Bu Blogda Ara

14 Haziran 2014 Cumartesi

Dinlediklerim

MUSTAFA BOZKURT – “YOL”


Esinlenme, etkilenme, ilham alma, sanatın her dalında bir çıkış noktası olabilir. Önünde bir örneği, daha önce yapılmışı, eşi benzeri olmayan bir şey yaratmak/üretmek/ortaya çıkarmak dâhilere mahsustur. Aksi takdirde her üretenin ama bir ama birden fazla çıkış noktası, ilham kaynağı vardır. Şarkıcılıkta da böyledir bu. Çoğu zaman etkilenme, hatta taklitle başlar şarkı söyleme macerası ve zamanla kendi yolunu ya bulur ya bulamaz. Ama kesin olan bir şey var ki taklitten öteye geçemeyenlerin taklit ettiklerini aşabildikleri görülmüş değildir. Örnek çok ama en belirgin olanlarını hatırlayalım gelin.


Kibariye ‘80’li yılların başında müzik dünyasına bir bomba gibi düştüğünde peşi sıra bir dolu onun gibi söyleyen isim sürüldü piyasaya. ‘90’larda çıkan ve nispeten daha başarılı olabilen Güllü de dâhil olmak üzere hangi birinin esamisi okunuyor şimdi? Ya Müslüm Gürses gibi şarkı söyleyenler? Mesela Hakan Taşıyan nerelerde? ‘90’larda Sezen Aksu gibi şarkı söyleyen genç kadın şarkıcılardan hangisi Sezen Aksu olabildi? Muazzez Abacı’nın tıpkı onun gibi şarkı söyleyen yeğeni Pınar Altınok da dâhil olmak üzere bir dolu taklidinden hangisi başarılı olabildi? Ya da İbrahim Tatlıses’in?.. Kayahan’ın yeğeni Erdinç vardı bir de; onun kopyası gibiydi adeta. Ona ne oldu mesela? Emrah’ın taklidi Emral’i gören var mı?


Demek ki neymiş; bir dönem her yaptığı taklit edilen Zeki Müren’in de dediği gibi, “taklitler aslını yaşatır” ve bir süre sonra unutulup gidermiş. Demek ki şarkıcılıkta esinlenme, ilham alma, öykünme (tıpkı sanatın tüm dallarında olduğu gibi) bir yere kadarmış.

Bu girizgâhın sebebi O Ses Türkiye yarışmasında ikinci sezonu birincilikle kapatan Mustafa Bozkurt aslında. Ya da onun nezdinde tüm benzeri yarışmalarda gördüğümüz taklit şarkıcılar. Bir taklit yarışması izler gibi izliyoruz o yarışmaları. Hatta çoğu zaman en iyi taklit edeni beğeniyor, ona oy veriyoruz. Bu tip yarışmalarda kaç tane “Islak Islak” söyleyen Barış Akarsu (haliyle aslında Cem Karaca) benzerini gördüm, sayısını bilmiyorum mesela. 


Erkeklerde ses rengiyle değil ama şarkı söyleme biçimiyle en çok İbrahim Tatlıses, o da olmazsa Ahmet Kaya, Müslüm Gürses, eğer popçuysa ağırlıklı olarak Tarkan’dan, kızlarda Ebru Gündeş, Sezen Aksu, şayet biraz yabancı müzik düşkünüyse Christina Aguilera’dan Beyonce’den yolu geçmeyene rastlamadım henüz. Sonuçta bunların büyük kısmı henüz yaşı çok genç, tecrübesi pek az hatta hiç yok şarkıcı adayları ve bundan daha doğal bir şey olamaz. Ama bu yarışmaların amacı en iyi taklit edeni değil, en özgün ve benzersiz olanı bulmak olmalı bence. Bu ayrı bir tartışma konusu elbette. Buradaki konu ise yarışmada şu veya bu şekilde birinci olmuş birinin albüm yapma safhasına geldiğinde ortaya çıkan sonuç.


Bir kere şunu söylemek lazım… İkinci bir Ahmet Kaya daha gelmeyecek. Nasıl Cem Karaca’dan, Zeki Müren’den, Barış Manço’dan bir tane daha çıkmadıysa, Ahmet Kaya’dan da çıkmayacak. Etkilenen çok oldu; hatta bizatihi “özgün müzik” denilen tarzın ortaya çıkışında Kaya’nın büyücek bir payı var. Ama mesele sadece Kaya’nın sesi ve şarkı söyleme biçimi değildi ki. Kaya’nın besteleri, şarkı sözlerinin çoğunda imzası bulunan Yusuf Hayaloğlu’nun dünya görüşü ve bunu ifade biçimi, başta Atilla İlhan olmak üzere kimi şairlerin dizeleri ve dahi zamanın ruhuna uygun yapılmış ama bugün baktığınızda çoğu pek ilkel duyulan Osman İşmen düzenlemeleri bile Ahmet Kaya fenomeninin parçalarıydı. Tabii bir de onun o dönemde, Türkiye’nin o şartlarında müzik piyasasında durduğu yer, tavrı, duruşu vardı bu etkinin ortaya çıkmasında. Onlardan bağımsız olarak bizim durduğumuz yer, ülkenin ruh hali vardı bir de. Bugün ne o şartları yeniden yaratabilirsiniz, ne de sadece sesini taklit ederek ya da şarkılarını yeniden söyleyerek o etkiyi sağlayabilirsiniz.


İşte Mustafa Bozkurt’un Avrupa Müzik etiketiyle yayımlanan ilk albümü “Yol”, içinde bu handikapı barındırıyor. Yarışmada da görüldüğü üzere Bozkurt, ses rengi olarak çok da benzememesine karşılık özellikle vurguları ve şarkı söyleme biçimiyle Ahmet Kaya etkisinde olduğunu gizlemiyor; hatta bunu yarışmayı kazanmak için bir koz olarak bile kullanmış (ya da ona öyle dikte ettirilmiş) olabilir. Bunu da anlayabiliriz. Ama söz konusu albüm olunca işin rengi değişiyor. Çünkü bu albümde bir Ahmet Kaya şarkısı yok ama Kaya şarkılarının düşüncesi, fikri, bilgeliği, ruhu da yok. “Eski günlere yazılan isyan şarkıları”, “şehrin dört bir yanında ihanetler”, “özgür yarınlar” filan gibi klişeler var birkaç şarkıya serpiştirilmiş kırıntılar olarak ama bütünde İbrahim Sadri şiirleri tadında aşk şarkıları var bu albümde. Derdi ne, siyasi duruşu ne ya da bir derdi ve siyasi duruşu var mı, o belli değil. Hal böyle olunca da ortaya çıkan şey içi boşaltılmış bir Ahmet Kaya benzerliğinden öteye gitmiyor.

 
Elbette bunun da bir alıcısı var, olacaktır; olsun da. Ama burada Mustafa Bozkurt’a düşen bir an önce kendi tavrını bulması ve vakitlice taklitten uzaklaşması olmalı. Çünkü ağır abi tavrı, efendi duruşu, buna mukabil sıcak ve ekranın, kameranın seveceği bir yüzü, fiziği ve dokunaklı bir sesi var Bozkurt’un. Yani yarışmada birinciliği almasından da görüldüğü üzere memleketin kolaylıkla sevip bağrına basacağı bir isim olmaması için bir sebep yok. Ama ben üstelik Ahmet Koç gibi usta bir müzisyenin müzik direktörlüğünü yaptığı, İsmail Soyberk gibi Eyüp Hamiş gibi ehil isimlerin enstrümanlarını konuşturduğu, belli ki para ve emek harcanmış bu albümü bağrıma basamadım, hatta dinlerken bir parça sıkıldım. Yine de Bozkurt’un bir sonraki albümünü bekleyeceğim.

ERKAM AYDAR – “DUYGULARIM”



Yetenek yarışmaları çok uzun senelerdir yapılıyor memlekette ama bu yarışmaların yıldız adayları yaratmaya başlaması henüz çok yeni. O Ses Türkiye’nin ilk birincisi Oğuz Berkay Fidan iyi bir mesafe kat etti örneğin. Avrupa Müzik tıpkı onun gibi, ikinci birinci Mustafa Bozkurt’un da arkasında duruyor ki majör bir müzik firmasının bu desteği, yolun çok başındaki bu isimler için az şey değil.

Geçtiğimiz günlerde de yine O Ses Türkiye’nin ikinci sezonunda adını duyuran Erkam Aydar’ın ilk albümü “Duygularım”, Musicom etiketiyle yayımlandı.


Erkam Aydar yarışmada daha ziyade arabesk şarkılar söyleyerek adından söz ettirdi ve yarışma süresince birinciliğe en yakın adaylardan biri oldu. Üstelik bu tip yarışmalarda yarışana büyük avantaj sağlayan ve SMS oylarını bir mıknatıs gibi çeken yakışıklılık averajına sahipti. Nitekim yarışmada birinci olamadı ama yarışmadan sonra “Adını Kalbime Yazdım” adlı televizyon dizisinde önemli rollerden birinde oynayarak profesyonelliğe şarkıcı olarak değil, oyuncu olarak adım attı. Dizi çok uzun ömürlü olmadı ama Erkam’ın hayran kitlesini arttırmasında epeyce faydalı oldu. Zira 13-14 hafta boyunca ekranda tam da yağız Anadolu delikanlısı imajı ile örtüşen bir rolle boy gösterdi. Nitekim Mahsun Kırmızıgül’den Özcan Deniz’e, Alişan’dan Onur Şan’a uzanan böyle bir portföyümüz var yıllardır.


Şayet Prestij Müzik bugün aktif olsaydı, Erkam Aydar’ın o çatı altına girmesi şaşırtıcı olmazdı zira tam da o ekolün 2010’lu yıllar versiyonu olmaya aday. Yaşı çok genç ama o da bir taraftan ağır abi, racon kesen mahalle delikanlısı  ama bir taraftan da şehirli. Üniversite öğrencisi mesela ve sinema televizyon bölümünde okuyor. Haliyle ilk klibinin yönetmenliğini de kendisi yapmış. E ileride Özcan ya da Mahsun gibi film ya da dizi çekerse de şaşırtıcı olmaz.


Erkam Aydar’ın ilk albümünde yedi şarkı ve bir de farklı versiyon var. Albümün çıkış şarkısı “Allah Allah”, herkesin bildiği üzere söz ve müziği İbrahim Tatlıses’e ait bir ‘80’li yıllar arabesk “hit”i. Bu şarkıyla çıkış yapmak iyi bir fikir olmuş ve şarkı Erkam’a yakışmış. Genel olarak albüm repertuarının doğru seçimlerden oluştuğu da söylenebilir. Söz ve müziklerinin Esin Alp’in yazdığı “Âleme İnat” ve “Korkak”, bir Bahtiyar Özdemir şarkısı olan “Emanet”, bugünün arabesk anlayışına uygun, türün meraklılarının sevebileceği şarkılar. 



Albümdeki bütün düzenlemeleri de yapan Doğu Kılıç’ın söz ve müziğini yazdığı “Duygularım” diğer şarkıların arasında bir parça daha öne çıkabilir. Şarkının içinde Erkam’ın kendi yazdığı şiiri seslendiriyor olması da böylesi şiirli şarkılar sevenlerin hoşuna gidecektir. Ancak ticari açıdan bakıldığında albüme hem söz ve müziği hem de sesiyle konuk olan İsmail YK’nın varlığı “Nasıl Mutluluklar Dilerim” şarkısını da albümün “hit”i yapabilir. Ben yıllardır ne yapsam İsmail YK’nın şarkılarını da sesini de sevemeyenlerdenim; bundandır ki bu albümde en az sevdiğim şarkı bu oldu. Ama sevenleri bayram edecektir; ona şüphe yok.

Söz ve müziği Erkam Aydar’a ait “Ankara mı İstanbul mu?” eğlenceli bir Ankara havası olarak albümün bütünündeki en güleç, en sıcak ve en hareketli şarkı. Albümün sonunda ise “Emanet” adlı şarkının akustik versiyonu var.


Erkam Aydar’ın genç yaşına rağmen yorgun ve pürüzlü bir sesi ve detone olmaya çok müsait bir şarkı söyleme biçimi var ki yarışmadaki canlı performanslarını izlediğinizde (her ne kadar jüri nedense duymasa da) sık sık detone olduğu görülüyor. Albümde bu sorun bir şekilde giderilmiş haliyle ama parça parça okunmuş yerler kendini çok belli ediyor. Mesela “Emanet”in nakaratında her cümlenin ayrı okunduğu o kadar beli ki, şarkıyı adeta iki ayrı söylüyor gibi geliyor kulağa. Henüz yirmili yaşlarında bir şarkıcı adayının stüdyoda bir şarkıyı baştan sona söyleyememesi olacak şey değil. Erkam’ın kendini bu konuda geliştirmesi, sesini doğru kullanmayı bir an önce öğrenmesi gerekiyor. Biraz eğitim ve egzersizle sesinin çok daha parlak çıkması, şarkıları çok daha rahat söylemesi mümkün zira.


Bu arada yeni sezonda yeni bir diziye başlayacağını haberini okudum internette. Oyunculuğunun mu şarkıcılığının mı ön plana çıkacağını zaman gösterecek galiba. Yine de Erkam’ın sahip olduğu avantajlarla yeni nesil arabesk şarkıcıları arasında kendine bir yer açması çok mümkün. Zira bu kulvarda birçok şarkıcı koşuyor ama henüz yeni bir yıldız çıkmadı hâlâ.

SEYDİ – “BİR MEVSİM”


Seydi’nin yarışma macerası ve peşi sıra gelen albümleri yeni değil aslında. Ancak geçtiğimiz günlerde ikinci albümünden “Gözlerin Doğuyor Gecelerime” şarkısına klip çekti ve ben klibi izlerken “kim bu?” diye düşünüp araştırınca onun da bir yarışma ile yola başladığını gördüm. Nasılsa kaçırmış, es geçmişim ama bu yeni klibi vesile ederek yazmaya karar verdim, zira dikkatlerden kaçmaması gereken bir isim Seydi.


Tunceli’de doğmuş, endüstri meslek lisesinden mezun olduktan sonra bir süre İzmir’de küçük mekânlarda sahneye çıkmış, sonra başka meslekler denemiş, sonra iki yıl kadar Fransa’da yaşamış. Dönüp dolaşıp yolu müzikle kesişmiş ama, nitekim bir gün birlikte çalıştığı müzisyen arkadaşları ona TRT’de başlayacak bir yarışma programından bahsetmişler. O da katılmış. 2008-2009 sezonunda yayınlanan ve jüri üyeleri arasında Zerrin Özer’in de yer aldığı Sen Türkülerini Söyle yarışması Seydi’ye şans kapılarını açıvermiş. Yarışmanın onuncu haftasında elenmiş ama bu deneyim ona Zerrin Özer gibi bir ismin desteğini kazandırmış. Nitekim bu destek, 2009 yılında Özer’in prodüktörlüğünde bir albüm çalışmasını beraberinde getirmiş. “Car-ı Yek” adını taşıyan ve beş şarkıdan oluşan bu mini albüme Zerrin Özer prodüktörlük yapmakla kalmamış, sesiyle de konuk olmuş.  


Hikâye böyle başlıyor ve 2012 yılında Seydi bu defa biraz daha profesyonel bir albümle dinleyici karşısına çıkıyor. İşte Zeki Müren’in sesinden sevdiğimiz “Gözlerin Doğuyor Gecelerime” de “Bir Mevsim” adını taşıyan ve Seyhan Müzik etiketiyle yayımlanan bu albümde yer alıyor.


Seydi’nin bu yeni klibini fark edince, peşi sıra başka kliplerini, yarışma performanslarını izleyip, sonrasında da albümlerini dinledim. Daha ziyade halk müziği ağırlıklı, yer yer özgün müzik ve arabesk şarkılar da içeren bir tarzı var ve bu tarz içerisinde son zamanlarda duyduğum en iyi yeni ses. Özellikle vurguları, notalara ve kelimelere basış biçimi nice profesyonelden daha iyi… Sesinde yer yer Müslüm Gürses, yer yer Ahmet Kaya hatta tınısı hiç benzemese de bazı şarkılarda Cem Karaca etkisi hissediliyor ama hepsinin toplamında bir taklit ya da öykünme değil, kendine has bir üslup var. Elbette eğitilmemiş her sesin ve diyaframın bir kontrol ve denge problemi oluyor ki Seydi’nin de özellikle canlı perfomanslarında bu problem sıklıkla hissediliyor. Ancak buna karşın söylediği her bir şarkıya canla başla sahip çıktığı da bir gerçek. En azından dinleyene geçirdiği his bu yönde... Bu da bazen teknik olarak doğru şarkı söylemekten daha önemli ve kıymetli olabiliyor.


Hiçbir keşif için geç kalınmış değildir. Eğer bu tarzı seviyorsanız, Seydi’nin “Bir Mevsim” albümünü, özellikle albümle aynı adı taşıyan şarkıyı, sonra “Kara Gözlüm”ü, “Gözlerin Doğuyor Gecelerime”yi, “Pahalılık Alev Gömlek”i dinleyin. Biraz daha tanıtım ve profesyonel bir stratejiyle, Seydi’nin yakın gelecekte bu türün yıldızlarından biri olmaması için hiçbir sebep yok.

HAZİRAN 2014

1 yorum :

  1. Yazıyı keyifle okudum, emeğinize sağlık.

    Bence de yazıda ki isimlerin en başarılısı Seydi.

    .SMS,le şarkıcı seçilirse asla iyi sesler ön plana çıkmayacaktır,

    O ses yarışmasında ilk haftalarda elenen İrem Derici, Türkiye'de yapılan ses ve müzik yarışmalarında çıkan en başarılı isim oldu. Mustafa Bozkurt gibi isimler sadece SMS birincisi olarak tarihte ki yerini alacak. Yavuz bey'in nezaketen yazmadıklarını özetlemiş gibi oldum :) .

    YanıtlaSil