Bu Blogda Ara

7 Haziran 2014 Cumartesi

Yazmadıklarım

"Şunu niye yazmadınız, bunu ne zaman yazacaksınız?" sorularıyla sık çok karşı karşıya kalıyorum. Bazen hiç bir özel nedeni olmuyor oysa yazmamamın. Yazmayı istemediklerim oluyor evet ama yazmayı istediğim halde arada kaynayan albümler de oluyor. Yazarken kendini mecbur kalmış hissetmeyi sevmeyenlerdenim sanırım. Yine de fırsat buldukça, üzerinden zaman geçmiş olsa da, bir kenarda beklettiğim albümleri yazmaya çalışıyorum. İşte onlardan üç tanesi. 

BEŞİR BAYRAKTAR – “TESADÜF”


Beşir Bayraktar, Uzun yıllardır müzik piyasasının içinde olmasına karşın ilk albümünü yayımlamak için acele etmemiş. Nitekim bu albümün hazırlıkları da yaklaşık olarak bir 5-6 yıla yayılmış. Bayraktar’ın “Tesadüf” adı verilmiş ilk albümü kendi müzik firması olan KRL Müzik tarafından 2013’ün Eylül ayında piyasaya sürüldü.

Beşir Bayraktar albümünün hazırlık sürecinde yakın arkadaşlarından destek almış. Emre Kaya iki, Tan bir şarkı vermiş albüm için, Okan Akı ise düzenlemeleri yapmış ve ayrıca Nermin Akı ile birlikte yazdığı bir şarkıyla albüme besteci olarak da katkıda bulunmuş. Yanı sıra Bayraktar’ın kendi yazdığı beş şarkı ve bir de Mustafa Sırtlı imzalı türkü formunda şarkı var albümde. Toplamda albüm 10 şarkı ve bir de farklı versiyondan oluşuyor.


Majör firmaların yeni isimlere albümlerin prodüksiyon aşamalarında hemen hiç sahip çıkmadığı herkesin malumu. Herkes kendi yağıyla kavruluyor ve yağınızın (yani maddi imkanlarınızın) oranı doğrultusunda da adınızı ve müziğinizi ya duyurabiliyor ya da duyuramıyorsunuz. Beşir Bayraktar gözlemlediğim kadarıyla albüm piyasaya çıktığından bu yana kendince bir yol kat etti ve etmeye de devam ediyor. Bu zamanda bu kadarı bile başarı. Kaldı ki Bayraktar’ın albümü itibariyle de piyasaya yeni adım atan onlarca emsalinden daha iyi bir başlangıç yaptığı da söylenebilir.


Albümde dikkat çekici unsur öncelikle düzenlemeler. Çekirdekten yetişme bir müzisyen olan ve yılladır müzik piyasasında birçok işe imza atan Okan Akı’nın düzenlemeleri daha albümü ilk dinleyişte dikkat çekiyor. Tek başına “Buhran”ın düzenlemesi bile Akı’nın başka türlü bir müzisyen olduğunu hissettiriyor. “Her Şeyim” deki, “Kendini Yorma”daki piyano, “Şans”daki flüt, “Aşk Bir Anda Başlar”daki gitar ve yaylı partisyonları, “Tesadüf”teki trompet solo gibi detaylar aslında ortalama Türk popu standartlarında seyreden şarkılara farklı çeşniler katıyor albüm boyunca. Şenova Ülker’den Göksun Çavdar’a, Levent Altındağ’dan Nurhat Şensesli’ye albümde çalan usta müzisyenlerin bu çeşnilerdeki payı da cabası.


Beşir Bayraktar’ın şarkı söyleme ve sesini kullanma biçimi de albümün bir başka artısı. Zira ne Tarkan türevi feminen ve vibratolu ne de Gökhan Tepe türevi içli ve de fazla hisli şarkı söylüyor Bayraktar ki bu durum piyasadaki genç erkek popçuların büyük yüzdesinden farklı olmak demek.


Albümün bütünde kararında bir dozda Akdeniz müziği etkisi var. Buna karşın Beşir Bayraktar bir de “Narino” adında bir Karadeniz şarkısı seslendirip, memleketine selam göndermeyi de ihmal etmemiş.

Albümdeki şarkılar zamanla sevilip benimsenecek türden; daha ilk dinleyişte kulağa çarpan, kolay ezber edilecek bir “hit” yok. Bir tane olsun öyle bir şarkı olsaymış, her şey daha kolay olabilirmiş ama bazen zoru seçmek de bir tercih olabilir tabii. 

Mehmet Turgut’un fotoğrafları ve Berkcan Okur’un kartonet tasarımı bir parça kasvetli bir duygu yaratıyor; hatta dinlemeden önce kapağına bakıp bunun bir arabesk albümü olduğunu düşündüğüm de doğrudur. Dijital devirde bu bir dezavantaj mıdır değil midir bilemem ama albüm görselinin içindeki müziği doğru yansıtmadığı da bir gerçek.

SİMA SARIKAYA – “HAYDİ GEL BENİM OL (5+1) ”


Sima Sarıkaya’yı 1997 yılında yayımlanan ilk albümüyle tanımıştık. Bir ses yarışmasıyla başlayan müzik kariyerini orkestra solistliği ve vokalistlikle devam ettiren Sarıkaya, “Her Şeye Rağmen” adlı albümü ve aynı adlı şarkısıyla ‘90’larda tanış olduğumuz genç popçular arasında yerini almış ve hafızalarımıza yer etmişti. O yılları yaşayanlar dönemin gözde kliplerini çeken Abdullah Oğuz’un yönettiği ve İtalyan şarkıcı Al Bano ile manken Meltem Hakarar’ın rol aldığı, Central Park’taki buz pistinde çekilmiş o sıra dışı klibi ve Sima’nın etkileyici sesini muhakkak ki hatırlıyordur hâlâ.

Sonra ne olduysa oldu ve bir süre yurt dışında yaşayan Sima, 2010 yılına kadar ortalarda görünmedi. O yıl “Beni Bul” adını verdiği ikinci albümünü yayımladı ve 2013 yılının Kasım ayında ise bu kez bir mini albümle karşımıza çıktı. “Haydi Gel Benimle Ol (5+1)” adını taşıyan ve Elenor Müzik etiketiyle yayımlanan bu albümde, adından da anlaşılacağı üzere beş şarkı ve bir “remix” var.


Çokça Sezen Aksu, bir parça Yıldız Tilbe, bir parça Zeynep (ve o ekolden yetişen bir dolu kadın şarkıcı) duyuyorsunuz  Sima’nın şarkıcılık tekniğinde. Oysa sesinin müdanasız, hoyrat, tok ve güçlü bir tınısı var ve adı geçen isimlerden farklı bir yerde de anılabilir pekala. Mesela rahatlıkla “rock” söyleyebilir (ki sahnede söylüyormuş sanırım) ama elbette bu gırtlak nağmeleri ve bu vurgularla değil. Yani şarkı söyleme biçimi sesinin farklılığını sıradanlaştırıyor da diyebilirim, Sezen Aksu ekolünü sevenleri (ben de bütün bütüne sevmem diyemem üstelik) kızdırmayacaksam şayet.


Bu mini albüm farklı tür ve tarzlarda şarkıların ve düzenlemelerin bir araya getirilmesinden oluşmuş, sanki “bakalım hangisi tutacak” mantığıyla kotarılmış gibi. Albüm bir Sezen Aksu klasiği ve Aysel Gürel-Onno Tunç şarkısı olan “Haydi Gel Benimle Ol”la başlıyor örneğin. Dj Harun Erkezen tarafından yapılmış bir “remix” aslında bu. Nitekim albüm çıkmadan çok önce de internette yayımlanmış; hatta Erkezen’in “Şinanay” ve “Başka Bir Şey” için yaptığı “remix”leri de yine Sima seslendirmiş. Çok pahalı (en son model “loop”lar, “sample”lar satın alınarak yapılmış manasında) ve çok şatafatlı bir “remix” değil bu ama şarkıyı alt üst etmeyen ritmi ve gürültü barındırmayan, kulak yormayan sade altyapısı ile hem dans etmeye hem de dinlemeye çok müsait. Sezen Aksu 1984’de nasıl söylemişse, Sima da aynen öyle söylüyor şarkıyı; ne bir eksik, ne bir fazla. Bilmesem Sezen Aksu sanabilirdim; o derece.


Ardından genç bir bestecinin, Kadriye Kasap’ın söz ve müziğini yazdığı “Kör Bir Leylâ”yla bu defa Erkin Korayvari bir “arabesk-rock” kulvarına geçiş yapıyoruz. Ebru Gündeş söylese ve öyle düzenlense şahane bir arabesk şarkı da olabilirmiş aslında. Sima ise bu kez yırtıcı ve hatta handiyse öfkeli… Bu şarkıyı Zeki Salihoğlu düzenlemiş. Hemen ardından gelen “Unutulur”u da öyle. “Unutulur” gibi alaturka motifli, epeyce koyu kıvam hicranlı bir şarkıyı “rock” formuna oturtmak neresinden baksanız enteresan olmuş. Çok da iyi olmuş üstelik. İsmail Hakkı Yücel’in bestelediği bu şarkı ilk olarak onun sesinden ve onun yazdığı sözlerle plak yapılmıştı. Sonrasında aynı beste bu defa Şanar Yurdatapan’ın yazdığı sözlerle “Unutulur”a dönüştü ve ‘80’lerin hemen başında Banu’nun sesinden “hit”oldu. Şarkının bu yeni versiyonu bence bu albümün en büyük kozu olmuş.


Sırada bir başka genç müzisyenin bestesi var. İzmir’de yaşayan Agid Ekmen, “Hayal”in hem sözlerini yazmış, hem de beste ve düzenlemesini yapmış. Pop-arabesk kulvarında kolaylıkla “hit” olabilecek, iyi bir şarkı “Hayal”. Ekmen’in düzenlemesi ise tamamen elektronik. Albümün ismindeki “+1” de bu şarkının Zeki Salihoğlu tarafından yapılmış farklı düzenlemesi zaten. Bu ikinci düzenleme gerek alaturka kemanları, gerekse Emir Durmuş’un düet katkısı ile şarkının arabesk tarafını ön plana çıkarıyor. Bu arada şarkının Agid Ekmen versiyonunun “mix” ve “mastering”i de Ekmen tarafından ama muhtemelen bi “home studio”da yapılmış olmalı ki teknik olarak başarılı olduğunu söyleyebilmek mümkün değil. Özellikle Sima’nın sesi sanki bir kutuya hapsolmuş gibi duyuluyor.


Albümde bir de anonim bir Rumeli türküsü olan “Arabaya Taş Koydum”un “pop-rock” düzenlemesi var. Müzik tarihimizin en cilveli kadın şarkılarından biri olan “Arabaya Taş Koydum”u, sanırım düzenlemenin de etkisiyle Sima alabildiğine sert söylemiş. Oysa “rock” yerine Balkan etkili, kıvrak bir düzenleme yapılsa çok daha iyi olabilir ve Sima’nın sesine çok daha yakışabilirmiş.

Özetle Sima’nın sesi başta olmak üzere eldeki bunca iyi malzeme daha doğru kullanabilir, ortaya ses getirecek bir albüm çıkarılabilirmiş ama bunu söylerken de bir yandan haksızlık etmekten korkuyorum zira herkes gibi Sima’nın da bu albümü kendi imkânlarını sonuna kadar zorlayarak yaptığı çok belli. Herkes daha iyisi olsun ister ve benim yaptığım gibi hariçten gazel okumak çok kolaydır ama bugünün şartlarında bu kadarını yapmak bile hiç kolay değil, onu da biliyorum.

Sadece bu albüm kapağı ve kartoneti anlamında değil; genel olarak Sima’nın makyaj stili başta olmak üzere, acilen bir imaj danışmanına var; onu da söylemeden geçemeyeceğim.

DEVRİM GÜRENÇ – AŞK-I DEVRİM”


Konservatuarda Türk müziği temel bilimler eğitimi alan Devrim Gürenç, sonrasında çeşitli şarkıcılara vokal yapmış, bir dönem halk müziği sanatçısı Erol Parlak’la çalışmış, sonrasında ise Yücel Arzen’le birlikte “Bir Aşk On Şarkı” adını taşıyan bir albüm çıkarmış. Gürenç’in ilk solo albümü “Aşk-ı Devrim”, 2013 yılında Arpej Müzik etiketiyle yayımlandı.


Şayet alaturka müziği üslubunca seslendiren kadın şarkıcıları sevenlerdenseniz Devrim Gürenç’in sesini ve yorumunu sevmemeniz için bir neden yok. Tavır olarak bir parça Melihat Gülses’i andıran, genellikle tiz seslerde dolaşmaktan çekinmeyen, buna karşın sakinliğini hiç yitirmeyen, Türkçe telaffuzu ve vurguları alabildiğine düzgün bir şarkıcı Devrim Gürenç. Albüm bir alaturka albümü değil belki ama bir pop albümü de değil. Popüler alaturka dediğimiz (hani daha ziyade Yeşilçam filmlerden aşina olduğumuz) ‘60’lar sonrası çizgisinde şarkılar da var, alaturka formunda pop besteler de. Albümün açılışında yer alan “Olsun Tanrım” tam da böyle bir şarkı mesela. Bu türde yazdığı şarkılarla son dönemin dikkat çeken bestecilerinden biri olan Aysuda Ülkü Zeren imzalı bir şarkı bu ve düzenlemesi Özgür Yedievli tarafından yapılmış. Diğer şarkıların düzenlemelerinde ise Selim Çaldıran imzası var. Aysuda Ülkü Zeren’in albümdeki bir diğer bestesi ise “Kısır Döngü” adını taşıyor.

Tıpkı daha önce duyduğumuz şarkıları gibi, bu iki şarkı da gösteriyor ki Sibel Can gibi Ebru Gündeş gibi alaturka-arabesk kulvarının birinci lig şarkıcılarının besteci olarak Aysuda Ülkü Zeren’i bir an önce keşfetmesi gerekiyor. Ben kendi adıma böylesi bir buluşmayı heyecanla bekliyorum.


Albümde iki de Suat Sayın bestesi var. Bunlardan biri sözleri Ali Tekintüre tarafından yazılan ve ilk kez 1989 yılında Sayın’ın kendisi tarafından seslendirilen “Dilek” adlı şarkı, diğeri ise Sayın’ın ölümünden önce Sadegül ile birlikte yaptığı düet albümde yer alan “İstemem Hiç Sevme Beni”. Bu ikinci şarkının Ahmet Selçuk İlkan tarafından yazılan sözleri, ‘80’lerde Müslüm Gürses, Gökhan Güney, Biricik gibi isimler tarafından seslendirilen “İstemem Sevme Beni” adlı şarkının sözleri ile bir iki küçük fark dışında neredeyse birebir aynı ama o plaklarda söz yazarı Yılmaz Tatlıses gözükürken, bu albümde İlkan gözüküyor; bilmem neden.


Devrim Gürenç’in bu ilk solo albümünde daha önce adlarını sık duymadığımız genç bestecilerin şarkılarına da yer verilmiş. İlk dinleyişte kulakta yer eden ve nitekim albümün klip şarkısı olarak da seçilen “Adını Koydum Yalancı” söz ve müziği Ertuğrul Sağlam’a ait bir şarkı. Söz ve müziği Onur Nak’a ait “Güller Dikensiz Olmaz”da eski Yeşilçam filmlerinin tadını bulmanız mümkün. Hürol Herkesecan tarafından yazılmış “Çok Zor” ise tam bir ‘70’li yıllar Emel Sayın şarkısı gibi tınlıyor. Sacit Oktay ise “Özür Diliyorum” adlı şarkının söz ve müziğini yazmış. Aslında bir doktor olan Oktay, yaş itibarıyla “genç besteci” kategorisinde sayılır mı bilemem ama onun da adını bir albümde ilk kez görüyoruz sanırım.


Ve albümde bir de dizi şarkısı var. 2006 yılında Show TV’de gösterilmeye başlanan ama çok uzun ömürlü olamayan “Rüya Gibi” dizisinde Cem Yıldız tarafından seslendirilen “Koyu Kara”, daha sonra dijital platformlarda yayımlanan dizi müzikleri albümünde de Yıldız’ın sesiyle yer almıştı. Sözleri Mehmet Bilal Dede’ye, bestesi Cem Yıldız’a ait şarkıyı bu defa Gürenç’in sesiyle dinliyoruz bu albümde.

Çok etkili ve dikkat çekici olduğu söylenemeyecek, Ahmet Ergun Işık tarafından çekilmiş fotoğraflarla süslü ve Ömer Akyel imzası taşıyan kapak ve kartonet tasarımı ile piyasaya sürülen albüm, aslında popüler müzikte pek de fazla albüm yapılmayan bir türün özen gösterilerek hazırlanmış, iyi bir örneği. Meraklılarının es geçmemesi lazım.

HAZİRAN 2014

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder