Bu Blogda Ara

16 Şubat 2013 Cumartesi

Nerede O Eski Kataloglar?



Türkçeye ‘geçmişe dönük’ ya da ‘eski katalog’ diye çevirebileceğimiz “back catalogue” tabiri İngilizcede hem müzik, hem de kitap sektöründe kullanılıyor. Müzik firmasının ya da yayınevinin, geçmiş yıllarda yayımladığı ve artık piyasada bulunmayan albüm ya da kitapları ifade eden bu tabir, aynı zamanda söz konusu eserleri yeniden yayımlama işinin de şifresi haline gelmiş zaman içerisinde. Ve bilindiği üzere Türkiye’de kitap sektöründe yıllardır yürüyen bu işin müzik sektöründe kabul görmesi daha çok yeni.

Eski katalog hem firmalar, hem de müzik üretenler için ciddi bir prestij ve gelir demek aslında. Varlığı bilinen, ancak sadece az sayıda arşivinin tekelinde kalmış olan eserleri yeniden dolaşıma sokmak, herkesçe elde edilebilir hale getirmek az şey değil. Dünyada bu iş yıllardır yapılıyor ve önemli müzik firmaları yayımladıkları eski kataloglardan azımsanmayacak bir para kazanıyor. Elvis Presley, Beatles, Michael Jackson gibi isimlerin eski kataloglarının hâlâ nasıl satıldığı ve hem firmalarına, hem de bu isimlerin varislerine büyük gelir getirdiği bir sır değil.   


Peki Türk müzik sektöründe bu iş neden bu kadar geç kabul gördü? Cevabı sorunun içinde aslında. Türkiye’de müzik dünya ölçülerinde bir sektör olamadı hiçbir zaman. Unkapanı kuralları başka türlü işliyordu. Müzikten kazanılan çoğu zaman müziğe yatırılmadı, arşiv tutulmadı, kısa günün kârı mantığı her devirde geçerli oldu. Müzik yapımcıları kadar müzik üretenler de kusurun/suçun ortağı elbette. Nitekim Türkiye’de taş plak, plak ve kaset döneminin, CD’lerde ise ‘80’lerin sonlarından 90’ların ortalarına dek olan dönemin arşivi zaman içerisinde bulunamaz, ulaşılamaz hale geldi. Çünkü o plakları, kasetleri, albümleri yayımlayan firmalar birer ikişer kapandı. Kimileri kataloglarını yok pahasına devretti, kimileri iflas bayrağını çektiği için kataloglar yıllar boyu kullanılamaz hale geldi; mahkemeler, davalar, hacizler arasında kayboldu.


Neyse ki 2000’lerin başından itibaren Ada Müzik, Kalan Müzik, Odeon Müzik ve Ossi Müzik tarafından dört koldan yürütülen çabalarla taş plaklarda ve plaklarda kalmış şarkılar/albümler birer ikişer yeniden piyasaya sürülmeye başlandı. Bu firmalar içerisinde bir tek Odeon, ta taş plak dönemden beri faaliyette olan bir müzik firması olmasının avantajıyla kendi eski kataloğunu değerlendiriyor, diğerleri ise bin bir güçlükle kapanmış ya da el değiştirmiş firmaların peşine düşüp, plaklardaki şarkıların yayın haklarını almaya çalışıyordu. Bu noktada devreye telif hakları yasasının yaptırımları giriyor ve epeyce teknik ayrıntıya girmek gerektiği için burada açıklamayacağım türlü sebeplerle eski bir albümü/plağı ya da şarkıyı yeniden yayımlamak, tam anlamıyla kazı yapan bir arkeolog ciddiyeti, titizliği ve sabrıyla çalışmayı gerektiriyordu.


Bunca zorluklara rağmen yayımlanabilen eski katalog albümler büyük ilgi görüp de en az yeni albümler kadar satış rakamları yakalamaya başlayınca piyasadaki bütün firmalar bu eski katalog işine kafa yormaya, zaman ayırmaya başladı. Sonra da arkası geldi zaten.

Şayet ille de orijinal plağını satın alma/edinme kaygısı taşıyan saplantılı bir arşivci değilseniz, bugün zamanında plak olarak yayımlanmış çok şarkıya/albüme hem dijital platformlarda, hem de CD formatında ulaşmak mümkün. Hatta dijital platformalar bu konuda bir adım önde; zira bazı firmalar CD formatında tekrar basmadıkları albümleri dijital platformlarda satışa sunuyorlar. Özellikle zamanında sadece kaset formatında yayımlanmış nice albümü şu an dijital platformlarda bulmak mümkün.


Eski katalog yayımlama konusunda çeşitli eğilimler var. Bunların başında, albümün orijinal kapağını ve hatta adını değiştirip, satın alanda yeni bir albümmüş ya da bir “best of”muş yanılgısı yaratmak geliyor. Özellikle alaturka albümlerde bu taktik geçer akçe gibi görünüyor. Bir de gerçekten derleme yapılan albümler (Ada Müzik’in “Eski 45’likler”, Ossi Müzik’in “Bir Zamanlar” ve Odeon’un “Bak Bir Varmış Bir Yokmuş” serileri gibi) var. Eski katalog furyasını başlatan bu işlerin son derece özenli kotarıldığı herkesin malumu; nitekim hâlâ da satılıyorlar. Ancak bana sorarsanız eski kataloğun en makbul olanı, orijinal baskıya sadık kalınarak yeniden basılanı.


Mesela ‘80’lerin etkin müzik firmalarından Göksoy Plak’taki Zuhal Olcay ve Leman Sam albümleri, Ada Müzik tarafından devralındığından beri orijinaline sadık kalınmış baskılarıyla piyasada bulunabiliyor. Ada Müzik, geçtiğimiz dönemde Esin Afşar’ın çok önemli iki albümünü de (“Dün ve Bugünün Türk Şiir ve Ezgileriyle” ve “Ruhi Su’ya Türkü”) tıpkıbasım olarak piyasaya sürdü. Aynı şekilde Gürol Ağırbaş’ın “Bas Şarkıları” başlığıyla yayımladığı iki albümü de bir süredir Ada Müzik etiketiyle raflarda.

DMC Göksoy Plak’tan aldığı Yeni Türkü albümlerini kapaklarını değiştirse de, içeriğini değiştirmeden, setler halinde yayımladı. Sektörün eski firmalarından Elenor Plak da eski katalog albümlerini kapaklarını değiştirerek ama içeriğine dokunmadan yayımlayanlar arasında. Yaşar Plak’ın eski kataloğundaki Bergen, Ferdi Özbeğen, Nilüfer ve Ajda Pekkan albümleri de kimisi farklı, kimisi orijinal kapak baskılarıyla piyasada bulunabiliyor. Yavuz Plak da Emel Sayın, Muazzez Abacı, Zeki Müren ve Cem Karaca başta olmak üzere kataloğundaki albümleri zaman zaman kapaklarını değiştirerek yayımlamaya devam ediyor. Emre Plak da Ümit Besen, Barış Manço, Aşkın Nur Yengi ve daha nice serileriyle uzun süredir bu furyanın içinde. 


Fono Müzik Harun Kolçak’ın ilk iki albümünü ve elindeki üç Zerrin Özer albümünü tıpkıbasım olarak yeniden yayımladı. Sezen Aksu’nun çeşitli firmalardaki albümlerinin yayın haklarını satın alarak oluşturduğu setler de kendi firmasından ve farklı tasarımlarla yayımlandı. Selda Bağcan, Özdemir Erdoğan, Orhan Gencebay ve İlhan İrem gibi isimlerse bu işi zaten yıllardır yapıyorlardı.
Örnekler çoğaltılabilir hatta saymakla bitmeyebilir. 

Ancak son dönemin en dikkat çekici eski katalog hamlesinin Avrupa Müzik’ten geldiğini mutlaka söylemeliyim. ‘90’ların başında sektöre çok hızlı giren, kısa zamanda büyük bir yüzdeyle piyasaya hâkim olan, peşi sıra önce Universal Müzik’e dönüşen, sonrasında ise gürültülü patırtılı bir şekilde kapanan Raks Müzik’in albümleri nicedir piyasada bulunmuyordu. Bu da pop müziğin büyük patlama yaptığı bir dönemin neredeyse tamamen kaybolması demekti. O yıllarda yayımlanmış Raks/Universal Müzik etiketli, sarı bandrollü CD’lerin ikinci el sitelerinde ve sahaflarda inanılması güç meblağlarla alıcı bulması boşuna değildi. Çok yakın bir dönemin albümleri neredeyse plaklardan bile kıymetli hale gelivermişti.


Avrupa Müzik’in Raks/Universal kataloğunu devralmasıyla birlikte beklenen oldu ve söz konusu kayıp albümler birer birer gün ışığına çıkmaya başladı. Bendeniz’den tutun da, Çelik’e, oradan İzel’e, Fatih Erkoç’a, Serdar Ortaç’a kadar bu çok renkli ve çok kıymetli eski katalog birer ikişer yeniden basıldı ve raflarda yerini aldı. Bununla birlikte Tempa/Foneks Müzik ve Odeon’un tüm kataloğunu da devralan Avrupa Müzik, böylece sektördeki en büyük arşivlerden birine sahip oldu. Nitekim gerek Odeon, gerekse Tempa/Foneks kataloğundan albümler de ardı ardına dinleyiciye ulaştı.  

Ne var ki Avrupa Müzik bu işi nedense sessiz sedasız yaptı ve birçok kişi bu albümlerin yeniden basıldığını ancak raflarda gördüğünde fark etti. Oysa duyurulmalı, anons edilmeli ve hatta konuşulmalıydı bu önemli iş. Mesela yine Avrupa Müzik etiketiyle yapılmış, “90’lar En İyi Türkçe Pop” adını taşıyan ve sadece bazı dijital platformlardan edinilebilen şahane bir ‘90’lar seçkisi var ama bundan pek kimsenin haberi yok.


Eski katalog haberlerinin en yenisi ise geçtiğimiz günlerde duyduk. Pasaj Müzik, Universal kataloğundaki Şebnem Ferah albümlerini devralmış. Universal hesabına yapılan dört albümün de Pasaj Müzik’e geçmesiyle Ferah’ın tüm albümleri aynı firmanın çatısı altında toplanmış oluyor ki bu bir müzisyen için çok büyük bir avantaj. Müzikseverler için de öyle. Nitekim Pasaj Müzik, Ferah’ın halen piyasada bulunmayan ilk dört albümünü yeniden yayımlıyor şimdi.


Yeni nesil müzik dinleyicisinin albümleri CD olarak satın almaya pek de sıcak bakmadığı bu zamanda, firmaların hâlâ arşiv kaygısı güden “eski kafalı” müzik dinleyicilerine yönelik eski katalog hamlelerinin, ticari açıdan yeni fırsatlar yaratmanın yanı sıra, hem kendileri, hem de kataloglarına sahip çıktıkları müzisyenler adına bir prestij vesilesi olduğu gün gibi ortada. İş ki dinleyenler de sahip çıksın, kıymetini bilsin. Belki bugünün kataloglarını kurtarmanın yolu da eski kataloglara sahip çıkmaktan geçiyordur, kim bilir?

Bu yazı www.sahiplen.com tarafından Yavuz Hakan Tok adına koruma altına alınmıştır. Kaynak gösterilmeden ve izinsiz kullanılması kanunen suç teşkil etmektedir.  

ŞUBAT 2012

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder