Bu Blogda Ara

23 Ocak 2014 Perşembe

2013'e Son Bakış

ACISI TATLISI, İYİSİ FENASI… 


(Sound dergisi Ocak 2014 sayısında yayımlanmıştır.)

“Acısıyla tatlısıyla bir yıl daha geride kaldı sevgili okuyucular. 2013’e veda edip 2014’ü karşıladığımız şu dakikalarda sizlere yeni yılda huzur, sıhhat, afiyet ve mutluluk diliyoruz.”

Yılbaşı geceleri TRT izleyerek büyümüş bir kuşağın çocuğuyum. Bu yeni yıl dilekleri formatı da bizim kuşaktan olan herkes gibi benim de beynime kazınmış, ne yapsam silmem mümkün değil. O sırada ekranda beliren yaşlı 2013 amcanın kapıdan çıkışı ve çocuk 2014’ün girişini de varın siz hayal edin.

Şaka bir yana, yaşlı amca 2013 kapıdan çıkıp gitti ama geride bıraktıklarını biz 2014’de de konuşmaya devam edeceğiz gibi görünüyor. Özellikle de siyasette. Ama konumuz müzik olduğuna göre, gelin biz 2013’de müzik dünyasında neler olup bittiğinin üstünden şöyle bir geçelim.


Kim ne derse desin 2013’de müzik dünyasının en yaratıcı, en zeki şarkıları Gezi direnişi sürecinde yazıldı. Özellikle de Pınar Altınok’un önceden çok az bilinen, ‘90’lardan kalma olağanüstü sıradan alaturka/arabesk şarkısı “Dur Bakalım”ın “Sık Bakalım”a evrilmiş hali bu yaratıcı zekânın doruk noktalarından biriydi ki direniş boyunca da dillerden düşmedi. Boğaziçi Caz Korosu’nun “Çapulcu musun Vay Vay”ı, Marsis’in “Oy Oy Recebum”u ve en çok da ‘anonim bir eser’ olan “Everyday I’m Capuling” çok konuşuldu, çok dinlendi, çok söylendi. Hem direndik, hem eğlendik bu şarkılarla. Bir yandan da memlekette ‘70’lerden beri her nedense yenilenememiş bir terminolojiyle yazılıp çizilen protest şarkılar literatürünün de nasıl hızla güncellendiğine şahit olduk birlikte. Siyasi mizahın da öyle…


Türkçe “rock” müziğin 2000’lerde tırmanan yükselişi 2013’de hızını kesmeye başladı. Çok sayıda yeni grup, çok sayıda albüm ve şarkı çıktı piyasaya ama çok azı umut vaat ediyordu. Bunların arasında Can Gox, Erdem Tekeli, Yüzyüzeyken Konuşuruz ve Levent Özer ilk ağızda sayılabilecekler. “Rock” kategorisinde daha ziyade arabesk ve alaturka öğeli işler ilgi gördü, iş yaptı. Tabii Duman, Mor ve Ötesi, Cenk Taner, Rashit ve Feridun Düzağaç gibi eski tüfekler yine bildikleri yoldan yürüyerek kendi dinleyici kitlelerini memnun ettiler, o ayrı. 


Her ikisi de merakla beklenen Şebnem Ferah ve Özlem Tekin albümleri ise beklendiği kadar ses getirmediler. Nilüfer’in devam albümü “13 Düet” de öyle. 2012’nin en çok iş yapan grubu Model ve şu ana dek ama iyi ama kötü her yaptığıyla gürültü koparmış Emre Aydın ise yeni albümlerini Aralık ayında sürdüler piyasaya. Onların etkilerini ancak 2014’de görebileceğiz bu nedenle.


2013’de yeni albümlerini yayımlayan ve kendi müzikal çizgilerinde doğru yollarda ilerlemeye devam eden Ayyuka, Post, Hariçten Gazelciler gibi grupları da es geçmemek lazım.

Alternatif diye tabir ettiğimiz kulvarda ise ciddi bir yükseliş vardı bu yıl. Hatta Mabel Matiz ve Aydilge gibi ana akımı yakalayanlar bile oldu bu. Çiğdem Erken, Birsen Tezer, Hüsnü Arkan, Vedat Sakman, İrem Candar, Kerem Turhan ve Tozan Alkan gibi isimlerin müzikalitesi yüksek işleri alternatif sularında çok parlak, kalıcı çalışmalardı. Ama bence bu türün en dikkat çekici yeni albümü Miya’dan geldi. Jehan Barbur – Yasemin Mori ve Ceyl’an Ertem hattında ise diğerleri kendini tekrar ederken, Ertem yeni albümüyle birkaç adım öne çıktı.


2013’te de her yıl olduğu gibi yine türküler çok revaçtaydı. Cazcısından “rock”çısına, popçusundan, alternatifçisine herkes tepe tepe kullandı türküleri. Ama modernize edilmekten, sentezlenmekten bir hâl olmuş türküler yine en çok otantik haliyle türkü söyleyenlerin ağzına yakıştı. Bu kategoride Ender Balkır’ın “Ahir” adlı albümü en iyilerden biriydi. Karadeniz müziğini sevenler ise Selçuk Balcı, Resul Dindar, Karmate, Volkan Arslan gibi isimlerle ve de özellikle Kalan Müzik’in yayımladığı iki disklik “Karadeniz’e Kalan” albümüyle ihya oldular 2013’de.


Türkü ve arabeskin harmanlandığı albümler içerisinde ise en çok ses getiren Ferman Toprak’ın “Hayatı Tespih Yapmışım” adlı albümü oldu. Tabii her dönemin değişmez modası deforme edilmiş Ankara havalarını ve özellikle de daha önce yayımlanmış olmasına karşın 2013’e istisnasız her yerde çalınarak damgasını vuran “Ankara’nın Bağları”nı da unutmamak lazım.

Alaturka müzikte zaten tek tük yayımlanan albümler içerisinde yine en iyi albümler TRT etiketiyle arşiv kayıtlarından derlenmiş albümlerdi. Ancak Mine Geçili ve Aylin Şengün Taşçı’nın albümleri de dikkate değerdi.


Gelelim pop müziğe…

Bence 2013’ün en iyi pop albümü Toygar Işıklı’nın “Hayat Gibi”siydi. Sibel Gürsoy ve Kutlu Özmakinacı’dan müteşekkil Skeç’in ve Sezen Aksu’nun solo albüm yapan son vokalisti Evrim Özkaynak’ın ilk albümleri de şahaneydi. 


Ama daha ziyade ortalara çabuk saçılan yapışkan pop sevenlerdenseniz Gülşen’in “Beni Durdursan mı?” albümünü de amacına uygun, iyi bir pop albümü olarak sayabilirsiniz. 2012’nin Kasım ayında piyasaya çıkan Demet Akalın’ın “Giderli 16” albümünün şarkılarını da 2013 boyunca her yerde duyduk ister istemez. Ama onunla aynı dönemde yayımlanan Hande Yener’in “Kraliçe”si için durum pek de öyle olmadı. Yeri gelmişken söyleyeyim; 2013’ün en kötü albümleri diye bir sıralama yapsaydım (ki bu “kötü” kelimesini üretilmiş hiçbir şey için kullanmayı sevmiyorum) “Kraliçe”yi ilk sıraya koymakta tereddüt ederim. Çünkü Sinan Akçıl’ın “Kapı” albümü de çok rahat birinci sıraya yerleşebilirdi. Hande Yener neyse ki pek de matah bir şarkı olmamasına karşın “Ya Ya Ya Ya” ile zevahiri kurtardı. Akçıl da Funda Arar’a verdiği “Hafıza”yla nihayet doğru düzgün bir şarkı sundu bize de hep beraber rahatladık.


Popta en “fena” şarkılar ise “burada sana batan bir şey var” cümlesiyle pop tarihinin yüz karası olarak anılmaya hak kazanan “Bir Şey var” (Hande Yener’in seslendirdiği bir Sinan Akçıl şarkısı) bence başı çekerdi. Yine eğer Akçıl’ın bizzat kendisinin seslendirdiği “Yatma” adlı şarkı olmasaydı. Ama tabii Gökhan Özen’in “Budala”sının da hakkını yemeyelim. Gerçekten pek fenaydı o da.


Popun birinci liginde kadın egemenliği 2013’te de devam etti; zira Tarkan yeni bir albüm yapmadı. Gülşen, Demet Akalın, Hande Yener üçlüsünün peşi sıra Bengü, Ziynet Sali ve Burcu Güneş geldi. Atiye yeni albümüyle hızlı girdi ama gerisini getiremedi. Hadise de jüri üyeliğinden başını kaldırıp “Visal”dan başka şarkı yapamadı 2013’de ki o da yerini bulmadı. Ajda Pekkan hepsinden birkaç kuşak önceden gelmesine rağmen liste yarışında da popülerlikte de hiçbirinden geri kalmadı. Murat Boz yılı tek bir şarkı ile geçiştirdi, kendini jüri üyeliğine verdi. Kenan Doğulu da pek üretken değildi geride bıraktığımız yıl boyunca. Emre Altuğ, Soner Sarıkabadayı ve Mustafa Sandal da yılı tek şarkıyla geçiren isimler oldular. Bunların arasında Sarıkabadayı’nın “Kutsal Toprak”la diğerlerinden bir nebze daha fazla dolaşımda kaldığı söylenebilir.


2012’nin en parlak çıkışlarından birini yapan Halil Sezai’nin yeni albümü bir öncekinin başarısını yakalayamadı. Onunla aynı dönemde tanıdığımız Mehmet Erdem’se yeni albümünden şimdilik sadece tek şarkıyla gündem teşkil etti. Ferhat Göçer 2013’ün kârlı çıkan isimlerinden oldu ve yeni albümünün “hit” şarkısı “Git” bir hayli ses getirdi. Onunla aynı çizgiden ilerleyen Mustafa Ceceli ise yine habire yeni kliplerle karşımıza çıkıp, yeni bir albüm yapmamasına karşın gündem teşkil edenlerden oldu. Rafet El Roman da popun piyasa kanadında iş yapan isimlerden biriydi. Sertab Erener’in yeni albümü, bir önceki albümü kadar konuşulmadı. 


Işın Karaca hiç de fena olmayan bir pop albümü yaptı ama pek ses getirmedi. Candan Erçetin’in yeni albümü ise tam bir hayal kırıklığıydı. Pop kategorisinde en parlak çıkışlardan birini İrem Derici yaptı. İrfan Özata da yılın kayda değer yeni isimlerinden biri oldu. Doğa, Mirkelam yeni albümleri, Murat Yeter ve Rubato’nun ilk albümleri benim sevdiklerim arasındaydı. Soner Arıca ve Yaşar’ın yeni albümleri de dikkate değer albümlerdi. Burak Kut’un dört şarkılık mini-albümü ve Yıldız Tilbe’nin iki disklik arabesk albümü ise yılın olmasa da olurlarındandı.


Yılın en iyi “cover”ı bence tartışmasız Mabel Matiz’in “Sultan Süleyman”ı idi. Fakat aynı şarkının aynı dönemde piyasaya çıkan Hüseyin Karadayı Feat.Ferhat Göçer versiyonu da bir o kadar fenaydı. Neyse ki en fena “cover” kategorisinde Müslüm Gürses’e saygı albümü “Baba Şarkılar” epeyce malzeme çıkardı da, elimiz boş kalmadı. Özellikle de Okan Bayülgen Feat.Kühn’ün “Dertler İnsanı” versiyonu fenaların fevkindeydi. Tabii bir de Ömür Gedik’in seslendirdiği (bu kelimenin bazen içi nasıl da boş kalıyor) “Sana Neler Edeceğim” var ki, onu anmamak olmaz. Arzuya göre onun yanına Aysu Baceoğlu’nun “Kaçın Kurası” ve Ebru Polat’ın “Günaha Davet” yorumlarını (bu kelimenin içi ise tamamen boşaldı bakın şimdi) da koyabilirsiniz.


Elbette 2013’de, bizim ellerin müzik dünyasında olan bitenler bu yazdıklarımdan ibaret değil. Öznel bir seçim diyelim buna, bazı şeylerin özellikle altını çizme kaygısı ya da ilk aklına geleni yazma spontaneliği… Daha bahis konusu edilecek nice albüm, nice müzik meselesi, memlekete Deezerların Spotifyların gelmesi, sahte tıklanmalar, sigara ve içki yasaklarının konser mekânlarına etkileri ve daha bir dolu şey var oysa ama gelin görün ki…

“Bu sayıda da bize ayrılan sürenin sonuna geldik sevgili okuyucular. Tekrar görüşünceye dek, esen kalın.” 

OCAK 2014

19 Ocak 2014 Pazar

Dijital Plak Olur mu?


O zamanlar memlekette plak denilen şeyin kıymetini bilen çok az insan vardı. Plaklarda kalmış şarkıları hatırlayan da… Sahaf sahaf dolaşır, plak toplar, her bulduğumuz yeni plakla mutlu olurduk. Birbirimize yeni aldığımız plakları anlatır, bizde olmayıp başkasında olanı kıskanır, bazen de kıskandırırdık. En büyük hayalimizdi bir gün plakların “CD” formatında tekrar piyasaya sürülmesi. Hatta Hakan Eren hayal etmekle kalmaz, bilgisayar marifetiyle plakları dijital ortama aktarır, ev yapımı “CD”lerinin kapak tasarımlarına da Ossi Müzik etiketi koyardı. ‘Evrene olumlu mesaj göndermek’ meselesine daha iyi bir örnek verilebilir mi bilmiyorum ama günü geldi sahiden Ossi Müzik diye bir firma kurdu Hakan ve bu sayede sahiden de plaklarda kalmış şarkılar birer ikişer “CD”lere basıldı. Bu kez ev yapımı değildi CD’ler; müzik market raflarını süslüyorlardı artık.


Tabii o dönemde bu işler çok zordu. Bu yüzden de ancak hak sahiplerinin bulunup, izinlerinin alındığı şarkılar kullanılabiliyordu. Bu da ağırlıklı olarak karma albümlerin yayımlanabilmesine yol açıyordu. Buna da şükürdü tabii ama arşivci tayfasının asıl ideali plakların orijinal haliyle, kapağından şarkı dizimine, birebir “CD” formatına aktarılmasıydı. Neyse ki zamanla o da oldu. Çok değilse bile, az da denemeyecek sayıda eski plağın tıpkıbasım “CD”leri var artık piyasada. Ne çare bütün bunlar olup biterken CD devri bitme noktasına geldi. Şimdi devir dijital devri. 


Telif Yasasında yakın zamanda yapılan bir düzenleme, eski albümleri dijital platformlarda yayımlamayı, “CD” formatında yayımlamaktan daha kolay hale getirdi. Şöyle ki; mesela bir 33’lük plağı yeniden basmak istediğinizde, eğer elinizde “CD” formatında da yayımlanabileceğini gösteren bir eser eşletme belgesi (bir anlamda albümün nüfus kağıdı) yoksa, plaktaki bütün şarkıların sahiplerinden tek tek izin almak gerekiyor. İzinleri toplamaya kalktığınız zaman ise eser sahiplerinin çoğunun şarkıların yeniden yayımlanmasının getireceği telifle yetinmeyip, bir de ilave nakit ödeme istediklerini görüyorsunuz. Zaten kısa vadede aman aman satış yapmayacağı başından belli bu albümlere bu bütçeleri ayırmak da hiçbir firma için akıl kârı değil. Bu yüzden de yıllardır bekleyen nice albüm vardı. Neyse ki yeni düzenleme ile bu albümlerin dijital platformlarda yayımlanabilmesinin yolu açıldı. Nitekim yıllardır izin problemleri çözülemediği için bir türlü yayımlanamayan, 1980 öncesi Ajda Pekkan 33’lük ve 45’liklerinin tamamı, yakın zamanda Avrupa Müzik tarafından dijital platformlarda satışa sunuldu. Avrupa Müzik kataloğunda Odeon Müzik arşivinden devralanmış sayısız alaturka ve türkü plağı da var ki onların büyük kısmını da şu an dijitalde bulabilmek mümkün. 


Plaklarda kalan şarkıların, şarkıcıların ve bütün bir plak kültürünün yeniden dolaşıma girmesinde büyük payı olan Hakan Eren’se işi bir adım daha ileri götürdü ve Ossi Müzik arşivindeki kimi plakları, orijinal kapakları ve temizlenmiş ses kayıtları ile dijital platformlara taşıdı. Onları CD olarak basmanın ne yazık ki artık ticari bir anlamı kalmadı. Ama en azından bu şekilde dijital kopyalarına ulaşabilmek bile çok kıymetli. Peki bu plaklar neler? Şöyle bir özet geçeyim…


Ajda Pekkan, Behiye Aksoy, Sevim Tuna, Taner Şener, Seçil Heper, Nazan Şoray, Ceylan Ece, Nurhan Damcıoğlu, Serpil Barlas, Esin Afşar, Meral Zeren, Çetin Alp, Suna Yıldızoğlu, Ayşe Cemil  ve Coşkun Sabah’ın muhtelif 33’lük ve 45’lik plakları. Bu plakların tamamına yakını, plak baskılarından bu yana hiç yeniden yayımlanmamış şarkılar içeriyor. Yani plak meraklıları için ciddi bir hazine. Hele ki sahaflardaki plak fiyatlarının bu derece ‘uçtuğu’ bir dönemde… İlla plaklara elle dokunacağım diye bir kaygınız yoksa, çok da makul fiyatlarla, tertemiz kayıtlar ve orijinal kapaklarıyla bu 45’lik ve 33’lükleri edinmemeniz için hiçbir sebep yok.


Gün oldu devran döndü ve kurduğumuz hayâllerin bile ötesine geçen gelişmeler yaşadık. Öyle ki artık ‘dijital plak’ diye bir şey var. ‘Dijital plak’ olur mu olmaz mı diye tartışmanın da bir manası yok. Oldu işte. İnanmazsanız girin TTNet’e, iTunes’a; kendi gözlerinizle görün.    

EKİM 2013

5 Ocak 2014 Pazar

Mehmet Erdem Röportajı


Üniversite yıllarında türkü barlarda saz çalarak başladığı müzik macerası, onu geçtiğimiz yıl kazandığı ‘ülkenin en iyi çıkış yapan şarkıcısı’ ödülüne kadar götürdü. İlk albümüyle 2012 yılında bir fenomene dönüşen Mehmet Erdem’le yeni albümünü konuşurken ‘Mehmet Erdem olmak’ üzerine de sohbet ettik.