibel Can şarkısı aslına bakarsanız ama ben onun yerinde olsam, “e” harflerini bu derece arızalı telaffuz ediyorken adı  “Erkek Erkeğe” olan bir şarkıyı söylemekten çekinirdim.

Bana kalırsa Sibel Can, daha fazla poplaşmak yerine, alaturka ve arabeske biraz daha yakın dursa, dinleyenlerini daha çok mutlu edecek. Herkes, her şey pop zaten bu aralar. Ne popun Sibel Can’a, ne de Sibel Can’ın popa ihtiyacı var. 

SERDAR ORTAÇ – “BANA GÖRE AŞK”


2014 yılı Türk popüler müziğinde gördüğümüz en enteresan şeylerden biri, ilk kez bir Serdar Ortaç albümünün kıyamet koparmaması oldu. Herkes harıl harıl “hit” şarkı peşindeyken, kulüpler, radyolar, plajlar çalacak şarkı bulamıyorken, yaz başı piyasaya çıkan Serdar Ortaç albümünün dertlere deva olacağı düşünülmüştü. Hep öyle olurdu çünkü. Hatta bir Serdar Ortaç albümü çıkmadan yaz gelmez, tatil başlamazdı. Öyle denirdi. Bütün o “Heyecan”lar, “Poşet”ler, “Şeytan”lar nasıl bunca dile düştü sanıyorsunuz?


Gelin görün ki bu defa olmadı. Serdar Ortaç’ın “20.Yıl” üst başlığıyla yayımlanan Emre Plak etiketli yeni albümü “Bana Göre Aşk”, bu defa yaprak kıpırdatmadı. Acaba yıllardır sarakaya alınan, dalga geçilen şarkı sözlerine bu defa nispeten çeki düzen vermesiydi sebep? Öyle ya “aşk bu kızılötesi, yaralı müzesi,” gibi bir cümle yoktu mesela bu yeni albümde. “ Sen habire poz verme, önce söz ver,” gibi, “sana bir kaç eziyet sundum, seni bu aralar oyalar,” gibi inciler yoktu.

Melodiler, ritimler, yürüyüşler, Serdar Ortaç’ın şarkı söyleme biçimi, hatta klipleri bile yıllardır aynıydı çünkü. Tek fark olsa olsa şarkı sözleri olabilirdi.


Şaka bir yana, Serdar Ortaç bir hastalık geçirdi ve pek de albümünün arkasında duramadı ama o olmasaydı bile Ortaç’ın artık bir değişime ihtiyacı olduğu aşikârdı. “Papaz her gün pilav yemez,” derler çünkü. Galiba en çok sevenleri bile bıktı artık bu fabrikasyon ve haliyle endüstriyel, “bak nasıl kendimi ezberleteceğim, bak nasıl seni dans ettireceğim” şarkılarını duymaktan. Tamam, yıllarca bu işi en iyi yapanlardan biri oldu Ortaç, bunun da hakkını vermek lazım. Ama işte, “yıllarca” dedim.

ÇEŞİTLİ SANATÇILAR – “BABA ŞARKILAR 2”


2012 yılında yayımlanan Orhan Gencebay’a saygı albümünün yarattığı rüzgâr bir çok yapımcıya ilham oldu ve iyi niyetlileri kadar rant kokusuna kapılanlarının da çabalarıyla saygı albümleri furyası 2014’e kadar geldi. 2013 yılında Müslüm Gürses anısına yapıldığı söylenen “Baba Şarkılar” albümünün devamı da 2014’te yayımlanan saygı albümlerinden biri oldu. Tabii buna ne kadar saygı albümü diyebilirsek.

Mesela Müslüm Gürses “Karanfil”i ya da “Bu Gece Son”u ne zaman söylemişti hatırlayanınız var mı? Söylememişti değil mi? Ama bu albümde var bu şarkılar. Aslında bir zamanlar yapılmış Uzay Hepari’ye saygı albümü için kaydedilmiş ve o albümde kullanılmıştı her ikisi de ama her nasılsa bir şekilde sızıp bu albüme de girmişler.


“Tanrı İstemezse”yi Müslüm Gürses çok güzel söylerdi değil mi? Hah, işte tam da bu yüzden olsa gerek şarkı bu albümde üç farklı şarkıcının sesinden, üç kere çıkıyor karşımıza. Yeşim Salkım söylüyor, Orhan Ölmez söylüyor, sonra da Sezen Aksu söylüyor. Hani üçünü toplasak bir Müslüm Gürses yorumu eder mi düşüncesi mi acaba?.. Bilmiyoruz.

Sadece bu kadarını yazıyorum zira “Baba Şarkılar 2” albümündeki tuhaflıklar yazmakla bitmez. Tamamen ticari kaygılarla, Müslüm Gürses adı üzerinden rant sağlama çabasıyla yapılmış, saygı ne kelime, aksine Gürses’in hatırasına saygısızlık eden bir albüm bu. Yazık ki ne yazık!

ÇEŞİTLİ SANATÇILAR – “BİR EKSİĞİZ”


2014 yılında anısına ikinci kez saygı albümü yapılan bir diğer isim de Ahmet Kaya oldu. İlk saygı albümü “Dinle Sevgili Ülkem” 2002 yılında yapılmıştı ve o günün şartlarında böyle bir albüm yapmak hiç de kolay değildi. Mesela her şarkıcıyı ikna edemezdiniz bir Ahmet Kaya şarkısı söylemeye. Sonra tabii devir değişti, anlayışlar, bakışlar değişti ve bu değişim ikinci albüme de ziyadesiyle yansıdı. Çok değil, sadece birkaç ay sonra iktidarın sevip kolladığı isimlerden biri oluverecek Yavuz Bingöl’ün bu albüme Gülten Kaya ile birlikte prodüktör olarak imza atmış olması bu değişimin en net göstergelerinden biri oldu mesela.

Tabii konu saygı duyduğumuz biri olunca, adının yanına yakıştırdıklarımız kadar yakıştıramadıklarımız da oluyor. Kişiden kişiye de değişiyor bu yakıştırmalar/yakıştıramamalar. Nitekim Gam Müzik etiketiyle 2014 Mart ayında yayımlanan “Bir Eksiğiz” adlı albüm de epeyce tartışıldı, konuşuldu.


Bence albümün en büyük “gafı”, şarkıların şarkıcıların isimlerine göre alfabetik sıraya dizilmesiydi. Bir saygı albümü düşünün ki, Ahmet Kaya’nın içini kanata kanata söylediği  “İçimde Ölen Biri Var” gibi bir şarkının, Aylin Aslım’ın o içinden tüm duygusu şırıngayla çekilmiş gibi söylediği versiyonuyla dinlemeye başlayalım. Olacak şey değildi; ama oldu!

Albümde Redd’in “Sorgucular”ı, Harun Tekin’in “Beni Vur”u, Leman Sam’ın “Korkarım”ı bence nispeten iyi olanlardı ama yine de Ahmet Kaya şarkılarını Ahmet Kaya’dan dinlemekten daha iyisi olmuyordu işte. Bunu bir kez daha anladık bu albüm sayesinde.

Bir de tabii saygı albümlerinin öyle şarkıları ona buna dağıtıp, hadi düzenleyin, söyleyin demekle olamadığını, bu işin uzun ve titiz bir çalışma, belki bir kamuoyu yoklaması, işi derleyip toparlayacak bir müzik yönetmeninin, birkaç ciddi danışmanın koçluğunda yapılması gerektiğini de bir kez daha anlamış olduğumuzu umuyorum.

KİBARİYE – “GÜLÜ SOLDURMAM”


Kibariye’yi nasıl biliyorsak hâlâ öyle. 2014’te de değişmedi. Ha pardon, yeni albümü çıktıktan bir süre sonra saçlarını koyu renge boyattı; bunu bir değişiklik kabul edersek.

Aslen bir yorumcu Kibariye. Haliyle de başından beri albümlerinde ağırlıklı olarak daha önce başkalarının da söylediği şarkılar söyledi ama her defasında her şarkıyı başkalaştırdı, kendine ait kıldı. Yıllardır arabeskin yanı sıra yeri geldi pop da, türkü de söyledi ve o bildik şarkıları onun sesinden dinlemek hep ilgi çekici oldu.


2010 yılında “Dört Mevsim” adlı albümü yayımlanmıştı. 2014 Şubat’ında Avrupa Müzik etiketiyle yayımlanan yeni albümü ise “Gülü Soldurmam” adını taşıyordu. İçinde Sertab Erener’den, Şebnem Ferah’tan, Fettah Can’dan dinleyip sevdiğimiz şarkılar da vardı, “Esengül’den, Müslüm Gürses’den bildiklerimiz de. ‘80’lerin başında Kibariye’yi meşhur eden “Kimbilir”in “remix” versiyonunu ve Kibariye albümlerinin vazgeçilmezlerinden roman havalarının popüler bir örneği “Hap Koydum”u da unutmamak lazım.


“Aaaa bunu mu söylemiş!” diye şaşırası gelmiyor insanın. Söyler işte, Kibariye bu. Sesi eskisine nazaran biraz fazla nodüllenmiş olsa da Kibariye kendini dinletiyor hâlâ. Hatta artık gerçekten cılkı çıkarılmış “Sil Baştan” bile Kibariye’nin hatırına bir kez daha dinlenebiliyor. Ama bence bir “level” atlamalı artık. Mesela Murtahan Mungan’ın Müslüm Gürses’e yaptığı gibi bir albüm yapılmalı Kibariye için. Bir kerecik olsun yapılmalı. Mevcut halinden alan da razı satan da, o ayrı.

ARALIK 2014  

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder