Bu Blogda Ara

4 Ekim 2014 Cumartesi

Kırk Yılda Bi Gelir Tarkan Gibisi


(Milliyet Sanat dergisi Eylül 2014 sayısında yayımlanmıştır.)

“O yemyeşil gözler Karadeniz yamaçlarında sürgün veren fidanları anımsatmaz mı? Karadeniz leventleri horon teperken Tarkan gibi coşmaz mı?”

Hayır, yukarıdaki cümleler divan edebiyatından kalma bir kasideden alıntı değil; Tarkan’ın resmi internet sitesinde Sevgi Sanlı tarafından kaleme alınmış biyografisinin iki cümlesi sadece. Bizim kuşak bunun bir benzerini 1984 Bodrum konserinde Zeki Müren’i anons eden TRT sunucusu Cemile Kutgün’den duymuştu: “Sanatçıların en büyüğü, insanların en iyisi, güzellerin en güzeli. Huzurlarınızda Zeki Müren!” Evet, popülerliğin de bir eşiği var ve tıpkı Tarkan ya da Zeki Müren gibi o eşiğin ötesine geçmiş iseniz, hakkınızda methiyeler düzenler ister istemez ifrat tuzağına düşmekten kaçınamıyor. “Mega Star” payesinden pay biçin. Ya da “Sanat Güneşi”nden, “Süper Star”dan, o da olmazsa “Diva” dan… Hak etmek ya da etmemek ayrı bir konu ama tüm bunların baş döndürücü yakıştırmalar olduğu kesin.


Peki ne oldu da Tarkan ‘90’ların onlarca yeni türedi popçusu arasından sıyırılıp “Mega Star”a dönüştü ve öyle kaldı? Tayfun’un nesi eksikti mesela? Ya da o dönemde en büyük rakibi olarak gösterilen Burak Kut’un? Galiba bu soruların tek bir cevabı yok. Hikâye öyle üç beş ahkâm cümlesiyle tamamlanabilecek gibi değil. Neyse ki “Allah vergisi” diye bir tabir var.

KENDİNE BAKTIRIYORDU


Öyle ya; Tarkan’ın “Allah vergisi” ışığı olmasa, 1992’yi ‘93’e bağlayan yılbaşı gecesi onu televizyonda ilk kez ekose desenli sarı pantolonu, ayrık ön dişleri, ergenlikten yeni çıkmış hali ve tavrıyla, üstelik “Kıl Oldum Abi” gibi kulağa hiç de sempatik gelmeyen bir acayip şarkı söylerken gördüğümüzde birdenbire hayranı oluvermezdik. Gerçi her yeni çıkan pop şarkıcısına hayran olmak için çok mantıklı sebepler aramadık yıllar yılı ama Tarkan’ın gelip geçici heveslerimizden biri olmayacağı daha o geceden aşikârdı. Çünkü başka bir şey vardı onda. Kendine baktırıyordu. Kendini dinletiyordu. Ve işin doğrusu, böylesi kırk yılda bir geliyordu. Ama asıl mesele bu avantajı cebe koyduktan sonra, o ağırlığı taşıyarak yürünecek yoldu. Tökezlemenin, düşeyazmanın, hatta düşüp kalkamamanın çok mümkün olduğu o uzun ve meşakkatli yol…


Mayıs 1994’ta yayımlanan ikinci Tarkan albümü “Acayipsin”, Tarkan’a umulanın da ötesinde bir ivme kazandıracak ve onu henüz 22 yaşındayken zirveye taşıyacaktı. Bebek yüzlü temiz aile çocuğunu, bıçkın mahalle delikanlısı jargonuyla buluşturarak bir taşla çok kuş vuran, bir Sezen Aksu muzırlığı “Hepsi Senin mi?” başta olmak üzere, dinleyene şifa verdiğine inanılan rast makamından “Gül Döktüm Yollarına”, o yılların Türkçe pop anlayışında çok yenilikçi duran “Dön Bebeğim”, “Kış Güneşi” ve “Şeytan Azapta” gibi şarkılarla sapasağlam bu albüm, aranjör Ozan Çolakoğlu’nun da marifetiyle acemi Tarkan’ı star Tarkan’a dönüştürdü ve arkası geldi. Artık onu ne canlı yayında olduğunu bilmeden kameraların önünde sarf ettiği “çişim geldi” lafı yıkabilirdi, ne hakkında kaleme alınacak kitaplar, ne günün birinde ortaya çıkarılacak fotoğraflar ne de bini bir para dedikodular. Ülke çapındaki hayran konseyi dokunulmazlık vermişti ona. Tıpkı Zeki Müren’e, Türkan Şoray’a ya da Can Dündar’ın deyimiyle, halkın suretlerinde kendini gördüğü tüm “aynalar”a verdiği türden bir dokunulmazlık. Kusurları, hataları, günahlarıyla kabulümüzdü artık. Bunu hak edenin sırtı yere gelmezdi. Tarkan’ın da gelmedi.         

MEGA STAR OLUP DÖNDÜ


Nitekim 1997 yılında yayınlanan “Ölürüm Sana” albümü, bir önceki albümü de aşarak Tarkan’ın şöhretini uluslararası düzeye taşıyacaktı. Yine bir Sezen Aksu muzırlığından, Tarkan’ın da katkısıyla türemiş “Şımarık”, dünyanın her yerinde duyuldu, dinlendi, sevildi, Tarkan’ın sesinden, üstelik de Türkçe sözlerle dünya listelerine girdi ve dahi birçok dilde yeniden söylendi.


Bütün bunlar olup biterken Tarkan çoktan bir star gibi davranmaya, yaşamaya başlamıştı bile. Her şeyden çok, bir menajerlik başarısıydı bu. Ortalıkta çok az görünüyordu. Daha ziyade yurt dışındaydı zaten. Gelişi, gidişi, görünüşü, kayboluşu olay oluyordu. Dönemdaşlarından da ayırmıştı kendisini. Kolay erişilemiyordu artık ona. Nasıl Ajda ‘70’lerde bir Fransa macerası yaşayıp, dönüşünde “Süper Star” koyduysa yeni çıkacak albümünün adını, Tarkan da tüm bu hesaplı hesapsız sürecin içinden “Mega Star” olarak çıkacaktı. Yani ta ilk günlerinde başında durduğu o çetrefilli yolu, atılabilecek en doğru adımları atarak, en akılcı kriz yönetimleri, en zeki kariyer planlamalarının desteğiyle kat etmişti. Artık bu saatten sonra tökezlese bile, kalkıp kaldığı yerden devam edebilirdi. Nitekim öyle de oldu.

LADY GAGA'DAN PAHALI


2001’de “Kuzu Kuzu” teklisi ve “Karma” albümü, 2002 Dünya Kupası’nda Türk Milli Takımı’nın üçüncülüğüyle sonuçlanacak heyecan fırtınasına başından sonuna dek eşlik eden “Bir Oluruz Yoluna” şarkısı, 2003’de piyasaya sürülen “Dudu” adlı albüm, Tarkan’ın zirveden inmediği yılların ürünleriydi. Öyle ki ne 2006 çıkışlı İngilizce teklisi “Bounce”un ve de hemen ertesi yıl yayınlanan “Come Closer” albümünün, ne de 2007 çıkışlı “Metamorfoz” albümünün başarısızlığı gölgeledi memleketteki Tarkan sevgisini. 2010 yılı geldiğinde önce “Sevdanın Son Vuruşu” teklisi, ardından da bu şarkının da içinde bulunduğu “Adımı Kalbine Yaz” adlı albümle Tarkan yine liste başıydı.


Bugünlerde İskender Paydaş’ın yeni albümünde seslendirdiği “Hop De” adlı şarkıyla avunan Tarkan hayranları, çıkış tarihi meçhul yeni Tarkan albümünü bekliyorlar merakla. Ama artık hiç yeni albüm yapmasa bile konser verdiği her mekânı doldurmaya azmetmiş kitle için Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava sahnesindeki konserlerin ayrı bir önemi var. 3-4-5 Eylül tarihlerinde gerçekleşecek konserlerin biletleri Lady Gaga’nın konser biletlerinden daha pahalıymış, kimin umurunda?  “Karadeniz yamaçlarında sürgün veren fidanları anımsatan o yemyeşil gözler” için değmez mi? Değiyor olmalı ki, biletler satışa çıkar çıkmaz tükenmiş.

NOT: Yazının kaleme alındığı günlerde konserlerin 9 gün boyunca süreceğini ve Açık Hava'nın 9 gün boyunca dolacağını bilmiyordum doğal olarak. 

AĞUSTOS 2014            

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder