Bu Blogda Ara

5 Nisan 2013 Cuma

Şimdi Haberler!

NAZAN ÖNCEL’LE “GÖÇE DEVAM”


Nazan Öncel başkadır, benzersizdir. Popüler müziğin hem içinde, hem de dışında kalabilmiş, kimi kez neşeli kalabalığın tam orta yerinden, kimi kez kuş uçmaz kervan geçmez bir sokağın kuytu bir köşesinden ses vermiş bir müzisyendir. Bir şarkıda güldürdüğü, başka bir şarkıda süründürdüğü, bir şarkıda mutluluk verirken, bir başkasında öldürdüğü bilinir. Bundan sabıkalıdır. En eğlencelisinden en karamsarına her şarkısının bir derdi vardır o ve o dert hep çok tanıdıktır, ortaktır. Şahittir yaşadıklarımıza; yakın tanıktır. Bu yüzden yeri ayrıdır, ara ara kalkıp gitse, bir müddet geri dönmese de koltuğu hep sıcaktır.

2011 çıkışlı “Hayvan” ve 2012’de piyasaya sürülen “Hayvan’a Remix” albümleri, benim Nazan Öncel’imin kalkıp gittiği albümlerdir mesela. Kalbime dokunmamış, içime sinmemiştir. 2000’lerden sonra yüzünü ana akıma dönmeye başlayan Öncel’in, ‘90’lardaki “Göç”üne, “Sokak Kızı”na, hele hele “Demir Leblebi”sine uzak akrabadır “Yan Yana Fotoğraf Çektirelim”ler, “7’in Bitirdin”ler… Ama en çok “Hayvan” öyledir. Hele hele “Hayvan’a Remix” düpedüz bir yabancılaşma efektidir; hayal kırıklığıdır.


Neyse ki hayli zamandır beklediğimiz haberi geçtiğimiz aylarda Nazan Öncel’in oğlu Serkan Öncel duyurdu Twitter’dan. Nazan Öncel “Göçe Devam” etmeye karar vermişti. ’90 yıllar pop müziğinin tam orta yerine roket gibi düşen “Göç” albümünün devamı geliyordu. Öncel’in en popüler olduğu, çok sayıda “hit”le dillere düştüğü bir dönemde her şeye sırtını çevirip, tamamen akustik, tamamen ‘çemberin dışından’ şarkılarla kotardığı “Göç” sadece müzikalitesi yüksek, sözü ağır ve sarsıcı bir albüm değil, pop müziğin oyuncak zaferlerine, yaldızlı imgelerine indirilmiş okkalı bir tokattı. Onu yapan, pekala bunu da yapabilirdi. Kim bilir belki de tam da bu aralar böylesi bir tokada daha ihtiyacımız vardı.


İşin haber kısmı bu: Nazan Öncel “Göçe Devam” edecek. Gelelim hayal kısmına…

Haberi duyar duymaz kafamdaki dur durak bilmez proje üretme merkezinin voltajı yükseldi. Ve bakın aklıma ne getirdi.

“Göç” albümünün yapıldığı yıllarda alternatif müziğe, kent ozanlarına, popülere sırtını çevirmiş genç şarkı yazarlarına, deneysel işlere filan yabancıydık. O günlerde sözgelimi bir Mabel Matiz çıkıp gelse, Yonca Evcimikleri, Tayfunları, Ozan Orhonları filan buyur ettiğimiz kapıyı Mabel’in suratına kapatabilirdik. Gel zaman git zaman durum değişti. Nazan Öncel ve benzerlerinin açtığı yoldan yürüyen, yürürken de yüksek ihtimal “Göç”den de ilham alan bir dolu müzisyen bugün popülerin baskın gürültüsü içinde sesini duyurabilecek bir alan yarattı kendine. E peki şimdi Nazan Öncel tutsa, gölgesinde onlara da bir yer açıp, “Göç”e onlarla devam etse nasıl olur?


Herkesten bir şarkı istese mesela… “Siz “Göçe Devam” etseniz, nasıl edersiniz?” diye sorsa ve cevabını bir şarkıyla alsa. Mabel Matiz’den Yasemin Mori’ye, Ceylan Ertem’den, Genç Osman’a… Hepsi bir şarkıyla “Göçe Devam”ın izlerini sürse… Sonra onları Nazan Öncel yine kendi müziğinin, sesinin içinden geçirse… Kendi düzenlese, söylese…

Kariyerinin acemi dönemleri hariç, bugüne dek hiç başkalarının yazdığı şarkıları söylememiş bir müzisyen için zorlu bir teklif mi bu?.. Belki öyle. Ama neden olmasın? Bu Öncel için ondan ilham alanları kucaklamak, ondan ilham alanlar için de Öncel’in ellerinden öpmek anlamını taşır. Yani büyüğün küçüğe, küçüğün büyüğe saygı gösterdiği, karşılıklı bir ‘saygı albümü”. Olamaz mı?.. Olabilir!

Düşünüyorum da; böylesi bir proje Nazan Öncel’den başka kimsenin üzerine olmaz sanki. Sakil durur, ya büyük ya da küçük gelir. Ama ona çok yakışır. “Göç”e de.


DİLMENER’İN GÜNLÜĞÜ


Naim Dilmener, kendini müzik eleştirmeni olarak tanımlayanların yüzüne bakmadığı albümleri dinleyiciyle tanıştıran, eleştirileriyle müzik sektörüne yön veren, unuttuğumuz birçok eski şarkı ve şarkıcıyı yazılarıyla hatırlatıp, pop müziğin geçmişini gün ışığına çıkaran, yazdıklarıyla ben dâhil çok kimsenin yolunu aydınlatan, çok önemli bir müzik adamı, bir gazeteci ve yazardır.

