Bu Blogda Ara

20 Aralık 2012 Perşembe

Şimdi Haberler!

TRT’DEN EUROVISION KARARI: “KÜSTÜM, OYNAMIYORUM!”

TRT Genel Müdürü daha önce sinyallerini verdiği açıklamayı geçtiğimiz hafta yaptı: Türkiye bu yıl Eurovision şarkı yarışmasına katılmıyor!


Çok tartışıldı, yazıldı çizildi. Zaman gazetesinden Ali Pektaş bundan birkaç hafta önce bir soruşturma yapmış, “Türkiye Eurovision’a katılmazsa ne olur?” diye sormuştu. Benim verdiğim cevap aynen şöyleydi:

“En son ses, görüntü ve ışık sistemlerinin kullanıldığı devasa bir televizyon şovu Eurovision. Yarışmaya böyle bakar ve milli mesele haline getirmezsek çok daha fazla eğleneceğimiz de kesin. Zira bu yarışmada sadece birinci olmanın bir anlamı var birinci de her zaman en iyi şarkı oluyor. Evet politik bir yarışma elbette ama bence politika birincileri kolay kolay değiştirmiyor.  


Peki Türkiye Eurovision’a katılmazsa ne olur? Hiçbir şey olmaz; sadece böyle bir eğlenceden mahrum kalırız. Mahallenin çocukları sokakta oynarken pencerede oturup izlemek gibi olur bu ve hem bizim canımız sıkılır, hem de bir süre sonra kimse adımızı bile hatırlamaz. Geçtiğimiz yıllarda İtalya bir rest çekerek bir süre yarışmaya katılmadı ama sonra geri dönmek zorunda kaldı. Çünkü hiç kazanamasanız bile oyunda olmak/kalmak önemlidir.

Yarışmanın bugünkü haliyle Türkiye’de müziğe bir katkısı olduğunu düşünmüyorum. Sadece orada bizi temsil eden kişi ya da gruba hayat boyu yaşayamayacağı büyük bir deneyim kazandırıyor. Dolayısıyla katılmazsak müziğimiz de bir zarar görmez. Avrupa’yla ilişkilerimizin zedeleneceğini de sanmam; aksine umurlarında bile olmaz.”


Oysa TRT aksini düşünüyor olsa gerek ki, katılmama kararını bir protesto, bir rest çekme gibi lanse etti yaptığı açıklama ile. Tabii yerseniz. Çünkü neresinden baksanız iler tutar yanı olmayan bir açıklamaydı bu. Güya yarışmanın sponsoru da olan ‘beş büyükler’in her yıl koşulsuz şartsız doğrudan finale kalmasına bozuk atıyorduk. Oysa bu kural yeni konulmuş değildi ve Türkiye bu kural varken dahi yarışmada yüksek dereceler kazanmış idi.

Ama mesela bu sene getirilen yeni bir kural vardı ki bence yarışmadan çekilmemizin asıl gerekçesi olabilirdi. Yarışmayı düzenleyen Avrupa Yayın Birliği, belirli ülkelerin belirli ülkeleri kayırıyor, en yüksek puanlarını komşuları ya da gönül dostları arasında paylaştırıyor olmasına önlem olarak yeni bir uygulamaya başlayacaktı bu yıl. Yarı finallerde yarışacak ülkeler belirlenirken bu defa kura çekilmeyecek, seçim bilgisayar tarafından yapılacaktı. Böylece birbirine oy veren ülkelerin aynı yarı finalde yarışmaması sağlanacaktı. Mesela Türkiye ile Azerbaycan aynı yarı finalde olmayacaktı, ya da Yunanistan ile Kıbrıs.


Buyurun buradan yakın şimdi. Zaten telefon oylaması ve jüri oylamasını yüzde elli yüzde elli yaparak Türk diasporasını baltalamış Avrupa Yayın Birliğinin bakın şu yediği naneye! Bu saatten sonra ağzımızla kuş tutsak, bir “Every Way That I Can” daha bulamadığımız sürece birinciliği rüyamızda görürüz biz, bu belli oldu. O zaman kasmasak mı?.. En azından bu sene rest çekermiş gibi yapalım. Bakarsınız restimizi görürler hatta görmekle kalmaz, seneye yarışmayı bizim kazanacağımıza dair garanti de verirler. Hani geçen yıl İsveç’e yapmışlardı ya… Hani İsveç yarışmayı bu yüzden kazanmıştı ya…


“Fare dağa küsmüş, dağın haberi olmamış” diye bir atasözü vardır hani. Bana kalırsa bizim bu sözde restimizin tam olarak yaratacağı etki bu olacaktır. Yani “umurlarında olmayacak”! Biz de oyunun dışında kaldığımızla kalacağız. Yani geçmiş olsun!

Ha bir de bu arada yarışmanın İsveç’te yapılıyor olmasının yarattığı tatsızlıkları da es geçmemek lazım. İsveç öncelikle yarışmayı Malmö’de düzenleyeceğini söyleyerek ters köşeye yatırdı herkesi. Malmö küçük bir şehir ve konaklama imkânları sınırlı. Bu da yarışma için şehre akın edecek binlerce Eurovision meraklısının Kopenhag gibi yakın şehirlerde konaklamak zorunda kalması demek. Henüz yarışmaya aylar var ama şu anda Malmö’de lüks oteller dışında uygun fiyatlı bir konaklama yeri bulmak imkânsız.


Yetmezmiş gibi biletler geçtiğimiz günlerde bizim Biletix’e benzer bir “online” bilet satış sitesinde satışa çıktı ve çıkışından yarım saat sonra tükendi. “Fan” olmanın avantajı olarak “fan zone” denilen sahneye yakın bölümden bilet almanın bir esprisi de kalmadı bu sene; zira “fan zone”da koltuk olmadığı, o bölümden bilet alanların yarışmayı ayakta izleyeceği açıklandı. Tüm provaları ve finalleri içeren kombine biletlerin fahiş fiyatları da cabası. İsveç’in Türkiye ölçülerine göre zaten yeterince pahalı bir şehir olduğunu da göz önüne alırsak, bu sene yarışmaya gitmek lüks bir eğlence olacak gibi görünüyordu zaten. TRT’nin kararında böyle maliyet hesabı var mıydı, onu bilemiyoruz.

Yarışmaya 1976 ve 1977’de katılmamış, 1979’da son anda çekilmiş, 1994’de ise bir yıl önce yeterli puan alamadığımız için (o zamanki yarışma şartnamesi gereği) oyun dışı kalmıştık. O zamandan bu zamana yarışmanın yılmaz neferlerinden biri olan Türkiye, bu sene tıpkı ’76 ve ‘77’de olduğu gibi yine “küstüm, oynamıyorum” dedi.


Hepimizin çocukluğunda böyle bir anısı vardır. Küsersiniz, sonra evden, perde aralığından sokakta siz olmadan oyunlarına güzel güzel devam eden arkadaşlarınızı bir izler, iki izler üçüncü de tıpış tıpış gider, tekrar oyuna katılırsınız. Çünkü kimse kapınıza gelip “Ne olur küsme gel, sensiz olmaz. Gel bak oyunu senin istediğin gibi oynayacağız,” demez.

Eh artık biz azılı Eurovision meraklıları, bu sene perde arasından izleyeceğiz olanı biteni, çare yok. Sonra ne mi olacak? Onu da bekleyip, hep beraber göreceğiz.

iTUNES GELDİ, HOŞ GELDİ!


Ha açıldı ha açılacak diye beklemekten perişan olduk yıllardır. İkona her dokunduğumuzda “iTunes Store bu ülkede kullanılmamaktadır” ikazını görmek fena halde moralimizi bozdu; kendimizi ezik hissettik. Yüzyılın en havalı dijital müzik ve film satış platformu iTunes Store geçtiğimiz günlerde Türkiye dükkânını nihayet açtı da biz de bir kompleksimizden daha kurtulduk.

Sahiden çok havalı bir dükkân iTunes. Bir kere bugüne dek sahip olduğumuz irili ufaklı dijital platformlarla kıyaslanmayacak kadar zengin içerikli. Hem tasarımı, hem kullanım kolaylığı ile de hepsini yaya bırakacak kadar başarılı.

Daha önce de yazdım ama bu vesileyle yinelemekte fayda var. Yasal dijital platformların bizi korsan mp3 indirmekten alıkoyacak bir cazibesi olmalı her şeyden önce. Oysa pek de öyle olmadı bu zamana kadar. Yasal platformlardaki düşük kaliteli ve “tag”lenmemiş (yani şarkı bilgileri bulunmayan) mp3’ler hiç de cazip değildi. Hâlâ da öyle. Bugün bir TT Net Müzik’ten ya da ne bileyim, Turkcell Müzik’ten albüm indirdiğinizde, şarkıları albüm sırasıyla dinleyemiyorsunuz. Kapak, kartonet filan hak getire.


Oysa bir albüm sadece şarkılar demek değildir. Onların dinleyiciye sunuluş sırası kadar, içeriğine ait bilgileri, künyesi ve kartoneti de albümün bir parçasıdır. Ne yazık ki bu algı henüz oluşmadı Türkiye’de. Neyseki iTunes bunun yolunu açacak gibi gözüküyor. Henüz yerli albümlerde değil ama yabancı albümlerin bazılarında albümün kartonetini de indirme imkânı var çünkü. Ve yerli yabancı tüm albümlerde şarkıları albüm sırasıyla indirip dinleyebiliyorsunuz. Dahası da var. Mesela bazı albümlerin içeriğinde, yalnızca albümün tamamını satın aldığınızda sahip olabileceğiniz şarkılar ve videolar da var. Üstelik CD fiyatlarının yarısından bile daha az bir bedelle satın alabiliyorsunuz yabancı albümleri. Daha önce Türkiye kaynaklı hiçbir dijital platformun sahip olmadığı kadar zengin arşiv de cabası.


Buna karşın mesela TT Net Müzik’te eğer TT Net abonesi iseniz, 4 liraya satın aldığınız bir paketle 100 yerli şarkı indirmeniz mümkün (ki bu da yaklaşık 10 albüm eder) ama iTunes’da her bir albüm için 8-10 lira civarında bir para ödemeniz gerekiyor. Tek bir şarkı ise genellikle 0,9 liraya satılıyor. Böyle baktığınızda yerli albüm satın alma konusunda iTunes pek avantajlı gözükmüyor şimdilik.


Bir de bu “back catalogue” denilen mesela var. Yani artık gündemden düşmüş, ‘eski’ sıfatını kazanmış albümler. Türkiye’de yıllardır bu albümlerin gerek müzik marketlerdeki CD baskıları olsun, gerekse dijital kopyaları olsun hep yeni albümlerle aynı fiyat etiketi taşır. Oysa “back catalogue” ürünler, artık piyasadaki devir daimini tamamlamıştır ve raflardaki sirkülasyonunun devamı için daha makul bir fiyatlandırmayla satışa sunulması gerekir. Dünyada böyledir bu. Michael Jackson, Madonna gibi her daim satan isimlerin eski albümlerini bile uygun fiyatlarla bulmanız mümkündür. Ama nedense Türkiye’de mesela bir Ajda Pekkan’ın eski albümünü ucuz fiyata satın almak hayaldir.

iTunes’un yabancı kataloğu bu anlayışı da getiriyor memlekete. Yani raflardan 30 liraya satın alabileceğiniz “back catalogue” bir albümü, iTunes’dan 6 liraya filan indirmeniz mümkün. Her albüm için değil belki ama, bir çok albüm için böylesi avantajlar var. Mesela ben ‘80’lerin şarkılarından oluşan 100 şarkılık bir toplama albüm gördüm 8 liraya. Aynı albümü TT Net Müzik’ten satın almak istesem şarkı başına 1 liradan, 100 lira ödemem gerekirdi.     


Hadi fiyat hesaplarını da bırakın bir kenara, yıllardır Amazon’da bile bulunmadığı için CD olarak satın alamadığımız birçok albümün birkaç dokunuşla (hem de “online” alışverişin risklerine girmeden) satın alınabilmesi neresinden baksanız az şey değil. Mesela kızımın fevkalade hayranı olduğu Yunan şarkıcı Sakis Rouvas’ın sadece ne idüğü belirsiz bazı Yunanca sitelerden temin edilebilen (ve bu yüzden de temin edemediğimiz ve mecburen korsan mp3’lerine yöneldiğimiz) tüm albümlerine şimdi iTunes’dan ulaşabiliyoruz. Daha ne isteriz?..


iTunes’un Türkiye’de tıpkı yeni bir telefon modelini kucaklar, satın alabilmek için dükkân önlerinde sabahlar gibi haddinden fazla coşkuyla karşılanmasını küçümser tebessümlerle izleyenler az değil. Hatta Twitter’da bu konuda ummadığım kişilerin ummadığım yorumlarını okuduğum da oldu. Ben aynı fikirde değilim. iTunes Türkiye’de dijital müzik (ve de bugüne dek olmayan dijital film) sektörü için bir milat, bir dönüm noktası bence. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ve belki de bu milat, müzik tarihine mekanik CD satışının fişinin çekildiği an olarak yazılacak.

Abartılı bir kehanet mi oldu bu? Eh ne yapalım, bunu da bekleyip görelim bakalım.               

ARALIK 2012

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder