Bu Blogda Ara

12 Kasım 2012 Pazartesi

Dinlediklerim Kasım 2012


TEMAS – “BANA BİR YALAN SÖYLE”


2006’da yılında Tolga Yükseloğlu ve Savaş Ateşoğlu tarafından temelleri atılan Temas, Altuğ Özgün ve Murat Kanlı’nın katılmasıyla birlikte kendi şarkılarını yazmak ve çalmak üzere yola çıkmış bir grup. 2009 yılında “Hayata Dokun” adlı ilk albüm piyasaya çıktıktan kısa bir süre sonra solist değiştirmek zorunda kaldılar ve şu anki solistleri Alper Fıratlı gruba o günlerde katıldı. Temas kurulana kadar farklı gruplarda çalan ve sahne tecrübesi kazanan grup elemanlarının ortak noktası ise her birinin müzikten bağımsız işlerde çalışıyor olmaları. Halen iş hayatları ve müziği bir arada sürdürürken, bunun zamansızlık gibi ciddi bir sıkıntı yaratmasının dışında ekonomik olarak onlara sağladığı özgürlüğün müziklerine olumlu yönde katkı sağladığını düşünüyorlar.

Temas’ın ikinci albümü “Bana Bir Yalan Söyle”, geçtiğimiz günlerde We Play etiketiyle yayımlandı. Demirhan Baylan gibi kıdemli bir ismin prodüktörlüğünde ortaya çıkarılan albümde söz ve müzikleri grup elemanlarına ait on şarkı ve bir de “remix” var.


Albümün “Pazartesi” gibi öfkeli bir şarkıyla açıldığına bakmayın; yer yer popa yakın duran, kolay dinlenilebilir bir tarzı var Temas’ın. Şarkı sözleri çoğunlukla şiirli tamlamalar, metaforlarla yüklü. Genel tema ise ayrılıklı aşkların iç döküşleri ve bireysel hesaplaşmalar olarak özetlenebilir. Neyse ki bu temayı, yaygın eğilimin aksine, arabesk ya da alaturka motiflerin kolaycılığından uzak durarak müzikliyorlar.

Albümde son sıralara saklanmış olmasına karşın “Bilinçaltından Su Yürütmek” ilk dinleyişte dikkat çeken şarkılardan. İstanbul’da yaşayan ve sadece Pazartesileri değil, her iş gününün sabahı ve akşamında aynı eziyeti çekenlerin kolayca içselleştirebileceği “Pazartesi” tansiyonunuzu yükseltirse, tam aksi istikamette ruh haliyle bir nevi “Pazartesi”nin panzehiri niyetine, “Kusursuz Bir Gün”e kulak kabartabilirsiniz. “Yelkovan” ve hemen ardından gelen “Gölgeler ve Sessizlik” ise dinleyici nispeten daha kolay yakalayabilecek melodik nakaratlı şarkılardan. Oysa grup kolaya kaçmak yerine “Var Bir Şey”e klip çekmeyi tercih etti. “Var Bir Şey” bir kaçış şarkısı. Bir başka şehre, ya da aslında o şehirde yaşayan birine… Şarkıdaki şehir ise (şahsen kaçmak için aklıma birinci sırada gelmeyecek olan) Ankara.


Grubun müziğine hâkim olan doksanlı yıllar “britpop”u etkisinin en çok hissedildiği şarkılardan biri “Bu Sefer Son “. Bu şarkıda gruba vokaliyle Aydilge eşlik ediyor. Gitarların alıp götürdüğü “Boy Aynası”, yaz gecelerinin ateş başı şarkıları gibi tınlıyor. Albüme adını veren “Bana Bir Yalan Söyle” bence albümün en etkili şarkısı değil. Buna karşın bu şarkının elektronik müziğin popüler akımı “dubstep”le “rock”ı buluşturan “remix” düzenlemesi enteresan bir deneme olmuş. “Kahramanım” ise albümdeki bir başka iyimser (iyi hissettiren) şarkı; özellikle de o kahramanın aslında kendiniz olduğunu düşünürseniz.


Özet olarak; iyi düzenlenmiş, iyi çalınmış ve iyi bir “sound”la dinleyiciye ulaştırılmış şarkılara ve bazı şarkılarda yakalanmış genel geçer kriterlerinin üzerinde seyreden armonik yapıya rağmen, Türkçe “rock” müziğinin ortasından bir yerden ses veriyor Temas. Yani bütününde iyi bir albüm, belirgin bir karakteristiği olmadığı için yeterince etkili olamıyor. Radyoda bir şarkısına rastladığınızda, “Evet bu Temas” diyerek kolayca ayırt edemeyebilirsiniz mesela. Ya da albümü başından sonuna bir kez dinlediğinizde, kulağınızda bir ‘Temas müziği’ ayrımı oluşmayabilir.

Sevdiğiniz bir yemeği yemek için herhangi bir lokantaya gitmekle, o yemeği farklı bir lezzetle size sunacağını bildiğiniz bir lokantayı özellikle tercih etmek gibi… Ya da “Açayım da biraz “rock” dinleyeyim,” demekle, “açayım da biraz Temas dinleyeyim,” demek arasındaki ayırım gibi... Temas’ın bu handikapı aşıp aşamayacağını ise kuşkusuz zaman gösterecek.

ALTAN GÜNGÖR – “HER TELDEN”


Henüz ortaokul öğrencisiyken müzikle haşır neşir olmaya başlayan Altan Güngör, Ankara’da geçen üniversite yıllarında bir yandan eğitimine devam ederken, bir yandan da profesyonel olarak müzik yapmaya devam etmiş. İsveçli piyanist Maria Peterson’la tanışması, Altan Güngör’ün bugün elimizde duran albümünün de ilk basamağı olmuş. Güngör’ün Z Müzik etiketiyle yayımlanan ilk albümü, “Her Telden” adını taşıyor.

Albümde on şarkı var; dokuzunun söz ve müziği Altan Güngör’e ait, bir şarkı ise Yusuf Akbuga imzası taşıyor. Düzenlemelerde ise Altan Güngör, Maria Peterson’un yanı sıra yine İsveçli müzisyenler olan  Juan Ochoa Echervarria ve Mario Ochoa’nın imzasını görüyoruz. Albümün kayıtları da İsveç de yapılmış ve müzik direktörlüğünü de dünyaca ünlü Berklee Müzik Okulunda dersler vermiş, bir dönem Tina Turner ile de çalışmış olan Juan Ochoa Echervarria üstlenmiş.


Albüm kartoneti için kaleme aldığı yazıda “Çocukluğumda dinlediğim 45’liklerdeki popüler şarkılardan, üniversite yıllarımda çaldığım “rock” konserlerine, ülkemin dört bir yanına yaptığım yolculukların türkülerinden, dünyanın herhangi bir köşesinde kulağıma çalınan ritimlere ve şehrin caz tınılarına, farkında olup olmadan biriktirdiğim her türlü duygudan ve sesten çıktı bu albüm.” diyor Altan Güngör ve daha albümü dinlemeden, neyle karşılaşacağınız konusunda ciddi bir ipucu veriyor. Evet, tam da bu bir cümlenin özetlediği gibi olup bitiyor her şey. Ya da albümün o ilk bakışta çok klişe gelen adı gibi…

Albüm Latin-caz etkileri taşıyan “Düşlerim”le başlıyor, İspanyol ritimleriyle yürüyen “Kork”la devam ediyor. Hemen ardından bu defa “Ha-Yat” adı verilmiş bir “rock” şarkı dinliyoruz. “Ha-Yat”la Tonozu çözüp Akdeniz-Ege sularına yelken açmışken, tasavvuf müziğinden izler taşıyan “Mevlana’ya Türkü” ile kendimizi bir anda Anadolu’da buluyoruz. Hemen ardından gelen “Ler” ise Amerikan Western müziğinin iklimine götürüyor bizi.

Pop-“rock” sularında yüzen “Söyle”yi, “blues” etkili “Utanma” takip ediyor. Albümün tek İngilizce sözlü şarkısı “You” İngiliz popu etkisinde bir şarkı. Bir caz standardı tadı bırakan “Gerçek”in ardından albüm, yaylılarla yürüyen “Zamansız Adam” adlı pop şarkıyla sona eriyor.


On şarkı içerisinde bende ilk dinleyişte ön plana çıkan “Utanma” oldu. Gerek sözlerinin felsefesi, gerekse müzikal yapısıyla bu şarkı farklı bir yerde duruyor. “Mevlana’ya Türkü”nün “intro”sunda Sezen Aksu’nun “Sorma”sından izler var. Albümün açılış şarkısı “Düşlerim” ve sonlara doğru karşımıza çıkan “Gerçek”, “Utanma”dan sonraki favorilerim oldu. 

Bu kadar farklı tarzın ve türün bir araya geldiği bir albümde bir “sound” bütünlüğü yakalamak gerçek bir başarı, öncelikle bunu söylemek lazım. Başka başka müzikal tatlar alırken aynı albümü dinlemeye devam ettiğiniz duygusunu yitirmiyorsunuz ki bu da albümün belki de en kolayca dezavantaja dönüşebilecek en önemli özelliğini avantaja dönüştürüyor.

Şarkıların tamamı çok melodik ve çok kolay kulağı yakalayan armonik yapılar üzerine inşa edilmiş. Bu tanıdıklık hissinin işe yaradığı da söylenebilir. Altan Güngör’ün şarkılarından yer yer Mazhar Alanson, yer yer Bülent Ortaçgil tadını bulmanız çok mümkün. Ne ki albümde belirgin bir şekilde hissedilen bir de kusur var ki o da Altan Güngör’ün vokali. Özellikle pes seslerde sık sık detoneler duyuluyor. Keşke müzikal altyapıya gösterilen özeni vokali için de gösterseymiş Güngör; ortaya çıkan iş çok daha etkili olabilirmiş.   


Bir eleştiri de albüm kapağına getirilebilir. Kartonet tasarımında bazı şarkı sözlerini simgesel olarak destekleyen fotoğraflar kullanılmış ama nedense bu fikir tasarımın bütününde uygulanmadığından amacına tam ulaşmamış. Kapak fotoğrafı ise albümün içeriğine gönderme yapmaktan uzak olmasının yanında soğuk ve itici görselliğiyle albeni yaratmaktan uzak görünüyor.

Yine de bu çekinceler albümü edinmeye ve tekrar tekrar dinlemeye engel değil. Yeni bir öneri sunuyor çünkü Altan Güngör. Dikkate alınması, gözlerden/kulaklardan kaçmaması gereken bir öneri bu. Ayrıca Güngör’ün bundan sonra yapacaklarının/yapabileceklerinin de güçlü bir teminatı. Kulak verin.

GÖLGE HAYAT – “”GÖLGE HAYAT”


Kiminin çoktandır farkında olduğu, kimininse belki de henüz keşfedemediği gölge hayatlarının hikâyelerini anlatıyor Gölge Hayat. Grubun ismi de bu metafordan geliyor zaten. Gölge Hayat’ın kendi adını taşıyan ilk albümü geçtiğimiz Eylül ayında We Play etiketiyle piyasaya çıktı.

“Rock” müzik camiasında kombinasyonlar sonsuz. Genellikle ismini bir albümle tescilleyen gruplara dahil olmadan önce “rock” müzisyenlerinin büyük çoğunluğu çeşitli sahne gruplarından, “cover band”lerden ya da albümsüz ama meşhur grupların rahle-i tedrisinden geçiyor, bileniyor, deneyim kazanıyorlar. Sonra bir gün birilerinin yolları birileriyle kesişiyor, kafalar uyuşuyor, kuvvetler birleşiyor ve ortaya yeni bir grup kombinasyonu çıkıyor. Gölge Hayat tam da böyle kurulmuş bir grup. 2009 yılında altında bir araya gelen Barış Bal, Taylan Dedeoğlu, Berk Evren ve Koray Alarslan, her biri birbirinden farklı deneyimlerinin gücünü birleştirip adını Gölge Hayat koymuşlar.


Albümdeki on şarkının dokuzu grup elemanlarına ait, bir şarkı ise “cover”. Dokuz şarkının sözlerini grubun solisti Barış Bal yazmış. Besteler ise grubun diğer elemanlarına ait.

Albümün çıkışını bir “cover” şarkıyla yapmak şaşırtıcı değil. Her ne kadar söz konusu şarkı Erol Evgin’in kadife sesiyle kulaklarımıza yer etmiş “Bir de Bana Sor”un epeyce sert (yani bir anlamda ters köşe) bir yeniden düzenlemesi olsa da. Hele ki bu “cover” çıkışlı albümler meselesinin nicedir iyiden iyiye eleştiri konusu olduğu gerçeği de ortadayken. Zira bizim memlekette kulaklar önce ne söylendiğini duyar, sonra nasıl söylendiğini dinler. Hal böyleyken bu karar biraz da Gölge Hayat’ın kendi şarkılarına ihaneti gibi olmuş. Çünkü albümde gruba çıkış sağlayabilecek başka vurucu şarkılar da yok değil.


Gölge Hayat alışılagelenin aksine müziğin sert iklimini davuldan ziyade gitar ve klavyeye yaslamış bir grup. Bunun grubun anotomik yapısıyla da bir ilgisi var aslında zira Gölge Hayat’ta kadrolu bir davulcu yok. Albüm kayıtlarında şu sıralar Yaya’da çalmakta olan Mert Alkaya davulda Gölge Hayat’a eşlik etmiş.

Grubun ne söylediğini değil, nasıl söylediğini öncelikli kafaya takarsanız şayet, duyacağınız “sound”dan memnun kalacağınızı söyleyebilirim. Bir ilk albüm olmasına karşın, ergenliği çoktan geride bırakmış, olgun ve profesyonel bir “sound” ortaya çıkarmış Gölge Hayat. Bununla birlikte albüme açılış yapan “Pembe Rüyalar” özellikle “Sabah treninin son vagonunda” cümlesinde gerek melodik, gerekse vokal tekniği olarak Teoman şarkılarının (mesela “Rüzgar Gülü”nün) çok yakınından geçiyor. İkinci şarkı olarak karşımıza çıkan “Bir de Bana Sor”dan hemen sonra dinleyeceğiniz “Son Çıkış” da “biraz gamsız ol,” telkiniyle albümdeki diğer şarkılarla çelişen bir felsefe taşıyor. Ve dördüncü şarkı “O Yerde” nispeten daha genç duran bir aşk şarkısı. 


Bu dört şarkının arka arkaya sıralanması belli ki tesadüf değil; tamamen ticari bir karar. Oysa grubun müziğini daha iyi tanımlayan ve albümün asıl kozları olarak nitelendirilebilecek şarkılar bu noktadan sonra başlıyor. Özellikle “Yaşamak Bir Gün Daha”, “Uyan”, “Sahte Cennet” ve “Gölgeler Şehri” albümün yükünü çekebilecek güçlü ve etkili şarkılar. Sözlerinin taşıdığı derinlikle de bu şarkılar gruba ve albüme adını veren Gölge Hayat metaforuna vurgu yapıyor.

Türkçe “rock” müziğin neredeyse zorunlu hale gelen birkaç vokal tekniği var biliyorsunuz. Neredeyse bütün “rock” erkek vokaller ya Kaan Tangöze usulü alaturka-arabesk, ya Emre Aydın usulü şehirli ergen ve ya da Teoman usulü kırık dökük, romantik serseri. Neyse ki Gölge Hayat bu sıraya girmemiş. Barış Bal’ın vokali birkaç şarkının birkaç cümlesinde Teoman’ı anımsatıyor ama albümün bütününde sözcükleri deforme etmeden, yerli yersiz çekiştirmeden, eğip bükmeden şarkı söyleyen iyi bir şarkıcı dinliyoruz. Bu da gruba bir başka artı kazandırıyor.


Gölge Hayat’ın yolun çok başındayken, ortalarındaymış izlenimi veren bu ilk albümü, Türkçe “rock”ın 2012 hanesinde kayda değer işlerden biri olarak anılabilir.


Hiç yorum yok :

Yorum Gönder