Bu, dışarıdan bakarak kurabileceğimiz, özet bir cümle. Onu tanıdığınız zamansa bu cümleye nokta koymakta zorlanabilirsiniz. Yazılarındaki o hem sivri, hem tatlı dilinin, karşılıklı oturup sohbete koyulduğunuzda ne kadar samimi, içten, gerçek ve bir o kadar da müdanasız olduğuna şahit olup, zamanın nasıl geçtiğini anlamazsınız. Saatlerce müzikten, sanattan, politikadan, kısaca her şeyden konuşabileceğiniz, konuşurken sıkılmayacağınız, çok güleceğiniz, çok eğleneceğiz, bu arada çok şeyler de öğreneceğiniz bir adamdır Dilmener.


Yazdıklarına yerden göğe kadar hak verdiğiniz de olur, “Yok artık, o kadar da değil!” diye tepki verdiğiniz de. Ama düşünürsünüz eninde sonunda. Sizi düşündürür, sorgulatır, hiç aklınıza getirmediğinizi gözünüze sokar, ak bildiğinizin kara olduğuna sizi ikna edebilir. Özellikle sosyal medya denilen şey icat olduğundan bu yana hayatlarımıza çektiğimiz koyu renkli, kalın çizgiler var ya hani… En kalını da insanları yazdıkları, söyledikleri üzerinden sınıflandırıp, “Bu bizden, bu bizden değil” diye kategorize etmek, kafamızdaki önyargı kutucuklarının içine hapsetmek. İşte o noktada ezber bozabilen sayılı yazardan biridir o. Sizden mi değil mi ayıramazsınız. Çünkü sahiden hiçbirimizden değildir. Kendindendir çünkü. Sadece kendisidir. Ve size düşen “acaba ne yazmış, niye yazmış”ı merak etmektir.

Naim Dilmener’in ilk okuduğumdan beri kıskandığım, “bunu ben niye düşünemedim?” diye hayıflandığım bir formatı var. Bir müzikal günce tutuyor yıllardır. Gün gün, eline ulaşan ya da satın aldığı albümleri, gittiği konserleri, okuduğu haberleri; velhasıl müziğe dair her şeyi kendi üslubunca kaleme alıyor, içinden geçtiğimiz zamanların bir nevi popüler müzik almanağını çıkarıyor. Bu güncelerin bir kısmı her ay Milliyet Sanat dergisinde okuyucu karşına çıkıyor ama tamamı değil. Bir kısmı da 2006 yılında “Eleştirmenin Günlüğü” adı ile Everest Yayınlarından kitap olarak yayımlanmıştı ama bildiğim kadarıyla o kitap şimdilerde piyasada bulunmuyor.


Neyse ki artık dijital teknoloji var. Naim Dilmener’in 2001-2011 yılları arasında tuttuğu bütün günceler, yıllara bölünmüş olarak ayrı ayrı dijital kitaplar olarak Overteam yayınları tarafından satışa sunuldu. Hem de her biri 2,99 TL gibi gayet makul bir fiyata. Toplamında 30 TL bile etmeyen bir meblağ ödeyerek, Türkiye’de popüler müziğin koca bir 10 yılına Naim Dilmener’in kendine has dili ve üslubu eşliğinde şahitlik edebilirsiniz. Popüler müzikle şu veya bu şekilde ilgili olan herkesin mutlaka edinmesi gereken bu dijital kitapların satış sitesine bu cümlenin üzerini tıklayarak ulaşabilir, dijital kitapokuma cihazınıza, İPad, İPhone ya da android işletim sistemli akıllı telefonunuza,olmadı bilgisayarınıza indirerek okumaya başlayabilirsiniz.


Gelin bu güzel haberi Naim Dilmener’in kaleminden cümlelerle perçinleyelim:  

“2001 yılının hemen başında başladı bir "müzik günlüğü" tutma/yazma telaşım. Amacım, Radikal ya da benzeri bir yerde yayımlanan yazılarımda yer alamayacak fikirlerin/görüşlerin, bir biçimde yazıya aktarılması, satırlara dizilmesiydi. Bir nevi "Benim yazacağım her şey mühimdir" saplantısı; ama bir nevi de, kaynak ve arşiv çabalarına el hareketi çekenlere inat, müziğimizin adımlarını yıl yıl/tarih tarih kayıt altına almaktı.

Aradan geçen uzun yıllar boyunca, bir "müzik günlüğü" tutma iddiamdan uzaklaşmamaya çalıştım. Gün geldi sinema, gün geldi edebiyat, gün geldi her türden popüler kültür gelişmesine de bulaşmadım değil; ama hep asgaride kaldı bütün bunlar. Amaç müziğin gündelik akışını kayıt altına almaktı ve bunu yapabilldiğim iddiasındayım.


Artık Twitter ve benzeri sosyal medya ortamları var. Bu nedenle fikirlerimizi oralarda daha kolay ve daha işlevsel bir şekilde sayıp döküyoruz. Belki de bu ve buna benzer nedenlerle, bir günlük tutma fikri "dinozorca" görülüyor olabilir. Ya da yarın, öbür gün öyle görülebilecektir. Ama "arşiv" takıntılı biri olarak, ben bu günlüklerin toplu bir şekilde yayımlanmasını da çok istedim. Ve evet; bu çağa yaraşır bir biçimde, dijital olarak.

Bu imkanı da Overteam ve Idefix verdi bana; "Eleştirmenin Günlüğü" artık dijital kitap.

Tabii canım; o kadar da "dinozor" değil(miş)im :)”

Bu yazı www.sahiplen.com tarafından Yavuz Hakan Tok adına koruma altına alınmıştır. Kaynak gösterilmeden ve izinsiz kullanılması kanunen suç teşkil etmektedir.  

NİSAN 2013      

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder