Bu Blogda Ara

16 Şubat 2013 Cumartesi

Nerede O Eski Kataloglar?



Türkçeye ‘geçmişe dönük’ ya da ‘eski katalog’ diye çevirebileceğimiz “back catalogue” tabiri İngilizcede hem müzik, hem de kitap sektöründe kullanılıyor. Müzik firmasının ya da yayınevinin, geçmiş yıllarda yayımladığı ve artık piyasada bulunmayan albüm ya da kitapları ifade eden bu tabir, aynı zamanda söz konusu eserleri yeniden yayımlama işinin de şifresi haline gelmiş zaman içerisinde. Ve bilindiği üzere Türkiye’de kitap sektöründe yıllardır yürüyen bu işin müzik sektöründe kabul görmesi daha çok yeni.

Eski katalog hem firmalar, hem de müzik üretenler için ciddi bir prestij ve gelir demek aslında. Varlığı bilinen, ancak sadece az sayıda arşivinin tekelinde kalmış olan eserleri yeniden dolaşıma sokmak, herkesçe elde edilebilir hale getirmek az şey değil. Dünyada bu iş yıllardır yapılıyor ve önemli müzik firmaları yayımladıkları eski kataloglardan azımsanmayacak bir para kazanıyor. Elvis Presley, Beatles, Michael Jackson gibi isimlerin eski kataloglarının hâlâ nasıl satıldığı ve hem firmalarına, hem de bu isimlerin varislerine büyük gelir getirdiği bir sır değil.   


Peki Türk müzik sektöründe bu iş neden bu kadar geç kabul gördü? Cevabı sorunun içinde aslında. Türkiye’de müzik dünya ölçülerinde bir sektör olamadı hiçbir zaman. Unkapanı kuralları başka türlü işliyordu. Müzikten kazanılan çoğu zaman müziğe yatırılmadı, arşiv tutulmadı, kısa günün kârı mantığı her devirde geçerli oldu. Müzik yapımcıları kadar müzik üretenler de kusurun/suçun ortağı elbette. Nitekim Türkiye’de taş plak, plak ve kaset döneminin, CD’lerde ise ‘80’lerin sonlarından 90’ların ortalarına dek olan dönemin arşivi zaman içerisinde bulunamaz, ulaşılamaz hale geldi. Çünkü o plakları, kasetleri, albümleri yayımlayan firmalar birer ikişer kapandı. Kimileri kataloglarını yok pahasına devretti, kimileri iflas bayrağını çektiği için kataloglar yıllar boyu kullanılamaz hale geldi; mahkemeler, davalar, hacizler arasında kayboldu.


Neyse ki 2000’lerin başından itibaren Ada Müzik, Kalan Müzik, Odeon Müzik ve Ossi Müzik tarafından dört koldan yürütülen çabalarla taş plaklarda ve plaklarda kalmış şarkılar/albümler birer ikişer yeniden piyasaya sürülmeye başlandı. Bu firmalar içerisinde bir tek Odeon, ta taş plak dönemden beri faaliyette olan bir müzik firması olmasının avantajıyla kendi eski kataloğunu değerlendiriyor, diğerleri ise bin bir güçlükle kapanmış ya da el değiştirmiş firmaların peşine düşüp, plaklardaki şarkıların yayın haklarını almaya çalışıyordu. Bu noktada devreye telif hakları yasasının yaptırımları giriyor ve epeyce teknik ayrıntıya girmek gerektiği için burada açıklamayacağım türlü sebeplerle eski bir albümü/plağı ya da şarkıyı yeniden yayımlamak, tam anlamıyla kazı yapan bir arkeolog ciddiyeti, titizliği ve sabrıyla çalışmayı gerektiriyordu.


Bunca zorluklara rağmen yayımlanabilen eski katalog albümler büyük ilgi görüp de en az yeni albümler kadar satış rakamları yakalamaya başlayınca piyasadaki bütün firmalar bu eski katalog işine kafa yormaya, zaman ayırmaya başladı. Sonra da arkası geldi zaten.

Şayet ille de orijinal plağını satın alma/edinme kaygısı taşıyan saplantılı bir arşivci değilseniz, bugün zamanında plak olarak yayımlanmış çok şarkıya/albüme hem dijital platformlarda, hem de CD formatında ulaşmak mümkün. Hatta dijital platformalar bu konuda bir adım önde; zira bazı firmalar CD formatında tekrar basmadıkları albümleri dijital platformlarda satışa sunuyorlar. Özellikle zamanında sadece kaset formatında yayımlanmış nice albümü şu an dijital platformlarda bulmak mümkün.


Eski katalog yayımlama konusunda çeşitli eğilimler var. Bunların başında, albümün orijinal kapağını ve hatta adını değiştirip, satın alanda yeni bir albümmüş ya da bir “best of”muş yanılgısı yaratmak geliyor. Özellikle alaturka albümlerde bu taktik geçer akçe gibi görünüyor. Bir de gerçekten derleme yapılan albümler (Ada Müzik’in “Eski 45’likler”, Ossi Müzik’in “Bir Zamanlar” ve Odeon’un “Bak Bir Varmış Bir Yokmuş” serileri gibi) var. Eski katalog furyasını başlatan bu işlerin son derece özenli kotarıldığı herkesin malumu; nitekim hâlâ da satılıyorlar. Ancak bana sorarsanız eski kataloğun en makbul olanı, orijinal baskıya sadık kalınarak yeniden basılanı.


Mesela ‘80’lerin etkin müzik firmalarından Göksoy Plak’taki Zuhal Olcay ve Leman Sam albümleri, Ada Müzik tarafından devralındığından beri orijinaline sadık kalınmış baskılarıyla piyasada bulunabiliyor. Ada Müzik, geçtiğimiz dönemde Esin Afşar’ın çok önemli iki albümünü de (“Dün ve Bugünün Türk Şiir ve Ezgileriyle” ve “Ruhi Su’ya Türkü”) tıpkıbasım olarak piyasaya sürdü. Aynı şekilde Gürol Ağırbaş’ın “Bas Şarkıları” başlığıyla yayımladığı iki albümü de bir süredir Ada Müzik etiketiyle raflarda.

DMC Göksoy Plak’tan aldığı Yeni Türkü albümlerini kapaklarını değiştirse de, içeriğini değiştirmeden, setler halinde yayımladı. Sektörün eski firmalarından Elenor Plak da eski katalog albümlerini kapaklarını değiştirerek ama içeriğine dokunmadan yayımlayanlar arasında. Yaşar Plak’ın eski kataloğundaki Bergen, Ferdi Özbeğen, Nilüfer ve Ajda Pekkan albümleri de kimisi farklı, kimisi orijinal kapak baskılarıyla piyasada bulunabiliyor. Yavuz Plak da Emel Sayın, Muazzez Abacı, Zeki Müren ve Cem Karaca başta olmak üzere kataloğundaki albümleri zaman zaman kapaklarını değiştirerek yayımlamaya devam ediyor. Emre Plak da Ümit Besen, Barış Manço, Aşkın Nur Yengi ve daha nice serileriyle uzun süredir bu furyanın içinde. 


Fono Müzik Harun Kolçak’ın ilk iki albümünü ve elindeki üç Zerrin Özer albümünü tıpkıbasım olarak yeniden yayımladı. Sezen Aksu’nun çeşitli firmalardaki albümlerinin yayın haklarını satın alarak oluşturduğu setler de kendi firmasından ve farklı tasarımlarla yayımlandı. Selda Bağcan, Özdemir Erdoğan, Orhan Gencebay ve İlhan İrem gibi isimlerse bu işi zaten yıllardır yapıyorlardı.
Örnekler çoğaltılabilir hatta saymakla bitmeyebilir. 

Ancak son dönemin en dikkat çekici eski katalog hamlesinin Avrupa Müzik’ten geldiğini mutlaka söylemeliyim. ‘90’ların başında sektöre çok hızlı giren, kısa zamanda büyük bir yüzdeyle piyasaya hâkim olan, peşi sıra önce Universal Müzik’e dönüşen, sonrasında ise gürültülü patırtılı bir şekilde kapanan Raks Müzik’in albümleri nicedir piyasada bulunmuyordu. Bu da pop müziğin büyük patlama yaptığı bir dönemin neredeyse tamamen kaybolması demekti. O yıllarda yayımlanmış Raks/Universal Müzik etiketli, sarı bandrollü CD’lerin ikinci el sitelerinde ve sahaflarda inanılması güç meblağlarla alıcı bulması boşuna değildi. Çok yakın bir dönemin albümleri neredeyse plaklardan bile kıymetli hale gelivermişti.


Avrupa Müzik’in Raks/Universal kataloğunu devralmasıyla birlikte beklenen oldu ve söz konusu kayıp albümler birer birer gün ışığına çıkmaya başladı. Bendeniz’den tutun da, Çelik’e, oradan İzel’e, Fatih Erkoç’a, Serdar Ortaç’a kadar bu çok renkli ve çok kıymetli eski katalog birer ikişer yeniden basıldı ve raflarda yerini aldı. Bununla birlikte Tempa/Foneks Müzik ve Odeon’un tüm kataloğunu da devralan Avrupa Müzik, böylece sektördeki en büyük arşivlerden birine sahip oldu. Nitekim gerek Odeon, gerekse Tempa/Foneks kataloğundan albümler de ardı ardına dinleyiciye ulaştı.  

Ne var ki Avrupa Müzik bu işi nedense sessiz sedasız yaptı ve birçok kişi bu albümlerin yeniden basıldığını ancak raflarda gördüğünde fark etti. Oysa duyurulmalı, anons edilmeli ve hatta konuşulmalıydı bu önemli iş. Mesela yine Avrupa Müzik etiketiyle yapılmış, “90’lar En İyi Türkçe Pop” adını taşıyan ve sadece bazı dijital platformlardan edinilebilen şahane bir ‘90’lar seçkisi var ama bundan pek kimsenin haberi yok.


Eski katalog haberlerinin en yenisi ise geçtiğimiz günlerde duyduk. Pasaj Müzik, Universal kataloğundaki Şebnem Ferah albümlerini devralmış. Universal hesabına yapılan dört albümün de Pasaj Müzik’e geçmesiyle Ferah’ın tüm albümleri aynı firmanın çatısı altında toplanmış oluyor ki bu bir müzisyen için çok büyük bir avantaj. Müzikseverler için de öyle. Nitekim Pasaj Müzik, Ferah’ın halen piyasada bulunmayan ilk dört albümünü yeniden yayımlıyor şimdi.


Yeni nesil müzik dinleyicisinin albümleri CD olarak satın almaya pek de sıcak bakmadığı bu zamanda, firmaların hâlâ arşiv kaygısı güden “eski kafalı” müzik dinleyicilerine yönelik eski katalog hamlelerinin, ticari açıdan yeni fırsatlar yaratmanın yanı sıra, hem kendileri, hem de kataloglarına sahip çıktıkları müzisyenler adına bir prestij vesilesi olduğu gün gibi ortada. İş ki dinleyenler de sahip çıksın, kıymetini bilsin. Belki bugünün kataloglarını kurtarmanın yolu da eski kataloglara sahip çıkmaktan geçiyordur, kim bilir?

Bu yazı www.sahiplen.com tarafından Yavuz Hakan Tok adına koruma altına alınmıştır. Kaynak gösterilmeden ve izinsiz kullanılması kanunen suç teşkil etmektedir.  

ŞUBAT 2012

4 Şubat 2013 Pazartesi

Bu Yazının Sahibi Benim!



“Aman sakın ha şarkılarınızı noterden tasdikletmeden filanca kişiye dinletmeyin!”

Şarkı yazdığım ve şarkılarımı birilerine dinletmeye, beğendirmeye çalıştığım dönemde en çok duyduğum cümlelerden biriydi bu. Piyasada görüştüğüm kim var kim yoksa herkes, en az bir isim verip, ismini verdiği şarkıcı ya da besteciyi esinlenmekle, hatta aşırmakla suçluyor ve beni uyarıyordu. İyi niyetlerinden şüphe duymadım, hatta bazı isimlerin sıklıkla zikredilmesinde ister istemez doğruluk payı aradım ama bu tasdik işine de bir türlü alışamadım. Şarkının sözünü yaz, bir notist bul, notaya döktür, sonra notere git, avuç dolusu para ver.


Belki bu işte hiçbir zaman profesyonel olamadığım için böyleydi bu, belki de herhangi ünlü bir bestecinin benim bir şarkımdan esinlenmiş olması bile mutlu edecekti, artık bilemiyorum. Nitekim tasdiklettiklerim kadar tasdikletmediklerimi de gönderdim/dinlettim yıllarca sağa sola. Nedense bir Allah’ın kulu da esinlenmedi. Sanırım esinlenilecek kadar güçlü besteler yapamıyordum. Şarkılarım hiç aşırılmadı diye üzüldüğüm bile olmuştur belki, ne bileyim ben.

Tabii bu işin şakası. Sanatsal üretim yapan, yazan, çizen, tasarlayan herkes için bu mesele şakaya gelmeyecek kadar ciddi bir sorun. Ve yakın zamana kadar bu sorunun tek çözüm yolu, yukarıda da bahsettiğim gibi, notere para saymaktan geçiyordu. Neyse ki artık çok daha ekonomik ve pratik bir alternatif var.

Konuya girmeden evvel bu konuda bilgisi olmayanlar için kısa bir açıklama yapmam lazım. Herhangi bir üretiminizi notere tasdik ettirmek, o üretimi sizin yaptığınıza dair kanuni bir ispat kabul ediliyor. Ama noter şunu yapmıyor: Diyelim ki siz Sezen Aksu’nun bir şarkısının sözünü ve notasını kağıda döküp kendi şarkınızmış gibi tasdike götürdünüz; noter onu okuyup ya da piyanoda çalıp şarkının size ait olup olmadığını incelemiyor. Aynen tasdiki basıyor. E ne oldu şimdi, Sezen Aksu’nun şarkısı sizin mi oldu?.. Elbette hayır! Eğer Sezen Aksu onu sizden önce tasdikletmişse, sizin tasdikiniz bir işe yaramıyor. Olay mahkemelik olduğunda ilk tasdik ettiren kişi eserin sahibi kabul ediliyor. Mahkemede bilirkişiler incelemesini buradan hareketle yapıyor.

O zaman demek ki neymiş?.. Eserimizi ortaya çıkarır çıkarmaz, daha bizden başka kimse görmemiş, duymamış ya da okumamış iken ilk işimiz tasdiklettirmek olmalıymış.



Nicedir her işimizi “online” yürütürken, ne büyük eziyet değil mi kalkıp notere gitmek?.. Harcadığınız para da cabası. Peki yok mu bunun bir kolay yolu? Artık var! Bu yazının konusu da bu zaten.

Nicedir adını çeşitli vesilelerle duyduğum bir internet sitesi var: www.sahiplen.com , adından da anlaşılacağı üzere yazan, çizen, tasarlayan herkesin ürettiklerini sahiplenmesi için kurulmuş bir platform. Önce sisteme üye olup bir kullanıcı adı ve şifre belirliyorsunuz, sonra oturduğunuz yerden, canınız ne zaman isterse 7/24 eserlerinizi “online” olarak tasdik ettiriyorsunuz. Bu kadar kolay ve hem de noterle kıyaslanmayacak kadar ucuz.


Tabii insanın aklına gelen ilk soru, bu sistemde eser tasdik ettirmenin kanuni bir geçerliliğinin olup olmadığı. Ben de aynı şeyi düşündüm. Sonra üşenmedim, siteyi faaliyete geçiren şirkete gidip, meseleyi bizzat yerinde inceledim. Hem merakımdan, hem de bu yazıyı okuyacaklara faydası olur düşüncesiyle.

sahiplen.com 5070 Sayılı Elektronik İmza Kanunu kapsamında, yetkili elektronik sertifika hizmet sağlayıcı (ESHS) olarak hizmet veren TÜRKTRUST A.Ş.’nin teknik altyapısından faydalanarak oluşturulmuş bir uygulama. Bu uygulama ile bilgisayarınızdaki her türlü dosya ve veriye zaman damgası vurduruyor ve böylece adınıza tasdikletmiş oluyorsunuz. Ve adı geçen kanun kapsamında oluşturulan zaman damgasının, elektronik veriler üzerinde fikri mülkiyet haklarının ispat hukuku bakımından incelenmesinde kanuni geçerliliği var.

2010 yılının Ağustos ayında hayata geçirilen bu uygulamanın fikir babası ve mimarı Barış Ciner’le geçtiğimiz günlerde Kadıköy’deki ofisinde görüştüm. Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu Barış Ciner, Cambridge Üniversitesinde de bir yıl boyunca iş İngilizcesi eğitimi almış, henüz 30 yaşında genç bir girişimci. Ciner, üniversite yıllarında amatör olarak müzikle ilgilenmesinin bu fikri geliştirmesinde etken olduğunu söylüyor.


CİNER: Üniversite yıllarında bir grubumuz vardı ve Sing Your Song yarışmasına katılacaktık. Herkes bize şarkınızı göndermeden önce noterden tasdik ettirin dedi. Öğrenciyiz hepimiz. Notere gittik. Hiç unutmuyorum, cebimizdeki bütün parayı notere verdik. O zamanlar düşünmüştüm bunun daha kolay bir yolu olmalı diye. Sonra TURKTRUST’ta çalışmaya başlayıp da zaman damgasının ne işe yaradığını öğrenince aklıma bu fikir geldi.

YHT: Nedir bu işin mantığı?

CİNER: Yaptığımız iş noterin ya da Kültür Bakanlığının yaptığının bir benzeri aslında. Orada evrak beyanı söz konusu, burada ise aynı evrak elektronik ortamda bize aktarılıyor ve biz de dosyanın üzerine zaman damgası vurarak o eseri, kimin, hangi tarih ve hangi saatte ibraz ettiğini doğruluyoruz.

YHT: Elektronik posta ile mi gönderiliyor eserler?

CİNER: Hayır. WEB tabanlı çalışan bir uygulama aslında bu. Bu yönüyle de Avrupa’da ilk, dünyada ise ilk beş içerisinde yer alan bir sistem bizimki. Dünyadaki benzer uygulamalarda genellikle bilgisayara yüklenen manuel bir program çalıştırılıyor. Yani kullandığınız bütün bilgisayarlara o programı yüklemeniz lazım. Bizimkinin farkı ise WEB tabanlı olması. Dilediğiniz her bilgisayardan sisteme girebiliyorsunuz. Yakın zamanda uygulamanın mobil versiyonlarını da kullanıma sokacağız. Böylece akıllı telefon ve tabletlerden de sisteme girilebilecek.

YHT: Yani aklımıza yolda giderken bir şey geldi, hemen telefona yazıp tasdik ettirebilecek miyiz? Abartılı mı oldu biraz bu örnek?

CİNER: Yok hayır abartılı değil. Aynen bunu yapabileceksiniz. Hatta diyelim bir bestecisiniz ve o an aklınıza bir melodi geldi. Oracıkta telefona kaydedip, anında tasdik ettirebileceksiniz. Ondan sonra hemen arkadaşlarınızla paylaşmaya başlayabilirsiniz.

YHT: WAW, MP3 uzantılı dosyaları da mı tasdikletebiliyoruz?

CİNER: Her formatı destekliyor sistem. Elektronik bütün formatları kullanabilirsiniz.


YHT: Eser tasdiki özellikle nota yazamayan besteciler için sıkıntıdır ya o bakımdan sordum bunu. Noter tasdiki için illa eserin notasını yazdırmak gerekir.

CİNER: Evet ben de amatör müzisyen olduğum için biliyorum. Şarkılarının notasını yazdırmak için de para harcayan besteciler var. Ama bu sistemde buna gerek yok. Tasarımcılarda da başka türlü bir sıkıntı var. Mesela bir firma için logo tasarlıyorsunuz. Firma görüyor ve beğenmiyor, anlaşamıyorsunuz. Sonra bir bakıyorsunuz sizin tasarımınız bir şekilde kullanılmış. İşte bu noktada bizim sistem devreye giriyor ve tasarımcı eserini firmayla paylaşırken, gönderdiği elektronik postaya ‘bu eser sahiplen.com tarafından koruma altındadır’ diye uyarı notu düşüyor. Böylece eserini korumuş oluyor.

YHT: Bu tasdik işlemi nasıl yapılıyor peki?

CİNER: Kullanıcı adı ve şifre alarak sisteme giriyor ve işlemi yapıyorsunuz. Yani internete bir dosya “upload” eder gibi, dosyanızı “server”a yüklüyorsunuz. “Server” bu dosyaya tüm dünyadaki servis sağlayıcılarının kullandığı ortak saate göre zaman damgasını vuruyor ve kullanıcıya indirmesi için ikinci bir dosya veriyor. Kullanıcı bu dosyayı bilgisayarına indiriyor ve orijinal dosya ile birlikte bilgisayarında saklıyor. Daha sonra orijinal dosyada bir değişiklik yapılır ise, sistem doğrulama yapmıyor çünkü damgalanan orijinal dosya bozulmuş oluyor.

YHT: İkinci dosya ne zaman geliyor kullanıcıya? Yani yüklenen dosyaya zaman damgası vurulması ne kadar sürüyor?

CİNER: Zaman damgası dosyayı yüklediğiniz anda vuruluyor. Beş saniye bile sürmüyor. Ve önemli bir ayrıntı da şu ki, bu işlemi yüklediğiniz eserlerin kopyasını bizimle paylaşmadan yapıyorsunuz.

YHT: Nasıl yani? Siz ne yüklendiğini görmüyor musunuz?

CİNER: Hayır. Biz kim, hangi dosyayı ibraz etmiş, içeriğinde ne var, onu görmüyoruz. Noterde de aynıdır zaten. İbraz ettiğiniz evrakı oturup okumaz, incelemezler. Biz de aynı işlemi yapıyoruz. Eserin içeriği bizi ilgilendirmiyor. O tamamen itilaf durumlarında incelenecek bir konu ve Telif Hakları Yasası, kim daha önce tescil ettirdiyse, onu hak sahibi kabul ediyor.


YHT: Evet hep noter işlemlerinin pahalılığından şikayet ediyoruz ama bu sistemi kullanmanın da bir bedeli var değil mi?

CİNER: Var. Üyelik için ücret talep etmiyoruz ve her üye olana da bir zaman damgası kontörü hediyesi veriyoruz. Her işlem bir kontör, bir kontör ise 4 TL.

YHT: Çok ucuzmuş. Peki tasdiklettirdiğiniz eserin ne olduğu, ne boyutta olduğu önemli değil mi?

CİNER: Hayır, her bir işlem 4 TL. Sadece kullanılan sistem gereği bir dosyanın 100 MB boyutunu geçmemesi gerekiyor. Geçiyorsa dosyanızı bölmelisiniz. 

YHT: Kontör nasıl satın alınıyor?

CİNER: Sisteme girdiğinizde bunun ile ilgili bilgiler var. İsterseniz kredi kartıyla “online” olarak, isterseniz telefon hattınızdan (Turkcell, AVEA, Vodafone şebekelerinden) kısa mesaj yoluyla kontör satın alabiliyorsunuz. Telefon hatlarıyla satın alınan kontörlerin ücretleri telefon faturanıza yansıyor.


YHT: Bu işin kanuni geçerliliğine ikna oldum olmasına da, hiç yaşanmış bir itilaf durumu oldu mu şu ana kadar üyelerinizle ilgili?

CİNER: Biz üyelerimize hem e-posta, hem de telefon yoluyla 7/24 danışmanlık hizmeti de veriyoruz. Sorunlar olduğunda avukatlarımıza yönlendiriyoruz. Ancak şu ana kadar emsal teşkil edecek bir olay olmadı. Ben de merakla bekliyorum açıkçası.

YHT: Ortaya çıkmamış bir esere ait fikir de tescil edilebilir mi?.. Mesela diyelim ben bir televizyon projesi ya da kitap projesi geliştirdim. Bunu da tescil ettirebilir miyim?

CİNER: Ne Türkiye’de ne de dünyada fikrin tescil ettirilmesi mümkün. Mesela bir yazılım projesi fikriniz var. Bunu tescilletebilmek için işi fikir aşamasından ileri götürüp yazılımı geliştirmeniz, kullanılabilir hale getirmeniz lazım. Ondan sonra da parka patentini alabilirsiniz ki patent işi ayrı bir alan. Yazılımı da eser olarak tescil ettirebilirsiniz ama fikir aşamasında iken bunu yapamazsınız. Özellikle yazılım üzerine çalışan çok sayıda kullanıcımız var. Çünkü yazılımın kodlarını basılı olarak alıp notere tasdik ettirmek gerçekten yüklü bir meblağ tutuyor.


YHT: Başka hangi alanlarda kullanılıyor sahiplen.com ?

CİNER: Mesela ben de çok ciddi vakit ayırıp teknoloji üzerine bir internet sitesinde köşe yazıları yazıyorum. Özgün bir içerik yaratıyorum ve benim için çok değerli. Haliyle başka birinin alıp kullanması beni rahatsız eder.

YHT: Ki internet ortamı ‘kopyala yapıştır’a çok müsait?

CİNER: Aynen öyle. Alıntı yapılabilir elbette ama kendi yazısıymış gibi, kendi imzasıyla kullananları kabul etmek mümkün değil. Ben de bu sistemde yazılarımı koruma altına alıyorum mesela. Yarın öbür gün birisi kalkıp bu yazı üzerinde hak iddia etse, yazının tescili bende.

YHT: Yani internet ortamına yüklenen yazıları da tescilletebiliriz?

CİNER: Elbette. Kaldı ki bunu mutlaka yapmak lazım. Çünkü bir zaman harcıyor, emek veriyorsunuz ve sonra yazdıklarınız internette başıboş dolaşıyor. Bu şekilde internet ortamında yazı yazan birçok yazar üyemiz var zaten. Musa Savaş, Yasemin Pulat, Yeliz Pulat gibi isimler sayabilirim. Önce sahipleniyor, sonra yayımlıyorlar yazılarını. Çünkü bu konuda kötü deneyimler yaşamışlar daha önce. Bunu size de bir alışkanlık haline getirmenizi öneririm. Aynı şekilde WEB sitesi içerikleri de koruma altına alınabiliyor.

YHT: Bu uygulamayı kullanan kimler var profesyonel müzisyenlerden?

CİNER: Kullanıcı bilgilerini paylaşmıyoruz normalde. Ancak kendilerinin bilgisi dâhilinde olduğu için ve bunu açıkladıkları için birkaç ismi sayabilirim. Mesela Timur Selçuk, Tan, Özgün, Burak Kut, Asya sayabileceğim isimler arasında. Sistemi en çok kullananlar şu anda müzisyenler zaten. Ondan sonra yazarlar geliyor. Üçüncü sırada ise tasarımcılar var.


YHT: Diyelim ki adıma tescilli eserimin başka bir imza ile kullanıldığını gördüm. Ne yapmalıyım bu durumda?

CİNER: En yakın Cumhuriyet Başsavcılığına bir dilekçe ile başvuruyorsunuz. Dilekçenin ekine de o eserin size ait olduğunu gösteren belgeleri koyuyorsunuz. Noter tasdiki olabilir, Kültür Bakanlığı onayı olabilir ya da bizim vurduğumuz zaman damgası olabilir. Eğer eserinizin izinsiz kullanıldığı ispatlanırsa, eseri kullanan kişinin alacağı ceza, hırsızlık yapan biri ile aynı. Yani kanun karşısında bir kuyumcu dükkânından bilezik çalmak ne ise, size ait olmayan bir eseri haksız sahiplenmek de o. Eğer bu işten bir de ticari kazanç elde ettiyseniz, kanun sizi elde ettiğiniz kazancın beş katını asıl hak sahibine ödemeye mahkûm ediyor.

YHT: Teşekkür ederim. Verdiğiniz bilgiler şahsen benim çok işime yarayacak. Ama daha da önemlisi bu röportajı okuyanların işine yarayacak.

CİNER: Rica ederim. Zaten bütün amacımız üreten insanların bu bilince sahip olması. Bu elbette ticari bir iş sonuçta ama bizim için ticaretten daha önemlisi yaptığımız işin Türkiye’de bu konudaki hassasiyetin artmasını sağlaması. Bu sebeple ben size teşekkür ederim.

Yağmurlu bir Kadıköy akşamında Anadolu yakasına veda edip, vapurla karşıya geçerken bu yazıyı kafamda tasarlamıştım bile. Bu işe en çok internetteki yazılarından alıntılanan cümlelerinin altına Can Yücel ya da Nazım Hikmet imzası atılan yazar arkadaşım sevinecek diye düşünüyordum bir yandan. Galiba önce onu aramalı ve konudan haberdar etmeliydim. Aynı gece sahiplen.com ‘a girip üye oldum. Artık ben de internet ortamında yayımladığım yazılarım başta olmak üzere, bütün ürettiklerimi kendi adıma tescilletecektim. Ve bu yazı da koruma altına aldığım ilk yazım olacaktı. Nitekim son noktayı koyduktan sonra yazıma hemen zaman damgası vurduracağım için artık gönül rahatlığıyla ikazımı da yazabilirim.

Bu yazı www.sahiplen.com tarafından Yavuz Hakan Tok adına koruma altına alınmıştır. Kaynak göstermeden ve izinsiz kullanılması kanunen suç teşkil etmektedir.   

ŞUBAT 2012