Bu Blogda Ara

28 Haziran 2014 Cumartesi

Dinlediklerim 2

PELİN YILMAZ – “BENDE NE VARSA”


Pelin Yılmaz ilk kez ‘90’lı yılların meşhur gece kulüplerinden Kapkara’da solist olarak sahneye çıkarak adını duyurmuş. Bir dönem hem Topkapı Orkestra’sında solistlik yapan, hem de solo programlar yaparak sahne deneyimini arttıran Yılmaz, 2008 yılından itibaren İskender Paydaş’la çalışmaya başlamış ve onun birçok projesinde sesiyle yer almış. Bunlar içerisinde Lale Devri dizisinin müzikleri, hem Kolpaçino 2 filminde, hem de İskender Paydaş’ın “Zamansız Şarkılar” albümünde kullanılan “Arap Saçı” yorumu, Pelin Yılmaz adının tanınırlığını arttırmış.

Ben ilk kez “Arap Saçı” ile fark ettiğim Pelin Yılmaz’ın ne kadar iyi bir şarkıcı olduğuna dair fikrimi Müslüm Gürses’e saygı albümü “Baba Şarkılar”da seslendirdiği “Bir Kadeh Daha Ver”le pekiştirmiş ve albümünü merakla bekler olmuştum. Nitekim aradan çok fazla zaman geçmesine gerek kalmadı ve Yılmaz “Bende Ne Varsa” adı verilmiş ve Arpej Müzik etiketiyle yayımlanan ilk albümüyle karşımıza çıktı.


İyi bir şarkıcıyı fark etmek için tek bir şarkı bile yetebiliyor ve çoğu zaman yanılmıyorsunuz. Bu ilk albümün en büyük kârı bu… Son yıllarda pop müzik sularında böylesi doğru şarkı söyleyen, sesini bu kadar doğru kullanan kadın şarkıcı çok az çıkar oldu. Bundandır ki Ajda’nın, Nilüfer’in, Zerrin’in, Nükhet’in ’70 ve ‘80’lerdeki emsallerini 2010’larda göremiyoruz. Bu bile tek başına bu albümü dikkate almak için yeterli sebep.

Pelin Yılmaz bir de ciddi risk alarak girmiş albüm macerasına atılırken. İşi garantiye alıp, yıllardır ahbap olduğu müzisyenlere sırtını dayamak yerine, kendine farklı bir ekip kurmuş ve bu ekipte adını duyar duymaz tanıdığımız, yakından bildiğimiz çok az isim var. Yani bu albüm sadece Pelin Yılmaz’ı değil, beraberinde besteci, söz yazarı ve aranjör olarak farklı isimleri de lanse ediyor desek yanlış olmaz.


Albümde sekiz şarkı ve bir farklı versiyon var. İki şarkının söz ve müziği Okan Akatay’a ait, diğer altı şarkıda ise sözler Okan Akatay, besteler Elçil Gürel Göçtü imzası taşıyor. Elçil Gürel Göçtü daha önce Ebru Elver, Nadide Sultan ve Altay gibi isimlerin albümlerinde hem sesi, hem besteleriyle, hem de enstrümanist olarak yer almış bir müzisyen. Okan Atakay ise hem solist, hem vokal koçu, hem de besteci ve söz yazarı olarak on beş yılı aşkın bir süredir müzik dünyasının içindeymiş. Albümdeki düzenlemelerde Barış Özesener, Serkan Ölçer ve Bahadır Tanrıvermiş isimlerini görüyoruz. Bir şarkının düzenlemesinde ise Erdem Kınay imzası var.

Sadece künyeyi okumak bile albümde şarkıların toplama olmadığını, bir ekip çalışmasıyla ortaya çıkarıldığını göstermeye yetiyor ki Pelin Yılmaz sektördeki konumu itibariyle istese öbür türlüsünü de yapabilirdi. Haliyle albümde bir müzikal bütünlük de olmasını bekliyorsunuz. Ama işte o noktada kafalar biraz karışmış sanki. Şöyle ki…


Albüm, Latin esintili iki şahane şarkıyla başlıyor. “Kayboluyorum” ve “Çal Git”, Yıldız Tilbe’nin ilk albümünü anımsatan düzenlemelerle, gücünü melodiden ve sözden alan sade ve sıcak şarkılar. Özellikle “Çal Git” duygusunu yitirmemiş pop şarkılarını sevenler tarafından baş tacı edilebilir. Ne ki ardından gelen “Kime Ne” ve “Tül Perde” yüksek tempolu ama buna karşın bir parça eski stil düzenlemelerle albümün müzikal çizgisini başka bir yere çekiyor. Pelin Yılmaz’ın şarkıcı olarak kusursuz bir performans gösterdiği “Sebepsiz” ve ardından gelen “Kader” ise yine ‘90’lar çizgisinde, içinden alaturka-arabesk nağmeler de geçen daha düşük tempolu şarkılar.

Sonra yine epey eski stil bir hızlı şarkı olan “Çivi”yi dinliyoruz. Hemen ardından ise bu defa 2000’ler tadında bir slogan-marş şarkısı çıkıyor karşımıza: “Çok Şık”. Albümün sonunda ise “Kime Ne”nin “Radio Edit” versiyonu var. Belli ki düşük tempolu, inişli çıkışlı şarkıları sevmeyen radyolar ve kulüpler için bu şarkı yem olarak kullanılmak üzere seçilmiş ki böyle bir versiyona ihtiyaç duyulmuş.


Yani bütünde kararsız kalınmış, ne yardan ne serden geçilmiş gibi bir durum var albümün müzikal çizgisinde. Bana kalsa albümün tamamını ilk iki şarkının üzerinden kurmayı tercih edebilirdim. Bazı şarkıcılar ne söylese iyi söyler ve o yüzden ona hangi tarzın daha çok yakıştığını bir türlü kestiremezsiniz. Nükhet Duru öyledir mesela. Bu yüzden de her şeyi denemiş, biraz dağınık ve savruk bir albüm kariyeri yapmıştır. Buradan hareketle Pelin Yılmaz’ a en çok yakışanın ilk iki şarkıdaki seyir olduğunu kesin ve net söylemek mümkün değil belki ama en azından “kop kop kop” şarkıların solisti olmaması gerektiğini söyleyebilmek mümkün. Ki aslında bu albümde öyle şarkı yok; öyle düzenlemeler var sadece.


Yeri gelmişken, hem Okan Akatay’ı, hem de Ercil Gürel Göçtü’yü tebrik etmek lazım zira hem melodik güçleri hem de derli toplu, Türkçesi düzgün, hikâyesi doğru kurulmuş şarkı sözleriyle imza attıkları şarkılar, birçok “şöhretli ve popüler” besteci ve söz yazarının son dönemde ortaya koyduğu işlerden çok daha iyi.

D Tale Art tarafından çekilmiş gül yapraklı Pelin Yılmaz fotoğrafları, albümün albenisi ve görsel estetiği yüksek bir kapak tasarımını da beraberinde getirmiş ama kartonet içindeki siyah beyaz fotoğraflar için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.

Bakmayın siz benim şunca vıdı vıdı yaptığıma. Bir ilk albüm olarak hiç de fena değil “Bende Ne Varsa”. Özellikle ‘90’lar Türk popu “sound”unu sevenlere tavsiye olunur.

EMRE ASLAN – “BİRDENBİRE”


Çocukluğu Antalya’da geçen Emre Aslan’ın müzikle mesaisi de o yıllarda başlamış. İstanbul’da üniversite eğitimi alırken de çeşitli gruplarla çalışan, müzik yazıları yazan Aslan, mezuniyet sonrası mimar olarak çalışmaya başlamış ve bu nedenle gittiği ve bir süre yaşadığı Moskova’da da çok uluslu bir müzik grubunda solistlik yapmış. Ancak 2009 yılından itibaren müziğe daha fazla zaman ayırmaya ve albüm yapmaya karar vermesi ile birlikte çalışmalarını hızlandırmış. O zamana dek sadece kendisi için yaptığı şarkılarını ortaya çıkarmış ve onlara yenilerini eklemiş. Emre Aslan’ın ilk albümü “Birdenbire”, geçtiğimiz günlerde 3 Adım Müzik etiketiyle yayımlandı.


On şarkı ve bir de farklı versiyonun bulunduğu albümde bütün şarkıların söz ve müzikleri Emre Aslan’a ait. Düzenlemeleri ise Alper Gemici yapmış. Aslan’ın kendine ait bir stili var bu stili günümüz Türk popu standartları içerisinde konumlandırmak pek mümkün değil. Zira yüzü daha batıya dönük, hem şarkı sözleri hem de melodik yapılar anlamında “daha pop” bir pop müzik bu. Yani aslında olması gerektiği gibi… Bugüne dek birçok albümde müzisyen olarak adı geçmiş ama en çok da Mabel Matiz’in ilk albümündeki düzenlemeleriyle dikkatleri üzerine çekmiş ve geçtiğimiz yıl kendi grubu Majeste ile karşımıza çıkmış olan Alper Gemici, bu albümde bir aranjör olarak Emre Aslan’ın kendine has müziğini son derece doğru işlemiş. Mabel Matiz de farklı bir müzik yapıyordu ve Gemici’nin oradaki düzenlemeleri bambaşkaydı mesela. Piyasadaki birçok aranjörün her şarkıcı, her albüm, her şarkı için birbirine benzer düzenlemeler yaptığı düşünülürse, bu tek başına çok kıymetli ve altı çizilmesi gereken bir şey.


Albümdeki şarkıların en önemli farkı, alışageldiğimizden farklı olarak hemen hemen hiçbir alaturka/arabesk motif barındırmaması… Yer yer ud, klarnet, cura gibi Türk sazları kullanılmış kullanılmasına ama bunlar da birer renk sazı olarak kalıyor ve baskın çıkmıyorlar.

Albümde akılda kalıcı melodisi ile “Tercihini Yap” ve enteresan sözleriyle “Benim Adım İstanbul”, ilk dinleyişte kulağa yer eden şarkılar. Pop-“rock” çizgisindeki “Rol Model” ve ilk klip şarkısı olarak seçilen “Birdenbire” de dikkat çekiyor. Defne Joy’un ölümünün ardından ona ithafen yazılmış “Defne” de öyle. “Kalbimi Çalanlar” ve “Prenses” ise onların ardından geliyor.


Emre Aslan’ın şarkıcılık tekniği açısından (en azından Türkçe şarkılarda) biraz daha yol almaya ihtiyacı var ki bir ilk albüm için bu göz ardı edilebilir bir ayrıntı. Buna karşın şarkı yazarlığı konusundaki mahareti ve kendi şarkılarına ses veriyor olması şimdilik bu açığı kapatıyor. Mimarlıktan gelen disiplinli bir estetik kaygısının ve detaycılığın albüm bütününde, hem görsel, hem de müzikal açıdan kendini hissettiriyor olduğunu da söylemem lazım. İşin tamamında göz önünde olan belirgin titizliğin ve özenin biraz da maddi imkânlar doğrultusunda şekillendiği muhakkak. Yoksa Babajim gibi, İskender Paydaş gibi stüdyolarda albüm kaydetmek ilk albümüne soyunan her müzisyenin altından kalkabileceği bir şey değil. Zira albümün Çağlar Türkmen tarafından yapılan “mix”i de son derece iyi.


İbrahim Özbunar tarafından çekilmiş fotoğrafların süslediği albüm kartonetinin tasarımı Semih Ceylan tarafından yapılmış. Bu aydınlık, ferah ve sade tasarım albüme yakışıyor.  (Yalnız albüm kartonetinde adresi verilen resmi internet sitesine erişilemiyor; onu da söylemeliyim.)

SELEN ERKMEN – “OH BE”


Selen Erkmen kendini bildi bileli şarkı söylemeyi, yazıp çizmeyi seven bir çocukmuş. İzmir’de doğmuş ama bir dönem ailesiyle birlikte Kahire’de yaşamış ve ilk solistlik deneyimini de oradaki okul müzik grubuna katılarak yaşamış. Üniversite yıllarında kendi şarkılarını yazmaya başlamış, bir süre de Berklee Müzik Okulu’nda caz vokal eğitimi almış. İlk albümü için kolları sıvadığında ise yolları müzisyen Cem Öcal’la kesişmiş. Cem Öcal bu albümün prodüktörlüğünü üstlenmiş ve albüm için kendi tabirleriyle bir “rüya takımı”nı bir araya getirmiş.


Evet, kabul etmeli ki, Ozan Doğulu, Aykut Gürel, Emre Irmak ve Tarık Sezer gibi isimleri bir ilk albümde bir araya getirmek kolay şey değil. Ozan Doğulu’nun yapım firması DGL ve sektörün majör firmalarından DMC de yapımcı olarak albüme etiket koyunca iddialı bir işle karşı karşıya olduğumuza dair bütün sinyaller verilmiş gibi. Nitekim başından sonuna dek son derece sağlam bir pop “sound”u, genç ve modern düzenlemelerle batılı bir iş dinler gibi dinlemek mümkün albümü. İyi müzisyenler çalmış, sağlam kayıtlar yapılmış, yani görünen o ki hiçbir masraftan kaçınılmamış.


Albümde on bir şarkı var ve tamamının söz ve müzikleri Selen Erkmen tarafından yazılmış. Erkmen çocuk yaşlarında “büyüyünce Yonca Evcimik olacağım,” dermiş. Sahiden de ses tınısı ve şarkıcılığı kıyas kabul etmese de müzikal içerik olarak Evcimik’in ‘90’lı yıllarda, “Abone” sonrası yaptığı işleri anımsatıyor albüm. Hal böyleyken, Erkmen’in yaşının çok genç olduğu da göz önüne alınırsa, hedef kitle kendiliğinden “teenage” olmuş sanki. Özellikle üç şarkı, “Asla”, “B.B.Ö.” ve “Oh Be” bu minvalde ilerliyor, ancak genel olarak albümün bütününde, yer yer Erkmen’in şarkı söyleyiş biçiminde ama özellikle de şarkı sözlerinde bir genç kızın dili ve duyarlılıkları kendini hissettiriyor.


Bu noktada albümün pazarlanması ile ilgili dinleyicinin kafasını karıştıracak bir durum ortaya çıkıyor. Albüm kartoneti, kapağı ve fotoğraflar kendi içerisinde son derece güzel, çok albenili ama albümün içeriğine kıyasla bir hayli ağırbaşlı. Oysa yukarıda da yazdığım gibi şarkılar ağırlıklı olarak daha genç ve eğlenceli bir çizgide seyrediyor. Dolayısıyla kapaktaki kız “Ah Nerede”yi, “Oh Be”yi söyleyen kız değilmiş gibi geliyor. Nitekim servis edilen ilk klip olan “Asla”da da böyle bir görsel uyumsuzluk vardı. Şarkıların enerjisi görselliğe doğru yansımayınca da pop müzikte fire vermek kaçınılmaz oluyor.


Buna karşın albümde “Dokun Bana”, Ölürüm Aşkım” ve “Yolun Sonu” gibi daha olgun şarkılar da var ki bence bu üçü albümün en iyi şarkıları. Zaten ikinci klip şarkısı olarak da “Ölürüm Aşkım” seçildi ve ülkenin çalkantılı gündeminde güme giden ilk klibin ardından farklı bir çıkış yolu denendi. Ancak burada da başka bir handikap var. Erkmen nota sektirmeyen, sesini teknik olarak doğru kullanan, iyi bir şarkıcı ama bu denli teknik doğruluk Türkiye’de dinleyici nezdinde pek kabul görmez malum. Biz en çok duygu, biraz da pürüz ve çapak seviyoruz solist seslerinde. Mesela “Ölürüm Aşkım”ı Yıldız Tilbe söylemiş olsa rahat “hit” olurdu ama Selen Erkmen’in sesi ve yorumuyla o etkiyi yaratacağını düşünmüyorum. (Selen Erkmen’in ikinci klibi hangi şarkıya çekelim diye bana bizzat sorduğunu ve benim o günlerde albümü henüz yeterince dikkatli dinleyemediğim için ona cevap veremediğimi düşününce burada bu ahkâmı keserken biraz ayıp ediyor olabilirim, bunu da söylemeden geçemeyeceğim.) 


Tabii popüler müzikte biri için doğru formül diğeri için yanlış olabilir, hiç umulmadık formüller bazen çok işe yarayabilir ya da formülsüz, hesapsız, kitapsız yapılmış bir şeyler, çok planlı bir şeylerin beş katı tutabilir, sevilebilir ve bütün bunları da zaman gösterir. Özetle Selen Erkmen’in eli yüzü düzgün bir albümle, iyi bir başlangıç yaptığını söylemek mümkün. Belki biraz daha vurucu şarkılar ve kariyer stratejisi açısından biraz daha akılda kalıcı hamleler lazım. Donanım olduktan sonra, biraz daha deneyimle birlikte onlar da mutlaka kendiliğinden gelecektir zaten.  

HAZİRAN 2014

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder