Bu Blogda Ara

27 Nisan 2014 Pazar

Yarım Radyocular


“Yarım hekim candan, yarım hoca dinden eder adamı,” demiş atalar. Peki yarım radyocu neyden eder, hiç düşündünüz mü? Düşünmenize gerek yok. Açın günün orta yerinde herhangi bir ana akım radyoyu, görün.

Hayır, her radyo programı yapan otursun basın yayın okusun diyecek değilim. Yetenek ve tecrübenin an az eğitim kadar, hatta bazen ondan da önemli olduğuna hayatın akışı içerisinde hepimiz sıklıkla şahit oluyoruz. Nice okullunun alaylıların ayarına erişemediğine de. Sonuçta iki pot indirip kaldırmak, üç “mouse” tıklamak, birkaç düğme açıp kapatmak, eh bir de iyi kötü birkaç cümle kurabilmekten ibaret değil mi radyoculuk dediğimiz şey?.. Öyle mi sahiden?.. Yoksa değil mi?..


Bugün artık “monitörüne düşen “playlist”e dizili şarkıları ardı ardına tıklamak ve üç şarkıda bir birkaç zevzek cümle kurmak” olarak tanımlanabilecek ana akım radyoculuk anlayışından memnun bir dinleyici kitlesi (ya da reklam veren camiası) olsa gerek ki, alan memnun satan memnun düzeninde radyolar yayınlarına devam ediyor. Reyting kaygısı radyolardan bin beş yüz kat daha fazla olmasına karşın, seyirciye yaranmak uğruna zaman zaman dibe vuran kalitesizlikte ve hatta kepazelikte işler yapmış televizyon kanallarının bile zaman zaman çok kaliteli işlerle izleyici karşısına çıktığı düşünülürse, radyoların giderek daha kötü, en kötü, berbat hale gelmesinin, reytingten daha başka sebepleri olmalı diye düşünüyor insan. Fazla da düşünmeye gerek yok aslına bakarsanız. Bu sebebi öğrenmek için Twitter’da şöyle birkaç popüler radyocuyu takip etmeniz yeterli olacaktır.


Kimse kusura bakmasın ama bugün ana akım radyolarda en can alıcı saatlerde yayın yapan radyocuların (ısrarla “programcı demiyorum, zira onların yaptığına “program” demeye dilim varmıyor) büyük çoğunluğu koyu bir cehaletten muzdarip ve radyoların içinde debelendiğini bu düşük kaliteli yayıncılık bataklığının en belirgin sebeplerinden biri tam da bu.

Bırakın bu ülkede yapılan müziğin geçmişinden, geçmişten bugüne gelişinden haberdar olmayı, şarkısını ayıla bayıla çaldığı şarkıcının hepi topu üç beş senelik mazisinden bihaber radyocuların cahil cühela yorumlarını, haber cümleciklerini ya da fikir beyanlarını onlar adına ben utanarak okuyorum sosyal medyada.


Evet, işiniz bir doktorluk, bir mühendislik, bir mimarlık gibi bilgisi temelden öğrenilmesi ve sürekli güncellenmesi gereken türden değil belki, hatalarınızın ya da düpedüz cehaletinizin bedeli de insan hayatı değil ama insan simit bile satsa, yaptığı işe susam tanesi kadar saygı duymaz mı? Binlerce ve hatta belki milyonlarca kişinin dinlediği, okuduğu, takip ettiği mecralarda, tam da ortasında yaşadığı, hatta sayesinde geçimini sağladığı mesleğinin gerekleri için bir parça araştırmaya, okumaya, kafa patlatmaya kendini mecbur hissetmez mi?..

Mesela yeni çıkmış bir albümde sadece bir tek şarkıyı, radyoya servis edilen ve “playlist”e giren şarkıyı bilen, diğer şarkıları da gönderildikçe öğrenen bir radyocu tayfası var şu anda ve bu durum herkese çok normalmiş gibi geliyor. Albümün gerisi onu ilgilendirmiyor çünkü. Dinlemese de olur. Ki dinlemiyor zaten. Ama her nedense/nasılsa otorite sanıyor kendini, öyle sandırılıyor. Radyoculara şarkılar dinletiliyor, beğenilirse çok şahane olduğu zannediliyor. Hatta bir de son dönemde her radyocunun potansiyel müzik yazarı olduğu algısı oluştu ki cehaletin katmerlisi oradan giriyor zaten gözümüze. Belki ben de bu yazıyı oradan ilham alarak yazmışımdır, kim bilir?



Parmakla sayılacak kadar az radyo programcısını ve bir dönemin işinin ehli ve de saygın isimlerini tenzih ederek söylüyorum ki siz otorite filan değilsiniz sevgili radyocular. Şu anda dönen çarkın bir dişlisisiniz sadece. Bu yüzden fazla da kasmayın. Orada burada fikir beyan edeceğim, öteye beriye yazı yazacağım diye harap etmeyin kendinizi. En azından cehaletiniz ortalığa saçılmaz. Madem bir ata sözüyle açtık bu yazıyı, öyle de kapatalım hazır yeri de gelmişken: “Biliyorsan konuş, ibret alsınlar, bilmiyorsan sus, adam sansınlar!”

TEMMUZ 2012

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder